31 Mayıs 2016 Salı

Benim Adım Lady


Benim Adım Lady;

Ne zaman doğduğumu bilmiyorum. Günü saati bile belli değil. Annem farklı babam farklı ırklardan geliyor. Hatırladığım şey dünyaya gözlerimi açtıktan bir süre sonra  bir Alman bayanın beni himayesine aldığı. Annemden ve babamdan ayrıldıktan sonra bana en az onlar kadar şefkat gösterdi. Beni dünya da nasıl ayakta durmam konusunda eğitti. Onu çok üzdüğüm zamanlar oldu. Bilseydim hiç üzmezdim.

Sahibim değildi benim hep öyle derdi bana. Ben senin hayattaki en iyi dostunum ve benim korumam altındasın derdi bakışlarıyla. Aynı dili konuşamasakta ben onun ne istediğini gözlerine bakınca anlardım. 

Hayattaki en büyük dostumu daha 8 aylık iken hastalıktan dolayı kaybettim. Çok ağladım. Mezarını bana göstermediler. Uzak diyarlarda bir yerde olduğunu biliyorum. Yakın olsa mutlaka kokusunu alır giderdim. 15 gün boyunca orada burada hayatımı sürdürmek için çaba gösterdim. Zordu benim için çünkü koruyucu meleğim yoktu. Aç kaldım, susuz kaldım ama üzüntüm bunlardan daha çok acı veriyordu.

Kaç gün geçti bilmiyorum. Çünkü benim sizler gibi gün sayma huyum yok. Sokakta bir adamla karşılaştım. Önce benden korktu. Sonuçta aynı ırktan değildik ve beni tanımıyordu. Beni birileri bu adamın aracına bindirdi. Sonra bir daireye getirdiler. Bu adamın bana dokunmaya korktuğunu hislerimden anlamıştım. Çünkü hislerim beni asla yanıltmazdı. İyi biri olduğunu da gözlerine bakınca anladım.

O gün bana dokunmak için tereddüt etti. Önce karnımı doyurdular su verdiler. Birileri en yakın dostumu kaybettiğimi söylemişti. Bakışlarından bana üzülme artık biz varız diyorlardı. Daire de ismini bilmediğim birkaç kişi vardı. Onlar ilk gün bile beni çok sevdi. Benim ise hüznümden başka hiç birşeyim yoktu.

Ertesi günü o adam bana ilk kez dokundu. Biliyordum ki o dokunuş benim türümden birine dokunuştu. Şefkatli ve merhametliydi bu adam. Bir süre sonra beni yıkadılar. Artık sokak kokusu kalmamıştı üzerimde. Ben yavaş yavaş kederimden ve üzüntümden sıyrılırken bu adamı çok sevmeye başladım. Her gün benimle geziyor beni korumak için elinden gelen tüm çabayı gösteriyordu. Onun etrafındaki kişileri de çok sevdim ama hiç ona duyduğum kadar sevgiyi kimseye duymadım. Onun yeri başkaydı ve o artık benim yitirdiğim koruyucu meleğimin yerini doldurmuştu.

Aradan uzun bir süre geçti. Onu da yemek yemediğim, söz dinlemediğim zamanlar da üzdüğümü biliyorum. Bunları bilerek yaptığımı sanmıyorum ve bunun için bende çok üzgünüm.

Sonra bir gün birlikte dolaşırken ben yine onun sözünü dinlemedim. Sizlerin kullandığınız araçlardan bir tanesi ben karşıya geçmek isterken bana çarptı. Hata bendeydi. Çünkü onun sözünü dinlemeden yola fırlamıştım. O anda onun feryadı benim bağırmalarımı bile sessiz bıraktı. Acı içinde yere yığıldım. Olaya şahit olan kendi ırkımdan birinin hemen koşarak başımda ağlaması beni iyice yaralamıştı. Meleğim koştu sardı, sarmaladı beni hemen, gece vakti bir hastaneye götürdü. Ben de kırık olduğunu bunun iyileşmesinin bana bağlı olduğunu söylüyorlardı. Bunları duyuyordum ama ben bana değil meleğime üzülüyordum. Bana yaptıkları iğneden dolayı uzun bir süre hareketsiz ve sessiz kaldım. 

İçim acıyordu ama kırılan kemiğimin acısı değildi. Meleğimin bana her baktığında gözlerin de gördüğüm hüzün içimi çok acıtmıştı. Özür dilerim dedim kucağına aldığında kulağına "iyi ki varsın meleğim" dedim. Umarım beni anlamıştır. 

Şimdi evde uzandım yatıyorum. Yaralarım iyileşmeye başladıkça meleğimin gözündeki hüzün yerini sevince bıraktı. Ben de üzülmüyorum artık. Onu mutlu görmek beni de mutlu ediyor. Belki arka ayağım da bir iz kalacak, belki ömür boyu bir tanesini kullanamayacağım. Bunların benim için hiç bir önemi yok, yeter ki benim koruyucu meleğim üzülmesin.
İmza; Lady

Bir köpeğin bana göre canlının dilinden küçük bir öykü. Hayvanların duyguları vardır sadece dilleri yoktur.

HÜLYA ÇAKICI 

Putin, Türkiye ile ilişkilerin düzelmesini istiyoruz


Geçen Kasım ayında Türkiye hava sahasını ihlal etmesinin ardından Türk jetleri tarafından düşürülen Rus SU-24 savaş uçağıyla ilgili bir soru üzerine Rusya Devlet Başkanı Putin, şu açıklamalarda bulundu: Biz özür duymadık. Ayrıca hasarın tazmin edilmesiyle ilgili bir hazırlık da görmedik. İlişkilerin yeniden düzeltilmesi arzusunu duyduk. Biz de ilişkilerin düzelmesini istiyoruz. Onları bozan biz değiliz. Biz, Türkiye-Rusya arasındaki partnerlik ve dostluk ilişkilerini görülmemiş düzeye getirmek için her şeyi yaptık. Türk-Rus halkları arasında dostluk çok yüksek seviyelere ulaşmıştır. Biz buna çok değer verdik. Neden bu yapıldı, hala aklım almıyor.

Rus uçağının düşürülmesi bana göre bir hatadır. Evet doğru TSK elinde bir emir vardır. Yalnız eğer istenilseydi o 10 dakika içinde hem Putin'e hem de Rusya savunma bakanlığına ulaşılabilir. Durum ivedilikle açıklanabilir kısaca politika yapılabilirdi. Burada zor olan kısım zaten politika yapmak ve bunu işletebilmek. Kolay olan tarafı ise malum olduğu üzere uçağın düşürülmesi. Devletlerin en tepe isimlerinin elinin altında bulunan kırmızı hat olarak tabir edilen telefon hatları ne için vardır? Bu durumlarda kullanılmak için.

Rusya'nın uçağını düşürdük. Putin Türkiye ile bütün ticari ilişkileri kesti. İsrail mavi Marmara gemisinde dokuz insanımızı öldürdü. Karşılığında İsrail ile ticaretimizi iki katına çıkardık ve Rusya ile papaz olduk. Turizm durma noktasına geldi. Yüz binlerce insan turizmden geçiniyor ve bu insanlar işinden oldu. Turizm sayesinde ülkede canlanma oluyordu. Antalya'da bir çok otel kapandı ve bir çok eleman işsiz kaldı.
Rusya'yı savunmuyorum ama Rusya uçağı sınırı beş saniye geçti diye düşürenler, İŞİD Kilis'e günlük roket atıyor. Neden kimsenin sesi çıkmıyor. Zamanın da İsrail uçakları Türkiye sınırını egale ettiklerinde vursalardı niye yapmadılar? 1988 yılında başlayan ve giderek yakınlaşan TÜRKİYE ve RUSYA'nın ilişkileri ne Avrupa'nın, ne Amerika'nın, ne İsrail'in işine gelmedi.
Uçak parasını ödeyip özür dilenebilir. Küslük her iki ülkeye de zarar veriyor. Bir uçak parası verip yaz sezonunda 100 uçak dolusu Rus Turist sağlanabilir. Ekonomi yönünden bakılması gerek duruma. Bu konuşmanın ardından bu fırsat kullanılmalı. Rusya da Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek zorunda yoksa içinde bulunduğu kriz daha da büyüyecek.

Mesele hükumet meselesi değil. Rusya'nın her dediğine eyvallah demeyi de doğru bulmuyorum. Eğer iş ambargo yada yasaklarla devam edecekse, o zaman Türkiye'de Rusya ile ilişkileri tamamen kessin. Bor madeni ile ilgili Rusya ve Rus şirketlerine ambargo koysun. Bu konu ile ilgili Rusya ile bağlantılı olan hiçbir şirkete maden satışı yapmasın.
Dünya bizimle BOR MADENİ yüzünden uğraşıyor. Petrol 15 yıl içinde tamamen bitecek ve bor kullanılacak petrol yerine. Ve dünyanın en büyük BOR MADENİ yüzde 70'e yakın olarak Türkiye'de. Detaylı bir makalem mevcut bu konuyla ilgili arzu edenler sayfamdan okuyabilirler.

HÜLYA ÇAKICI 

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Dikkat! İşsiz Kalabilirsiniz!


Mesleki Yeterlilik Belgesinde süre uzadı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca, 40 meslek için dün sona eren belgesiz çalışma süresi 31 Aralık 2016’ya uzatıldı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca inşaat, enerji, otomotiv ve metal sektörlerinde toplam 40 meslek için dün sona eren belgesiz çalışma süresinin 31 Aralık 2016’ya kadar uzatılması için kanun değişikliği hazırlanarak Başbakanlığa gönderildi.
Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Vekili Mehmet Ali Özkan, tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çalışanların mutlaka Mesleki Yeterlilik Belgesi olması gerektiğini belirterek, "26 Mayıs 2016'dan itibaren 40 meslekte belgesi olmayanlar çalışamayacak" dedi. Süre uzatılıp 31 Aralık 2016'ya ertelendi.
Söz konusu tarih itibarıyla Mesleki Yeterlilik Belgesi zorunluluğu getirilen meslekler şöyle:
Ahşap Kalıpçı
Alçı Levha Uygulayıcısı
Alçı Sıva Uygulayıcısı
Alüminyum Kaynakçısı
Bacacı (Seviye 3)
Bacacı (Seviye 4)
Betonarme Demircisi
Betoncu
Çelik Kaynakçısı
Direnç Kaynak Ayarcısı
Doğal Gaz Altyapı Yapım Kontrol Personeli
Doğal Gaz Çelik Boru Kaynakçısı
Doğal Gaz Isıtma ve Gaz Yakıcı Cihaz Servis Personeli
Doğal Gaz işletme Bakım Operatörü
Doğal Gaz Polietilen Boru Kaynakçısı (Seviye 3)
Doğal Gaz Polietilen Boru Kaynakçısı (Seviye 4)
Duvarcı
Endüstriyel Boru Montajcısı
Hidrolik Pnömatikçi (Seviye 4)
Hidrolik Pnömatikçi (Seviye 5)
Isı Yalıtımcısı
Isıtma ve Doğal Gaz İç Tesisat Yapım Personeli
İnşaat Boyacısı
İskele Kurulum Elemanı
Kaynak Operatörü
Makine Bakımcı (Seviye 3)
Makine Bakımcı (Seviye 4)
Makine Bakımcı (Seviye 5)
Otomotiv Elektromekanikçisi
Otomotiv Mekanikçisi
Otomotiv Montajcısı
Otomotiv Sac ve Gövde Kaynakçısı
Panel Kalıpçı
Plastik Kaynakçısı
Seramik Karo Kaplamacısı
Ses Yalıtımcısı
Sıvacı
Su Yalıtımcısı
Tünel Kalıpçısı
Yangın Yalıtımcısı

Bu mesleklerdeki sertifikalar boşuna alınmış durumda. Çünkü artık YETERLİLİK BELGESİ gerekiyor.
Kamu ihale kurumu içmimarların diplomalarını neden kabul etmiyor. Binlerce tadilat, onarım ihalesi yapılıyor ve içmimarların diplomaları işbitirim belgesi olarak kabul edilmiyor. Ayrıca onarım ve tadilat işleri içmimarların çalışma alanlarıdır. Uzman olmadan ihaleler yapılıyor. Uygunsuz ölçümler ve malzeme seçimleri ile ucu başı belli olmayan ibareler kullanarak İhale şartnameleri hazırlanıyor. Uygunsuz imalatlar yapılıyor.

Ulusun bağımsızlığını yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır. Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan halkını esir eden içerideki cephenin suskunluğudur. (Mustafa Kemal Atatürk)

Sermaye (Sermaye veya kapital; Ekonomi Bilimin de mal üretmek için kullanılan makine, fabrika gibi fiziksel araçlardır.) bu denli arsızlaşıyorken ve arsızlaşmaya da devam ederken toplumlar boş mu duruyor. 2008 krizi dünya ekonomisinin %60'şını elinde bulunduran ülkesinde patladı. ABD tam o sırada başkanını değiştirdi ve başkan da uluslararası toplantılara katılıyordu. Bulunulan çözüm ABD merkez bankasının doları topla ekonomi birleşmesine bağlandı. Bir kaç kişiye suç yüklendi. Kapitalizm sermaye yoğunlaşmasını denetim altına alabilseydi üç beş yöneticiye günahlarını yıkamazlardı. Keynesyen'in (John Maynard Keynes'in görüşlerini destekleyen ekonomistlere verilen ad) Devlet yatırımlarıyla yaptığını piyasaya para sürerek ve toplayarak yapmaya çalıştılar. Genelde yönetici dendiğinde özel sektör gösteriliyor. Bunun altına baktığımız da da devlet karşımıza çıkıyor. Yöneticilerden kast edilen bu. Sermaye denetlenmek istemiyor ve birilerinin kendisini denetlemesini bekliyor.

HÜLYA ÇAKICI

Dert Ağacı - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Dert Ağacı - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

29 Mayıs 2016 Pazar

İŞTE YENİ MAAŞLAR


Ocak’ta yüzde 6 zam alan memurlar, Temmuz’da da yüzde 5 artış görecek. 6 aylık enflasyon yüzde 6’nın üzerinde çıkarsa fark da var. İşte maaş hesapları;
Temmuz ayı birçok kesimle birlikte memurlar için de zam ayı oluyor. Yapılan toplu sözleşme gereğince memurlar ve memur emeklileri Ocak ile birlikte Temmuz'da da zam alıyor. Buna göre Ocak ayında yüzde 6 zam ve yüzde 0.90 enflasyon farkı alan memurlar ve memur emeklileri Temmuz'da da yüzde 5 artış alacak. Maaşlarına yansıyacak bu artış dışında enflasyon farkı ihtimali de var. Buna göre 4 Temmuz'da açıklanacak enflasyon rakamlarıyla birlikte son 6 aylık enflasyon yüzde 6 ve yukarısında çıkarsa memurlara ve memur emeklilerine aradaki fark da ödenecek. Memur-Sen'in verilerine göre; en düşük memur maaşı (bekar) Aralık 2015 itibariyle bin 906 lira idi. Ocak ayında yüzde 6 + yüzde 0.90 artışın yansıtılmasıyla en düşük memur maaşı 2 bin 38 lira 54 kuruşa çıktı. Temmuz'daki yüzde 5'lik toplu sözleşme zammıyla da bu maaş yaklaşık 102 lira artışla 2 bin 140 lira 46 kuruşa ulaşacak.
EMEKLİ DE ALACAK
Temmuz'da yüzde 5'lik toplu sözleşme artışıyla en düşük memur emeklisi aylığı ise bin 701 liraya ulaşacak. Aralık ayına göre, en düşük maaştaki artış 186 lirayı bulacak. Memur-Sen'in verilerine göre; en düşük memur emeklisi aylığı geçtiğimiz yıl Temmuz'da bin 415 lira idi. Eylül'deki ekstra zam ile bu aylık bin 515 liraya çıktı.
Bu yıl Ocak ayında yüzde 6 + yüzde 0.90 artışın yansıtılmasıyla en düşük memur emeklisi aylığı 105 lira artışla bin 620 liraya yükseldi. Temmuz'da en düşük maaş 81 lira yükselerek bin 701 liraya çıkacak.

Memur ve milletvekili. İşçinin maaşına para yok, işçi emeklisine para yok.

Yaklaşık 3 bin lira alan bir memurun maaşı, mayıs ayında yüzde 20’lik dilime geçeceği için yaklaşık 60 lira düşecek.
Ortalama 3 bin TL ücret alan bir memur önümüzdeki ay yüzde 15’lik gelir vergisi diliminden yüzde 20’lik dilime geçecek. Bu nedenle de 9/1’indeki bir memur Mayıs’ta 60 TL, aynı derece kademedeki bir öğretmen 57 TL, 8/1’indeki bir polis memuru ise 58 TL daha az kazanacak.
Memura her yıl Ocak ve Temmuz’da verilen zamların bu şekilde geri alınıyor. Daha mayıs ayın da memurlar temmuz da alacağı zammı peşin peşin devlete vergi diye ödüyor. Bunun önüne geçebilmek için gelir vergisi ya sabit tutulmalı ya da gelir vergisi üst dilimine geçişi sağlayan miktar yukarı çekilmelidir. Her yıl ocak ayın da maaşlarından yüzde 15 oranın da gelir vergisi kesilen devlet memurlarının tamamı maaş durumlarına göre yılın ilerleyen ayların da yüzde 20’lik gelir vergisi dilimine giriyorlar. Yıl sonuna doğru yüzde 27 oranındaki gelir vergisi dilimine girmekte olan memurlar da bulunuyor.

Sorun maaş da değil. Sorun vergi diliminde. Asgari ücretli vergi vermeyecek mi? Veya özel de çalışan kişi vergi vermeyecek mi? Önemli olan vergi düzenlemesini kaldırmak. Kurulan sistem, hak aramayı engelliyor. Memur elbette ki özel sektör de çalışan insanlarımıza göre daha iyi durumda. Ama tüm bu insanların yaşam koşullarını daha iyi duruma getirmeye çalışmak yerine ha bire çıkarılan torba yasalarla insanların cebini, işsizlik maaşını, kıdem tazminatlarını nasıl tırtıklarız diye uğraşıyorlar.

HÜLYA ÇAKICI

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Ego! Ben merkezli düşünme


Başkalarının kalplerini incitmekten kaçın.
Çünkü başkasına verdiğin acının zehri er ya da geç sana geri döner.
(Kızılderili Atasözü)

Bir tarafın çıkarı - karşı tarafın kaybı = Menfaat. (Bence) Belki de illa bir tarafın kaybetmesine gerek yoktur. Bütün güçleri birleştirip bir çıkar sağlamak da menfaat değil midir? Sorunun kaynağı çıkar sağlamayı istemek değil. Diğerlerinden üstün olduğuna inanmak isteği.

İlişkilerimizdeki temel sorunlardan biri karşımızdaki ister ailemizden biri, ister sevgilimiz, dostumuz, arkadaşımız olsun birbirimizin düşünce, duygu ve davranışlarımızı yanlış anlamamız, yani tam anlamıyla birbirimizi tanımıyor olmamızdır.

Eksik ve kompleksli insanlar kendilerini övmeye ve övünmeye ihtiyaç duyarlar. Çalıştığım bir yerde sürekli kitap tavsiye eden birisi vardı. Gelene geçene ezberlemiş arka yüzü tavsiye ediyor veriyor ve geri istiyor. Ben çok akıllıyım havası. Elinde benim başka bir isim altında yazdığım gelişim üzerine bir kitap mevcut. Artık iyice tanıyorum ve inanılmaz yetersiz ve gereksiz bir insan. Rahat 20 kişiye verdi kitabı, onlar da güya okudular. Çok bilmiş bana da tavsiye etti. Peki sen ne anladın ve ne kadarını hayatında uyguladın dedim. Arka kapak değil içinden örnek ver. Okumamış sadece bakmış, okuyamaz bazı insanlar neyse odur odun odundur. Çıra çıradır o kadar. Hayatımda gördüğüm ego tavan yapan insanlara bir örnek. Bilmeyen, anlamayan, gelişmeye kapalı insanların egoları yüksektir değişmez bir kuraldır bu. Kibir, EGO'nun dışa vurmuş halidir. Kendisinde var olan değersizlik duygusunu karşısındakinde varmış gibi göstermeye çalışırlar. Kendisini geliştirememiş insanlar eksikliğini duyduğu her şeye ego yapar. Bencil insan kendi esaretine zincirlenmiş bir köledir.
Ego, materyalizm ve bencilliği yüzünden kendisi dışındakileri düşünmez. Dar görüşlülük etrafına ulaşmayı engeller.
İnsanlara tepeden bakmak davranış şekilleri olmuştur. Ancak bu durum engeller doğuracak hale gelmeden önce kişinin kendiyle baş başa kalıp durum değerlendirmesi yapması gerekir. Kendisinden başka kimseyi düşünmemek hayatın düzenini geri dönülmez bir biçim de bozabilir.

Bu kategorideki insanlar kötü amaçlar için planlar gerçekleştirip korkaklık ve irade zayıflığı gösterirler. Sorunlarını kendi kendilerine yaratırlar. Etrafındaki insanlarla gereksiz bir rekabete girmeye çalışırlar. Oysa önlerin de bir sürü yeni olanak vardır. Sadece takıntılı şekil de birisine / bir şeye odaklandıkları için diğer olasılıkları göremezler. Kafayı kaldırıp çevrelerine baksalar ve sorunları her neyse beyinlerini kullanarak halletmeleri mümkündür, üstelik komplike kurgulara ihtiyaç duymadan gayet dürüst ve ilkeli bir denge ile sorunları barışçıl bir şekil de çözmek mümkündür. Gerçeklerden kaçmayı ve kendilerini hayal dünyasına kapatmayı tercih ederler. Olayları çok yüzeysel algılarlar. Bu durum da çözüme ulaşmayı engeller. Derinlemesine düşünmeyi öğrenmek / öğrenmeleri gerekiyor.

Kendisini iyi yönde geliştirip ufkunu genişletmek, yeniliklere açık olup evrim yapmak insan hayatında oldukça önemli.
Hayatta daima gerçekleri savun. Takdir eden olmasa da vicdanına hesap vermekten kurtulursun.
Sevgiden yoksun büyüyen insanlara ne yapsanız da mutlu edemezsiniz. İnsanın iç dünyasında tanımlayıp, değer verdiği anlam ve bu anlama göre aldığı saf niyetler çerçevesindeki kararlar o insanın gerçekliğini oluşturabilir. Tabii isterse. Sevgi ve saygı ile her şey düzelir. Yeter ki insan çaba göstermeyi bilsin.

Yapamadıkları şeyleri başkalarının yaptığını görünce lekelemekten çekinmeyen beyin fukaraları vardır. Böyle insanlar umarım hayata baktıkları pencereden düşerler.

Boş insan tiplemesi; oto kontrolü olmayan, sınırları aşan, samimiyeti mubah kılan seviyesiz kişilerle mesafe belirlemek karşısında olan tarafa düşer. Deliler tedavi edilebilir ama salaklarla uğraşmayın. Keşke beyni olmayanın dili de olmasa. Olmayan bir şeyi aramanın anlamı yok. Herkes kendi menfaati için uğraşıyor.

İnsanoğlu kalbini temiz tutacak öfke kin duymayacak, yalan söylemeyecek, din, ırk gözetmeksizin herkesi sevecek. Bu dünya da misafiriz, misafir gittiği yerde adabı ve sükuneti ile oturur. Ve hepimiz bir gün geldiğimiz yere geri döneceğiz, veremeyeceğimiz cevaplar olmasın, dilimize ve gönlümüze hakim olalım.
İyilikten şaşmamalıdır insan. Çünkü Allahın iyi insanlar için hep güzel bir planı vardır.

HÜLYA ÇAKICI

İnsan mı vahşi? Hayvan mı vahşi?


Matador Alvora Munera kariyerine son verdi. Neden? Dinleyelim nedenmiş;
Yarışın son mücadelesinde gücünü yitiren Alvora yıkılır. Boğanın ona yaklaştığını görünce korkulu sonun yaklaştığını hissetti. Lakin boğa ona hiç bir şey yapmadı. Yarıştan sonra matador açıklamasında şöyle diyor: "Boğa gözümün içine bakarak bağırdı, böyle sadece bağırdı. Sırtına oklar batırdığım hayvan bana zarar vermedi, istese beni orada öldürebilirdi fakat sadece gözlerime bakıp bağırdı. Her hayvanda olduğu gibi onun gözlerinde de masumluk vardı. Yüreğimde adaletin hıçkırarak ağladığını işittim. Belki de bağışlanırdım, lakin itiraf edemedim. Kendimi dünyanın en vahşi mahluğu gibi hissediyordum."

Hayvan dediğimiz varlığın insana dersi.
Para ve hırsın kör ettiği gözlerini yine kıydığı bir canlı açmış. Ama bu hırs genellikle mezarda biter. Hiç bir canlı zulmü hak etmez. O hayvan belki de hayatının en büyük insanlık dersini vermiş matadora.
Hayvanlar hiçbir zaman değişmedi, değişen hep insan. Dünya da en değerli ve en zor kazanılan şey masumiyettir. Hayvanlar insanlardan çok daha masum.

Avrupa Birliği ve hayvan hakları savunucuları kokana kokana dolaşacaklarına ilgilenebilirler. Neden göz yumuyorlar.
İspanya'nın işine geliyor. Neden?
PARA VE TURİZM.
Boğa güreşi arenasında bu eziyeti seyretmek için en az 150/200 Euro ödüyor dünyanın her yerinden gelen insanlar. Bir vahşetin bir bedeli var. Matadorlar da iyi para kazanıyor. Sözüm ona bir Avrupa Birliği ülkesi olan İspanya'da boğa güreşlerini kaldırmak istiyor. Ama İspanyollar BU BİZİM GELENEĞİMİZ diyerek her Arena da pazar günleri yaklaşık 6 boğayı bu şekil de öldürmeye devam ediyorlar. En son darbe boğanın kalbine saplanan ince uzun bir kılıçla yapılıyor, boğa kanlar içinde ölüyor, binlerce insan da izliyor. İspanya'da ENDULUSUN uzantıları bunlar  bu gelenekten geliyor.
İspanya'da bulunduğum süre içerisinde merak bile etmedim. Ne matadorları ne de boğa güreşini. Tam anlamıyla bir katliam.

Resimdeki bu oturuş boğa ile alay etme ve küçük görme anlamına gelen bir duruş. Matador oturup düşünüyor gibi yapıyor. Bunun gibi boğanın önünde diz çökme, gözlerini bağlama vs. gibi saçma sapan birçok hareket var.

Hayvanlar aptal değil. Sinir sistemleri var. Dolayısıyla duyguları da var sadece dilleri yok. Ve Allahın sessiz canlılarıdırlar. Koyun kesileceğini anladığında sessizleşir kafasını yerden kaldırmaz, tavuk ve kanatlı tüm canlılar su içtiklerinde gökyüzüne başlarını kaldırırlar içgüdüsel yaradan tarafından. Köpeğin dilinden salgıladığı tükürüğün iyileştirici özelliği vardır, yaralandığında veya başkası yaralandığında yalar. Onlara zarar vermediğimiz sürece zarar vermezler. Bir fil kendisine yapılan kötülüğü 40 yıl geçse bile unutmaz. Yunus sevgisi tedavi amaçlı kullanılır. Bir köpek can yoldaşı, dosttur ve sadakati hatırlatır.
İnsanlar, hayvanlara göre çok daha vahşi ve acımasızdır. Doğa da sebepsiz yere yani beslenme dışı öldüren hayvan yokken, insanlar zevk, para, gösteriş, güya spor vs. için hayvanlara kıyabilir ve öldürebilirler. İnsanoğlunun doğaya verdiği zararı hayvanlar vermiyorlar denge kuruyorlar. 

Almanya'da bir hayvanat bahçesinde kapalı bir bölüm vardır. Üzerinde türünün en vahşi olanı yazar. İçeri girdiğinizde çepeçevre sadece aynalar vardır.

HÜLYA ÇAKICI 

14-05-1948/ İsrail Devleti kuruldu


İsrail Devleti kuruldu.14/05/1948
Tarih ve Dünya için dönüm günü. Zalimlerin doğum, insanlığın ölüm günü.
Filistin ülkesini, topraklarını para karşılığı sattı. Filistin kendi kendisine yaktı. Yılanın başını ezmezsen gün gelir seni sokar. Aslında İşgalci terör Devleti İsrail kuruldu demek çok daha doğru olur.
Aynı şeyi şimdi Türkiye Araplara yapıyor. Biz de satıyoruz topraklarımızı bütün firmalar yabancıların elinde ve İsraillin kurtuluş günü kutlamalarına katılıyoruz. Cumhuriyet dönemin de Suriye'ye ve başka yerlere sürdüğümüz Ermenileri tekrar içeri aldık / alıyoruz. Şu anda Türkiye'nin güneydoğusunu Yahudiler işgal etmiş durumda. Müslüman gibi görünerek yapıyorlar.

Filistinlilerden topraklarını İsrail parasıyla şöyle satın alınmıştır.
1. Dünya Savaşı sonrası Filistin, İngiliz mandasına girer. İngiltere ise Filistin'e eskiden Osmanlı'ya vergi ödüyordunuz, şimdi de bize ödeyeceksiniz diyerek vergiler koyar. Bu vergiler o kadar ağırdır ki, Filistin'in bu vergiyi karşılayabilmesi imkansızdır. Sonuç olarak Balfour Deklarasyonu'nda belirtildiği üzere bir Yahudi Devleti kurulmasını destekleyen İngiltere hükumeti ve Rothschild, bu Filistin topraklarına el koyar. İşte kimileri tarafından parasıyla satın almışlar, aslında İsrail'in toprağı orası, adamlar haklı şeklinde dayatılan satın alma hikayesinin aslı budur. Yani Kanununa uydurulmuş gasp. Parasını vermiş, almış adamlar denilen yer, bir milletin (Filistin) hala üzerinde yaşamakta olduğu vatanıdır.

Osmanlı Devletini yönetenler de Sevr Antlaşmasını imzalamışlardı. Sevr ile bize layık görülen topraklar bunlardı ve üzerinde İngiliz, İtalyan, Yunan, Fransız bayrağı bulunan bölgeler de ve Doğu'da Ermeni devleti için ayrılan topraklar da Osmanlı Devleti vatandaşları yaşamaktaydı. Biz Sevr'i millet olarak kabul etmedik, burası bizim vatanımız dedik ve Türk, Kürt, Laz herkes mücadele verdi. Kuvay-ı Milliye birlikleriyle gerilla savaşı yaptık, ardından Atatürk bu birlikleri ve cemiyetleri birleştirdi, Kurtuluş Savaşı'nı başlattık ve galip geldik.
Adamlar Osmanlı heyetini Sevres'e getirip bu antlaşmayı imzalatmışlardı. Hukuken haklılardı yani. Şimdi biz vatanımızı savunmakla suçlu mu olduk?
Kurtuluş Savaşı'nı kazandığımız için bizler kahraman olduk, Filistinliler ise İsrail'e üstünlük sağlama gibi bir şanslarının bulunmayışından dolayı terörist oldular.

Bir avuç Yahudi nüfusu var. Dünyaya hükmediyorlar.
Peki Filistin kimdir? Osmanlıyı sırtından vuran, topraklarını satan/savunamayan/gelişemeyen/dar kafalı ve en önemlisi Ermeni soykırımı vardır! diyen din kardeşlerimiz mi? Ne gelirse başımıza din kardeşlerimizden geliyor.

HÜLYA ÇAKICI 

27 Mayıs 2016 Cuma

Down Sendromlu Kızı İçin Damatsız Düğün Yapan Baba


Soma'da ailesiyle birlikte yaşayan down sendromlu Yasemin Erarslan, küçük yaşlarından bu yana gelinlik giyerek evlenmenin hayalini kurdu. Evdeki tül ve perdelerden zaman zaman kendisine gelinlik bile yapan Yasemin Erarslan'ın hayalini, annesi Aynur Erarslan ve babası Kudret Erarslan temsili de olsa gerçekleştirdi. 
Aile, kendi imkanlarıyla Yasemin'e damatsız temsili bir düğün yaptı. Soma Belediye Düğün Salonu'nda yapılan düğünde uzun zamandan bu yana hayal ettiği gelinliği giyen Yasemin Erarslan, dans müziği eşliğinde babası Kudret Erarslan'la ilk dansını yaptı. Yapılan dans ardından bir süre çalan müzik eşliğinde oynayan Erarslan, daha sonra kendisi için hazırlanan beş katlı düğün pastasını kılıçla keserek, tadına baktı. Ardından Yasemin'e kına yakıldı, halaylar çekildi. Orkestra eşliğinde düğüne katılanlar doyasıya eğlendi. (Alıntı)

Down Sendromu aşırı zekanın verdiği bir rahatsızlıktır. Yaşları ne kadar büyürse büyüsün onlar hep çocuk gibi düşünür ve öyle hareket ederler (Zihinsel yaşları çocuk kalır). Ömür boyu bakıma gereksinim duyarlar. Özel çocukların özel anne babaları vardır. Yasemin'in anne babasının da ne kadar özel ve güzel insanlar olduklarını görüyoruz. Kesinlikle yılın düğünü olmuş. Prensesler gibi çok güzel olmuş kızımız. Örnek davranışından dolayı aileyi tebrik ederim. Hayat bir imtihansa kaybetmemek için her şeyi yapmak gerekir. Yüzyılın anne, babası ve ailesi. Hep mutlu olurlar temennim. (Kanunen evlilik ehliyeti alamıyorlar. Doktorunun evlenebilir raporu vermesi gerekiyor Down sendromlu hastalara. Keşke güzel kızımız da bir evlilik yapabilse ama bence bu anne baba gibi gerçekçi olmak gerekir. İleride büyük bir sorun yaşanmasın diye). Fiziksel ve zihinsel farkların önemi yok. Çünkü SEVGİ asla kromozom saymaz.

Evlatları sapasağlam iken sahip çıkmayan babalara örnek olsun. Böyle anne babalar Allah'ın insana uyguladığı en zor sınavı yaşayanlardır. Görünen o ki bu anne, baba sınavı başarıyla veriyorlar. Bir evlat anne babanın en değerli hazinesidir. Özürlü diye çocuklarını saklayan, eve kapatan ailelere de ders olsun. Bu yüce gönüllü insanları kutluyorum. Daveti ciddiye alıp düğüne katılanları da duyarlı davranışlarından dolayı alkışlıyorum. Masum bir insanın yüzünü güldürmekten daha güzel ne olabilir şu dünya da. Sadece dünyaya getirmek değil anne, baba olmak. Bir ömür arkasında durmak, sahip çıkmak, sevmek, sevgisini göstermek, gücün yettiğince, imkanın el verdiğince, yüreğinin büyüklüğünce, günahsız bir masum varlığı mutlu etmek. 

Dünya halen iyi insanların olduğu bir yer değerini bilmek gerek. Evladının yüzündeki mutluluk, babanın yüzündeki hüzün ve mutluluk. Bazen olmazsa olmaz dediklerimiz olmasa da oluyor. Yeter ki birileri sizi gerçekten sevsin. Harika bir aile vermiş hayat güzel gelinimize. İnsanın gerçekten seven bir ailesi varsa hiçbir şeyden korkmasın. 

HÜLYA ÇAKICI 

26 Mayıs 2016 Perşembe

Nakit 103 Bin Dolarla Gezen Adam


Her şeyin bir diyeti var. Gün olur gökdelenden bakarsın, gün olur parmaklıkların ardından.
Bharara, Zarrab’ın, 9 Mart’ta Miami Havalananında gözaltına alınmasından sonra üstünden nakit olarak 103 bin dolar çıktığını ve ilk ifadeleri ile kendilerinin ulaştıkları bilgiler karşılaştırılınca, Zarrab’ın kolaylıkla yalan söyleyebilen bir iş adamı olduğunun anlaşıldığını söyledi. Yalan, dolan, hırsızlık, yolsuzluk uzuyor da, uzuyor yok yok. Eşi de burada kendini uyuyan halka masum göstermeye çalışıyor. İnsanların duygularıyla oynuyor. Babasını yıllarca görmeyen insan bir anda baba aşkıyla yanıyor, eşini buradan afaroz ediyor. Tabii bunlar olurken hiçbir şeyden haberi yoktu masumun. 20, 25 yaşında olan biri veya dünya da kısıtlı yaşamış biri için kabul edilebilir ama 40'lı yaşlarını bitirmek üzere ve hayli de görmüş geçirmiş biri için komik olmak ve halkı keriz yerine koymak gibi geliyor bana bu kendini aklama şekli. İşin garibi otelcilerden bazıları da sahne aldıracak. Ya satış pazarlama md. Yada Genel Md. de bir tuhaflık var. Bu dönem de Türk misafire yönelmeleri gerekiyor. Farkında değiller demek ki? Tatil yapan kesim azda olsa gelir düzeyi yüksek ve otamatikman çevresinde olup bitenin farkında olan bir kesimdir. Gelir mi hiç, dünyaca yolsuzluktan ve hala çıkmaya devam eden ucu bucağı olmayan suçları işleyen bir insanın eşini dinlemeye. Şahsen sahne alacağı otele gidesim varsa bile sırf bu yüzden gitmem ve gideni de engellerim. Turizm artık ucuz yönetici ve eleman çalıştırma cenneti olmuş olan bir turizm oldu. Oteliniz komple boş kalmadan işinin ehli insanları çalıştırın paraya kıyıp, özellikle kilit konumlar da.

Zarrab’ın, Türkiye’de 72 gün ceza evinde yattıktan sonra salıverilmesine de değinen Bharara, Zarrab’ın tutuklanmasına karar veren ve gözaltı işlemini gerçekleştiren hem yargı hem de polis görevlilerinin, ya başka yerlere atandıklarını, ya işten el çektirildiklerini ya da kendilerinin yargı karşısına çıkarıldıklarını söyledi.
Üç beş kisinin çabası ile dosya kapanmıyormuş demek ki? Dünyayı nasıl uyutacaksınız.

Genel de Amerikalıların dünyaya karşı olan politik davranışlarını, çıkarcılığını onaylamam. Ama durduk yerde insanları tutuklayıp, yargılayıp hapse atmadıklarını da biliyorum. Ülkede insan özgürlüğü var ve bunun yanında da çok iyi Kanunları var ve uyguluyorlar. Amerika'da adaleti satın alamıyorsun üstelik, suçun varsa cezanı çekeceksin. Bizde kahraman, onlar da dolandırıcı ve hırsız çıktı Zarrab ve ismini söylediği herkes. Bakalım bu açıklamaya Türkiye'den nasıl cevap verecekler?
İslama en büyük kötülüğü İslamı kendi çıkarları için kullananlar yapmaktadır. Bu sebeple tüm dünya da İslama karşı bir antipati var ne yazık ki.

Bu konuyla ilgili sadece bir makale yazdım ortağının tutuklandığı dönemde. Ve İRAN bu işin peşini asla ama asla bırakmaz dedim. Zarrab biliyordu ve bir şekil de sonu ortağı gibi olacaktır ve İran'da olacaktır. İran şimdi bu parayı Türkiye'den istiyor. Zarrab’ın size dağıttığı para bizim devletin parası diyorlar. Yoksa en üstten alta kadar ineriz.

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır er yada geç. Allah'ın adaleti de hiç şaşmaz er yada geç ama şaşmaz.

HÜLYA ÇAKICI

25 Mayıs 2016 Çarşamba

5 ve üstü çalışanı olan işverenlerin mecburi maaş ödemeleri


Ücretlerin bankalar aracılığı İle ödenmesinde 10 olan işçi sayısı alt sınırı 5'e çekildi. Artık 5 ve üstü çalışanı olan işverenler, 1 Haziran 2016 tarihinden itibaren işçi ücretlerini banka kanalıyla ödemek zorundalar.

1 Haziran 2016 tarihinden itibaren;
* 5953 sayılı Kanuna tabi basın işverenleri, kurumda çalışan gazeteci ve İş Kanunu'na tabi işçi sayısının toplamının en az 5 olması durumunda, ücretleri banka aracılığıyla ödeyecek.
* Deniz İş Kanunu'na tabi olarak en az 5 gemi adamı çalıştıran işletmeler ücret ödemelerini bankalar aracılığıyla yapacak.
* İş yerleri ve işletmelerinde İş Kanunu hükümlerinin uygulandığı    işverenler ile üçüncü kişiler, Türkiye genelinde çalıştırdıkları işçi sayısının en az 5 olması halinde, ücret ödemelerini bankalar aracılığıyla yapacaklardır.
Yapılan söz konusu değişikliklerin tablolaştırılmış hali aşağıdadır:

İLGİLİ KANUN
01.01.2009
01.06.2016
818 sayılı Borçlar Kanunu
Düzenleme Yapılmadı
Düzenleme Yapılmadı
5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla İlgili Kanun
Türkiye genelinde en az 10 gazeteci (Gazeteci dışında İş Kanuna tabi işçi de çalıştırıyorsa, her ikisinin toplamı)
Türkiye genelinde en az 5 gazeteci (Gazeteci dışında İş Kanuna tabi işçi de çalıştırıyorsa, her ikisinin toplamı)
854 sayılı Deniz İş Kanunu
Türkiye genelinde en az 10 gemi adamı
Türkiye genelinde en az 5 gemi adamı
4857 sayılı İş Kanunu
Türkiye genelinde en az 10 işçi
Türkiye genelinde en az 5 işçi

İşçiye, İş Kanunundan veya toplu iş sözleşmesinden veya iş sözleşmesinden doğan alacaklarını, bankalar aracılığıyla ödemeyen işverene veya işveren vekiline veya üçüncü kişiye, İş Kanununun 102/a maddesine göre 2016 yılı için geçerli olmak üzere her bir işçi ve her ay için 161 TL. idari para cezası uygulanacaktır.

Her uygulama geldiğinde peşine cezası da geliyor :)
Aşırı sıkmacı politikalar meyvelerini de veriyor. Küçük yatırımcı ve esnaflar artık işini yapamamak ve angaryaların artmasından yılıyor, şevki kırılıyor. Bu da ticari hayatı olumsuz etkiliyor.
İnşaat sektöründe çalışanlar, şantiyelere dağıldığın da otomatikman bir işçi birden fazla ücret bordrosuna bölünüyor. Bu durum da nasıl bir yol izlenebilir ki.
Bu sistemin işlemesi zor gibi görünüyor. İşverenin maaşları ne zaman vereceğinin bir tarihi yok, ne zaman toplarsa. İşverenler de neye, nasıl yetişeceğini şaşırmış durumdalar. Faturalara mı, maaşlara mı, vergilerine mi, kiralara mı, evine mi? Artık yetiştiremiyorlar. Hesabı maliyeden SGK'dan blokeli olmayan işveren kalmadı neredeyse.

HÜLYA ÇAKICI 

Al sana Adalet! - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Al sana Adalet! - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

24 Mayıs 2016 Salı

Aldığım nefes


Aldığım nefesin sebebi. 
Sonsuzluk gibi seni sevmek.
Sürüklenirsin mutluluğa, umuda, hayallere ve aşka.
Sensin bu bedenim de kalbim.
Sensin bu bedenim de ellerim.
Sensin bu bedenim de gözlerim.
Ben senim sevdiğim.
Benliğime karışmış ruhun ve bedenin. Attığım her adımda seni isterim.  
Baktığım her yerde seni görürüm. Dolmuş, taşmış kalbim seninle, senin sevginle.
Ah bir bilsen nasıl seviyorum.
Nazar değdirir gözlerin sevgime.
Bir bilsen nasıl seviyorum.
İmrenir herkes sevgime.
Bir bilsen nasıl seviyorum.
Ben anlatamıyorum sen yaşa istiyorum. Bazen fedakarlık ister aşk.
Ben sen oldum.
Bu denli sevmek delilik biliyorum.
Eğer sığsaydı sevgim kalbime, bedenime, hayallerime.
Taşırmazdım dünyaya.
Gözlerime bakan herkes seni görsün istiyorum.
Bir tek sen baktığın da beni gör, hisset.
Bu yalanlarla dolu hayat içinde.
Benim gerçeğim sensin.
Biliyor musun, kendinle grur duymalısın. Bu kadar seviliyorsan sen mükemmel bir insansın.
Sen benim nasibim, sen benim kaderim, sen benim değerlimsin.
İnsanların hayatta korktuğu şeyler vardır.
Benim korkum seninle imtihan olmak.
Sabah gözümü açtığım da sana uyanıyorum.
Günümü sana adıyorum.
Bir masal var. Sadece ikimiz.
Ben o masal da yaşıyorum.
Sana acıkıp, sana susuyorum.
Sana uyanıp, sana yatıyorum.
Sınırsız bir hayal gücüm var.
Ben seni sonsuzluk gibi seviyorum.  Seninle olan bir sonsuzluğum var.
Bilirsin ki sen beni hep mutlu edersin.
Bilirsin ki sen olmadan ben bir hiçim.
Bir amaç sahibi değilim.
Ben bir aşk, bir hayat sahibiyim.
Bir tek sen varsın elim de, avucum da.
Güneş doğuyorsa senin için.
Dünya dönüyorsa senin için. 
Ben varsam senin için.
Sen benim tamamımsın.
Sen benim hayat arkadaşım değil, hayattaki tek varlığımsın.
Sen benim hayatım değil, sen benim sonsuzluğumsun.

HÜLYA ÇAKICI

Al Sana Adalet!


Cinsel istismardan tutuklu imam, 14 yaşındaki kız çocuğunu suçladı ve serbest kaldı.
İyi ki kız çocuğunu taşlayarak öldürmemişler. SİVAS mahkemesinin HAKİMİ 14 yaşındaki kız çocuğunu suçlu bulup okuldan aldırıyor ve çevre tarafından ufacık yavru afaroz ediliyor. Mağdur olan çocuk için bu yönde bir ceza da verebilirdi. Aman İMAM üzülmesin. İslam da yok ama bunların dininde her şey var.

Bu ne biçim adalet, nasıl bir zihniyet? Bu kararı veren hakim kendi çocuğunun suçlusunu karşısında bulsaydı acaba onu serbest bırakır mıydı? Dünya da eşi benzeri var mıdır acaba Kuran kursu hocasının mazereti ve hakimin tahliye kararının.
Dini misyonerliklerde bulunanlar dinin,  halkın nazarında itibar kaybetmemesi ve bu görevleri icra edenlerin güvenilirliğini kanıtlamak için bilinçli olarak aklanıp gönderiliyorlar. 18 yaşına kadar herkes çocuktur ve rızası asla aranmaz. Ama bunlar rızası var deyip salıveriyorlar. Ve bazen de evlendiriyorlar güya medeni olan kanunla. Yani adamlar kendi medeniyetsizliklerini inşaa ediyorlar.

Bu tür davalar da diyanetin yargı üzerinde büyük etkisi var. Yargıçlar / hakimlerin çoğu Diyanet kontürolünde. Bu sapıklara dokunulmuyor. Öz bacısına tecavüz eden imam diyanetin araya girmesiyle serbest kaldı ki düşünün gerisini.
Bunun gibi bir sürü imam var ve şu anda hepsi serbest. Ama istismar ettikleri çocuklar toplumdan dışlanıyor ve suçlanıyor. Adaletin olmadığı yerde çocuk tutuklanır. Bu yaratıklar da rahat rahat dolaşır. İşte böyle bir Türkiye oldu yaşadığımız ülke.

HÜLYA ÇAKICI 

Melekler Mutluluğu Nereye Sakladı?


Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.
Saklayalım zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler! diyerek başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş. Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü. Kimisi Everest'in tepesine saklayalım demiş. Kimisi Atlas Okyanusu'nun dibine demiş. Taç Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi, sigara paketi, lale bahçesi vs.
Pek çok yer düşünmüşler ama hiç biri yeterince zor gelmemiş.
Derken meleklerden birisi İÇLERİNE SAKLAYALIM kimsenin aklına gelmez içine bakmak. 
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış. 

Bir yerlere ulaşmak için önce kendimize uğramalıyız. Çünkü gideceğimiz bütün yollar önce kendimizden geçiyor. Hayat bir perde herkes kendi senaryosunu yazar ve rolünü oynar. Dengeyi ve uyumu koruduğumuz sürece güzel yaşamamamız için bir neden yok. Hayatımızdan yüksek beklentilerimiz var. Bu beklentilerimiz karşılanmadığında ise kendi kendimizi mutsuz ediyoruz. Elbette beklentileri yüksek tutmak gerekir. Ancak her şeyin fazlasının zarar olması gibi bunun da fazlası zarar verebilir. Zihinsel gücümüzü kullanarak ve düşüncelerimizi mantığımızın süzgecinden geçirerek önümüze çıkan sorunları rahatlıkla çözebiliriz. Fikirlerimiz de kararlılık ve güven hakim olursa hayatımız da daha pozitif olur diye düşünüyorum. 
Işığı açmayı ve görmeyi unutmadığımız sürece mutluluk her zaman vardır. 

Bazen de hayat isteklerimize göre değil de kafasına göre hareket ediyor. Bizler hayatı değil de hayat bizi yönetiyor. Öncelikle kendi geminin kaptanı ol ki, başkalarının peşinden sürüklenip götürdüğü yere gitme. Yoksa ne sen kalırsın sende, ne de hayallerin. Başkası nereye sen oraya sürüklenirsin. Gemiyi kurtaran kaptandır başkası değil. Onun için her insan kendi kaptanıdır. Dümene geçeni iyi tanıyacaksın. Son pişmanlık fayda etmiyor ve tecrübeyi de yaşayarak öğreniyorsun.

Genel de mutsuzluğa kurulmuşuz. Mutluluğun kıymetini elimizdeyken bilmeliyiz. Çünkü dünya da sonsuz mutluluk yok. Herkes bir şekil de acıyı yaşıyor. Fazlasın da gözümüz olmasın. Bir tutam mutluluk da yeter, mutluluğu yapan şeyler çok küçük parçalardır. Bir iyilik, bir gülümseme, tatlı bir bakış, iyi bir dilek. Aslında mutlu olanlar, bu küçük şeylerin huzuruna varmış olanlardır.
Mutluluğun değerini bilen insan mutluluk getiren kaynağa sımsıkı sarılır ve asla kaybetmez. 

HÜLYA ÇAKICI 

YENİ AİLE BAKANIMIZ


YENİ AİLE BAKANIMIZ HEM BİLKENTLİ MÜHENDİS HEM DE CERAHPAŞALI BİR DOKTOR!
Nereden mezun olduğu, mesleği değil zihniyetleri önemli. Onu da görücez. Hayırlısı olsun.

FATMA BETÜL SAYAN KAYA KİMDİR?
Fatma Betül Sayan Kaya Elektrik-Elektronik Mühendisi. İstanbul, Fatih'te hukukçu bir ailenin 3. çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokulu Fatih İlkokulu'nda okuduktan sonra Beyoğlu Anadolu Lisesi'ni (English High School) birincilikle bitirdi. Üniversite sınavlarında derece yaparak Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği'nde burslu olarak okudu, şeref derecesiyle mezun oldu.İş hayatına Satürn Mühendislik'te proje uzmanı olarak başladı. Amerika'nın en iyi üniversitelerinden biri olan New York Üniversitesi'nde Biyomedikal Mühendisliği Fakültesi'nden doktora bursu kazandı, meme kanserinin termal görüntülenmesi üzerine çalışmalar yaptı. 2009 yılında Türkiye'ye döndü ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni kazanarak burdan mezun oldu.

Tüm işverenler personel almadan önce iş deneyimini sorgularlar. Bu kadar önemli görevlere neden deneyimsiz kişiler alınıyor? Buna tüm üst makamlar ve siyasetteki herkes dahil diye düşünüyorum. 
2009'da Tıp Fakültesini kazanmış 2015'de yeni mezun olmuş. İkinci bir üniversite olarak Tıp okumuş ve ders muafiyetinden dolayı olsa bile mezunluğu, 2016'dayız ve iş tecrübesi yok. Bu tür görevlere Sosyologların atanması daha mantıklı benim naçizane fikrim bu yönde.
Sema Ramazanoğlu, Bir kereden birşey olmaz demişti. Sonrasın da ise ne muhalefete, ne iktidara sözünü dinletebildi. Bir kere dışlanmaktan birşey olmaz.
Zihniyet aynı, kafa aynı ama kişiler ayrı olmasın diye umalım.
Ve ne diyelim, Hayırlısı olsun. Özellikle çocuk istismarı, şiddet vs. gibi önemli  konulara karşı duyarlı olmasını dilerim / dileriz. Başarılar.

HÜLYA ÇAKICI

23 Mayıs 2016 Pazartesi

SGK Prim Borçları Otomatik Silinecek!


Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İl Müdürü Bilal Doğan, vatandaşların 25 yaşına kadar olan SGK prim borçlarının, herhangi bir talebe ve başvuruya gerek kalmaksızın silineceğini bildirdi.
İl Müdürü Bilal Doğan, 14.04.2016 tarihinde kabul edilen 6704 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un, 26.04.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini, bu kanunun 19. maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa ‘Geçici 69. maddenin eklendiğini anımsattı.
Doğan, ‘Bu madde uyarınca (Bu maddenin yayımı tarihinden önce 5510 sayılı kanunun 60. maddenin 1. fıkrasının (g) bendi kapsamındaki genel sağlık sigortalılarının 25 yaşını doldurdukları güne kadar olan Genel Sağlık Sigortası primlerinin tahsilinden vazgeçilir. Bu maddenin yayımlandığı tarihe kadar söz konusu süreler için ödenmiş olan primler iade ve mahsup edilmez) hükmü getirilmiştir. Bu yasa kapsamında 26.04.2016 tarihinden önce GSS kapsamında bulunan ve prim borcu bulunan vatandaşlarımızın prim borçları 25 yaşını doldurduğu tarihe kadarki kısmı silinerek tahsilinden vazgeçilmiş bulunmaktadır. Vatandaşlarımız e-devlet şifreleri ile prim borçları ve diğer sosyal güvenlik durumunu takip edebilirler. (Alıntı)

Otomatik borçlandırılmıştı otomatik de siliniyor siyasi manevra. Vergi koyup işsiz gençleri borçlandırıyorlar. Sonra da lütuf gibi siliyorlar. Her ay bir asgari ücretlinin maaşının yüzde 20'si vergi adı altında alınıyor. Avrupa standartları deniyor, peki Avrupa'da ki sosyal haklar, yaşam koşulları vs. biz de var mı?
18 yaşını dolduran bireylerin işi var mı, yok mu? Okuyor mu? vs. önemli değil direk borçlu. Peki bu durum da kim borçlu? Ebeveyn. Ebeveynin kendisini ve ailesini geçindirecek parası yok veya ucu ucuna yetişiyor. Çocuğunun SSK primini (hayali) nasıl ödesin? Yok çocuk (erkek) 18 yaşını geçti SSK ödemesi mecbur. Tamam. İş ver kendi ödesin. İş yok. Hukuken 18 yaşında ve kendisinden sorumlu. Peki neden ebeveynden istiyorsunuz? Sen ebeveynsin çünkü. Peki böyle bir yasa çıkarırken ve SSK'lı yaparken bana sordunuz mu?
Hükumet kendi borçlandırdı, kendi alacağını kendi sildi. Milleten de minnet bekliyorlar. Borçlarınızı siliyoruz. Bu iyiliğimizi unutmayın. Dünyanın en komik ve eğlenceli tiyatrosu benim ülkem. Bu kadar iyi rol yapan yöneticiler olduktan sonra artiste gerek yok.
Hakkı, hukuku en iyi biz bilir, biz yaparız diyerek ellerin de kutsal kitabımız ile binlere seslendiler. Bu vakte kadar aldıklarının niye iadesi yok. Seçim vaadinde herkesi sigortalı yapacağız diyorlardı. Ama görünen odur ki herkesi borçlu yaptılar.
25 yaş altı borcu siliniyormuş üst yaşların ne günahı var, böyle bir borçlandırmaya ne hakkınız var? Önce iş imkanını yaratın ondan sonra tahsil edin. Sizler mevcut iş yerlerini dahi kapattırdınız, saattınız. İş var da çalışmıyor mu insanlar. Evde otururken bile borçlu. İşsizlik yarat sonra gençlerden para iste. Nasıl bir mantık bu.

25 yaş altı nüfus az, 25 yaş üstü nüfus fazla olduğu için bu durum işlerine geliyor.

Bir de şu açıdan bakalım konuya. Defalarca yapılandırmaya soktunuz. Millet yapılandırıldı ödedi. Şimdi ödeyenlerin suçu ne? Borcunu zamanın da ödeyen vatandaşın ödentilerini de iade edin. Borcunu verenleri keriz durumuna sokma kanunu. Bu ülke de dürüst olmak enayilik.
Yapılanmayı zamanın da ödeyen Mükellefin vergisine mahsuben olması gerekir yatırdığı paralar.

HÜLYA ÇAKICI

21 Mayıs 2016 Cumartesi

İYİ ŞANS İÇİN BİR NEPAL TANTRA TOTEMİ


Umarım tüm güzel enerjiler etrafımızda olur. İlk önce bir dilek tutun.

YAŞAM İÇİN ÖNERİLER
Kepekli pirinçten çok ye. İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap. En sevdiğin şiiri ezberle. Dinlediğin her şeye inanma, sahip olduğun her şeyi harcama ve istediğin kadar uyuma.
Seni seviyorum dediğinde cidden söyle. Üzgünüm dediğinde, o kişinin gözlerinin içine bak.
Evlenmeden önce en az 6 ay nişanlı kal. İlk bakışta aşka inan. Başkalarının düşleriyle asla alay etme. Tutkuyla ve derinden sev. Sonradan yara alabilirsin belki, ama hayatı komple yaşamanın tek yolu budur. 
Anlaşmazlık durumların da dürüst ol. Kimseyi kırma, hakaret etme. İnsanları akrabalarına göre yargılama. Yavaş konuş, ama hızlı düşün. Biri sana, yanıt vermek istemediğin bir soru yöneltirse gülümse ve en büyük aşkın ve en büyük başarıların daha büyük riskleri olduğunu hatırla. Anneni ara. Biri hapşırdığında çok yaşa de. Kaybettiğinde ders al. 
ÜÇ S'yi unutma.
Kendine Saygı
Başkalarına Saygı
Her şeyde Sorumluluk. 
Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme. Hata yaptığını farkettiğinde onu hemen düzelt. Telefona cevap verirken gülümse. Seni arayan kişi bunu sesinden anlayacaktır. Konuşmaktan sohbetten hoşlanan bir kadın/erkekle evlen. Yaşlandığınızda konuşma yeteneğiniz her şeyden daha önemli olacak. Biraz yalnız kal.
Değişikliklere kucak aç ama değerlerini yitirme. Suskunluğun bazen en iyi yanıt olduğunu unutma. Daha çok kitap oku, daha az televizyon seyret. İyi ve saygın bir hayat sür. İleride yaşlandığında ve geçmişi hatırladığında bir kez daha nasıl zevk aldığını göreceksin.
Allah'a güven ama arabanı kilitle. Deveni bağla sonra tevekkül et. Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir. Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap. Sevdiklerinle anlaşmazlığa düştüğünde, o anki duruma önem ver.  Geçmişte çok yaşama. Satırlar arasını oku. Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur.
Gezegenimize karşı nazik ol. Dua et. Dua da, ölçülemeyecek bir güç saklıdır. Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme. Başkalarının işine burnunu sokma. Onu öperken gözlerini kapatmayan bir kadın/erkeğe güvenme. Yılda bir kez hiç gitmediğin bir yere git.  Çok para kazanıyorsan eğer, hayattayken, başkalarına yardım et. Bu, Şansın sana verebileceği en büyük tatmindir.
Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir şanstır. Bütün kuralları öğren, sonra bazılarına uyma. İki insan arasındaki aşkın birbirine duydukları gereksinimden daha büyük olduğu ilişkinin en iyi ilişki olduğunu unutma.  Başarını elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldığın şeylere bağlantılı olarak değerlendir. (TANTRA TOTEM/Tantra Hindistan)

BU İYİ ŞANS İÇİN BİR NEPAL TANTRA TOTEMİ.
Bu Tantra Hindistan'dan Dünyayı 10 kez dolaşıp geldi :) Totem Tantra iyi şans için.

Dayatılmış bir yaşama karşı durmaktır yaşamak, özgür olmaktır. Özgürlük kavramını farklı yorumlamadan mücadele etmektir. İmkansız dediğin an da teslimiyet başlar ve ancak yakınır/dertleniriz. Yaşamak başını kaldırıp çevrene baktığın da güzellikleri görebilmek, yaratılış nedenini ve güzelliğini anladıysan, onunla empati kuruyorsan, ölümün de bir yaşam şekli olduğunu biliyorsan, işte budur diyebilmektir.
Ayrımcılık kötüdür. Kimse dünyaya gelirken seçim de bulunamaz. Her yaratılana saygılı olunmalı. Kardeşçe insanca yaşam asıl olandır. Güzel ve birleştirici olan her söz değerlidir.
Ruhunuzu dinlendirebildiğiniz dostlarınız olsun. Benim başvurduğum bir yöntemdir. Az insanla belki ama sık başvurulması gereken bir yöntem. İlla da özel zaman ayırmaya gerek olmayabilir. Plana, programa ihtiyaç yoktur. Kendiliğinden spontane gelişir. Hayat bu inişi de var, çıkışı da, kışı da var, baharıda.
Çok iyi iyinin düşmanıdır genelde. Çok iyiyi elde edemeyebiliriz eldeki iyinin kıymetini bilmek gerekir. Bizlerin toz olan hayatı duman etmekte üstümüze yoktur. Kendini tanımak, kendini yorumlamak değildir. Kendine hakim olmaktır.

HÜLYA ÇAKICI

BERÂT KANDİLİ


Berât Kandili gecesin de kılınması tavsiye edilen Hayır Namazı vardır. 100 rekatlık bu namazı kılan kimse o sene ölürse şehitlik mertebesine nâil olur. Berat kelimesi borçtan kurtulma, temize çıkıp aklanma, ceza veya sorumluluktan kurtulma gibi anlamlara gelmektedir.
Peygamber efendimiz, Berat gecesini bu sene içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu sene içinde öleceklerin isimleri bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip edilir. Bu gece herkesin ameli ve işleri Allahü teâlâya arz olunur şeklinde belirtmiştir.

BERAT KANDİLİ NEDİR?
Berat kelimesi; borçtan kurtulma, temize çıkıp aklanma, ceza veya sorumluluktan kurtulma gibi mânâlara gelir. Berat Kandili, Allah'ın ekstra rahmet, lütuf ve mağfiretiyle tecelli ederek, kullarına bağışlanma, kapılarını ardına kadar araladığı; müminlerin dualarına icabet ettiği, günahlarını affettiği, yapılan ibadetleri normal zamanlardan kat kat fazla mükâfatlandırdığı bir zaman dilimidir. Berat kelimesinin aslı ''Berâettir.'' Beraat sözlükte, ''bir zorluktan kurtarmak ve berî olmak'' demektir. Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle mübarek gece; günahların affı ve kulların temize çıkarılması sebebiyle Beraat gecesi ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de Rahmet gecesi gibi adlar da verilmiştir.
Bu gecenin dört adı vardır.
Mübarek gecenin en meşhur adı ''leyle-i beraa'' (Berat Gecesi) olmakla birlikte ''leyle-i mübareke'', ''leyle-i rahmet'' ve ''leyle-i sakk'' isimleridir. Berât Kandili İslam dinin de mübarek kabul edilen gecelerden biridir. Her yıl Şaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece Berât gecesidir. Mübarek Berât Kandili gecesini ibadet ile geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi vardır.
Bu geceyi ganimet bilmeli, tevbe istiğfar etmeli, kaza namazı kılmalı, Kur'an-ı kerim okumalı, bilhassa ilim öğrenmeli. En kıymetli ilim, doğru yazılan ilmihal bilgileridir. Peygamber efendimiz, (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) Berat Gecesi'nde, Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve la şakiyyâ duasını çok okurdu. Büyük zatlar, Berat gecesinde şöyle de dua ederlerdi:
Ya Rabbî, Kur'an-ı keriminde, Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i mahfuz Onun katındadır buyuruyorsun. Eğer benim ismim saidler cennetlikler defterinde ise, orada sabit kıl. İsmim şakiler, cehennemlikler defterinde ise, ismimi oradan silip, saidler defterine yaz. Ey büyük Allah'ım, kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde sabit kıl, dininden döndürme, ayırma.
Hazret-i Âişe validemiz Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat Gecesi'nde çok ibadet ettin? diye sordu. Cevabında buyurdu ki: Şükreden kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur. (Gunye)
Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır. Hasan-ı Basri hazretleri, Şabanın 15. günü, sanki mezardan çıkmış gibi, yüzü çok solgun görülürdü. Bu üzüntünün sebebini sorduklarında, İlm-i yakîn ile biliyorum ki günahım vardır. Günahım affedilmezse, sevaplarım da kabul edilmezse, halim nice olur diye korkumdan benzim sararıyor.

BERAT KANDİLİ'NDE NELER YAPILMALI?
* Kur’an-ı Kerim okunmalı, okuyanlar dinlenmeli, uygun mekanlarda Kur’an ziyafetleri verilmeli, Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
* Peygamber Efendimize (S.A.S) salât ve selâmlar getirilmeli, O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
* Tefekkürde bulunulmalı, Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir vs. gibi konular başta olmak üzere hayati meseleler de derin düşüncelere girmeli.
4 Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli, manevi iklimlerin de vesilelikleriyle Hakka niyaz da bulunulmalı.
* Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı, gönüller alınmalı, kederli yüzler güldürülmeli.
* Günahlara samimi olarak tövbe ve istiğfar edilmeli, idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamette bulunulmalı.
* Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı, vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
* Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
* Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli, iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
* Hayattaki manevi büyüklerimizin, hocalarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, mesaj yahut e-mail çekerek tebrik edilmeli, duaları istenmeli.
* Başta bütün insanlık olmak üzere kendimize ve sevdiklerimize mümkün mertebe ismen dualar etmeli.

BERÂT KANDİLİ GECESİ
Berât Gecesi, Şaban ayının 15. gecesidir. Tefsirlerde Kur'an-ı kerimin, Levh-il-mahfuza bu gece indirildiği bildirilmektedir. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu Kur'anı mübarek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız. (Duhan 2,3)
Her sene, Şaban ayının on beşinci Berat gecesinde, o sene de olacak şeyler, ameller, ömürler, ölüm sebepleri, yükselmeler, alçalmalar, yani her şey Levh-i mahfuzda yazılır. Resulullah efendimiz, bu gece, çok ibadet, çok dua ederdi.
Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz; Şaban öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim. (Nesaî)
Berat Kandili ile İlgili Hadis-i Şerifler neler? Berat Kandili Gecesini diğer gecelerden ayıran önemi ne? Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem bu gece neler yapardı?
Hz.Muhammed (SAV) Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman gecesin de ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzün de kandilden sonraki gün oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca, Allah Teâlâ o andan fecir oluncaya kadar Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. Bir belâ ile müptelâ olan yok mu, ona kurtuluş vereyim buyurur. (İbn Mâce)
Berât gecesi, Kur'an-ı Kerim'in Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesin de ise Peygambere ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da Tenzil denir.
Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de apaçık Kitaba yemin olsun ki, Biz Kur'an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gece de, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir. (Duhan, 44/1-4)
Ayette geçen, mübarek gece'den maksat Berât Gecesidir. Kur'ânın bu gece de, Yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı.
Allahü teâlâ, ezelde, hiçbir şey yaratmadan önce, her şeyi takdir etti, diledi. Bunlardan, bir yıl içinde olacak her şeyi, bu gece meleklere bildirir.
Kur'ân-ı kerîm, levhilmahfûza bu gece indi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem bu gece çok ibâdet, çok duâ ederdi.
Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki: Şa'bân-ı şerîfin onbeşinci gecesi olunca, o geceyi ihyâ ediniz ve gününde oruç tutunuz! Muhakkak ki, Allahü teâlâ, "Mağfiret olunmak isteyen yok mudur, mağfiret edeyim. Rızık isteyen yok mudur, rızık vereyim. Kim ne isterse vereyim!" buyurur. Bu hâl sabaha kadar devam eder.
Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan duâ, tevbe, red olunmaz. Fıtr Bayramının ve Kurban Bayramının birinci geceleri, Şa'bânın onbeşinci Berât gecesi ve arefe gecesi. Berât gecesini ganimet, fırsat biliniz. Şa'bânın onbeşinci gecesidir. Kadir gecesi çok büyük ise de hangi gece olduğu belli değildir. Berât gecesinde çok ibâdet ediniz. Yoksa kıyâmet gününde pişman olursunuz.
Şa'bânın onbeşinci gecesinde Allahü teâlânın kulları üzerine rahmeti zuhûr edip, mü'minleri magfiret eder, bağışlar. Kâfirlere ise süre verir. Kin ve hased sahibi olanları bu sıfatları terk edinceye kadar kendi hallerinde bırakır. Şa'bân ayının onbeşinci gecesi, rahmet-i ilâhi dünyayı kaplar, herkes affolur. Ancak haksız yere müslümanlara düşmanlık besleyen ve Allahü teâlâya ortak koşan mağfiret olunmaz.
Âişe anamız, Peygamber efendimizin Berât gecesinde, sabaha kadar ibâdet ettiğini görünce sordu:
* Yâ Resûlallah, Allahü teâlânın en sevgili kulusun buna rağmen niçin bu kadar kendini yoruyorsun?
Peygamber efendimiz şöyle cevap verdi:
* Ey Âişe, ben şükredici kul olmıyayım mı? Ey Âişe, sen bu gecede ne olduğunu bilir misin?
Âişe vâlidemiz tekrar sordu:
* Bu gecenin diğer gecelerden üstünlüğü nedir yâ Resûlallah?
Peygamber efendimiz şöyle cevap verdi:
* Bu sene içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu sene içinde öleceklerin isimleri bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip edilir. Bu gece herkesin ameli ve işleri Allahü teâlâya arz olunur.
Bir kimse, evinden ayrılıp yolculuğa çıkar. Halbuki, onun adı yaşıyanlar defterinden, ölüler defterine geçirilmiştir. Gafil olmamalı, bu geceyi mutlaka ihya etmelidir. Kaza namazı kılmalı, Kur'ân-ı kerîm okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, müslümanları sevindirmelidir. Bunların sevabını ölülere de göndermelidir. Bu gecelere saygı göstermek, günah işlememekle olur.
Bu gece, Allahü teâlânın ihsan ettiği bütün nimetlere şükretmeli, yapılan hatalar, günahlar için de tevbe istigfar etmeli, Cehennem ateşinden kurtulmayı istemelidir.
Yâ Rabbi, bize dünya ve âhıret saadeti ihsan eyle, bize hidayet verdikten sonra, kalblerimizi kaydırma" diye dua etmelidir.
Diğer bir Ayeti Kerimede ise Berat Gecesini idrak eden herkes, Yüce Allah'ın Ku'ran-ı Kerim'deki “De ki “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir” müjdesinin farkına vararak kendi özüne dönmeli, ümitlerini canlandırmalı, bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir.

BERAT KANDİLİ'NDE OKUNACAK DUALAR
Beraet gecesinde kılınması tavsiye edilen Hayır Namazı vardır. 100 rekatlık bu namazı kılan kimse o sene ölürse şehitlik mertebesine nâil olur.
Namaza şöyle niyet edilir: Ya rabbi niyet ettim rızâ-yı şerifin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden dünya ve ahiret sıkıntılarından halas eyleyip süedâ defterine kaydeyle.
Her rekatte Fatiha’dan sonra 10 İhlas-ı Şerif okunur. İki rekatte bir selam verilerek 100 rekate tamamlanır.
Namazdan sonra Allâhü Teâlâ’nın 'Hû' ism-i şerîfinin ebced hesabına göre değeri 11 dir. Resûlullâh Efendimiz’in isimlerinden Tâhâ'nın ebced hesabıyla değeri 14 olduğu için aşağıdaki 11 şey 14 kere okunur. Bunlar;
1. İstiğfar
2. Salevat-ı Şerife Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed
3. Fatiha-i Şerife
4. Ayet’ül-Kürsi
5. Tevbe Sûresinin son 2 ayeti besmele ile. Lekad câeküm.
6. 14 kere Yâsin, Yâsin dedikten sonra 1 Yâsin-i Şerîf. Yâsin-i Şerif’te 7 zahiri, 7 batini Mübîn vardır. Böylece o da 14 olur.
7. İhlas-ı Şerif
8. Felak Sûresi
9. Nâs Sûresi
10. Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l- azîm. duası 14 kere.
11. Salevat-ı Şerife 14 kere okunur ve dua edilir. Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed. Salat-ı Münciye okumak daha efdaldir.

Çeşitli kaynaklar, araştırmalar ve yorumum ile harmanlanmıştır. Bire bir hiç bir yerden alıntı değildir.
Herkesin Berât Kandili Mübarek olsun. Dualarımız kabul, günahlarımız af olsun.
HÜLYA ÇAKICI