3 Nisan 2016 Pazar

Hayat ne zaman başlar?


Hayat, anne karnından dışarıya çıktığın andan itibaren başlar. Artık dünya'ya gözlerini açmışsındır.
Hayat, insan kendi bilincinin farkında olunca başlar.
Hayat, mücadele etmeye başladığın da başlar. Dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenirsin.
Hayat, herşeyin boş olduğunu anladığın da başlar.
Hayat, hayatı hafife aldığın an, satıldığın an, kırıldığın an başlar.
Başkalarının dayattığı hayattan kurtulup, kendi yaşamımızı kurduğumuz an başlar.

Herkes elbet bir gün kendi kalbinin ekmeğini yer. Kişi kaderini kendi çizer. Allah yolları verir. O yollardan birini seçmek kişinin kendi nefsi ile ilgilidir. Dünya imtihan yeri. Kazanmakta, kaybetmekte kişiye bağlı.
Herkesin bir çizgisi vardır hayatıyla ilgili. Doğru ya da yalnış. Ben yolumda ilerliyorum. İhanete gelince sırtım doludur hançerlerle, en sevdiklerimin hançerleriyle. Yani ben doğruysam herkes doğru olmuyor ve ben yaşanılan bir olay karşısında kendimi yerden yere atsam da o olay akibetini değiştirmiyor, acıyı azaltmıyor. Ölümden gayrısı boş bu hayatta. Ve kimse ben üzülürüm diye birşeyleri yapmaktan veya söylemekten kaçınmıyor. Yarını düşünmeden gün de doğmuyor. Düşündüğümüz yarınlar, bizim düşündüğümüz gibi doğmuyor. Yaşadıklarımız için söylenecek çok bahane yaratabilriz. Ama kendimizle yüzleşmeye gelince, kimine devam kimine son nokta. Güzel olabiliyoruz ama bir çiçek kadar masum olamıyoruz.

Her insanın kendi algısı, gözlemi doğrultusunda yaşama ve yaşatma isteği vardır. İyinin iyiliği, kötünün kötülüğü doğurduğu gibi. Hayat olumlu ya da olumsuz şekillerle karşımıza çıkıyor. Olumlu yönünü alıp, olumsuz yönde kaçmak insan olana yakışmıyor. Pes ettiğin anda kötülük doğuyor. Yaşam sevdiklerimizin cefasıyla da, sefasıyla da güzel. Sorumluluğu hissettiğiniz zaman insan olmanın değerlerine varıyorsun. Yaşam bencilleştiğinde erdemini yitiriyor. Yeter ki niyetler sevgi ve saygıdan yana olsun. Güzelliğin alası gelir ve hayatın tadına varılır. Mevlana "Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen huzuru bulur" demiş.
Hayat öyle bir şey sevmeye, sevilmeye değecek. Yaşamak güzeldir zor hale getirilmedikçe. Menfaatler için değil ve güzeli güzel olduğu için değil, içinde bir deprem yarattığı için sevmeli insan. Ama zaman öyle bir şey ki yoruyor insanı. İnsanlar yoruyor, biz bizi yoruyoruz. Kimse de değil, biraz da kendimiz de hatalar aramalıyız. Hiçbirimiz olduğumuz yaşa ışınlanarak gelmedik. Zaman insana tecrübe katmasa keşke. Geçmiş yüzünden insan şu anki sevgisine koşmak yerine yürümeyi becerebiliyor. Kişi kendisinin olmayanlara bakmayı bırakıp, sahip olduklarına odaklansa o zaman huzuru ve mutluluğu bulur. Çünkü elimizdekiler bize aittir.
Hayat kar zarar hesabından ziyade mutlu olmaktır. Ona göre öyleyim demek, doğruları ispata gerek yoktur toplum psikolojisinde. Bir varız bir yok. Bir insan  asla kendine yetemez. Kimseden beklentim yok lafı bence yalan. Ama beklentinin dozu önemli. Bir insandan olduğundan fazlasını bekleyemeyiz. Yalnızlık sadece Allah'a mahsustur. İnsanın beklentileri olmalı, yaradılışımız  böyle. Sevilmeyi bekleriz, güvenmeyi bekleriz. İnsanlara karşı güvensiz olursa insan yalnızlaşır. Kimse kusursuz değildir. İnsanları kusurlarıyla sevmeliyiz. Çünkü bizde de kusurlar var. İnsanı ayakta tutan hayalleri ve beklentileridir.

Bu hayat yaşanmadan öğrenilmez. Emekleyen bir çocuk düşmeden yürüyemez. Hata yapmadan da bir insan yaşayamaz. Herkes iyi olsaydı, Dünya diye bir şey olmazdı. Dünya bir sınav alanı doğduğumuz da hepimiz günahsızdık. Çocukken ufacık bir şeyden mutlu olabiliyorduk. Ama zaman, mekan, ortamlar ve para bunları satın aldı.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder