2 Nisan 2016 Cumartesi

AH DOKSANLI YILLAR!


Fotoğraflar da yüzler farklı farklı konuşur. Bazen şiir okur. Bazen hikayesini anlatır. Müzik de etkilidir insanın anların da. Hani bazı anlar vardır unutmuşsunuzdur. Ama bir melodi tam da o anı hatırlatır eksiksiz.

Hayatımın en güzel dönemleridir 80'li ve 90'lı yıllar. Şimdi bir fırsatım olsa oraya gidip geri gelmemek isterim bir daha. Yazlık sinema ve gazoz en büyük keyfimizdi. Bizler çok şanslıymışız ki o yılları yaşayabilmişiz. Otobüsler skoda, dolmuşlar ilave sıralı, dolmuş taksi chrsysler, ford. Pantolonlar ütülü, insanların içi dışı temiz. Üç beş minübüs belli adreslere, müzik, lezzet, yaşam güzellikler ve duygularla bezeli. Para var ya da yok şekil aynı. Özledim yaşadığım güzel yılları :) Hep geçmişe bir özlem var artık. Şarkılar bir başkaydı o zaman, gerçek aşk vardı, gerçek dostluklar! Yoksulluk vardı ama insanlar mutluydu. Arkadaşlıklar çok değerliydi. Şimdiki gibi cep telefonu, bilgisayar yoktu. Arkadaşlarla ya önceden randevulaşılırdı ya da evden çağırırdık birbirimizi. Ben o yılların özlemini hiç atamadım içimden. Kavgaları bile daha güzeldi. Küslükleri bile daha insaflıydı. Teknolojinin çok gelişmediği, her şeyin para ile ölçülmediği, insan ilişkilerinin sağlam olduğu, komşuluğun, dostukların, bayramların ölmediği, marka saplantılarının olmadığı bir daha geri gelmeyecek bir efsane 90'lı yıllar...
Sofra da bereket tat ve en önemlisi içten samimi bir muhabbet vardı. Her şey saf ve doğaldı. Yapmacık değildi.
Eskiden çalmayan yöneticiler vardı. O kadar kıyamıyorlardı ki paraya yatırım dahi yapmıyorlardı :) Ayrım da yoktu. Başı açıktı kapalıydı diye. Yoksulları, fakirleri sadece seçim zamanı adam yerine koymayan, her zaman hal hatır soran kıymetli yöneticiler vardı. Hava da, su da ikisi de bedavaydı. Halkın içeceği temiz suyu sağlamak zaten mecburi bir görev. Ama şimdi suyu bile para ile içiyoruz!
Mısır tanrıları cennete para ile giriyorlardı. Yani fakirler cennetlik değildi. Oradan yola çıkarak haklılar :)
Eskiden denizler kirlenir, balıklar vururdu kıyıya. Şimdi insanlık kirlenmiş çocuklar vuruyor kıyıya.! Her 50 metre de bir Cami var ama içine gidip namaz kılan Cemaat yok. Ne kadar ilginç değil mi? Süs ve gösteriş. İtibarımıza gölge düşmesin.

Doğuşumuz, dünya'ya gelişimiz tarlaya ekilen ürün gibi. Büyüdük, meyve vereceğiz. Ve ölüp, kuruyup, çürüyüp gideceğiz. Bunu bildiğimize göre! Nedir bu hırs bu kapitalist sistem de. Batsın bu sistem. İnsan farkındalığının varoluşu açısından, farkındalığını geliştirmesi, meyvelerinin daha güzel daha verimli olmasıdır. Kısa olan ömür de daha dolu ve güzel bir yaşamdır.

Kimi gözler mezar kadar sesizdir. Konuşsak gülecek, konuştukça dinleyecek, sustukça hissedecek. Geçmişe yolculuk. Muhteşem yılları ne güzel yaşadık dostlarımızla hep birlikte. O günler çok daha saf, romantik ve doğal, bu günlerle karşılaştırdığında :(

Şimdi Türkler artık sapıtmıştır. Toplumsal bir travma geçiriyor. Türk toplumundaki asrın rehaveti, her türlü duyguları kör etti. Ne yaptılar, ne ettilerse mutluluk yitti. Denize düşen bir anahtar gibi.
KENDİLERİNE UZAKTAN KUMANDAYLA ÇALIŞACAK ELEMAN ARIYORLAR. BU NEDENLE TÜM MEKANİZMALAR UZAKTAN KUMANDAYLA ÇALIŞIYOR.!

Hayat, acılar ve ölümlerle bir anda silinen geçici zevklerin ötesinde bir şey olmalı.
Çanakkale savaşını unutma Türkiye. 
İstanbul Erkek lisesinin son sınıf tüm öğrencileri o cepheye gitti, pırıl pırıl16-17 yaşında çocuklar. Hiç biri geri dönmedi.  Unutmamalı. Tüm tartışmalar bir yana, bu vatanı biz seviyoruz.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder