3 Mart 2016 Perşembe

Yasalar! Siyasetçilerin bakış açısına göre mi değişir?

ANAYASA MAHKEMESİ'nden, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'a açıklama geldi. AYM’nin Erdem Gül ve Can Dündar kararını “iptal kararları, gerekçesi yazılmadan açıklanamaz” diyen Bekir Bozdağ’a, AYM yaptığı yazılı bir açıklama ile yanıt verdi. 
AYM, “yasa iptali” ile “hak ihlali” kararlarını birbirinden farklı olduğunu belirterek, “bunları birbirine karıştırmayın” dedi. AYM tarafından yapılan açıklamada, bazı gazetelerin Anayasa Mahkemesi’nin verdiği“iptal kararları” ile “ihlal kararlarını” birbirine karıştırdığı ifade edilerek, şöyle denildi; “1 Mart 2016 tarihinde bazı gazetelerde “iptal kararları” ile “ihlal kararları”nın karıştırılmasından kaynaklanan yanlış değerlendirmeler yapıldığı görülmüştür. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında “İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.” hükmü yer almaktadır. Anılan kural, Anayasa Mahkemesinin iptal davası ve itiraz başvurusu sonucu vermiş olduğu “iptal kararları” için geçerli olup bireysel başvuru sonucu vermiş olduğu “ihlal kararları” yönünden herhangi bir hüküm ifade etmemektedir.

Özetle, BEKİR BOZDAĞ şunları söylemişti.
Anayasa Mahkemesinin verdiği son hak ihlali kararı, daha yargılamaya başlamamış mahkemeye ve yargı görevi yapanlara baskıdır, müdahaledir. İlk derece mahkemesinde daha iddianamenin okunmadan, savunma dinlenmeden, deliller değerlendirilmeden ve sanıkların mahkumiyetine, beraatine karar verilmeden, Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı vermesi Anayasa ihlalidir. Yargılama sürerken, Anayasa Mahkemesinin, işin esasına girerek hak ihlali kararı vermesi, ayrıca açık bir yetki ve görev gasbıdır. Yargıya güven, yargının prestiji, eleştiri veya alkışlara göre değil, ancak usulde, esasta doğru kararlarla tesis edilebilir.

Peki o zaman bir soru daha çıkıyor ortaya.
Bu drumda, henüz yargılaması yapılmamış, savunması alınmamış, deliller değerlendirilmeden bir insanın hapse atılması, suçu ispatlanana kadar herkes masumdur kuralına aykırı değil mi?
Daha yeni bir çok kritik dava da yasa dışı ve sahte delillerle insanlar içeri de çürütülmüşken, canlarına kıymışken ve tüm bu davaların kumpas olduğu ortaya çıkmışken, Adalet Bakanı olarak yapacağınız açıklama bu mudur?

Hadi AYM'yi mahkemeye verin. Evet ihlal etmemiş olsaydı şimdiye kadar içerdeydiniz!
AYM açıkladığında niçin hemen bu yorumu yapmadınız da bu güne beklediniz?
Çünkü, 90 yıllık enkaz üzerine gidecek ti ahali, açıklama yapmaya bile gerek görmeden indira Gandi yapacaklardı. Gerçekten de iyi iş çıkarıyorlar kafa karıştırmak konusunda. Hala gereksiz konuşmanın muhasebesini yapan aydınlar  (Körler veya saflar mı?) var.
Bu konuşma neden ortaya atıldı. Siz de bir haftadır sadece buna yoğunlaştınız ve asıl olayı kaçırıyorsunuz!

ÇÜNKÜ; ANAYASA MAHKEMESİN DE SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN hakkında açılmış 3 TANE DOSYA VAR..!

Bu dosyalar işleme açılmadan AYM'nin bir an önce kaldırılması için AYM'yi tartışmaya açtı.

AKP Milletvekili Metin Külünk AYM Kaldırılsın. Yeni Anayasa sürecin de Anayasa Mahkemesi'nin varlığı tartışılmalıdır. AYM kaldırılmalıdır. Sözlerini sarf etti?

KENDİ SÖYLEDİĞİNE İNANMAYANLAR.
Hukuk sistemine biz inanmazsak, biz güvenmezsek başkalarının güvenmesini nasıl bekleyebiliriz.

DİKTATÖR DEVLETLER hariç, tüm DÜNYA devletlerinin ANAYASA MAHKEMELERİ vardır.
AYM'siz TÜRKİYE düşünemiyorum. Kuyrukları sıkıştı ve geminin tahtaları gıcırdamaya başladı. İşin kötüsü de en güvendiği mürettebatlar filikaları alıp gittiler.
Bir de finali görsek hayırlısıyla.


Siyaset görsel bir kandırmacadır.
Sermaye isterse iki saniye de dost olur. Maksatlar da aynı olunca, bir bahaneyle ip kırıldığı yerden bağlanır. Senaryo yine devam eder. Bu durum HALKIN kendine gelip saatlerce vaktini başka alanlardan ÜLKE ve DÜNYA SİYASETİNE çevirmesiyle son bulur.
İşte o zaman sermaye değil, halklar kendisini yönetmeye başlar. Yani Demokrasi gelir.
Kurtuluşunun yolunu aralamış olur.
Alın teriyle kazandığını, bir kişinin iki dudağı arasından çıkan demeçlerle yükseltilen enflasyon, borsa, dolar euro vs. gazabından kurtarır.

Bu ülke Cumhuriyet olarak kurulduğundan bu güne kadar halkının siyaset de farklı görüş olarak birbirinden en çok rahatsız olduğu dönemini yaşıyor.

Bunun en açık örneği ise, görsel medya da farklı görüşte olan kişilerin, konuşulan  konular da tartışma şekilleri, yaptıkları analizler de bile birbirine tahamülü olmayan ve birbirlerini halkın gözün de kasıtlı yıpratmalar, küçük düşürme vs. şeklindeki gibi davranışlarından da anlıyoruz.

Bu nasıl becerildi ve kabullenildi?
Sanki ÜLKE hizmeti değil de şahısların hizmetine adanmış ve şartlandırılmış gibi görüntüler sergileniyor.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder