18 Nisan 2016 Pazartesi

Paranı cebinde taşı. Kalbin de değil.!


Çok zengin ama cimri bir adam, bir bilgenin yanına gidip nasihat almak istedi. 
Bilge onu pencerenin yanına götürüp sordu, Pencereye baktığında ne görüyorsun?
Yoldan gelip geçen insanlar görüyorum. Bir de yolun kenarında oturmuş dilenen fakir bir adam var.
Bilge, başka bir odaya gidip elinde büyük bir aynayla döndü. Peki bu aynaya baktığında ne görüyorsun?
Kendimi.
Yani artık başkalarını görmüyorsun!
Farkında mısın, pencere camı da aynı da maddeden, yani camdan yapılmıştır. Ama aynanın camının üstüne incecik bir gümüş tabakası kaplandığı için, ona baktığında kendinden başkasını göremiyorsun.
İşte, insan kalbi de cam gibi aslında şeffaftır, başkalarını görmemize engel değil vesile olur. Onlara merhamet besleriz o zaman. Ama ne zaman ki altın gümüş gibi dünya süsleriyle kalbimizi kaplarsak o zaman sadece kendimizi görürüz. Kalbimizden de merhamet çekilip atılır.
Yapman gereken şey kalbini temizlemek.
Altınları ve gümüşleri cebinde taşı, kalbinde değil. O zaman bencillikten kurtulup başkalarına merhamet beslemeye başlarsın.

İnsanoğlunun düşmanı yine insandır. Çift taraflı keskin bıçak tam da insanın tabiatına uygun. Her şey değişir, bizde değişip gelişmeliyiz.  Onun için bu boyuttayız. Hata yaptıkça doğruya ulaşılır. Tecrübe edinilir. Yapılan hatalar insanları yıpratsa da, insan ruhunda derin acılar bıraksa da, insana verdiği dersler çok şey kazandırır. Bedeli insan da yarattığı tahribat ne olursa olsun üst üste yapılması bile çoğu kez ayrı bir anlam taşır. Hayat incecik ipliklerle örülmüştür. Her şey birbirine bağlıdır.

Her uyku bir ölüm hali, her uyanış yeniden doğuştur. Hayatımız ise bir masala benzer. Doğunca başlar ve bir varmış bir yokmuş diye devam eder. Önemli olan o masalı senin nasıl  yaşadığındır. İçine neleri doldurduğundur. İyilik, güzellik, sevgi ve hoşgörü. Yoksa geride bıraktığın bir sürü kırık kalp ve pişmanlıklar mı, keşkeler mi? 
Bir kütük yeşermiyorsa soyu ağaç değildir. Bir yürek merhamet için ağlamıyorsa suyu yararlı değildir.
Her şeyin bir hikayeden ibaret olduğunu fark edip uyandığımızda ya da uyandığımızı düşündüğümüzde değişen ne olacak? Yine hikaye diye tanımladığımız şeyin başına dönmüş olmuyor muyuz?
Maddesel olarak düşündüğümüzde yine aynı yerden başlayıp boşluğa düşmüş olmuyor mu insan? Hiç bir insan melek değildir. Mutlaka yanlış ve üzüntülü hayat dilimini yaşar. Herkesin bir hayat hikayesi yok mudur?
Bu bir ölümün anlatımını yani biz rüya aleminde yaşadığımızı ben kabul ediyorum. Hayatımızı düşünüp, bir baktığımızda yazıya dökecek olsak, belki yüz, belki yüz elli sayfalık bir hikaye garanti çıkar. Ben bunu kendim de denedim. Bu hikaye de bir solukta okunur. O zaman ortaya ne çıkıyor? Hayatımız bir hikaye. Doğrusuyla, yanlışıyla, iyisiyle, kötüsüyle işte bu kadar basit. Siz de yazın hikayenizi. Bakalım kaç sayfa çıkacak ortaya. 
Diyeceğim şu ki hırsa ve nefse yenik düşülmemesi gereken bir dünyadayız. Bazen hikaye diye başlarsınız roman olur. Sonu da sadece biraz hayal kırıklığı.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder