31 Ocak 2016 Pazar

HÜLYACA YORUMLAR: I'm sorry, very very sorry...

HÜLYACA YORUMLAR: I'm sorry, very very sorry...: Demek ki yolcuların nereye gideceğine otobüs şoförü karar veriyor :) Üstelik hatayı bu tür hataların önüne geçmek için alınan personel f...

I'm sorry, very very sorry...

Demek ki yolcuların nereye gideceğine otobüs şoförü karar veriyor :)
Üstelik hatayı bu tür hataların önüne geçmek için alınan personel fark etmiş.
Allah'tan yeni işe başlamış kişiyi bari doğru seçe-bilmişler. Bu da bir şans.
THY'da Genel Müdür değiştirildi, profesyonel çalışanların işine son verildi.
İrtifa kaybetmeye başladı. Profesyonellikten uzak iş bilmezlik vs. almış başını gidiyor. 
Bu durumda da, anlamsız görev tanımları ortaya çıkıyor. Eee daha ne olsun :)


Şoför Dammam'ı 'Dalaman' anlayınca karışıklık oldu.
TÜRK Hava Yolları’nın (THY) Damman-İstanbul seferini yapan uçağının yolcuları, otobüs şoförünün Dammam’ı Dalaman anlaması sonucu dış hatlar yerine iç hatlar terminaline götürüldü. Yaşanan olayı Turkish Ground Services’in (TGS) bu tür karışıklıkları önlemesi için yeni görevlendirdiği personellerden biri fark etti.
Atatürk Havalimanı’nda sabah saatlerinde meydana gelen olay şu şekilde gelişti:
Türk Hava Yolları’nın TK 151 sefer sayılı Dammam-İstanbul uçağı bu sabah Atatürk Havalimanı’na indikten sonra apronda T14 nolu yere park etti. Biri bebek 42 yolcu uçaktan indirilerek otobüse alındı. Otobüs yönlendirme merkezinin, yolcuların Dammam’dan geldiğini belirtmesine rağmen, şoför Dammam’ı Dalaman olarak anlayınca yolcuları dış hatlar terminali yerine iç hatlar terminaline götürdü.
YENİ GÖREVLENDİRİLEN PERSONEL FARK ETTİ
İç hatlar terminali G3 nolu kapıda bulunan TGS personeli şoföre yolcuların nereden geldiğini sorduğunda ‘Dalaman’ cevabını aldı. Bunun üzerine 42 yolcu iç hatlar terminaline bırakıldı. TGS Yer Hizmetleri’nin, zaman zaman yaşanan yolcu karışıklıklarının önlenmesi için iç ve dış hatlar terminallerinde ‘açık’ diye tabir edilen kapı önlerinde görevlendirdiği personellerden biri durumu farketti. İkisi İstanbul, geri kalanı transit olan yolcular henüz dağılmadan tekrar otobüse bindirildi ve dış hatlar terminaline yönlendirdi. 


Cehalet her yerde. Ve katlanarak büyümeye devam ediyor. 
Thy birilerinin çiftliği olmuş.
Bir gün önce de yolcuları yanlış uçaklara bindirmişlerdi. 
Geçenlerde de fark edilmemişler ve pasaport kontrolünden geçmeden Türkiye'ye giriş yapmışlardı. 
Onun bunun yakınını çalıştırırsan böyle olur.
Torpille atamalarda bu sonuç çok normal. 
Sınavdan 90-100 alanın değil de, 40-50 alanların atandığı bir ülke burası. 
Sözlü değil de, yazılı olsa ve şoföre iç ve dış hatlar için renkleri farklı kodlar verilse sorun olmaktan çıkar.
Servis araçlarını iç hatlar ve dış hatlar diye de ayırabilirler.
Alınan personeller de daha verimli olabilmeleri için ihtiyaç duyulan yerlere yerleştirilir. 
Son teknolojiye sahip uçakları kullanıyorlar. Ama hala kalifiye olmayan eleman çalıştırıyorlar.
Ben bile konuya uzak olduğum halde daha onlarca fikir üretebilirim. 
Genel Müdür odasında kahve, çay içsin.  
Dikkat çay, kahve soğumasın.
Bu uğursuzluklar uzun süredir apronda deve kurban edilmediğinden başımıza geliyor Gülen gözlü gülen yüz

HÜLYA ÇAKICI

30 Ocak 2016 Cumartesi

HÜLYACA YORUMLAR: Küfrün adını günah koyuyorlar bir de. Gel de etme....

HÜLYACA YORUMLAR: Küfrün adını günah koyuyorlar bir de. Gel de etme....: İSLAMCI TELEVİZYONLARDA SABAH YAYIN KONUSU BABANIN PENİSİ OĞLUNA TAKILIRSA CİNSEL İLİŞKİ KİME YAZILACAK? Şaka gibi :) inanılır g...

Küfrün adını günah koyuyorlar bir de. Gel de etme.

İSLAMCI TELEVİZYONLARDA SABAH YAYIN KONUSU
BABANIN PENİSİ OĞLUNA TAKILIRSA CİNSEL İLİŞKİ KİME YAZILACAK?




Şaka gibi :) inanılır gibi değil. 
İkisini de penissiz bırakın, diğer erkeklere yazılsın.
Eminim  hepsi de bu durumda oluşacak günahı seve seve kabul edeceklerdir :)
BEYİN VE CİNSEL ORGAN ŞAHSA AİTTİR. BAŞKA BEDENLER DE İŞLEV KAZANAMAZLAR.
AĞIZLARINI AÇMADAN ÖNCE ARAŞTIRMA YAPSALAR KEŞKE :(
Bu zihniyet eğitim öğretime yön veriyor. İşte yeni Türkiye.
İstanbul'un fethi sırasında, papazlar İstanbul'un düşeceğini biliyorlardı. 
Halkı oyalamak için Tanrının cinselliğini tartışmaya açmışlardı. 
Tanrı dişi mi erkek mi diye. Bu durum da aynen böyle. Saçma sapan şeylerle oyalıyorlar.
Halkın kafasını karıştırmak, dikkatini dağıtmak gerek. 
Sözde; diyanet halkı doğru bilgilendiriyor. Bir sapkınlık almış başını gidiyor. 
İslam göbek deliği ile diz kapağı arasına sıkıştırılmış duruma geldi. Başka ne bekleyebiliriz ki.
İslamiyet doğru yolda ilerlemeye devam ediyor. Nereden buluyorlar bu kadar extrem fikirleri.
Adamların en çok merak ettiği konu bu. Akılları daha yukarılara çıkamıyor apış-aralarında kalıyor zavallıların.
Daha neler çıkacak sihirli şapkadan bakalım.
Memleket günlük gülistanlık hiçbir sorunumuz yok. Penisle uğraşalım bari.
Sonra ülke de tecavüz neden arttı? sapık din adamları varken artmaz mı?
Adamlar belden aşağı başka bir şey bilmiyor ki.
İslamın dünyaya geliş nedeni; Ahlak ve Terbiye iken, 
İslam adına konuşanların konuştuğu, ahlaksızlık ve terbiyesizlere bakın.
Türkiye'de din adamı değil, sapıklar türedi. 
Boş buldular meydanı da, patlatıyorlar ardı ardına.

Gel de şimdi küfür etme. Etmiş kabul edin. Çünkü ettim :)

HÜLYA ÇAKICI

29 Ocak 2016 Cuma

HÜLYACA YORUMLAR: LA EDRİ

HÜLYACA YORUMLAR: LA EDRİ: Bir kadın seni seviyorsa sana aittir. Mutlaka bir fotoğrafın vardır bir yerinde odasının... onu kaldırtma! Bir kadın seni seviyorsa uyu...

HÜLYACA YORUMLAR: Mevlana Celaleddin Rumi Türbesi girişinde, Onun şu...

HÜLYACA YORUMLAR: Mevlana Celaleddin Rumi Türbesi girişinde, Onun şu...: Lâ tahzen / Üzülme Mevlana Celaleddin Rumi Türbesi girişinde,  Onun şu beyti yazar; Lâ tahzen / Üzülme Çünkü hüzün, düşmanı se...

HÜLYACA YORUMLAR: Mevlana Celaleddin Rumi Türbesi girişinde, Onun şu...

HÜLYACA YORUMLAR: Mevlana Celaleddin Rumi Türbesi girişinde, Onun şu...: Lâ tahzen / Üzülme Mevlana Celaleddin Rumi Türbesi girişinde,  Onun şu beyti yazar; Lâ tahzen / Üzülme Çünkü hüzün, düşmanı se...

HÜLYACA YORUMLAR: İnsanların hayatı birkaç saniyede nasıl kararır, i...

HÜLYACA YORUMLAR: İnsanların hayatı birkaç saniyede nasıl kararır, i...: Ülkenin her yerinde her gün sürekli olan bir olay. Ama saatlerdir baş sayfada en önemli yerde yer alıyor.  Normal koşullarda altlarda küç...

İnsanların hayatı birkaç saniyede nasıl kararır, işte örnek.

Ülkenin her yerinde her gün sürekli olan bir olay. Ama saatlerdir baş sayfada en önemli yerde yer alıyor. 
Normal koşullarda altlarda küçük bir haber olarak yer verilir. 
Farkı bu olayda kaza yapanın bir ünlünün çocuğu olması.
Konu başlığı şöyle; Beşiktaş’ta Sinan Çetin'in oğlu kaza yaptı: Bir polis şehit, bir polis yaralı.
Hemencecik özetleyelim kimseyi baymadan. Sonra konunun asıl yorumuna geçelim ;)
İnsanların o kadar sıkıntısı varken zibidinin birine tahammülü olmayacaktır. 


İstanbul Beşiktaş'ta karşı yönden gelen otomobil ile polis aracının çarpıştığı kazada, bir polis şehit olurken, bir polis de yaralandı. Lüks otomobilin sürücüsünün ünlü yönetmen Sinan Çetin'in oğlu Rüzgar Çetin olduğu öğrenildi. Kazadan sonra 0.90 promil alkollü (Promil hesabı, her litre kanda kaç miligram alkol olduğuna göre yapılıyor. Yasal sınır, 0.5 promil. Yani, vücudunda 6 litre kan bulunduğunu varsaydığımız bir yetişkin, kanına 3 gram alkol karıştığı an, yasal sınıra ulaşmış oluyor. 0.8 promilde, “koordinasyon, algı ve muhakemede belirgin bozulma, tepki zamanının ve kendini kontrol etme becerisinin zarar görmesi” gözleniyor.1 promilde ise “sarhoşluk belirtileri, muhtemel mahcup edici davranışlar, bir an neşeli bir an üzgün olmak gibi ruh halinde gidip gelmeler” görülüyor.) olduğu da öğrenilen Rüzgar Çetin, "bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne bir kişinin de yaralanmasına sebep olmak" suçundan tutuklandı. Rüzgar Çetin'in hakimlikte verdiği ifadesinde, "Orta şerit boştu. Oraya girmek için manevra yaptım. Araç kaydı. Kaza yaptım. Çok pişmanım" dediği öğrenildi.Çetin'in avukatının da yaptığı savunmada kazada hayatını kaybeden polis memurunun emniyet kemerinin takılı olmadığı, takılı olsaydı kazanın ölümle sonuçlanmayacağını ileri sürdüğü öğrenildi.


Ehliyetini Hakkari'den 2004'de alıyor ve 2005'den bu yana İstanbul'da defalarca trafik suçu işliyor. 
Üstelik tehlikeli şerit değiştirmek, hız sınırını aşmak, alkollü araç kullanmak gibi ağır suçlar bunlar. 
28 trafik cezası ve 2 kez alkollü araç kullanmaktan, 2 yıl 8 ay ehliyetine el konulmuş. 
Ehliyetindeki ceza puanı da 100'ü geçmiş. Şimdi de bir insanı öldürüyor, bir insanı ağır yaralıyor.
Bu kaza değil, cinayet ve terör.
Ülkemizde genelde ölen ve kaybeden suçludur, kendisini savunamadığı için. Savunucusu da yoksa hele direk suçlu. 
Polislerin kullandıkları aracın resmine dikkatli bakıldığında, arabadan sağ çıkan ömür boyu sakat kalır.
Sicili dolu, baba parasıyla sağlam bir araba almış PORSCHE. 
Zil zurna sarhoş olup, polisin şeridine girmiş. Kayma falan yok. 
Gaza sonuna kadar basmış resmen. Kamerada da açık açık görülüyor. 
Kendi yolunda normal bir şekilde seyreden polis aracına, onun şeridine geçerek vurmuş.
Türk adaleti için bir sınav niteliğinde olacaktır. 
Bu şahsın ehliyeti hakkıyla alıp almadığı araştırılmalı, eğer ehliyet alımında usulsüzlük tespit edilirse ehliyeti iptal edilmeli.
Ve ehliyetsiz araba kullanmaktan da ayrıca mahkum edilmelidir. 
Maliyeden arabanın alınışını araştırmalı ve eğer baba parası ile alınmışsa veraset ve intikal vergisi tahakkuk ettirilmelidir. 
İstedikten sonra bir sürü açık bulunabilir. Yeter ki istensin.
Belki de hayatında ilk kez yaptığı yanlış bir hareketin sorumluluğunu alıp, cezasını da çekecek.
Taksirle ölüme sebebiyetin cezası 3 - 6 yıl arasıdır. 
Olayda 1'den fazla kişi öldü ise ya da 1 kişinin ölümü ile birlikte, 1 veya daha fazla kişinin yaralanmasına neden olmuşsa,
3 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 
Rüzgar Çetine ceza verirler ama fikrimce o cezanın hepsini yatırmazlar. 
Tutuklu yargılanır. Cezayı verdikten sonra tutukluluğunu kaldırırlar.
Yargıtay sürecini dışarıda geçirmesine izin verirler. Bu arada yargıtaydaki dosyaya da bir formül bulunur elbet :(
Bazı vatandaşlar tutuksuz yargılanacağı yönünde bilip bilmeden atıp tutmuşlar.
Ölümlü kazalarda fail ilk duruşmaya kadar tutuklu kalır. Sonrasını bilemeyiz.
Eğer bu trafik canavarı kurtulursa adalet sisteminin hiç bir işe yaramadığı bir kez daha anlaşılacaktır.
Alkollü olarak bir aracın direksiyonuna geçen herkes potansiyel katildir. 
Polisin barların yoğun olduğu yerlerde alkol kontrolü yapmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. 
İçkili bir yerden çıkıp arabasına biniyorsa % 90 alkollüdür. Trafik alkollü sürücü dolu.
Avukatı polis memurlarının kemerlerinin takılı olmadığını, ölüm ve yaralanmanın bu sebepten kaynaklandığını söylemiş.
Emniyet kemeri normal şartlarda hayat kurtarır. 
Fakat resmi polis otosunda dezavantajları var. Polis her an saldırıya ve çatışmaya açıktır. 
Müdahale ve saldırı sırasında eli tetikte olup hemen araçtan kendini atabilecek durumda olmalıdır.
Emniyet kemeri bundan dolayı takılı değildir muhtemelen. 
Daha bir sürü sebep bulacaklardır. Özet;
Alkollü araç kullandığı için hız yapan, trafikte suç sicili kabarık sorumsuz bir genç.    
Çarpma karşısında fazla dayanıksız bir polis otosu.
İçinde kemerini takmayan bir polis ve babasız büyüyecek olan 2 çocuk.
Medeni ülkelerde alkol sınırını aşıp birisine çarpan ve ölümüne sebebiyet vereni cinayetten yargılıyorlar.
İstenirse böyle bir durum için, bir gün İçinde kanunu çıkarıp onaylatabilirler TBMM'de. 

HÜLYA ÇAKICI

28 Ocak 2016 Perşembe

HÜLYACA YORUMLAR: Soma... Türkiye'nin en büyük iş kazası...

HÜLYACA YORUMLAR: Soma... Türkiye'nin en büyük iş kazası...: Soma A.Ş. dava hakiminin değişmesini istedi. Manisa'nın  Soma  İlçesindeki  faciada hayatını kaybeden 301 madenci ailesinin sürdürdüğ...

Soma... Türkiye'nin en büyük iş kazası...

Soma A.Ş. dava hakiminin değişmesini istedi.
Manisa'nın Soma İlçesindeki faciada hayatını kaybeden 301 madenci ailesinin sürdürdüğü hukuk mücadelesinde, şirket avukatı, taleplerini kabul etmediği ve mağdur ailelerin lehine hareket ettiği iddiasıyla İş Mahkemesi Hakimi Battal Şener hakkında reddi hakim talebinde bulundu.
Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin avukatı başvuru dilekçesinde, ailelerin hesaplarına AFAD’ın 184’er bin TL yatırdığı için paralarının olduğunu, adli yardım almamaları gerektiğini, kendilerinin mağdur durumda olduğunu ve verilen tazminat cezalarının da, aileler için Yargıtay kararında olduğu gibi, ’felaketi özlenir hale getirdiğini’ gerekçe gösterdi.
Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301 maden madencinin hayatını kaybettiği facianın ardından aileler, ceza davasının yanı sıra, manevi tazminat davalarıyla da hukuk mücadelelerini sürdürdü. Faciadan sonra ilçede kurulan Soma İş Mahkemesi’ne yaklaşık 400 dava açıldı. Bu davalar ilk açıldığında da, mahkeme, ailelerin avukatlarının talepleri doğrultusunda Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin malları ve TKİ’den alacakları üzerinde haciz kararı verdi.
İş Mahkemesinin belirlediği bilirkişi heyeti de, faciada şirketin kusurlu olduğuna karar verince, geçen Aralık ayında, tazminat davalarından ilki sonuçlandı. Mahkeme, şirketin faciada can veren madencilerden evli olan Özay Eren’in, annesi, babası ve 7 kardeşi adına açılan davayı sonuçlandırdı. Karara göre, anne ve baba için ayrı ayrı 75 bin TL, 7 kardeş için de 35’er bin lira tazminat ödenmesi istendi. Bu arada Eren’in, eşi ve çocuklarının ise ayrı bir dava açtıkları öğrenildi.


KARAR EMSAL TEŞKİL EDECEK
Mahkemenin tazminat davaları içini verdiği ilk kararın, yaklaşık 400 dava için de emsal teşkil edecek olması, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’yi harekete geçirdi. Şirket adına davaları takip eden Avukat Kadir Çekin, bundan sonraki tazminat davalarının, aleyhlerine sonuçlanmaması ya da daha az miktarlarda tazminat tutarlarıyla karara bağlanması için Soma İş Mahkemesi Hakimi Battal Şener hakkında, reddi hakim talebinde bulundu.
Şirket adına mahkemeye başvuran Avukat Kadir Çekin’in, dilekçesinde can acıtan gerekçelerde bulunduğu ortaya çıktı. Dilekçenin girişinde Hakim Battal Şener’in, tarafsızlığını yitirdiğini ileri süren Avukat Kadir Çekin, "Dava konusu olay iş kazası, Türkiye’nin en büyük iş kazasıdır.
Türkiye'nin en büyük iş kazası olması, yargılamanın taraflı yapılması için neden oluşturmaz. Bu tür davalarda, yargılamanın usulü işlemlerini, tamamlayıp toplumun beklentisi doğrultusunda karar oluşturmak, toplum karşısında yalnız olan davalıyı daha da korumasız hale getirecektir.
AİLELER, ACİZ DEĞİL PARALARI VAR’
Mahkemenin, haksız şekilde şirketin TKİ nezrindeki hak ve alacaklarına tedbir koyduğunu savunan Avukat Kadir Çekin, "Şirket varlıkları ve gelirleri üzerinde ağır tedbir uygulayan mahkeme, davacı tarafça yapılan ’adli yardım’ taleplerini gerekçesiz olarak, kanunun aradığı ekonomik durum araştırmasını yapmadan kabul etmiştir.
AFAD tarafından her bir davacıya, 184 bin TL civarındaki ödemelere rağmen, adli yardımlı olarak davanın devamını sağlamıştır. Yargılama masraflarını ödemekten aciz olduğunu beyan eden davacıların hesaplarında 184 bin TL gibi astronomik paraların varlığına dair, dosyada bilgi ve belge olmasına rağmen dava adli yardımlı olarak görülmeye devam etmiştir. Mahkemenin bu kararı, harçtan muaf oldukları için açılan davalarda, dava miktarlarının fahiş olarak artmasına neden olmuştur" dedi.
FELAKET ÖZLENİR KILINMASIN
Ailelerin istedikleri tazminat miktarının hemen hepsinin ödenmesine karar verilmesini de eleştiren Avukat Kadir Çekin dilekçesinde, bu miktarların felaketi özlenir kılacağını da ileri sürdü.
Bu tespitinde Yargıtay kararına da atıfta bulunan Kadir Çekin, "Yargıtayın yerleşik kararlarında, manevi tazminat çekilen üzüntüye, acıya birebir karşılık değildir.
Duyulan acı ve elemin bir nebze olsun, hafifletilmesi için belirlenen bir tutardır. Yerel mahkemenin, davacı tarafından yapılan yüksek miktarlı talebin olduğu gibi kabul edilmesi, ’felaketi özlenir hale getirebilecek’ niteliktedir. Meydana gelen kaza, sebebiyle oluşan acı gerçekten çok büyüktür. Bu acı hepimizin ortak acısıdır.
Para ile tazminat ile bu acı giderilmez. Belki azaltılması sağlanabilir. Ancak hükmedilen manevi tazminat miktarı, felaketi özlenir hale getirecek nitelikte bir miktardır" dedi.
Şirketin reddi hakim talebi mart ayında yapılacak duruşmada değerlendirilecek. Hakim talebi redderse, şirketin bir üst mahkemeye itiraz hakkı bulunuyor.
 


İŞİNİZE GELMEYENİ DEĞİŞTİRİN.
İnsan hayatı bu kadar ucuz mu bu ülkede. Çağ atlamış, kalkınmış ülke nerede? 
Her şeyi paraya dayalı sistem. İnsanlık nerede kaldı. 301 kişi dile kolay.
Bu nasıl bir itiraz gerekçesi? 
"Bu kadar yüksek tazminat verirseniz felaketi özlenir hale getirirsiniz". 
Yani demesi o ki, bu tazminatı almak için geride kalan aile fertleri kocalarının, 
babalarının, evlatlarının madende can vermesini özlerler. 
Tazminatı az tutun ki böyle bir özlem olmasın. Bu nasıl hukukçu böyle?
Madende öldürülen kardeşiniz, babanız olsa siz kaç para değer biçerdiniz? 
Ne demek, felaketi özlenir kılmak. Allah Soma'da ölenlerin ailelerine sabır versin. 
Acı yetmezmiş gibi bir de bunlarla uğraşıyorlar.
Para ile acı giderilemez demek para ile mutluluk olmaz demektir, diyor sn.avukat.
Öyleyse şirket patronları tüm mal varlıklarını bu ailelere bağışlasın nasıl olsa para ile mutluluk olmaz. 
Yüzsüzlüğün bu kadarı.
Aileler aciz değilmiş paraları varmış. Mahkeme yanlı tavır sergiliyormuş. 
Senin savunduğun şirket gerekli önlemleri almaması yüzünden ölen 301 kişiyi geri getirebiliyor mu?
Yargı güçsüz olanı korumuyor diyor. Sanırsın maden şirketi suçsuz masum, her şey ölen 301 kişinin suçu.
Madene girmeseydiler o zaman ölmezlerdi, diyecek neredeyse.
Güçsüz olan işçilerini ağır şartlarda ve güvenliksiz çalıştıran koca şirket mi,
yoksa erkeklerini kaybetmiş işçi aileleri mi? 
Hiç kimse 3 - 5 kuruş para için evinin erkeğinin ölmesini özlemez. 
Ayrıca Afad'ın (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) verdiği destek davalıyı hiç ilgilendirmez. 
Harç alınmaması da devletin kasası ile ilgilidir.
Harç alınsa dahi, davalı kaybedince zaten davacıya ödeyecek o harcı. (Bir can için ödenen 35 bin TL manevi tazminat.)
 

Dava sonucu felaketi özenilir hale getirecekmiş? 
Gerekli önlemler hala alınmamış demek ki. Tekrarlarsa ortaya çıkacak yeni tazminatlardan 
korunmak adına reddi hakim talebinde bulunuyorlar.
Bu durumda yargı caydırıcı bir ceza vermez ise, diğer işletmeler de işlerine geldiği gibi davranacaklardır. 
İş güvenliği, işçi sağlığı, iş kanunlarını vs. yok sayabilirler. 
Böylece ihmalkarlık yüzünden oluşabilecek bir çok iş kazası ortaya çıkacaktır. 
Türkiye'nin en büyük iş kazası olması bu yüzden önemlidir.
İbret için öyle cezalar çıkmalı ki, hükumete yakın olmanın iş güvenliğinin hiçe sayabileceği anlamına gelmeyeceğini anlasınlar. 
Dünyada tazminat davaları  çok ağır. 
Böyle bir durum adalet olan bir ülkede meydana gelse, o şirketin sahibi veya/ve ortakları bundan 
sonra hayatlarını sürdürebilmek için madende çalışmak zorunda kalırlardı.
Ayrıca yine soma faciasının onda biri bile olsa, şirket inanılmaz miktarlarda tazminat ödemek zorundaydı. 
Bu arada birçok siyasetçi ve bürokrat da istifa etmek zorunda kalırdı. 
Felaketi özlenir kılmak mı?
Burada felaket denilen şey aslında ölüm. 
Hiç kimse maddi karşılığı ne olursa olsun ölüme özenmez. 
Eğer özeniyorsa zaten iş hayatında, ona sunulan çalışma şartları ve maddi bozukluklar travmaya nedendir. 
Bu da yine işverenin sorumluluğundan doğan ve ödenmesi gereken bir tazminatı doğurur.
Felaketi özlenir hale getirmeyin o zaman önleminizi alın madenlerde. 
Sanki madenci veya ailesi felaket olsun diye bile bile mi yıkacak madeni.
Kim felaketi özler? Para için siz özler misiniz Sn.Avukat? 
Bu ne biçim savunma böyle? Nasıl bir düşünce şekli? Sırf bu cümle için dava açılır. (avukat ve soma a.ş'ye)
İnsanlar ölüyor. Kadınlar eşsiz, çocuklar babasız kalıyor. Kim felaketi özler kim?
Pişkinliğin bu kadarı pes.
ABD'li bir maden Uzmanı Soma faciasından sonra yaptığı açıklamada;
"maden kazası işin fıtratında var ama facia işin fıtratında yok. Kazayı, faciaya dönüştüren önlem almamaktır" demişti.
 
Hakim tek soru sorsa yeter;
Siz 184.000 TL için ölmek ister miydiniz?
Dava başladığında maden sahibi mağdurum, tazminat istiyorum. Der diyordum.  Az kaldı.
 
HÜLYA ÇAKICI

26 Ocak 2016 Salı

HÜLYACA YORUMLAR: Oturup kalırsın ihtiyar bir acının kıyısına...

HÜLYACA YORUMLAR: Oturup kalırsın ihtiyar bir acının kıyısına...: Bazen hiç değmeyecek insanlar için harcadığın zamana üzülürsün. Boşa giden emeklerin vardır çünkü, görmezden gelinen fedakarlıkların vardır...

Oturup kalırsın ihtiyar bir acının kıyısına...

Bazen hiç değmeyecek insanlar için harcadığın zamana üzülürsün.Boşa giden emeklerin vardır çünkü, görmezden gelinen fedakarlıkların vardır. Onlar için üzülürsün. Uykusuz gecelerine, gizli gizli döktüğün gözyaşlarına üzülürsün.En çok da neye üzülürsün biliyor musun?Yeniden sevmek istersin birini ama olmaz. Çünkü kırılmıştır bütün güvenin.




Bazen istesen de gidemezsin.Çoktan kapanmıştır o yol. Oturup kalırsın ihtiyar bir acının kıyısına.Üstelik yarımsındır artık. Her şey yaranı sızlatır. Şiirler, Şarkılar.Gördüğün insan yüzleri. Bazen istesen de konuşamazsın.Döver içindeki dalgalar yüreğini de. Sen avaz avaz susarsın.
Bazen, her şeyi akışına bırakmak gerekir. Su akıp yolunu bulsun diye.Bazen, ağlamak gerekir. Güçsüzlük sananlara inat, rahatlamak için.. Bazen, kimseyi dinlemeyip içinden geleni yapmak gerekir. Mutlu olmak için..Bazen, susman gerekir. Büyüklüğün sen de kaldığını anlamaları için.Bazen, görmezden gelmen gerekir. Sonradan olacakları görmek için.Bazen, sana değer vermeyenlerin hayatından çekip gitmen gerekir. Tek başına da mutlu olabileceğini herkese kanıtlamak için.. Ve bazen, yokluğunda seni özleyen birilerinin olduğunu bilmen gerekir. Çıkarsız, hesapsız, seni ''sen'' olduğun için seven birilerinin olduğunu hissetmen için.Bazen beklemek gerekir. Senin olanın sana gelmesi için... Bazen, sil baştan başlamak gerek.Her sabaha ve her akşama.Böyle bir şey yaşam.Ne geçmiş, ne gelecek, tek gerçek bulunduğun an. HÜLYA ÇAKICI

25 Ocak 2016 Pazartesi

HÜLYACA YORUMLAR: Hangi mirasın daha değerli olduğunu anlatan bir me...

HÜLYACA YORUMLAR: Hangi mirasın daha değerli olduğunu anlatan bir me...: Vehbi Koç'tan yıllar önce mektup:  Mustafa’ya ‘Rahmi'nin oğlu muamelesi’ yapmayın. Gönderilen: Bay Rahmi M. Koç,  Gönderen:...

Hangi mirasın daha değerli olduğunu anlatan bir mektup.

Vehbi Koç'tan yıllar önce mektup: 
Mustafa’ya ‘Rahmi'nin oğlu muamelesi’ yapmayın.
Gönderilen: Bay Rahmi M. Koç, 
Gönderen: Vehbi Koç 
şeklinde başlayan o mektup:

“Mustafa RAM’da çalışıyor. Ömer’i Alpay Bağrıaçık Bey’in yanına vermişsin. 
Ali'yi de RAMERİKA’ya verdin. Bu çocukların iyi yetişmeleri şart. 
Fakat onlara ‘Rahmi Koç’un oğlu’ muamelesi yapıldığını görüyorum ve çok üzülüyorum. 
İstedikleri yere, diledikleri seyahati yapabiliyorlar. Kimse sesini çıkaramıyor.
Onun için çalıştıkları şirketlerin müdürlerine özel olarak aşağıdakine benzer bir mektup yazman lazım.
Mesela Mustafa için ‘Oğlum Mustafa Koç şirketinizde çalışıyor. 
İyi yetişmesi için Mustafa'nın diğer memurlar gibi işe muntazam gelmesi-gitmesi ve verilen vazifeyi hakkıyla yapması lazım. 
Kendilerine hiçbir şekilde Rahmi Koç’un oğlu muamelesi yapılmaması ve Mustafa’ya da bu hissin verilmemesi icap eder. 
Mustafa hakkında her 3 ayda bir bana gizli olarak bilgi vermenizi rica edeceğim."
Daha sonra torunlarına bir mektup yazıp,
Gazeteden kestiği bir haberi yolluyor: Üniversite sınavını kazanan bir gençle ilgili... 
“Sizlerin de bu şekilde gazeteye geçmenizi ne kadar isterim” diyor ve ekliyor: 
“Bir baba oğluna bir apartman bırakacağı yerde en iyi şekilde yetiştirebilirse bu, 3 apartman yerine geçer.”
VEHBİ KOÇ



TÜRKİYE'DE BİR ŞEKİLDE SONRADAN ZENGİN OLMUŞ İNSANLARA.
ÇAPA YAPIP, İNEKTEN SÜT SAĞARKEN VS. BİLİNMEZ ARTIK NASIL VE NE ŞEKİLDE OLDUKLARI. 
BU ZENGİN HOLDİNGGG SAHİBİ VELİNİNİMETLERİMİZE, GÜZELCE KAPAK OLSUN BU MEKTUP.
TABİİ ZAHMET EDİP OKURLARSA Gülen yüz (siyah ve beyaz)
Koç ailesi köklerine, milli değerlerine sahip çıkarak gelişmenin, kalkınmanın ve güzel insan olmanın 
tüm erdem ve ilkeleriyle hareket eden örnek bir aile.
Günümüz Türkiye'sinde değerlerin, emek vermenin, dürüstlüğün, çalışkanlığın,
bir yerlere gelebilmek için Ahmet'e, Mehmet'e, Ayşe'ye, Fatma'ya göre değişmemesi gerektiğini gösteren,
aile görgüsünün ne demek olduğunu anlatan bir mektup.
Bir yerlere gelmiş? Ailelerin örnek almaları gerekli bir itham.
Şatafatlı kıyafetler ve davranışlar sergileyen, davetler için can atan, yoksa kendi yaratan görgüsüz dolu ortalık. 
Bir şey yaparken gösteriş için yapmayacaksın. 
Müftünün kendi sözleri; Koç Ailesi yıllardır o camiye yardım da bulunuyormuş.
Bunun yanında bir sürü bilip, bilmediğimiz sosyal sorumluluk projeleri vs.

Aile şirketleri ve yeniden yapılanma yönetimi, Türkiye'de sorun haline gelmiş durumda.
Müslüman bir toplumuz ve Cumhuriyetle yönetiliyoruz. 
Her şirketin gizli ortağı da devlettir. Bilinir bilinmez.
Vehbi Koç'un başarılı olabilmek adına, parayı amaç değil, araç olarak görmesi fikrimce mükemmel.
Kurumsal şirketlerde çalışan UZMAN kadrolar işlerinde daha verimli olabilmeleri için maddi sıkıntı içinde olmamalıdır.
İnsan takip etmekte ve yetiştirmekte de dünyanın sayılı duayenlerin-denmiş.
Torpil yok. Eğitim şart.
Eğitimi paralı (özel) ve parasız (devlet) olarak sınıflandırılıyoruz :((
Özel okulda okuyan öğrenciler, tabii ki Devlet okulu öğrencilerine göre daha şanslılar.
Bu şanslarını iyiye değil de, kötüye kullanırlarsa sonuç da değişecektir normal olarak.
Harcanan para, beklenen umut elde var hiç.
Her şeyin para ile elde edileceği düşüncesi.
Özel okuldayım para veriyorum. 
Öğretmene saygısızlık, idareye saygısızlık, hemşireye saygısızlık, görevlilere saygısızlık vs.
En önemlisi geleceği olan derslere devamsızlık.
Para veriyorum istediğim zaman gelir giderim.
Eğer veliler okulla iş birliği yapamazsa bu ateş yarınlarda onları yakacaktır.
Yaşamı lüks tüketim sanan gençler. 
Ne alırsan al, verirsen ver. Mutlu olmayan çocuklar demek. Devamı da başarısızlık.
Asık suratla kendisine saygı duyulmasını sağlayıp, otorite kurabileceğini sanan 
patroncukların, bu mektuptan ders alması lazım. Kendisi için olmasa bile evladı için.
Makam, mevki bir yere kadar. 
Ardında bıraktığın bir güzel söz, bir hayır duası. İnsanı insan yapan. 
Vehbi Koç ölümünden sonra bile bizleri aydınlatmaya devam ediyor. 
Ben BAŞARI diye buna derim.
Bu sebeple Koç, Koç Holding oluyor işte.
Kendisinin de, torununun da mekanları cennet olsun. 

HÜLYA ÇAKICI

24 Ocak 2016 Pazar

HÜLYACA YORUMLAR: Merhaba diyebilmek için, Elveda demek gerekir...

HÜLYACA YORUMLAR: Merhaba diyebilmek için, Elveda demek gerekir...: Geçmişe üzülmek ve gelecekten tedirgin olmak, Allah'la arandaki perdedir.  O perdeyi ateşe at ki, ardından Allah görünsün.  Hz.  Mevlan...

Merhaba diyebilmek için, Elveda demek gerekir...

Geçmişe üzülmek ve gelecekten tedirgin olmak, Allah'la arandaki perdedir. O perdeyi ateşe at ki, ardından Allah görünsün. Hz. Mevlana  


Şu hayatta öyle insanlar ve yaşattıkları olaylarla karşı karşıya kalıyoruz ki, bırakın umudu insanlara olan güvenimizi bile kaybediyoruz.Maya soydandır, soyu bozuksa kıvamı tutturamayan ne yapsın.İnsanın alnında mayası bozuk diye bir şey yazmıyor ki bilesin.Kılık kıyafetine duruşuna bakınca adam sanıyorsun, konuşunca bitiriyor kendini.Mutsuzluk virüsünü yaygınlaştıran sebeplerin en önemlisi tatminliksizliktir. Olan ile yetinmemek, sahiplenmeye öncelik vermek, daha büyüğünü, yenisini hızlısını güçlüsünü farklısını istemek mutluluğun önündeki en büyük engeldir.Günümüzde insanların kendi menfaatleri için çalıştıklarını görüyorum.Sadece ben, biz yok. Kısa vade kazancı.Bazıları da hep zengin olma hayali kuruyor.O yetmiyormuş gibi zengin olan bir arkadaş, son model arabasıyla, eviyle,telefonuyla vs. hava atarken aslında  kendi mutsuzluğunu, tatminsizliğini kapatmaya çalışıyor.Elimizdekilerin değerini bilmeden başka şeylere sahip olmak istiyoruz ne yazık ki.Allah insanı iyilik üzere yaratmıştır. Kötü insan yoktur, varsa da o insan değildir. Allah kulunun yaptığı kötülükten şeytanı sorumlu tutar.Şeytana uymayın, şeytan cehennemliktir. Ona uyarsanız siz de cehennem ehlinden olursunuz diye buyuruyor. İnsanın mayasında şeytanın hamurunda da var demek ki. İşte ağır basan yeri ayarlamak gerekiyor. Allah hidayet versin.Allah bizlerin kendi ölçümüzde iyilik yapıp, hayır işleyip ve her şey için şükretmemizi ister. Bunları da herkesin öğrenmesini ister. Çünkü ne yaparsak kendimize yaparız. 

Acı çektirmek, alay etmek vs. isteyen kişiler, çektikleri acının da görülmesini isterler.
Bu kişilerin ihtiyacı, daha önce görmemiş oldukları Sevgi ve anlayıştır.Ama arınabilmesi gerekir bu gerçek güzellik için.Her dindar kendi dininin daha güzellik kattığını düşünür.Her ırk kendi ırkının daha  yüce olduğunu.Kendi bayrağının kutsal olduğunu ve en güzelinin bu olduğunu söyler.Oysa gök yüzünü göremez. Gerçek kalbe ulaşamaz bu insanlar.Çünkü hep kendilerine ait sanırlar güzelliği.Yıldızlar, gök kuşağı bu yüzden çoğu kez anlamsızdır.Yoksa hangi yıldız kendi toprağının içinde sadece  görünür?Hangi gök kuşağı  sadece  kendi yağmurunda çıkar. Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrettiler bize. Ne her gördüğümüzü isterdik, ne de her istediğimiz olurdu.Ama öyle hemen depresyonlara girip çıkmazdık.Bizler varlığa şükür, yokluğa sabreden çocuklardık. Ben artık kişiden kişiye değişim kararı aldım.Çünkü kötü olan biri, Benim İyi yüzümü görmeyi hak etmiyor.Bu kendini beğenmiş insanlar, başkalarını da kendine hayran sanır.Güvercin telaşıyla ilerlerken zaman.Yere vurur kanatları kabarır toprak. Gidinde akrebe sorun nasıldır zehri içinde taşımak.Kendinizi sevin.. Zeki olmanın ilk işareti kendinize zarar vermemenizdir. HÜLYA ÇAKICI

HÜLYACA YORUMLAR: İş çenede değil, iş icraatta...

HÜLYACA YORUMLAR: İş çenede değil, iş icraatta...: Fransa'nın çok ünlü bir ressamlarından birisi,  yetiştirdiği çıraktan kendi tablosunu yapmasını istemiş. Artık sen bir ressam sayıl...

İş çenede değil, iş icraatta...

Fransa'nın çok ünlü bir ressamlarından birisi, 
yetiştirdiği çıraktan kendi tablosunu yapmasını istemiş.
Artık sen bir ressam sayılırsın, kendi tablonu yap ve bana getirmeden kent meydanına as.
Yanına bir kalem koy, insanlardan beğenmedikleri yerlerin üzerini çizmelerini iste.
Bakalım beğenecekler mi?
Çırak resmi yapıp bitirmiş ve ustasının dediğini yaparak meydana koymuş.
Ertesi gün heyecanla gidip resme bakmış ki, resim karalamalardan gözükmüyor.
Hocasının yanına giderek resmi göstermiş.
Ustası bir resim daha yapmasını, bu defa boya ve fırçaları da resmin yanına koyarak, 
insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmelerini istemesini söylemiş.
Çırak tekrar resim yapmış ve ustasının dediği gibi boya ve fırçaları da yanına 
koyarak insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmelerini istemiş.
Ertesi gün gittiğinde ne resme dokunulmuş, nede fırçalara dokunulmuş.
Sevinçle hocasının yanına gitmiş ve durumu anlarmış.
Ustanın cevabı ise;
Bak öncesinde bilen, bilmeyen, anlayan, anlamayan herkes resmine eleştiri yaptı.
Ama ikinci defasında bilmedikleri bir şeye dokunmaya çekindiler.
Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın. 
Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. 
Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yok.
Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma.


 
Yıllar önce yazdığıma benzer bir öykü okumuştum.
Bu basit ama çok şey anlattığını düşündüğüm öyküyü şundan dolayı yazdım.
Bilip bilmediğimiz her konu hakkında ahkam kesen bir toplumuz.
Meslek hayatımda başıma o kadar çok geldi ki...
Eğitimini almadığımız bilmediğimiz konularda ne yorum yapmaya,
ne de karar vermeye hakkımız yok.
Maalesef bizim toplumuzda herkes avukat, herkes doktor
herkes antrenör, herkes yönetici, herkes gazeteci vs... 
Eleştirmek konuya hakim olan insanların harcı.
Ama bilmeyenler bilenlerden daha çok eleştirir niyeyse.
Galiba işin ve de hayatın asıl sırrı da burada.
Bilmediğimiz konularda o kadar çok konuşuyoruz ki, bıktırıyoruz.
Gerçek anlamda bilen insan yapıcı olur, bozucu olmaz.
Her şeyin başı eğitim. 
Ekmeden biçmek Allah'a mahsustur.
 

Türkiye'de çoğu kişi hiçbir şeyden anlamıyor.
Parayı veren veya başka bir şey veren istediğini alıyor.
İstediği yere hooooppppp oturuyor.
Eleştirmek kolay, yapmak o kadar kolay değil.
Emeğe saygı, bilgiye saygı, tecrübeye saygı duymak lazım.
Emeğin kıymetini, emek vermeye becerisi olanlar anlar.
Bilmediğin, sadece duyduğun veya biliyor havalarında olduğun,
her konuda konuş sıkıntı yok ama bir gün sana buyur sen yap, göster bana
bende öğreneyim o zaman derlerse kalırsın zappadanak ortada.
İş çenede değil, iş icraatta.
Havadan yer kapan, koltuk kapan yarı akıllılar değil. 
Emek verilen her şey değerlidir.
Daha iyisini yapamayacağını bildiğin işleri eleştirme.
 
Bilmeyenle tartışma asla onun seviyesine inme, sen bildiğini oku.
Benim hayat felsefem, hiç kaybettirmedi bana şimdiye kadar şükürler olsun ki.
 
HÜLYA ÇAKICI

23 Ocak 2016 Cumartesi

HÜLYACA YORUMLAR: Tiyatro sahnesi gibi bir Ülkede yaşıyoruz...

HÜLYACA YORUMLAR: Tiyatro sahnesi gibi bir Ülkede yaşıyoruz...: DEVLET ÖDEVLERİ YASAKLAMIŞ O zaman haydi kaymaya, at binmeye vs. gidelim, gidelim mi?  Lütfen. Lütfen :) Sorsanız para pul yok. Bak...

Tiyatro sahnesi gibi bir Ülkede yaşıyoruz...

DEVLET ÖDEVLERİ YASAKLAMIŞ
O zaman haydi kaymaya, at binmeye vs. gidelim, gidelim mi? 
Lütfen. Lütfen :)

Sorsanız para pul yok. Baksanız yok yok.
İlginç ve eğlencelidir benim insanım. Tiyatro sahnesi gibi bir Ülkede yaşıyoruz.
Ne mutlu bize Gülen gözlü gülen yüz
Bir bu ülke çocukları var hava alanında izdiham yaşatan, yurt dışı kayak merkezleri, 
tatil yerlerine vs. giden. 
Yine bir bu ülke çocukları var belki televizyonda bile görmeyen. 
Gidene sor. 
Ekonomi kötü şekerim, para kazanamıyoruz.
Kalana sor. 
Şükür halimize. Bunları bulamayan, olmayanda var.
İşte böyle bir yer Türkiye'm. 
Yıkarlar hava limanını birbirlerine hava atmak ve kendilerini gösterebilmek için. 




Sen nereye gidiyorsun şekerim? 
Ben ..X... gidiyorum. Ay oraya geçen yıl gittim.
Rezil bir yer. Bu yıl burayı seçtik. Daha pahalı ama değer şeker. Mucuk sana, byyyyyy. 
Atarız resimleri facebook, twitter, instagram vs. Kötü bir yer ama üzülme yine de, 
bir daha ki yıl bizim gittiğimiz yere gidersin.
Yeminle konuşma aynen bu şekilde ve yanımda geçti. 
İnanın film herhalde dedim. 
Yıllar var ki, oturup televizyon seyretmeyeli.  Vakit kaybı, zaman israfı. 
Ondan pek oyuncuymuş, falan-caymış, filan-caymış tanımıyorum.
Belki bir haber, bir sahne gözüme ilişir dedim ama yok.
Bakındım, atayım kendimi kameraların önüne belli mi olur. Bakarsınız star olmuşum Sevinç gözyaşları döken yüz
Bu kadınCAĞIZIN rolünü kapmışım. 
Kamera yok, film değil, rol değil, KOCAMAN BİR GERÇEK.
Sonradan görme takımı.
Lafı yerken, gık demeyen (belli ki daha çömez Gülen gözlü gülen yüz) kötü tatile gidecek kadın, 
ahenk ile kocasına bir bağırdı ki. Sessiz bağırış.
Offffff offff dedim. Aileye bak. 
Çocukları ve hiç tanımadığı koltuk ortaklarının yanında karşılıklı konuşmalar mı, yoksa?? 
adı yok.
Türkçe'min çok zengin olduğunu düşünürdüm. 
Zavallı ben, kendimi ne güzel kandırıyor-muşum meğer 😯
Tüm tatil yapacak olanların tek ve bir amacı var çocuklarını eğlendirmek Gülen yüz (siyah ve beyaz) ???
Türkiye'de meselenin özü bu işte.
İki ayrı dünya ve bu dünyaların insanlarını bir arada tutamamak. 
Eğitim fırsatını dengeli sunamamak.  
Bir toplum olamayışımızın nedeni bu diye düşünüyorum. 
Algıda insan olmayı ve birey olduğumuzu unutturulduk. 
Herkesin içinde, hadi herkes önemli değil desek bile, çocuklarının yanında ve 
onların duyabileceği şekilde eşine hakaret eden bir bayan.
Nasıl ya, nasıl. Anne babaya saygı sonra. Onların birbirlerine saygıları yok.
Dış kapının mandalı bir bayan böyle dedi diye gel kavga et, komedi.
Ağzı olan konuşur, öyle her şey için birbirimizi harcarsak yaşanılası bir dünya olmaktan çıkarız.
Kardeşçe ve herkesin eşit olduğu ve  birlikte yaşam dileğiyle...
Çocuklarımıza iyi tatiller dilerim...

HÜLYA ÇAKICI