30 Haziran 2016 Perşembe

İhbar ve kıdem tazminatı hakkediş


İşçinin çalıştığı süreye göre ihbar süresi veya ücreti vardır.
6 aydan az çalışan için 2 hafta.
6 ay 1,5 yıl arası çalışan için 4 hafta.
1,5 - 3 yıl arası arası çalışan için 6 hafta.
3 yıldan fazla çalışan için 8 hafta ihbar süresi veya ihbar ücreti ödenir. Ayrıca, işten çıkartılan işçinin ileri de "bana haber verilmeden çıkardılar, ihbar tazminatı da vermediler" dememesi için, bunun yazılı olması, gerekirse noter aracılığıyla ve çıkış nedeni de belirtilerek yapılması iyi olur. Sözlü yapılmışsa da, güvenilir şahitler gerekir ki işveren ileri de davalık olmasın. İşçiyi çıkartmadan önce ne kadar süre çalışmış hesaplanır ve 2/8 hafta (çalışma zamanına göre) önceden işçiye haber verilir. Eğer işçiye başka iş araması için süre verilirse işveren ihbar tazminatı ödemek zorunda kalmaz.
Eğer ihbar tazminatı ödenecekse bir hesaplama örneği. Asgari ücretle çalışan işçi ise;
1.647 / 30 = 54,90 TL günlük tutar.
54,90 X 56 = 3.074,40 TL ihbar tazminatı matrahı
3.074,40 X %15 = 461,16 TL stopaj
3.074,40 X %0,759 = 23,33 TL damga vergisi
3.074,40 - 461,16 - 23,33 = 2.589,91 TL NET İHBAR TAZMİNATI

Ama iş arama izni vermişseniz, çıkarılacağını yazılı olarak tebliğ etmişseniz ve ihbar süresini gözetmişseniz ihbar tazminatına gerek yok/kalmaz.

Kıdem tazminatı için en az bir yıl çalışmış olmak gerekiyor. Bu yüzden bir yılın altındaki çalışmalara tazminat verilmiyor. Çoğu işyeri hileye başvurur giriş-çıkış yaparlar. Ve hatta birinci ayda yeniden giriş yapan yerler var. Kıdem tazminatı alabilmek için buradaki kötü niyeti ispatlamanız gerekebilir.

HÜLYA ÇAKICI 

İNSANLAR ÖLÜYOR, İNSANLIK ÖLÜYOR


Bir asır önce Atatürk anlamadan inanılan dinin bu noktaya geleceğini bildiği için, Kuran'ı Türkçeye tercüme ettirdi. Bir asır sonra ki eğitim düzeyi ise hem halkı dininden soğuttu, hem de kulaktan duyma bir takım hurafelere inanan bir kitle yarattı.
Bir Suriyeli, Ülkemizde sürekli ve bir yerlerde bombalar patlıyordu umursamıyorduk, ta ki evlerimize bombalar yağana kadar diyor. Başımıza gelmemesini dilerim canı gönülden. Keskin eleştiriler yaptık hepimiz. Başına vermeden almam canını der Allah, bunu vermez umarım. Artık bu saldırıları durdurmanın bir yolu olmalı, onca emek verip özel kuvvetler yetiştirmek yetmiyor işte. Mevcut kanunların işe yaramadığı da ortada. Adamlar uçakla Atatürk hava limanına geliyor etrafı tarıyorlar iki tane canlı bomba patlatıyorlar ve bunun önlemi alınamıyor. Unutulacak tabii ki, tekrarlar ki öyle görünüyor hangimiz nefes alıyorsak artık çünkü kimin başına geleceğini bilemeyiz. Bize olmaz deme lüksümüz yok, tekrar yazıp çizeceğiz, konuşacağız şimdi sadece acının türbülansı yaşanıyor. Ölenler sonsuzluğa gideli saatler oldu. Hiçbir kınama döndüremez yarım kalan hayatları. Geride bırakılan acıları.

Canlı bombalar kendilerinden önce patlayanların sonlarını görmüyorlar mı? Hangisi kahraman ilan edildi bu güne kadar? Ruhları yok, beyinleri yok. Nerede üretiliyorlar ve o fabrikayı nasıl bulamıyorlar/bulamıyoruz? Artık hepimizin beyni durdu. Olayın nasıl olduğunu, girişte yaşandığını teröristlerin X-Raydan geçemeyeceklerini anlayınca insanların üzerine ateş açtıklarını biliyoruz. Bizim sorduğumuz istihbarat nerede ve ne işe yarıyor? Yeni bir bomba olayına kadar yine kınamakla mı yetineceğiz? Bu ülkeyi onbeş yıldır terör alanı haline getirenler cevaplayacaklar mı? Bugün Atatürk havalimanı, yarın başka bir yer. Ne önlem alınıyor kınamak dışında. Bu bombaları kimler patlatıyor değil sorumuz, bombaların patlamasına kimler engel olamıyor? Kimler sorumluluk almıyor? Bizim vergilerimizle bu ülkeyi yönetenler vatandaşını korumak zorundalar. Yani teröristler patlatıyor bombaları bizimle alakası yok diyemezler. Çok söylenecek şey var ama bunları söyleyeceklerin elinden bir şey gelmiyor. Elinden gelecek olanlar da hiç bir şey yapmıyor. Öylesine acıklı bir durum bizimkisi.

O kadar büyük ülkeyiz ki saraylar inşa ediyoruz ama ne çocukları, ne kadınları, ne doğayı, ne askerleri vs. koruyabiliyoruz. O kadar muazzam bir ülke ki, işsizlikten başımız dönmüş, kimsenin ziyaret etmediği bir avuç kütüphanesi var, sayısız kanalında sayısız dizi yayınlanıyor ve her gün anlamsız sebeplerle insanları ölüyor. Ama dünya bize gıpta ediyor.

HÜLYA ÇAKICI

İhbar ve kıdem tazminatı hakkediş - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

İhbar ve kıdem tazminatı hakkediş - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

29 Haziran 2016 Çarşamba

Zübüklük en eski karaktersizliktir



Nasreddin hocayı adamın biri hep alt etmek istermiş, bir gün herkesin içinde dünyanın merkezi neresidir? diye sormuş. Hoca biraz düşünmüş. Adam ey ahali bak hoca cevap bile veremiyor. Hoca istifini bile bozmadan bastığın yerdir demiş.

Haramın binası olmaz. Sen doğru dur eğri belasını bulur. İnsanlar kendilerini değersizleştirmeyi öyle iyi beceriyorlar ki, zamanla hiç bir anlamları kalmıyor. Hiç kimse ömürlük değildir. Her insan yaptığı hatanın kalabalığında hesabını bir gün yalnız kalmakla öder. Bunu düşünecek kapasiteye sahipse eğer? Laf tüccarlarının geçim kaynağı dedikodudur. Nedense bu tür mahlukatlar bayağı da ilgi görürler. Arkamızdan konuşup yüzümüze gülen embesillerdir bunlar. Eğer dost isen dostunun arkasından konuşanlarla dost olamazsın. Sorarım ben evet bunlara nasıl müdahale etmeden dinledin? Kendimi bildim bileli arkamdan konuşulmuştur. Yüzüme yemez bir tarafları konuşmaya. Çünkü bilirler ki emin olmadığım ve bilgi sahibi olmadığım hiç bir konu da konuşmam. Alacakları cevaba cevap veremeyeceklerdir. Çok denediler kaybettiler onun için artık bu yolu tercih ediyorlar. Arkadan konuşarak kendi yarattıkları hayali şeyleri/olayları/lafları vs. hakkında konuştukları kişiye yapıştırırlar. Konuştukları kişiler de aynı karektere sahip kişilerdir. Söyleyen kendini söyler dinleyen kendini dinler. Benim için konuşanın da, dinleyenin de hiç bir kıymeti yoktur o yüzden. Bana kötülüğü olan herkese bugüne kadar iyilikle karşılık vermişimdir. Artık duyarsızım, yeni zaman da beni böyle etkiledi işte. Çünkü bazı İnsanlar köpeklerden sadakati öğrenmeli, havlamasını değil. Ama öğrenemeyecekler. Artık kimseyi yüceltmem de, küçültmem de ama ederinden de fazla değer vermem. Çünkü kimse kötülüğünü de, iyiliğini de sonsuza kadar gizleyemez. Kenardan izlerim, herkesin gerçek yüzü er veya geç ortaya çıkıyor çünkü.

Çok akıllı insan gördüm. Aslında akıllı olmak anlatılanları anlamakmış. Çok zeki insanla konuştum. Aslında zeki olmak egoya hizmetmiş. Ve aslında gerekli olan anladıklarını sorgulamayı bilmekmiş. Hayat bumerang gibidir. Niyeti Kötü de olsa, iyi de olsa atılan ok sahibine döner. Karşıya attığını zanneder fakat döner dolaşır kendine saplanır. Kendi bile şaşar kalır. Etme bulma dünyası bu dünya.

HÜLYA ÇAKICI

Doğum ve askerlik borçlanması, işgücü kaybında emeklilik, GSS, Rapor parası ödemeleri


Doğum borçlanması erken emekli yapmaz sadece prim sayısını artırır. Ayrıca doğum borçlanması yapılabilmesi için doğumların 2000’den sonra olması ve çocuğun/çocukların doğum tarihlerinden sonraki iki yıl içerisinde de sigorta priminin ödenmemiş olması gerekir.

Erkekler için askerlik borçlanmasında ise; 250 gün askerlik borçlanması bir yıl erken emekli eder.

Raporunuz onaylanırsa emekli olabilirsiniz; 5510 sayılı kanuna göre 4/C’li olan memurlardan, çalışmaya başladığı tarihten önce malul sayılmayı gerektirecek derecede yani en az yüzde 60 oranında işgücü kaybı olması halinde hastalığı veya rahatsızlığı bulunan ve bu nedenle malullük aylığından yararlanamayanlar, 15 yıl sigorta ve 3960 gün prim şartına tabidir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Kamu Görevlileri Emeklilik Dairesi Başkanlığı’na emekli olmak için başvuru yapabilirler. SGK Sağlık Kurulu işe başlamadan malul olduğunuza karar verirse emekli olabilirsiniz.

Genel Sağlık Sigortası (GSS) primi ödeyen yaklaşık 3 milyon kişi ile tek prim sistemine geçilecek ve ödenen tutarlar düşecek. Şu anda 65, 195 ve 395 lira GSS primi ödüyorlar. Tek prim tutarı 65 liranın altında olacak ve bu durum 2 milyon 900 bini aşkın insanı ilgilendiriyor. Ayrıca da 25 yaş altı 3.7 milyon kişinin GSS borçları silindi.

2016 Asgari Ücretlinin Bir Günlük Rapor Parası Tutarı; Ayakta istirahatler de günlük ortalama brüt ücretin 2/3’ü. Yatarak istirahatler de ise günlük ortalama ücretin 1/2’si bir günlük rapor parası olarak ödenmektedir. Ayakta tedaviler için 2016 yılında asgari ücretliye ödenen bir günlük geçici iş göremezlik ödemesi/rapor parası 36,60 TL. Yatarak tedaviler için 2016 yılında asgari ücretliye ödenen bir günlük geçici iş göremezlik ödemesi/rapor parası 27,45 TL dir.

HÜLYA ÇAKICI

ÖLÜM KOKUYOR ÜLKEMİZ


Atatürk Hava limanı Dış Hatlar terminalinde patlama. Bakalım hangi onurlu ve gururlu terörist grup üstlenecek? İktidar ve muhalefet birbirinden kötüyse, halkta hala Survivor izliyorsa, ülke olarak kılalım cenaze namazımızı olsun bitsin. O kadar aramayı ne için yapıyorlar spreyler ile uçağa binmeyelim diye mi? Ülke bu kadar karışıkken bu neyin ihmali? Ülkeyi 15 yıldır kim yönetiyor? Bu güvenlik zaafının herhangi bir siyasi sorumlusu olmayacak mı? Üzerimizde ufacık bir düğme bile dıtdıt öterken defalarca aranıyoruz bunlar nasıl elini kolunu sallayarak giriyorlar. Kemer ile giremediğimiz hava limanına canlı bomba, silahlar ve el bombaları ile girilmiş ve katliam yapılmış. Mit'in haberi yok, emniyet çaresiz, hükumet mağdur. İstikrar sürüyor.

Yurt dışından gelmişler orada planlamış inişte patlama olmuş. Yurt dışından gelenler orada kontrol olduklari için direk bavul almaya gidiyorlar. Yani Amerikanın uyarısı boşa değilmiş? Yurt dışından görmüşler (tartışmaya açık nasıl uçağa bindiği) biz daha kendi memleketimizde bunun farkında değiliz. Rusya'dan özür dilendi, İsrail ile anlaşıldı. Artık turist patlaması olur diye beklerken Atatürk havalimanında bomba patladığı haberleri geliyor (Gündemi hemen değiştirebiliyorlar). Dünya acil adı altında duyurdu ama bizim ülkemizin yarısından fazlasının haberi yoktu çünkü Survivor izliyorlardı. İnanın bakalım ne yapacak Survivor da yayını durduracak mı diye merak edip televizyonu açtım. Bir patlama olmuş Atatürk havalimanında artık smsleri durdurup değerlendirmelere geçiyoruz deyip reklama girdi. Yayın akışı hiç değişmedi. Kimsenin de umurunda bile değildi. Böyleyiz ülke olarak bilmem neden? Yurt dışında birbirinden farklı ülkeler de bulundum sadece gezmek amaçlı değil, eğitim almak ve vermek, iş vs. bizler gibi değiller hiçbirisi de. Sanki kendi aileleri gibi ülkeleri bananecilik yok, kenetlenme var. Bu bize özgü bir durum. Ben öyle değilim ve benim gibi azınlık bir grup var belki ama bizlere anında tepki yağıyor. Sanane vs. Hayatım boyunca ta çocukluktan (bu yüzden çok dayak yemişimdir annemden klasik yurdum insanı) kimsenin arkasından konuşmadım da, iş çevirmedim de, bananeci olmadım da. Çünkü bu dünya ve ülke de yaşıyorsak ki, yeryüzünün en güzel parçasında nefes alıyoruz inanın, kıymetini bilip korumalıyız.

Canı yanmayan canı yananın halinden anlamaz. Ölüm kokuyor ülkemizin her tarafı, yanık insan kokusu, yanık orman kokusu, yanık yürek kokusu. Ellerin duaya kalkacağı bu mübarek günler de, ellerini kana bulayanları, yüreğinde pislik taşıyanları adaletin ile cezalandır Allahım.

HÜLYA ÇAKICI

Amatörler Profesyonel iş yapamaz


Fatih Terim'in milli takımdaki başarısını bir kefeye, aldığı maaş ve primleri de bir kefeye koyalım, geçmişteki Milli Takım hocalarımıza haksızlık olmuyor mu? Ama imPARAtor hala HESAP SORMA peşinde. İngiliz Antrenör gibi dönüş uçağından iner inmez istifasını verip gitmesi gerekirken üstelik. Başarı karşılığında para beklentisi yok para zaten cepte, uğraşmak yerine uğraşıyormuş gibi şov yapması yetiyor İmPARAtora. Profesyonellikte prim başarıya bağlı ve başarıyla doğru orantılı olur. Başka ülkelerdeki onurlu oyuncular ve onurlu antrenörler, başarısız oldukları zaman istifa ederlerken bizimkiler hala para peşindeler. Milli takımlar düzeyinde bizim kadar prim alan başka ülke yok. Şampiyon olsak bile bu kadar prim fazla. Avrupa da çeyrek final oynamadan, dünya kupasın da gruptan çıkmadan geçilen aşamalar da prim verilmemesi gerekiyor fikrimce. Başarı yok, mücadele yok herkese prim dağıttılar. Dağıtılan ve onların hak etmediği paralar halkın cebinden çıkıyor. Rahat rahat tatil yapıp, gezip tozsunlar diye. Başarı gösterirler mükafat olarak prim verirsin. Kazan kaybet al sana prim. Milli ruh yok insanlar da. Başında da eleştirildiler hangisi biz bu primi hak etmedik dedi. TFF kesinlikle eğitim almalı. İnanılmaz paralar ve primler dağıtıyorlar. Sonuç hep hüsran.

İmPARAtor gelince kibir saygıdan ayağa kalkar o derece. İnsanın bu kadar burnu havalar da olmamalı ayakları yere basmalı. Türk halkı o kadar parayı neden alıyorlar diye söyleniyor? Hak etmedikleri için söyleniyor. 80 milyon kişi yeterince mücadele etmedikleri, oynayamadıkları, savaşmadıkları için söyleniyoruz. Almanya, İngiltere, Portekiz, Polonya'dan vs. ne eksiğiniz var. Sadece inancınız yok fikrimce. Türk Milletinin gözü tok. Ama nedense temsilcilerinin her şeye rağmen aç. Vekili de, topçusu da bunca paraya rağmen hep aç hep aç. Asgari ücretin yeni 1300 lira olduğu bir ülke de milyonlarca Euro prim vermek neden? Bu ülke de parasızlıktan evladını tedavi ettiremeyen, bayram da bir ayakkabı vs. alamayan nice insan varken üstelik. Utançtan yerin dibine girmeleri gerekir. Büyük laflar ederek futbol oynanmaz, alın teri, oyun sevgisi ve vatan sevgisi gerekir.

İmPARAtor futbolu sokaktaki insan, ben bile biliyorum. Madem kadron, taktiğin iyiydi de neden değiştirdin o zaman. Yanlış oyuncular aldım, takımı hazırlayamadım, motive edemedim, çocuklar saçını başını düzeltmekten, şov yapmaktan top oynayamadı desenize.Turnuvanın en kötü takımı Çekleri yendik ama adamlar yine de bizden daha organizeydi. Kaos futbolunun sonu. Başarısızlığın faturası kesilmezse bu böyle devam eder. Arda, Selçuk gibi futbolcuların bir maç için aldığı primi takımını Euro 2016'da çeyrek finale çıkaran bazı hocalar yıllık maaş olarak bile almıyorsa sorunu başka yerler de aramaya gerek yok. Doymuşluk ve kibirlilik var. Para için oynamak var.

Amatör insanlara profesyonel iş yaptırmaya çalışıyoruz. Bizim ülkemizin ana problemi bu. Ve her yer de, her işte bunu uyguluyoruz. Sonra onların da ellerine, yüzlerine, ayaklarına bulaşıyor yaptıkları işler.

HÜLYA ÇAKICI 

Bir ileri iki geri


Hayatta kalma iç güdüsü bazen tahmin edilebilenden daha baskın olabiliyor. Herkes kendi paçasını kurtarmaya çalışıyor. İnsanların Bukalemundan farkı kalmadı artık. Bir menfaat uğruna ne çok tavizler veriliyor. Bilmiyor ki ne canlar toprağa düştü ama onların taviz vermek akıllarına bile gelmedi. Bazılarının gözünde vatan, millet, şehit, halk ne kadar değersizse, o bazıları da millet tarafından aynı değer de görülüyorlar. İşe girmekle, işe başlamak arasında çok fark vardır bu ülke de. En önemli mevkiiler de olun ve hakkınızda hiç bir olumlu yorum yapılmasın. İnsan ne için yaşar?

Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar. (Platon)

Çok acı var dünya da. Ne yöne dönsek acı ve mutsuzluk. Zenginin gözü doyarsa, fakirin de karnı doyar. Veren el alan elden hayırlıdır derler. Ama öyle ki cüzdanımıza gidemez elimiz, hep titrer. Oysa Allah bize nimet verirken yoksulların payını onun içine gizler, veren kazanır, alan faydalanır, bizlerin kazancı bereketlenir. Aç gözlü, zengin insanlar da, devletler de var oldukça ne açlık, biter ne de zulüm. Çünkü uyuşmuş durumda bir toplum var. Uyuşturucu iğne yapılmış bir aslanı rahat rahat okşayabilirsiniz. Eğitim engellenip, cehalet yapılandırdı. İnşaat dikip üremek ile meşgullerken de televizyonlar da show yapanlar haricinde evdekiler de göbeklerini kaşıyıp geviş getiriyor. Ülke de en çok kazanan sektör banka=faiz, inşaat=beton sektörü. Ve en çok üretilen şey bina. Her yer beton. Betonlaşmayı kentsel dönüşüm diye yutturan bir zihniyet mevcut. Araplar her şeyi alıyorlar/alacaklar. Bize ait hiç bir şey kalmayacak ve kendimize yeni bir ülke aramaya başlayacağız böyle giderse.

Çok değil bir nesil önce yanında kadın olan erkekle kavga edilmez, çocuğu olan kadına bakılmazdı. Kadın değerli, saygı gösterilen bir unsurdu. Şimdi milletin namusuna bile göz diken, çocuğu yanında tacize yeltenen bir nesil yetişti. Bütün dünyayı sorunsuz gezip dolaşan balina Türkiye sahillerin de pislikten dolayı  (poşet yutmuş) telef oluyor. Toplum olarak ne tabiata, ne hayvana, ne de insanlara saygımız var. Durumumuz bu maleseff.

Kin, acı, nefret, hırs, sevgisizliği körükler. Bütün canlılar sevgiye muhtaçtır. Her şeye sevgi, saygı, şefkat, merhamet, hoşgörü ve tevazuyla yaklaşırsak, saygıyı, sevgiyi de hak ederiz. Her insanın yaşam tarzı ve yetiştirilme tarzı farklı ve kimsenin kimseye bir şeyleri kabullendirmeye, mecbur bırakmaya hakkı yok. Kişi algılarla, içgüdülerle, kaliteli bir eğitimle kendisini yetiştirir. Huzur insanlar içindir ve çaba göstermek ile olur. Kişi kendini sorgulamalı, yargılamalı ve bir karar vermeden önce vicdanına danışmalı, hak hukuku gözetmeli. Kendisine yapılmak istemediğini başkasına yapmamalı, iğneyi önce kendine batırmalı. Sevgi ve mutluluk kişinin ruhunda, ve çabasında yatıyor. Bencilleşmeden, kırmadan, dökmeden yaşamayı öğrenmeli.

HÜLYA ÇAKICI 

28 Haziran 2016 Salı

LGBTİ



LGBTİ nedir? Onur Yürüyüşü, her yıl Haziran ayının sonlarında Dünya genelinde kutlanan ve Stonewall ayaklanmasının yıl dönümünde gerçekleştirilen, LGBTİ bireyler ve LGBTİ bireylere destek veren kişilerin katılımıyla gerçekleşen bir dizi etkinlikler ve törenler bütünüdür. Bir dizi etkinliklerin ve geçiş törenlerinin gerçekleştirildiği etkinlikler Stonewall ayaklanmaları anısına gerçekleştirilmektedir. 1969 da Stonewall Inn adlı barda baskı, şiddet ve ayrımcılığa
dayanamayan eşcinseller ayaklanmış, baskı kuran polisi bara hapsetmiş ve 4 gün boyunca sokaklar da eylemler yapılmıştır. LGBTİ mücadelesinin dönüm noktalarından biri olan o gün dünyanın her yerinde onur haftası, gey onur, LGBTİ onur ve onur yürüyüşü gibi adlarla kutlanır. Burada kastedilen onur, kişinin kendi oluşunun onurudur, kendi varoluşundan utanmayışının yansımasıdır.

Kimsenin dini, dili, ırkı bizi ilgilendirmediği gibi cinsel tercihi de ilgilendirmez/ilgilendirmemeli. Herkesin kendi hayatı, kendi tercihi. Kimsenin başkasının hayatına müdahale edip ahlak bekçiliğine soyunmaya hakkı yok. Herkes kendine, kendi evine, çocuğuna iyi örnek olsun. Kimse kimseye karışmasın her şey iyiye gider. Genç kızlara, hayvanlara, bebeklere, çocuklara, kardeşlere tecavüz edilirken Müslümanız da, LGBT onur yürüyüşünde mi din elden gidiyor? Öncelikle bu bir tercih değil doğuştan gelen bir yönelimdir. Yani ortada hastalıklı bir durum yok. Normal olan neye göre belirleniyor? Kime göre ve neye göre normal. Belki de onlara göre normal olan onlar, anormal ise bizlerizdir. Bu yüzden herkesin yaşam tarzı kendisine göre normal. Benden farklı diyebilirsin ama bu onları anormal yapmaz. Dünya da büyük çoğunluk heteroseksüel ama homoseksüellerin, transseksüellerin sayısı da tahminlerden daha çok. Bu insanlar bu kadar aşağılanmayı, hakarete uğramayı, sokakta rahatça gezememeyi ve öldürülmeyi tercih etmiş olabilirler mi? Onları kabul etmek zorundayız çünkü varlar. Rahatsız olmak bizlerin problemi onların değil.

Kimseyi öldürmemiş, kimseye tecavüz etmemiş, kimsenin hakkını çalmamış, kimseyi bir şeye zorlamamış, kimsenin özgürlüğünü kısıtlamamış, örgüt kurmamış, kimseye her hangi bir şeyi empoze etmiyor, hiçbir şeyin propagandasını da yapmıyorlar. Kalbini ve aklını dinlemiş mutlu olmuşlar. Yaşayabileceği şekilde yaşamak istemişler. Keşke herkes olmak istediği ve gerçekte olduğu kişi olabilse.

Eşcinsellik hormonal bir bozukluk neden tedavisi yok? Çünkü kimse eşcinselliğin ruhsal yada hormonal bir hastalık olduğunu kanıtlayamadı. DSM'den eşcinselliğin hastalık olması çıkartılalı yıllar oldu. Allah onları bu şekilde yaratmış aynı zaman da dinimizce eşcinsellik yasak bu da ayrı bi çelişki. Toplumca tek sorunumuz eşcinseller mi? Sorun yaratacak ne yaptılar. Hasta değiller ve eşcinsellik sapkınlık yada bozukluk değil. Yarın çocuğunun ne şekilde doğacağını hiç kimse bilemez.

HÜLYA ÇAKICI 

SGK'dan rapor parası nasıl alınır


Hasta olduğunuz için veya başka bir nedenle işe gitmediğiniz günler de işverenin maaş ödeme zorunluluğu yoktur. İş Kanununa göre ancak fiilen işbaşı yapılıp çalışılan günler maaş olarak ödenir. Yani çalışan için gelir kaybı söz konusu olur. Ülkemiz bu gelir kaybını karşılamak üzere hastalanan sigortalıya GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ÖDENEĞİ verilmesini düzenlemiş bulunuyor. İstirahat parasının alınması için doktor raporunun SGK'ya ibraz edilmesi gerekiyor. SGK'da incelemeleri sonrası rapor parasını size ödüyor.

Rapor parasını kimler alabilir; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 18. maddesi ile getirilmiş olan bu hak halk arasında RAPOR (İSTİRAHAT) PARASI olarak bilinir. RAPOR (İSTİRAHAT) PARASI tek hekim veya sağlık kurulu-heyet raporu alan sigortalılara yapılan bir ödemedir. Rapor parası, rapora esas olan hastalık veya özrün bir iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle meydana gelmesi halinde çalışamaz (iş göremez) hale gelmenin ilk gününden itibaren ödenir. İş kazası veya meslek hastalığı olmayan normal bir hastalığın veya kazanın meydana gelmesi halinde ise, ilk iki gün geçici iş görmezlik ödemesi yapılmaz. Yani rapor parası üçüncü günden itibaren başlar.

Rapor parası herkese ödenen bir hak değildir, şartları vardır. İlk olarak kısa vadeli sigorta kolları kapsamında çalışıyor olmalısınız. İkinci olarak da istirahat döneminizden önce bir süre çalışmış olmanız gerekiyor. Normal hastalık veya kazası halinde rapor parası alabilmek için ayrıca iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartı var. Son bir yıl içerisinde ister son iş yerinde, isterse de başka iş yerinde toplamda 90 günü olan sigortalı rapor parası alabilir. İş kazası veya meslek hastalığı hallerinde ise doksan gün prim ödeme gün şartı aranmıyor.

RAPOR PARASI NE KADAR ALINIR; Rapor parasının ne kadar olduğu çalışanın aldığı ücrete göre değişiyor. Bu çalışanın aldığı son ücret değil, geçici iş göremezliğinin başladığı tarihten önceki son oniki aydaki ve son üç ay içindeki maaşlarına göre belirlenen ücretidir. Bu son üç ayda sigortalının aldığı ücret çalıştığı günlere bölünüyor ve rapor parasının hesabında kullanılacak günlük kazancı tespit ediliyor. Sigortalının hesaplanan günlük kazancı ne kadar yüksek ise bu o kadar çok rapor parası alacağı demektir. Yani rapor parası çalışanın aldığı maaşa göre değişiyor. Az ücret alan az, çok ücret alan çalışan ise çok rapor parası alıyor. BUNUN SEBEBİ de; Rapor parasının maktu bir tutar olmaması yani tüm çalışanlara eşit ödenmemesi kısa vadeli sigorta risklerinin doğasından kaynaklanıyor. BURADAKİ AMAÇ, hastalık dolayısıyla gelir düşüşü yaşayan sigortalıların hasta olmadan önce almakta olduğu ücretinin yeniden sağlanması, ani gelir düşüşünün yaşam standartlarında keskin bir düşüşe neden olmasının önüne geçilmesi. Normal olarak geliri yüksek olan çalışanın gelir kaybı daha yüksek olduğundan SGK tarafından karşılanan riski de daha yüksek oluyor.

Alacağınız rapor parası hastanın tedavisinin evde mi yoksa hastane de yatarak mı yapıldığına göre değişiyor. Evde tedavi gören, hastaneye gittiğinde ayaktan tedavi gören hastalar için rapor parası hesaplanan günlük ücretinin üçte ikisi, yatarak tedaviler de ise rapor parası çalışanın günlük kazancının yarısı olarak ödenir. Yatarak tedaviler de daha az rapor parası ödenmesinin nedeni hastanın SGK tarafından ilaç, tedavi, yatak, iaşe ve refakatçi bedellerinin karşılanması ve giderlerinin daha az olmasının beklenmesi. Yani hastanın evde tedavi olması halinde barınma, gıda gibi ekstra masraflarının olacağı da dikkate alınıyor.

Rapor parası almak için ne yapılır; Rapor parasının alınması için özel bir şart yok, yalnızca doktor raporunun SGK’ya ibraz edilmesi gerekiyor. Önceden SGK yalnızca kendisi ile sözleşmeli hastanelerden alınan raporları kabul ediyor ve diğer raporların onaylanmasını istiyordu. Ama son bir kaç yıldır artık SGK ile sözleşme yapmamış özel hastanelerden alınan raporlar da geçerli oluyor. Ülkemizde de artık e-rapor sistemine geçildiği için, doktor raporları E-Ödenek sistemi üzerinden doktorlar tarafından otomatik olarak SGK’ya gönderiliyor. Yani sigortalılar ellerinde rapor ile SGK’da kuyruklara girmek zorunda değiller. İşverenler de raporların kendilerine ibraz edilmesini sonrası çalışmazlık bildiriminde bulunuyorlar. Çalışmazlık bildirimi de hasta sigortalının işyerinde çalışmadığının işverence beyan edilmesi demektir. Rapor parası SGK tarafından kişiler adına PTT BANK hesaplarına gönderilmekte, başka hiçbir belgeye gerek olmadan TC kimlik numarası ile de çekilebilmektedir. AYRICA, rapor parasını stajer ve çıraklar da alabilmektedirler.

HÜLYA ÇAKICI 

27 Haziran 2016 Pazartesi

Yandı Türkiye'nin Ciğerleri


Daha yeni Yunanistan'a orman yangını için yardım talebinde bulunduk. Israrla ve adamlar şartlı kabul ettiler. Avrupa'nın kıskandığı teknolojimizin orman yangınını söndürmek için kullanılmasını bekliyoruz. Bu bölgenin Muhtarı, Belediye başkanı, Kaymakamı, Büyük şehir Belediye başkanı, Bakanlar, Başbakan ve Cumhurbaşkanı hangi partiden, hangi inançtan, hangi cinsiyetten olursa olsunlar yanan her bir ağaçtan sorumludurlar. Şahsi bir durum değil, milleti ilgilendiren bir durum söz konusudur. Yakanı da, sebebini de bulmaktan aciz mi bu ülke? Uzaydan kimin nerede, ne adım attığını görülüyor. Cenneti cehenneme çevirenlerin sorgulaması diğer tarafa bırakılmadan burada sorgulanıp cezalandırılmalı. Kim yapıyor bunu? Her yerde gözetleme kulesi varken üstelik. Bilinçli olarak yapılan bir şeye tedbir alınmaz tabii değil mi? Bize yazık, ülkemize, insanlarımıza yazık.

Antalya yanıyor. Belediye ve hükumet bakıyor. Ülkemizin her yeri yanıyor. Batı orman yangınları ile Doğu terörle yanıyor. İktidar devlet olanakları ile iftar sofralarında. Üç gündür bir yangını söndüremediler. Sayın vekilim yanan yerlere otel ve rant sağlanmamasının takipçisi olacağınızdan eminiz ama lütfen takip edin ranta açılmasın. Yeni ağaçlar dikilsin. Hep aynı yerlerde yangın çıkması normal mi? Antalya'nın dağların da, kırsalın da yangın neden çıkmaz. Çünkü orada rant yok. Bu kadar yalan, bu kadar talan. Diriyi bıraktılar, ölüye, ölüyü bıraktılar, doğaya saldırdılar. Durmak yok yola devam. Kim bilir kimler yanan orman arazilerinden zengin olacak. Expo Expo olmadan önce kaç dekarlık ormandı. İnsanlar kendi sonlarını kendisi hazırlıyor ama doğanın intikamı acı olur.

SONUÇ: Yeni otellere ihtiyaçları var ve yer lazım. Bu oteller normal oteller değiller. Arap ülkelerinden gelecek turistler için olacaklar. Zengin ve Müslüman geçinen Türk iş adamlarına hizmet edecekler. Kendilerine ait koyları, helikopter ve uçak pistleri olacak.

Türkiye orman bölgesi kaç tane yangın uçağı var? 18 tane. Ama sadece 8 tanesini Devlet kullanabiliyor gerisi ücretli. Pilotları da Rus ve Ukraynalı. Yazık cennetimize, yazık Antalya'ya. Allah'dan başka yardım edecek kimse kalmadı bizlere. Herkes kendi derdinde. Ağaç, orman, su vs. halk ile ilgili şeyler ilgilendirmiyor kimseyi. Menfaatler ülke çıkarlarından önemli değildir. Geleceğimiz yanıyor, içimiz yanıyor. Geçmiş olsun hepimize.

HÜLYA ÇAKICI 

EĞİTİM MİLLİ OLUR DİNİ DEĞİL


Dinci çevreler ondan hep nefret etti. Hep yoksulların sesi soluğu oldu. Vicdan kavramını idrak edip insanlara da idrak ettirmek için ömrünü harcadı. Mirasını kimseye bırakmadı. Çünkü bırakacak hiç bir şeyi yoktu. Hayattayken paylaştı neyi var neyi yoksa. O kişi HZ. MUHAMMED (SAV) di.

Okullarımızın aklı hür, vicdanı hür, kafası çalışan, aydın gençler yetiştirmesi gerekiyor. Eğer 18 yaşındaki bir genç ülkeyi yönetecekleri seçebiliyorsa, kendisini doğrudan ilgilendiren sorunlar da da hak ve söz sahibidir. Yeni nesil kendi geleceğine kendisi yön vermek istiyor. Üniversite sınavları iyice zorlaştı, imam hatiplilerin önün açılıp mevkii sahibi yapılıyorlar. Aydın, çağdaş gençlerin geleceğini çöpe atıyorlar. Ne çocuklarımız ne de bu ülke sahipsiz değildir. Herkes dinini ailesinden, kitaplardan öğrenir. Okullar da ilim ve fen öğretilmeli. Meslek olarak din adamı olmak isteniyorsa IHL gidilir ve arkasından da İlahiyat Fakültesi okunur. Ama bir insan doktor, avukat, mühendis, ekonomist, mimar vs. olacaksa imam hatip lisesinde ne işi var. İmanın ve İslamın şartlarını zaten ailesinden öğreniyor ve din dersi okul müfredatında zaten mevcut. EĞİTİM MİLLİ OLUR DİNİ DEĞİL. Dinin yeri ayrı, bilimin yeri ayrı. Dinimizi de, eğitimimizi de ayrı ayrı tutmalı karıştırmamalıyız. Teog sınavında Matematik ortalaması iki, Fen bilimleri ortalaması altı olan imam hatip liselerinin amacı din adamı yetiştirmektir. Eğitim sisteminin tamamen imam hatip okullarına dönmesi toplumun ilimden, bilimden, çağdaşlıktan ödün vermesi demektir. Tekrar etmekte fayda var. Okuyan ve mezun olanlara saygım sonsuz ama onlar din ağırlıklı eğitim aldıkları için diğer derslerden başarılı olmaları mümkün değil ve Teog sonuçları da bunu gösteriyor. Burada düşük alınan puan öğrencinin suçu mu? Kesinlikle hayır. Ne ekerseniz onu biçersiniz mantığıyla hareket etmemiz gerekiyor ve en başından bireyin özgür iradesine bırakmak gerekiyor ki, geleceğini kendisi yönlendirebilsin. Medeni, eşit, refah bir toplum akılla, bilimle, fenle, sanatla yoğrularak yapılanır.

Milli Eğitimdeki temel sorunumuz: Sistemi değiştirmeden önce öğrenme ortamlarını sisteme uygun hale getirmemek (4+4+4), öğretmeni saçma sapan evrak yükü altına sokup verimini düşürmek ve söz de öğrenci merkezli eğitim sistemi denen bir yapı da öğretmenin elini, ayağını bağlamak vs. En acısı da SİSTEM diye sunulan yapının eğitim camiasının ortak görüşü alınmadan bir anda ortaya çıkması ve bu yıl da bunu uygulayalım bakalım tarzı temelsiz görüşler. Siyaset eğitimin içine bu denli girdiği sürece liyakat kavramı göz ardı edildiği sürece, ne kadar sistem getirilirse getirilsin boş.

Bu okulları bu şekil de yapalım, şu okulları şöyle yapalım diyenler, ülkeyi SEVR'in eski mecrasına sürüklüyorlar. Bilerek veya bilmeyerek. Ölümüne var edilmiş TÜRKİYE laik Cumhuriyetini bırakırsak biter. Müslümanlık özünde yaşanırsa yanlışlar görünür, bu yanlışlara da bir dur denir. Her namaz kılanı iyi Müslüman diye hala dillendiriyorsak, namaz kılıp çocukları gözüne kestirip tecavüz edenleri hala görmek istemiyorsak ve bunlar hepsine mal edilemez diyenler oluyorsa, daha o kesimden bu çocukların hakkını savunan görmedik, sapıklara destekler gördük aksine. Namaz öğretiyorlar çocuklara bumu zorunuza gitti diye hala çocukların vücutlarına uygulanan iğrençliği böyle düşüncelerle ve akıl almaz, insanlığa sığmaz laflarla dile getirenler var. Çocuklara namaz öğretenlerin ilk önce Allaha inanması lazım. Onların ki dini alet edip çocukları kötü emellerine alet etmek. Böyle sapıklar dinimizden ve çocuklardan uzak dursun. Her namaz kılan Müslüman olmuyor. Öz de iyi insansan hırsız da olmazsın, katil de olmazsın, saygılı olacağın için her insan özgürce yaşar ve kimsenin vücuduna bencilce saldırmazsın.

HÜLYA ÇAKICI 

Aziz Sancar Çalışmak. Bence Zeka ve Çalışmak. - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Aziz Sancar Çalışmak. Bence Zeka ve Çalışmak. - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

26 Haziran 2016 Pazar

Aziz Sancar Çalışmak. Bence Zeka ve Çalışmak.


Çoğu insan zekaya inanır, ben inanmıyorum, bizi birbirimizden ayıran emektir, ben çalışmaya inanıyorum.
Prof. Dr. Aziz Sancar

Bence ikisi de birbirini dengeleyen bir durumdur. Tek başına bu durumun pek bir önemi yok. Ben emeğe de, zekaya da, çalışmaya da inanırım. Zeka emek ve çalışma ile birleştirilince fark yaratır. Tembellik varsa zeka işe yaramaz diye düşünüyorum.
Zeka insanları birbirinden ayırır. Ülkemizde de bilim adına başarıya imza atmış insanlar var. Sahip olduğumuz bilgiyi depolamak yetmez. Nerede, nasıl, ne zaman vs. kullanacağımızı bilmek gerekir. Çünkü kullanılmayan / kullanılamayan zeka zeka değildir. Zekayı çalıştırmak da emek ister. Zeka çalıştıkça gelişir. Zekanın sınırları zekayı çalıştırmakla dolayısıyla da çalışmakla artar. Bu bakımdan zeka kişiler de farklı düzeydedir. Fakat bu kişinin onu işletmesi ile alakalı bir durumdur.
Bir insanın disiplinli çalışmayı düşünmesi ve bunu kararlılıkla uzun süre yapması bile bir zeka örneğidir. Çalışmak ve doğru çalışmak arasında kalın bir çizgi vardır ve doğru çalışmak zeka ürünüdür çünkü doğru çalışma kavramı her insan için farklıdır ve zeki insan bunu başarmış insandır.

Ön tekerlek nereye giderse arka tekerlek de oraya gider diye bir deyim vardır. Hayatın başındaki zorluklar birçok insanı kötü bir şekil de etkiler. Parasızlık, eğitimsizlik, kötü ebeveyinler kötü alışkanlıklara, yollara girilmesine neden olabilir. Zorlukları yenerek zirveye çıkmış insanlar istisna. Zor koşullar altındaki bir insana ancak üç şey yardımcı olabilir. Zekası, yeteneği, şansı.

En sonunda Uluslararası bilim adamı çıkardık diyemeyeceğim. Çünkü Türkiye'de yaptığı çalışmalardan almadı o ödülü maleseff. Ödül sahibi Türk olabilir ama çalışmalarını yaptığı yer Amerikadır.
Ülkece kabarıyor milli duygularımız ama bizde bilime yatırım yok. TUBİTAK'a bakın en basitinden. Bu başarıların burada   kazanılması için Ülkemizi yönetenler de sermayeden yana değil emekten yana olmalılar ki biz de kendi insanımızı kendi ülkemizden ödüllendirelim.

Okumuş ve bunu sindirmişsen o kadar alçak gönüllü olursun. Nice okuyanlar mevkilere gelenler var. Onlar okumuş cahillerdir. Burunları hava da kaf dağında gezerler. Okumuş ama sindirememişledir.
Sayın Sancar ilmiyle olduğu kadar duruşuyla da saygıyı hak eden örnek bir insan görünümü / figürü çiziyor. Biz hocalarımızdan hep ego gördüğümüz için mütevaziliği şaşırtıcı geliyor.
BİLGİ ile EGO ters orantılıdır. Ve kesinlikle Aziz Sancar'da bunun en iyi / etkili örneği. Umarım bütün İnsanlığa örnek olur. Zemin ve zaman gözeterek farkı hissettirmek denebilir ve gelecek nesil de örnek alır umarım bu bilge ilim insanını.
Erdem, yükseldikçe alçalabilmektir. İş hayatında da görüyoruz. Dedikodu yapan, yalakalık da sınır tanımayan, yalan söyleyen, az çalışıp, çok konuşan insanlar hep ön plan da oluyor. Aziz Sancar olması gereken kişiliği yansıtıyor. Ama bu insanlar hep kıskanılan tiplerdir ve hep yalnız kalırlar. Çünkü başarılıdırlar. Tecrübeyle sabittir.

Bilimin büyülü olan bir tarafı yok. Bilim, doğayı dikkatlice ve tüm detaylarıyla gözlemenin sistematik bir yoludur. Bu sırada edindiğimiz sonuçları değerlendirirken tutarlı bir mantığı takip etmektir.
Yabancılar çok zeki oldukları için değil sorumluluk sahibi, işini iyi ve bilerek yapan kişiler oldukları için belki de bilim de öndeler. Emek, mücadele ve hedef olursa zaten başarı kendiliğinden gelir.
Halkımız maleseff konudan çok uzak. Herkes birilerinin peşine takılarak bir şeyler umuyor. Güveni kutuplaşmalar da cemaatler de arıyor. Bilim ve ilimin toplumumuzda değeri yok.

HÜLYA ÇAKICI 

BİLİN İSTEDİM


Küçücük kuzenine tecavüz edip öldürüyor. Baldızını öldürüyor. Kız kardeşine tecavüz edip hamile bırakıyor. 23 yıl öğretmen olduğu köyde köyün çocuklarına tecavüz ediyor, tecavüz ettiklerinin çocuklarına da tecavüz ediyor. Sığınmacı kampında çocuklara tecavüz ediyorlar. Kuran kursunda tecavüz. Bebeğe tecavüz edip öldürüyorlar. Hayvanlara, damacanaya, kaldırıma tecavüz ediyorlar. Vakıflarda tecavüz ediliyor. Ufacık çocukları okul müdürü ve öğretmeni canı istedi diye 2.5 kiloluk meşrubat şişesine oturtup ölmelerine sebep oluyorlar. Annesinden, öz kızından  tahrik oluyorlar. Köyün yaşlıları sığınmacı erkek çocukları köy evine kapatıp tecavüz ediyor, gülerek anlatıyorlar. Anneler sevgililerine çocuklarını sunuyor. Koltuk sahibi bayanlar sürekli cinsellik ve seks konuşuyor. Ben yazarken bile utanıyorum. Milyarların önünde televizyonlarda. Büyük, küçük, genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek vs. önünde hiç rahatsızlık duymadan günlük bir olay gibi açık seçik konuşuluyor. İnsanları özellikle tahrik ediyorlar ve bu sapıklıkları meşrulaştırıyorlar. Televizyon programlarında sevgili aranıyor, kameralar önünde seks yapılıyor ve reyting için bu tarz şeylere izin veriliyor. Namus kavramı kalmamış ne yaptıranlar da, ne yapanlar da. Edepsizlik, sapıklık vs. kelime bulamıyorum (içimden buluyorum) beyni yıkanmaya ve her şeye inanmaya hazır kitleler için meşrulaştırıyor. Yapanların edep ahlak sıfır para için her şeyi yapacak kapasiteye sahipler erkeği de, kadını da. Okudum ama asla seğretmedim, seğrettirmem de. Kısaca millet orasının burasının derdine düşüp, üstüne katil oluyor. İçki içti, sigara içti, yemek yedi, su içti, ramazan da oruç tutmuyor vs. diye linç ediliyor. Ama sapıklıklara göz yumuluyor. Neden? Ben bunca yıldır dünya üzerinde varlığımı sürdürüyorum. Ama hiç böyle cinsi sapık, katil, hırsız, yalanların olduğu bir dönem görmedim. Çocuklarını bir yere gönderemiyor aileler. Bir tedirginlik, bir korku her yerde ölüm ve sapkınlık var. Neden?

Bu haberleri okudukça aklımızla birileri alay mı ediyor. Burası bizim ülkemiz mi diyorum. Ama ne yazık ki bizim ülkemiz ve insanlarımız çıldırdı. Sağduyu, irade nerede, imanlı görünen imansızlığın eseri bunlar. Kimseye güvenemez olduk. Bir cana kıymak ne kadar kolay olmuş. Bir hayatı mahvetmek ne kadar kolay olmuş. Ülke çürümüş, kokuşmuş, küf tutmuş halde. Müslümanım diye geçinen ama kul hakkını çatır çatır yiyen, masumları öldüren, bebeklere ve hayvanlara tecavüz eden söz de müslüman olanlar cehennemde cayır cayır yanacak dediğiniz kişiler sizin bu yaptıklarınızı yapmıyor.

Vakıf madurlarının ana ve babalarının duruşmaya gitmedikleri ve olayların üstünün kapatılıp millete unutturulduğu, zaten milletimiz balık hafızalı olduğu için bu unutturma işleminin de kolay olduğu. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz bile demedikleri insanlarımız. En büyük problem ahlaksızlaşmış, sapıklaşmış, yobazlaşmış, vatandaşlık bağları kopmuş vatan hainlerine nasıl vatandaş diye güvenip sırtımızı döneceğiz. Felaketin büyüklüğünü idrak edebiliyor muyuz/edebiliyor musunuz.

HÜLYA ÇAKICI 

25 Haziran 2016 Cumartesi

VARDIR BİR BİLDİĞİ


İngilteredeki afişte yazan, Türkiye (nüfus 76 milyon) Avrupa birliğine katılıyor. Ayrılmayı oylayın. Türkiye'yi bu konuma düşürenler utanmalı. Ülkemizin mevcut siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel yapısı ile beğenilmediğinin ve istenilmediğinin kanıtı ve gözler önüne serilmiş hali. Kötü olan haklı olmaları belki. Ülkemizin nereden nereye geldiğinin kanıtı. Buna bakıp üzülüyoruz evet Avrupa Birliği gereksiz bir külfet ve girilmemesi taraftarıyım. Ama üzücü olan burada okuduklarım. Micro ve macro ekonomiyi anlamadan, insanı insan olarak görmeden ayrım yaparken insanların oy vermeleri.

Avrupa Birliği bitti. Birleşik Krallık AB'den ayrılan tek ülke olmayacak. Bundan sonra AB çok süratli bir şekilde küçülme sürecine girecek. Yeni referendumlar bir domino etkisi ile birbiri ardına gelecek ki başladı bile. İngiltere ve Galler AYRILALIM, İskoçya ve Kuzey İrlanda KALALIM.

İngilizler tarih boyu stratejik hamlelerle monarşiyi ayakta tutmuştur. Yeni bir strateji benimsendi gibi yeni bir doktrin. Vardır İngilizlerin bir bildiği. İngilterenin hayır demesi dünyadaki tüm ekonomik durumları etkileyecek. Borsalar düşüşe geçecek, mülteciler ülkelerine geri gönderilecek, Avrupa ülkelerin de işsizlik artacak, büyük bir ekonomik kriz başlayacak, dolar yükselecek, altın düşecek, bankalar zor duruma düşecek bir kısmı iflas edecek. AB dışındaki ülkeler de bu krizden çok zarar görecek. Dünya da Turizm sektörü duracak. Çünkü ihtiyaç değil de lüks olarak görüldüğü için daima ilk etkilenen sektördür tüm dünya da Turizm. Ama bir çok sektörün de bağlı olduğu bir durumu vardır, ayrımına varacak zekası olanlar görürler. Basit bir anlatım ile yiyecek, içecek, giyecek, ulaşım vss. Yine aynı benzetme belki ama CUK OTURUYOR buna. DOMİNO TAŞI ilk turizmi devirir belki ama bilirsiniz ki (umarım) taşlar durmaz en başa giderek yıkana kadar devam eder. Ve sonra yeni bir oluşumla taşlar yeniden dizilir. AB Ülkeleri dış ticaret alımlarını bırakacak, Amerika için karlıymış gibi gözükse de Amerika borsaları çöküşe geçecek. Sonuç Dünyanın en büyük Krizleri başlıyor. Hoşbulduk.

HÜLYA ÇAKICI 

24 Haziran 2016 Cuma

AVRUPA BAHARI


Çıkmak için dayatma sebepleri enteresan. Türkleri serbest vizesiz dolaşımda istemedikleri için ayrılma kararı verdiler/vermişler. Tabii akabinde mültecileri. Çünkü bizim dünyaya yeni görünümümüz şu; TÜRKİYE=SURİYE. İnsanlar refah ve huzurlarını bozmak istemiyor. Aslında istemedikleri bizdeki mülteciler. Haklılar. Türk halkının kendisi de istemiyor zaten onları. Vatandaşta yapıyoruz, çalışma izni, okuma izni, üreme izni vsss. Vize Schengen ülkeleriyle olacak bir antlaşmaydı. İngiltere kalsa bile onunla bir alaksı yoktu.

İngiltere = Britanya = Galler + İskoçya + Kuzey İrlanda'dan oluşan Birleşik Krallık'dır. İngiltere, Brexit referandumun da AB'DEN ÇIKALIM dedi. Dolar/TL, İngiltere'deki referandum da ayrılıkçıların önde gitmesi sonucu bir ayın en yüksek seviyesini gördü, sterlin/TL ise yıllar sonra ilk defa en düşük seviyeyi gördü. İngiltere AB'den çıkıyor ve bizim para (birimi) mız İngiltere'nin para birimiyle aynı oranda dolar karşısında değer kaybediyor. Aslında sadece spekilasyon, Türkiye'de Doları kontrol edenler her gün kurlar ile oynamak için neden arıyor. Paradan para kazanmak dünyaya hakikaten de zarar veriyor. Büyük ülkeyiz, ekonomimiz mükemmel. Bir Avrupa ülkesi AB'den çıkmaya karar veriyor, biz de girmek için bin takla atıyoruz. İngiltere, Almanya, Fransa çıktığı an krizdeki tüm Avrupa ülkelerine en iyi durumdaki ülke bakacak ve kendisini bir ekonomik krizin (diğerlerini saymaya bile gerek yok) tam ortasında bulacak ve sonuç o ülkede batacak. Her koyun kendi bacağından asılır. Ne işimiz var AB'de sadece yıllardır girmeye uğraşıldı olmadı, şimdi girdiğimizi farz edersek, bizim dönemimiz de AB'ye girdik denilecek. AB demek dibe vurmak demek. Yani saçmalıktan seçmelikler. 

AB nedir? Almanya, İngiltere, Fransa'dır. Almanya da ayrılırsa birlik kalmaz. Hollandalılar bağırmaya başladı bile. Biz paramızla fakir Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve diğer ülkelere niye bakalım diye. Zengin Avrupalılar, fakir Avrupalıları sırtında taşımak istemiyor. Artık gelişmiş ülkeler zenginliklerini AB'nin fakir ülkelerine yedirmek istemiyorlar ve haklılar. Bir yere kadar beslerim dedi bilinçli Ülke ve halkı. AB girmek için can atanlara duyurulur.

AB dağılsa, İngiltere-Almanya-Fransa'ya hiç bir şey olmaz. Bu referandum ders olacaktır. Sırada Fransa ve Almanya var. Bu sonuç hem İngiltere, hem Avrupa, hem de dünya için iyi olacak. Çünkü insanlar AB ne demek (hiç birşey) anlayacaklar silkelenecek ve kendilerine gelecekler.  Avrupa Birliğinin dağılması demek artık o ülkelere turist bile gidemeyeceğini gösterir. Hollanda da ayrılırsa gerisi gelir. Avrupa Birliği bugün itibari ile dağılma sürecine girmiştir. Aşırı sağcıların iktidara gelmesi ile de o ülkeler de bulunan Müslüman azınlık gönderilecek. Aynı planı Amerika'da kuruyor. Trump seçilince oradaki Müslümanları da gönderecek ve planları bir bir işliyor. 53 yıllık kurmay aday olarak Avrupa kapısını bekledik. Bizi neden oyaladılar? Çünkü terör için ne kadar taviz kopartırız diye. Avrupa ülkesi olarak aşağı yukarı hepsi teröre maddi, manevi her desteği verdiler. Yurt içinde teröre destek verenler sıkışınca Avrupa'ya kaçtı. AB de işimiz yok. Mülteciler yetmedi bir de onların açlarına mı bakacağız. Mantık biraz ve öngörü. 

David Cameron referandum sonucundan sonra istifa edeceğini açıklamış. İstifa mı? O ne ki? Biz de iktidar ve muhalefet mensupları böyle bir şeyin varlığından bile haberdar değiller ve ayrıca tüm koltuk sahipleri/sevdalıları. Savaş çıkarmadan, ileri olan demokrasi bu olmalı. Bravo İngiltere başbakanına. Demokrasi kültürü başka bir şey. Biz bu kültürü getiremedik. Biz de ülkenin yarısı yok olsa bir kişi bile istifa etmez. Siyasette kalite, siyasi terbiye ve edeb. Akıl ile onur kol kola gezer. Benim inanmadığım ve dolayısı ile başaramayacağım işi inanan yapsın dedi kısaca. Umarım bütün liderlere örnek olur.

HÜLYA ÇAKICI  

23 Haziran 2016 Perşembe

RESMİLEŞTİ! SAZAN OLMAYIN


İlk turda sazanlanmayanlar için bir olta daha atmışlar. Hukukçular bile paylaştı. Bu duruma kuyuya taş atan deli bile şaşırdı :) İnsanların alay konusu olmayın. Bu paylaşımınız şunun modernize olmuş halidir. Bir ara birileri dualar, yazılar vs. yazar altına da 9/99/5/8.... kişiye göndermezseniz öleceksiniz, dualarınız olmayacak, iflas edeceksiniz, dilekleriniz olsun vs. der ve bunlar paylaşıldıkça da dalgalarını geçerlerdi. Komik değil mi? İşte paylaşan arkadaşlarım sizler de bunu ilk çıkaran kişinin/lerin dalga konusu oluyorsunuz yapmayın lütfen. Yapmak istiyorsanız önce hukuken nedir, ne değildir bakın. Google bile yazsanız size söyler. Vaktim yok derseniz ki eğer ben de derim ki, facebook da kopyalayıp yapıştıracak vakti bulan, bir paragraf yazıyı da okuyacak vakti bulur. Mantığını kullanamayan çok insan var maleseff, inanmaya ne kadar müsait oldukları da belli oluyor. Aslında önemli bir konu. Başkalarının beyni ile hareket edenlere çok şey söylüyor. IP nedir? Sizin adınıza illegal bir şey paylaşsalar bile profile göre kanuni işlem yapılmaz. IP üzerinden işlem yapılır. Gerçi burası Türkiye, insanın başına ne zaman, ne geleceği belli olmaz, o yüzden insan psikolojisinin ihtiyaçlarından olan KENDİNİ GÜVENDE HİSSETME olayını biraz abartıyor olabiliriz. Bütün değerleriniz, kıymetli varlıklarınız, itibarınız hatta bütün hayatınız alınıp, çalınmışken tedbirli olmayı önemsemediniz. Ama facebook sayfanızı daha çok önemsediniz ya, ilginç bir milletiz biz. MİT, FBI, CIA işi gücü bıraktı bizim facebook hesabımızı takip ediyor. Okumuş görmüş geçirmiş bir sürü arkadaşım bile bu ucuz numaraya kanıp o mesajı paylaştı.

Facebook duvarında bir şey paylaşmak hukuken sizi korumaz da, sizin adınıza bir şey paylaşılması sizi hukuken suçlu da yapmaz. Facebook vs. üye olduğumuzda bir anlaşmayı kabul ederek üye oluyoruz. Ayrıca MİT Müsteşarlığı Sosyal Ağ Bildirgesi diye bir bildirge yok. Sahte bir hesap ile konusu suç teşkil eden bir paylaşım ile bir kişinin bundan dolayı cezalandırılması diye bir durum yok. Yani bu mesajların kanun değerinde ve facebook şartnamesinde hiç bir değeri yok.

Düşünün her işte böyleyiz. Yani kolay yoldan işi sağlama almak, doğru mu, değil mi sorgulamamak, sırf tanıdıklar paylaşmış diye paylaşmak. Garantici olmak ama asla araştırmamak. Açık göz ama çok cahiliz. Kendimizi zeki sanıyoruz ama tembellikte zirveyiz. Okumuyoruz ama her şeyi biz biliyoruz.

HÜLYA ÇAKICI 

22 Haziran 2016 Çarşamba

PROF. DR. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK


Şahların göçtüğü, piyonların cirit attığı bir dünya burası.

PROF. DR. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK KİMDİR?
22 Haziran 1945 yılında Trabzon'un Sürmene ilçesinde dünyaya geldi. Dokuz yaşında hâfız olan Öztürk, ilk eğitimini babasından Kur'an okuyarak aldı. On yıllık klasik medrese eğitiminden sonra hukuk ve ilahiyat tahsilini tamamlayan Öztürk, on iki yıl boyunca vaizlik ve imamlık yaptı.
1980 yılında üniversiteye dönüp İslam Felsefesi konulu doktorasını tamamlayan Öztürk, 1986 senesinde bu dalda doçent oldu. 1978 ve 1982 yılında "Türkiye Milli Kültür Vakfı" ödülü kazanan Öztürk'ün, Türkçe, Farsça, Arapça, Fransızca ve İngilizce dillerinde çeşitli çalışmaları bulunmaktadır. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi'nde İlahiyat Fakültesi'nin kurulmasıyla, 1993 senesinde kurucu dekan olarak atandı. Yaşar Nuri Öztürk, 2002 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden (CHP) İstanbul milletvekili olarak TBMM'ye girdi. Daha sonra istifa eden Öztürk, Halkın Yükselişi Partisi’ni (HYP) kurdu ve bu partinin genel başkanlığını dört yıl boyunca sürdürdü. 19 Ekim 2009 tarihinde ise genel başkanlıktan istifa ederek siyasi hayatını sonlandırdı. Ortadoğu, Balkanlar, Avrupa ve Afrika ülkeleri, ABD, Güney Kore ve Japonya'da kendi alanı ile ilgili akademik araştırmalar yapmıştır.

Yaşar Nuri Öztürk'ü sevmez dindarlar. Farz olanı Kuran-ı Kerim'de yazdığı şekil de yapmakla yükümlüsünüz diyor. Çünkü hurafe anlatmazdı, din sömürüsü yapsaydı sevilirdi. Dünyanın bir çok üniversitesin de İslamiyeti anlatmış, dersler vermiş, araştırmalar yapmıştır.

Hakkında neler demediler ki. Din düşmanı, dinsiz, yalancı vs. Kendisi bunca yıldır açıkça Televizyonlar da, basın da konuştu. Biri de çıkıp hayır yanlış diyorsun o öyle değil, gerçeği böyle diyemedi. Kuran'ı Kerimi kelime kelime anlamıyla biliyor ve yorumluyordu. Hiç bir zaman dini çıkarı için kullanmadı ve gerçek neyse onu dile getirdi. Sayın Yaşar Nuri Öztürk'e düşman olanların kültürlerine bakmak gerek.

Öfkeyle, nefretle söylenen her söz nefistendir. Bu dünya da kimse tam doğru değil. Hatalarımızla, eğrisiyle, doğrusuyla yaşıyoruz. Allah'ın lütfuyla Hidayet bulur yada bulamaz. Hala dini anlamayan, Kuran'ın nasıl insan istediğini bilmeyen ve anlamayan var. Yoksa yol bir, yordam bir. Peygamber'imizin savaşı İslamı duyurmak, yaymak savaşıydı ki artık İslamı bilmeyen, duymayan yoktur. Öyleyse bilenler sadece bildiği gibi yaşamakla mükelleftir. Sen öylesin,  bu böyle diyerek kendini ve Müslümanlığı çirkinleştirerek değil. Sen doğru ol ki eğri olan doğruyu görsün. Kimsenin kimseyi yargılamak haddi değil. Yıkıcı değil yapıcı olmak en güzel olan.
Mümin dil uzatıcı değildir, lanet okuyucu değildir, kötü söz söyleyen değildir. Peygamber Efendimiz böyle emrediyor.
Hiç kimsenin kimseden üstünlüğü yoktur. Rabbim herkese layıkıyla muamele edendir. Yargılamak, hüküm vermek Rabbimize yakışır. Hepimiz hesap günü geldiğin de hesabımızı Allah'a vereceğiz. Allah kalptekileri bilendir.
Bir ömür daha yok. Bu ömrü nasıl kullandığın önemli olan. Değerli İlahiyatçı, dürüst insan Allah mekanını cennet eylesin.

HÜLYA ÇAKICI

Memurların geri dönüşümsüz işten ihracı - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Memurların geri dönüşümsüz işten ihracı - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Memurların geri dönüşümsüz işten ihracı


Terörle mücadele kapsamında 657 saylı Devlet Memurları Kanunu’ndaki düzenlemeyle, illegal yapılarla bağlantılı isimler memuriyetten atılacaklar ve bu isimler bir daha memur olamayacaklar. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 657 DEĞİŞTİRİLMEDİĞİ SÜRECE bu iş çözülmez, DEĞİŞTİRİN talimatını verdiği Devlet Memurları Kanununda, Adalet ve İçişleri bakanlıklarınca yürütülen çalışma ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki disiplin hukukuna ilişkin madde yeniden düzenleniyor ve memura yönelik yargı güvencesi zırhı da kaldırılıyor. Böylece hem paralel yapı adı verilen Fethullahçılar, hem de terör örgütü PKK gibi illegal yapılarla bağlantılı kişiler memurluktan çıkartılacak ve bir daha memur olamayacaklar.

Tespitler ve uygulamalar;
* Milli güvenliği tehlikeye sokacak eylem ve işlemlerde bulunanların işine son verilecek. Terör örgütü, legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten yapılarla ilişki kuran, eylem birliği içinde olan bir kamu çalışanı kalmayacak. Kamu imkan ve kaynaklarını bu örgütlere kullandıranlar, propagandasını yapanların işine son verilecek.
* Memurluk şartlarını düzenleyen madde ile disiplin hukukuna ilişkin maddenin yeniden düzenleniyor. Buna göre paralel yapı gibi illegal yapılarla ilişkisi olan kişiler kamuda hiçbir görev de yer alamayacak.

* İçişleri Bakanlığınca terör bağlantıları tespit edilen çalışanlar ihraç edilecek. İdari yargı kararıyla geri dönüş kapısı kapanacak ve İş garantisi olmayacak.

* Yasada terör örgütleri ile bağlantılı kişilerin devlet memuru olmayacağı açıkça ortaya konulacak.

Ayrıca, Kamu uzman kadrosunda çalışan personelin özlük hakları iyileştirilecek. Kıdemli ve iş bilen personelin az gelişmiş bölgeler de görev yapması teşvik edilecek.

HÜLYA ÇAKICI 

21 Haziran 2016 Salı

Yanlış Adres Bildirimine Para Cezası


5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanuna göre, yerleşim yeri beyanlarının Adres Kayıt Sisteminde güncel olarak tutulması gerekmektedir ve Adres Kayıt Sisteminde kişilerin Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarası ile eşleştirilen tek bir yerleşim yeri adresi beyanında bulunmaları şarttır. Adres değişikliğini süresi içinde yerine getirmeyenlere uygulanan 480 lira idari para cezası 50 liraya indirilirken, adres değişikliği konusunda gerçeğe aykırı beyanda bulunanlara uygulanan 963 lira idari para cezası 1000 liraya yükseltildi.

5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 52. maddesinin üçüncü fıkrasına göre kurumlar, yürütecekleri iş ve işlemlerde Genel Müdürlükte tutulan adres bilgilerini esas alırlar. Milli Eğitim Bakanlığı okul kayıtlarında Adres Kayıt Sisteminde yer alan adres bilgilerini esas alır. Milli Eğitim Bakanlığının merkezi yerleştirme sisteminden memnun olmayan, çocuklarının farklı bir okula gitmesini isteyen ve adreslerini farklı göstererek istedikleri okula kayıt yaptırmak isteyen velilere, ağır para cezası uygulanacak. Çocuklarını daha kaliteli okullara kayıt ettirebilmek için sanal olarak adres kaydını değiştiren veliler, Nüfus Müdürlüğü tarafından sıkı takibe alındı. Yeni eğitim dönemi başlamadan, yanlış adresle okullara kayıt yaptıran veliler için cezai işlem uygulanacak. Nüfus Müdürlüğünün konu ile ilgili uyarı yazısı, Okul kaydı için başka adres beyan edenlere, araştırma sonucuna göre 1000 TL (öncesi 963 TL) idari para cezası uygulanacaktır. Tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde ödeme yapılırsa indirim alabileceklerdir.

Kişiler ve adreslerinin sistemde kayıtlı olup olmadığı http://adres.nvi.gov.tr web adresinden sorgulayabilirler.

Memurlarının atama, okulların açılma ve kapanma dönemlerinde taşınmalar yoğunlaşıyor. Kişiler yeni adreslerini bildirmezlerse idari para cezası alıyorlar. Bu yüzden kişilerin yeni adreslerine taşındıktan sonra 20 günlük yasal sürede ikametgahlarını da taşımaları gerekiyor. Farklı bir şehre ikametini taşıyacak kişilerin öncelikle kayıtlı bulundukları muhtarlıktan NAKİL BELGESİ almaları gerekiyor. İkinci şart ise beyan edilen adresin ulusal adres veri tabanında yer alması. Kişilerin bilgi ve belge beyanında bulunmadığı belirlenirse, bilgi ve belgelerle savunması talep ediliyor. Nüfus Hizmetleri Kanununun 60. maddesi ile Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliğinin 29. maddesi gereğince mülki idari amirlerinin emri ile kolluk kuvvetlerince yapılan tahkikat neticesinde beyan ettikleri adreste bulunmayan kişilerin adresleri arşivlenmek üzere kapatılıp ve ilgili kanunun 68/C maddesi gereğince idari işlem başlatılıyor.

HÜLYA ÇAKICI

GÜLMEYİN


İnsanların gülmesinden rahatsız olan polis, polis aracından anons yaparak GÜLMEYİN diyor. Polisin bu tuhaf anonsu eylemcileri (içki içilen mekanı basıp kişilerin darp edilmesini kınamak için toplanmış bir grup) güldürdü. Kendinden olmayanı, kendi gibi düşünmeyeni yok etmeye çalışan bir din haline getirdiler İslamı. Ülke tamamen bilinçaltıyla hareket etmeye başladı.

Yaşananların özeti GÜLMEYİN. Yapılmaya çalışılan bu Ağlamamız. Biz güldükçe nasıl ağlatsak diye çareler aranıyor. Gülme, konuşma, düşünme, eğlenme, yeme, içme, gezme, bakma, görme,  okuma vs. İnsanlar sinir, kin, öfke, nefret dolu bir şey dense hemen saldırıyorlar. Herkes herkese düşman ama herkes barış huzur istiyorum diyor.

Büyük fikirler, çoğunluğun direnmelerine, engellemelerine ve öldürmelerine rağmen bireyler tarafından ortaya atılmıştır. Sürüler ise zamanla bu fikri alıp, dejenere edip, tabulaştırarak başka yeni fikirlerin önüne set olarak koymuşlardır.

Bir adam, Afrika'da yürürken arkasından bir aslanın koştuğunu görür. Hızla kaçarken tam önünde bir kuyu görür ve hızla kuyuya iner. İpe sarılıp kuyuya inerken. Alt tarafta büyük bir yılan görür. Yılan hızla buna doğru yükselirken. Ne yapacağım üstte aslan altta yılan. O sırada iki tane fare biri beyaz, diğeri siyah ipi kemirmeye başlar. Her yerden başı belada iken bir anda bir yüzünde ıslak bir şey hisseder. Bir arı bir damla bal yüzüne bırakır ve balın tadı damağında uyanır.
OH BE RÜYAYMIŞ. Bir seyyide anlatır. Rüyamın yorumu ne diye? Anlamadın mı der gülerek. Peşinden koşan aslan ölüm meleğidir. İçinde yılan bulunan kuyu senin mezarındır. Sarıldığın ip senin hayatındır. Beyaz ve siyah fare gece ile gündüzdür ömrünü kemirirler. Peki ya o bal nedir dersen dünyanın geçici lezzetidir. Ölümün arkasında bir hesap olduğunu sana unutturur.

Kime ne milletin yediğinden, içtiğinden.  Müslüman ibadetini Allaha yapar kula değil. İsteyen orucunu tutar, istemeyen tutmaz. Kim, ne karışabilir buna. Öbür tarafta sorgulanacak olan sorumluluğunu taşıyan kişilerin kendileridir. Sonuçta her koyun kendi bacağından asılır.

Bu eylem Türkiye'de olan bütün negatif eylemlerden farklı çevreler de yankı buldu. Sanal Dünya takipçileri uluslararası haberleri pek takip etmezler, okumaya, anlamaya, sorgulamaya üşenir, yorulurlar. Ama bu olay Dünyadaki haber organlarına yankı ile yayıldı. Türkiye gibi turistik bir yerde yaşıyoruz. İçki içilebilir burası İran yada Arap Yarımadası değil. Ben oruç tutuyorum sen içki içemezsin deyip kavga çıkartmak. Bizim dinimiz de dayatma yoktur bu bir gerçek. Bence bunu bir basamak olarak kullandılar ve serbestler. Yarın başka konulara müdahale edebilmek için yoklama yapıldı gibi. İçki içiliyor diye esnaf dövülmüş olayı çarpıtıyorlar deniliyor. Canlı yayın yapan dünyanın her yayın organında yankılanan haber. Bu olaydan sonra bekleyelim turist gelsin diye. BU ÜLKEYE GELMEK ARTIK CESARET İSTİYOR. Dış basının yazdığı bu. Kadınların çocuk doğurmasından, siyasete, tıpa ve futbola vs. kadar her şeyi bilenlerimiz var. Dünya bizi kıskanıyor ve yaşanacak ülke olmaktan adım adım uzaklaşıyoruz.

HÜLYA ÇAKICI 

imPARAtor


Sırf geçmiş oyunların üstünü kapatabilmek için oynayıp yendiniz. Birinci olmak varken şimdi ki durumu kabul ediyor ve büyük iş başarmış gibi bir de buna seviniyoruz. Yenilince suç taraftarın, yenince ben yendim oluyor. Ardayı oyundan alacağınıza Volkanı alıyorsunuz. Hala Mehmet Topalı stoper oynatıyorsunuz. Semihi veya Ahmet Çalık oynatsanız sonuç çok daha farklı olabilirdi. Top oynayan takımı yaptığınız deşikliklerle durdurdunuz. Sizin ve Arda Turanın hatalarını bir genç EMRE düzeltti.

Arda Turan tribünlerden gelen tepkileri eleştirerek, tek tek hesap soracağım diye bir yorum yapmış. Peki bu maça kadar neredeydiniz diye sormazlar mı? Milli takımı sadece sen temsil etmiyorsun diye sormazlar mı? İyi değilsin ve ikinci yarıda senin olmaman gerekirdi demezler mi? Ayrıca eleştiriye açık olman gereken bir pozisyonda görevlisin diye de cevabı yapıştırmazlar mı? Kaptan sen hesabını sahada soracaksın, Ülkene ve arkan da destekçi olan sekiz milyara değil. Ne yeyip, içiyor ve dinliyorsanız silkelenin ve konuşmak, gezmek, süslenmek yerine oynayın. Oynayın ki aldığınız parayı hak edin. En baştan en sona kadar geçerlidir sözlerim ve eminim ki sekiz milyar da böyle düşünüyor. İcraat çene de değil sahalar da olmalı.

2-0 gözümüzü boyamasın. Bu galibiyete rağmen hiç bir maçta oyunu kontrol edemedik. Şu ana kadar oynadığımız en iyi futboldu ama bu oyun da vasat sadece kalite farkıyla kazandık. Milli takım kalitesi çok yukarılarda olmalı. Bu turnuvada olmak başarı değil zaten olması gerekendi. Buraya bile zar zor geldik. Milli Takım ne yapıyorsa kendisi yapıyor. Bunların Fatih Terim ile alakası yok. Türkiye daha büyük bir takım olmak istiyorsa Fatih Terim ile vedalaşmalı. Saha da kızıp bağırmaktan başka taktiği yok. Takıma taktik lazım.

HÜLYA ÇAKICI

Gülmeyin - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Gülmeyin - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

20 Haziran 2016 Pazartesi

Esnaflar da işsizlik maaşı alabilecekler



Esnaflar herhangi bir durumdan ötürü dükkanını kapatınca açıkta kalıyorlar ve bu son yıllar da sıkça olmaya başladı. Bundan dolayı da dükkanı kapanan esnaf ve sanatkara yeni bir iş kurana kadar yada iş bulana kadar bir süre ödenek verilmesi gündeme geldi. İşçiye işsiz kaldığında gerekli şartları taşıması halinde maaş ödenir. Ödeme İşsizlik Sigortası Fonundan yapılır. Benzer fon sisteminin esnaf için de kurulması düşünülüyor. Böylece dükkanını kapatan esnafa 1300 liraya varan ödeme yapılacak yani işsizlik maaşı verilecek.

İşsiz kalan işçiye belli şartlar da çalışmadığı dönem de geçimine katkı sağlamak için 659 lira ile 1318 lira arasında değişen tutarlarda İŞSİZLİK PARASI ödenir. İşsizlik parası devletin kasasından çıkmıyor, İşsizlik sigortası Fonundan karşılanıyor. Yani daha önce zaten işçiden alınarak (bordrolarınızı incelerseniz göreceksiniz) bir havuz da toplanan paradan ödeniyor. 10 aya kadar ödenen bu maaş yetmese de yeni bir iş bulana kadar işçi için önemli bir güvence oluyor.

Esnafların talebi üzerine harekete geçen Maliye ve Çalışma Bakanlıkları farklı seçenekleri değerlendiriyorlar. Buna göre, esnafın ödediği BAĞKUR, SİGORTA PRİMİnden yüzde iki işsizlik sigortası primi kesilecek. Devlet de buna belli oranda katkı sağlayacak. Normal de işsizlik sigortası için SSK’lı bir çalışanın aylık brüt kazancı üzerinden yüzde bir, işveren yüzde iki, devlet de yüzde bir oranında prim ödüyor.

HÜLYA ÇAKICI 

BELEDİYELERDE CEZA ÖDER



Belediyelerin bünyelerinde ciddi bir çalışan kesim mevcuttur. Ve yasal olarak bu kişilerin sigortasının yaptırılıp SGK’ya bildirilmesi gerekir. Ayrıca Sosyal güvenlik mevzuatı bir kamu kurumu olan belediyelere kayıt dışılıkla mücadele için bazı görevler de yükler. Eğer bu görevler yerine getirilmez ise belediyelerin de para cezası ödemeleri gerekir. Örneğin, belediyeler yapı ruhsatı ve diğer tüm ruhsat veya ruhsat niteliği taşıyan işlemlerine ilişkin bilgi ve belgeler ile varsa bunların verilmesine esas olan istihdama ilişkin bilgileri, kendilerine verildiği tarihten itibaren bir ay içerisinde SGK’ya bildirmekle yükümlüdür. Eğer bu bildirimde bulunmazlarsa yerine getirilmeyen her bir bildirim yükümlülüğü için aylık asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır.

Yine söz konusu bildirimlerin yanında belediyeler tarafından, geçici iskan veya yapı kullanma izin belgesi verilmeden önce yapılan inşaat dolayısıyla SGK’ya borçlarının bulunmadığına dair ilgililerden belge istenmesi gerekir. Bu belge alınmadan geçici iskan izin belgesi ve yapı kullanma izin belgesi verilmesi halinde ilgililer hakkında idari ve cezai işlemler yapılır.

Belediyelerin dikkat etmesi gereken bir başka nokta ise ihaleler ile ilgili. Yapmış oldukları ihalelerle ilgili de SGK’ya bir bildirimde bulunmaları gerekiyor. Kamu İhale Kanununa tabi tüm kamu kurumları gibi belediyeler de ihale yolu ile yaptırdıkları her türlü işleri üstlenenleri ve bunların adreslerini on beş gün içinde SGK’ya bildirmek zorundalar yoksa yeni bir bildirim için asgari ücret kadar para cezası ödemek zorundalar.

Az ödeme yapmaları için sağlanan imkan ise şöyle; Belediyeler bu görevleri yerine getirmedikleri için para cezası alırlarsa, bu cezaları tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde peşin ödeyerek yüzde 25’lik indirimden faydalanabilirler. Ayrıca bu bildirimleri süresinde yapmadıklarını fark ederlerse (insanlık hali gerçekten unutulabilir, yoğun bir dönemdir gözden kaçabilir vs.) belgeyi yasal süresi geçtikten sonra 30 gün içinde vermeleri ve cezasını on beş gün içinde ödemeleri durumunda yüzde 75’lik bir pişmanlık indirimi uygulanır. Bundan dolayı uyuşmazlık ve cezalar durumlarında olan başvuru yollarının bilinmesi ve değişikliklerin sürekli takip edilmesi fikrimce belediyelerin kendi yararlarına olacaktır. Yine fikrimce eğitimli ve işini bilen, takip eden/etme yeteneği olan personelle çalışırlarsa bu cezaları da zaten ödemek zorunda kalmayacaklardır.

HÜLYA ÇAKICI 

SSK, Bağ-kur ve Memur Emeklilerinin 2016 Temmuz ayında alacakları zamlar



SSK ve Bağ-Kur emeklilerine her yılın Ocak ve Temmuz aylarında olmak üzere yılda iki kere zam yapılmaktadır. 2016 Ocak ayında tüm SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yüzde 3,86 oranında enflasyon zammı verilmişti. Şimdiki sorumuz ise şunlar; 2016 Temmuz ayında SSK ve Bağ-Kur emeklisinin maaşı ne kadar yükselecek? SSK ve Bağ-Kur emeklisinin 2016 Temmuz zammı ne kadar olacak?

2016 İlk 5 Ay Enflasyon Oranı Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2016 yılında Ocak-Mayıs arasında gerçekleşen enflasyon oranı yüzde 3,15 oldu. 2016 Haziran ayına ait enflasyon oranının da 4 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanması bekleniyor. Haziran ayına ait enflasyonun da açıklanması ile birlikte 2016 yılının ilk 6 ayında gerçekleşen net enflasyon oranı da belli olacak ve böylece SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin alacağı enflasyon zammı da netleşecek.

Henüz 2016 Haziran Enflasyon oranları açıklanmadı. Ama tahmini olarak SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin 2016 Temmuz Zammı en az yüzde 4.
Memur Emeklisi Temmuz 2016 Zammı ise belli. Tüm memur emeklilerine de 2016 Temmuz ayında zam yapılacak. Memur emeklileri toplu sözleşme gereği 2016 Temmuz ayında yüzde 5 oranında zam alacaklar.

HÜLYA ÇAKICI

19 Haziran 2016 Pazar

ALGIYA YERLEŞTİR SONRA YAP


Bir idda der ki, İmralı adasında daha rahat imkanları olan ev hapsine alınması için girişimler başlatıldı.
Dahiliğin de mutlak bir sınırı vardır ama
aptallığın asla. (Einstein)
Neden suçu kesinleşmiş birini muhatap alıyoruz? Acaba Ülke de infial yaratılıp, iç karışıklık mı hedefleniyor? Kimbilir? Ben sadece şunu söylerim iyi veya kötü gelen hükumetlerin hepsi eleştirilir bu çok normaldir. Demokrasi demek çok seslilik, fikir özgürlüğü demektir. Sonuçta hangi partiden olursa olsun başa geçenler her türlü iyi veya kötü mutlaka eleştirilir. Sekiz milyara yakın bir toplumdan hiç kimse aynı fikir ve tezleri savunmasını zaten bekleyemez. Burada önemli olan ve benim kendi adıma da uyguladığım ama karşıdaki kişilerin kapasitesi sınırlarında, anlama yetilerinin olduğu bir durum vardır. Doğruyu varsayımlar ile değil gerçekler ve belgeler ve şahitler ve ve ve sunmak. Ben öncelikle şunu söylemek isterim; Devletimiz adına görev yapmakta olanlar, ŞEHİTLERİMİZİ ve GERİ DE BIRAKTIKLARINI asla unutmamalı. Alınan tavır ve tutum vs. bu doğrultuda ilerlemeli.

Biz çok geniş bir Millet olduk hiç bir şey umurumuz da değil. Maça gösterilen tepkilerin terör olayların da çeyreği bile gösterimliyor ama lafa gelince herkes milliyetçi, herkes vatansever. Daha neler olacak. Mardin, Diyarbakır yerle bir oldu, halka açık kapı bıraktılar tapularınızı verin size tokiden daire verelim üstünü devlete borçlanın dediler. İş yok güç yok, buralar kimbilir (!) kimlerin olacak.

Tutuklanıp cezaevine konduğu zaman herşeyin bittiğine inanmıştı. Son yıllarda kendisine ve fikirlerine değer verildiğini görünce birden havalara girdi. Üst akıl oldu, şimdi ev hapsi daha sonra yalnızlık Allaha mahsus bir eş sonra da cezasını Diyarbakır da çeksin kararı. Sonra refarandum, serbestlik ve ilk seçimler de bağımsız aday. Sonrası muamma. Millette bir akıl tutulması var. Bir şeyleri algılayamıyorlar. Korkarım insanlar da zeka geriliği başladı. Bilgi, okuma, öğrenme eksikliği, yediklerine, içtiklerine ve medyaya dikkat etsinler algı promlemi yaşıyoruz. Kafa basmıyor bir yerden sonra yani algıya yerleştir sonra yap. Bütün ruhsal daraltıların temelinde algı da aşırıya düşme var. Ona da aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın der ve kabul ederiz.

HÜLYA ÇAKICI

Müslümanlıktaki hoşgörünün dibine vurduk


Mayanda yoksa edep eskiden de olsa yüz yıl sonra da olsa fark etmez edeb kişinin kendisidir. Ramazan da içki içiliyor diye Kore'li bir adamın dükkanına saldırmışlar. Asabilik ve nefret imanın önüne geçmiş.
Hiç bir din de zorlama yoktur ve bizim dinimizin temeli de hoşgörüdür. Kendilerine ait kapalı bir mekanda, kimseyi rahatsız etmeyen bu insanlara saldırarak Müslümanlığı kurtardınız bravo sizlere artık bir madalyayı hak ettiniz. İçki içene gösterdiğiniz tepkinin milyon da birini askerimize çuval geçirene, teröriste gösterseydiniz ülke refah içinde olur, insanların kazandığı para size batmaz, dinin arkasına da saklanmak zorunda kalmazdınız.

Yabancıların müslümanlardan neden nefret ettiğini çok iyi anlıyorum. Biz hiç bir zaman onların yerine kendimizi koymazken, neden onlar koyup anlamaya çalışsınlar, yapılan o kadar hatadan hangi birine empati yapsınlar.

Avrupa ya da gelişmiş ülkeler sınırlarını açsa, bu dincilerden, milliyetçilerden, vatanseverlerden kaçı burada kalır? Siz hiç Müslümanların sığınmacı olarak Müslüman Arap ülkelerine sığındığını duyuyor musunuz? Kara da, deniz de ölüm pahasına gelişmiş ülkelere kaçıyorlar. Türkiye'nin demokratik ortamını da yetersiz bulduğu için buradan da kaçıyor neden? Demokrasiden zarar gelmez de ondan. Dayatmalardan vazgeçin. İnsanların nefretini kazanmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz bu hayatta, başkasının içtiği alkolden bize ne demeyi öğrenemediniz. Sizin gibi onun bunun yediğine, içtiğine, yaşantısına karışarak baskı uygulamaya çalışanların bencil ve doyumsuz oldukları kesin.

Bu hassasiyet nedense sadece müslümanlara özgü sanki, saygıyı sadece müslümanlar mı hak ediyor. Amerikan askerleri İncirlik'te Kuran'ı yakarken neredeydi bu hassasiyet, bir Müslüman kadın Avrupa'nın her şehrinde kara çarşafıyla toplum içinde var olabiliyorken neden Suudi Arabistan'a, Pakistan'a, İran'a giden Hıristiyan kadınlar kara çarşafa girmek zorunda kalıyorlar da o yaşa gelinceye kadar ki giyimiyle toplum içinde yer alamıyor. Bu mu müslümanların saygısı, bu bencillikten, sadece kendinizi düşünmekten başkalarının yaşantısına saygısızlıktan başka birşey değil. Zihniyet hep bana zihniyeti, bana yapılsaydı bu saygısızlık nasıl tahammül ederdim diye düşünebilen yok aralarında maleseff ki.

Bütün dünya da islam-fobi her geçen gün yaygınlaşmakta. Buna benzer hareketlerin bedelini yine masum Müslümanlar vahşiler tarafindan katledildiklerinde bunlar zaten onların inancının bir parçası diye düşünen dünya sessiz kaldığı için ödüyorlar. Bizler de yurt dışında yabancılardan Müslüman milleti olarak saygı, hoşgörü bekliyoruz. Aslında bize davranış zeminlerini biz kendimiz hazırlıyoruz. Ne ekersen onu biçersin misali.

HÜLYA ÇAKICI

18 Haziran 2016 Cumartesi

KESİN KAZANÇLI YENİ BİR İŞ KOLU AÇILIYOR


İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı çalıştırmaya dair hükümlerinin 50’den az işçi çalıştıran AZ TEHLİKELİ işyerlerinde uygulanmasına 1 Temmuz’da başlanacak. Kanun diyor ki, isterseniz bir kişi çalıştırın yine de bu yükümlülükleri yerine getireceksiniz. Yani bakkal da olsanız, tek kişilik tuhafiye dükkanınız da olsa işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlığı hizmeti satın almak zorundasınız. Ama Kanun küçük işyerlerine iş güvenliği ve işyeri hekimi istihdam etmek yerine, HİZMET SATIN ALMAALMA hakkı tanınıyor. Fikrimce bu hak tanınmasa kanunun uygulanabilir olması mümkün değil. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen apartman, site, bakkal, ofisler vs. dahil AZ TEHLİKELİ İŞ YERİ olarak tanımlanan her yer için ağır cezalar geliyor. Yani risk değerlendirmesi yaptırmayanlara 5 bin 859 TL, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı görevlendirmeyene 13 bin 22 lira olmak üzere aylık 18 bin 881 lira para cezası söz konusu.

Eczacıbaşı Grubu’nun 2013’te bu alan da hizmet vermek amacıyla kurulmuş bir şirketi var. Eczacıbaşı Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB). Önceleri grup şirketlerine hizmet vermeye başlayan şirket daha sonra tüm Türkiye’de hizmet vermeye başlamış. Eczacıbaşı OSGB şu anda bu alanda en organize olan şirket. 81 ilde 20 şube ile hizmet veriyor. 1 Temmuz sonrası için Şirketleri tam bir kaos bekliyor. Çünkü Aktif SGK’lı sayısı 22 milyon -+ kadar. Bu da 20 bin civarında işyeri hekimi, 30 bin civarında iş güvenliği uzmanı demek. Türkiye’de 120 bin hekimimiz var, 85 bini kamuda çalışıyor. İşyeri hekimliği sertifikasına sahip olduğunu var saydığımız durum da bile kamuda olmayan 35-40 bin hekimle bu hizmeti Türkiye’de vermek mümkün değil. Taleple arzı karşılamak şu anda mümkün görünmüyor.

Sistemin denetleme sürecinde Çalışma Bakanlığı kendi oluşturduğu bir yazılımla tüm kuruluşları uzaktan izleyebiliyor. Bu hizmetin alınıp alınmadığını görmek için gidip denetim yapması gerekmiyor. SGK sicilleri aracılığıyla o hizmet alınmış mı sistem de görülebiliyor. Yani sıra bana gelmez diye bir rahatlık söz konusu değil.

Şirketleşme, yeni iş pastası, yeni bir iş pazarı gözü ile bakarsak çok konuşulmuyor ama potansiyeli çok büyük yeni bir iş alanı yaratmış. Eczacıbaşının ölçeği büyük. Ama küçük şirketler de var bu alana giren. Onlarla görüşen yabancı şirketler de var. Çünkü potansiyeli çok büyük bir pazardan bahsediyoruz. Bu pazardan herkes pay kapmak isteyecektir. Yeni bir iş alanı arayıp, para kazanmak ve şirket kurmak isteyenler için yeni ve büyük bir pazar.

HÜLYA ÇAKICI 

17 Haziran 2016 Cuma

MÜDÜRLERİN İŞ GÜVENCELERİ YOK


Yeri gelince çalışanını kapıya koyan MÜDÜR'lerin iş güvencesinin yok olması biraz tuhaf ama gerçek. Gerçi kimin var ki? Her şeyin üç kağıdını bulmakta üstüne olmayan bir ülkeyiz biz ne de olsa. İş Kanunu işveren vekilini tarif ederken sınır koymuyor. Hukuki sorumlulukta ustabaşı bile işveren vekili sayılıyor. İş güvencesinde ise imza yetkisi aranıyor. Şirketin tümünü yöneten ve işe alıp çıkarma yetkisi olanlar işe geri dönüş davası açamıyor.

Yasalarımız çalışanlara çeşitli iş güvenceleri sağlıyor. Kıdem tazminatı, işsizlik maaşı ve en önemlisi işe iade imkanı. Altı aydan fazla çalışan ve işyerinde 30′dan fazla personel olması durumunda işten çıkartılanlar dava açarak işe iade ediliyor veya en az dört brüt maaş tazminat kazanıyor. Burada iki şart görünse de bir üçüncü şart daha var. O da belli yetkilerle donatılmış yönetici olmamak. Yasalar işyerlerindeki yöneticileri farklı statülerde tarif ediyor. İşveren vekili olarak çeşitli hukuki sorumluluklar üstlenen yöneticiler için bir sınır yok. Yani bir şirkette işveren adına hareket eden ve iş yerinin yönetiminde yer alan kimseler işveren vekili olarak tanımlanıyor. Buradaki tanım geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Yani işveren vekili olarak genel müdür de bu tanıma girerken bir ustabaşı da vekil sayılıyor. Bu anlam da hukuki sorumlulukları olan işven vekillerinin iş güvencesi bulunuyor. Yani işten çıkartıldıklarında işe iade hakları var. Bu kişilerin eylem ve işlemlerinden patron da sorumlu oluyor. Ama şirketin bütününü yöneten müdürler ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan aynı zaman da işyerinin bütününü yöneten işveren vekilleri için uygulama farklı oluyor. Diğer bir deyişle, bu tür imza yetkisine sahip yöneticiler ve müdürler iş güvencesinden yararlanamıyor ve çıkartıldıklarında işe iade davası açamıyor. Burada görev tanımları önem kazanıyor. Yani genel müdür olmasına rağmen işletmenin bütününü yönetme yetkisi bulunmuyorsa o zaman iş güvencesinden yararlanabiliyor. Ya da bir insan kaynakları müdürünün işe alma ve işten çıkartmaya yetkisi yoksa, o da yararlanıyor. Ya da bu insan kaynakları müdürünün işten çıkartma ya da alma yetkisi olmasına rağmen işyerinin bütününü yönetme durumu yoksa yine yararlanabiliyor. Şirket idarecilerine verilen sıfatlardan çok, yaptıkları iş ve yetkileri önem kazanıyor.

HÜLYA ÇAKICI 

NEŞE DEPOSU ADİLE NAŞİT



Yüreği de yüzü gibi güzel olan insan, Işıklar içinde uyu. Bizler senin yıllar önce TRT'de sunduğun uykudan önce programındaki kuzucuklarındık. Yaşama sevincini senden öğrendik. Güzel ve temiz yıllardı o zamanlar. Ne kadar güzel insan hala seviliyor ve arkasından güzel konuşuluyor bu büyük bir başarıdır az insana nasip olur.

Kadınlar sahneye çıkar mı denilen yıllarda diyenlere inat yeteneğiyle beraber çıktı o sahneye ve diyenleri de hayran bıraktı kendisine. Şehrin en komik adamı ünvanının sahibi Naşit Bey'in hep yüzü gülen güzel kızıydı. Annesi de bir tiyatro oyuncusu Amelya Hanım'dır. Ağabeyi Selim Naşit ve 1950 yılında evlendiği eşi Ziya Keskiner de tiyatro sanatçısıdır. Adile Naşit eşi Ziya Keskiner'in Temmuz 1982'deki vefatından sonra 16 Eylül 1983 yılında Cemal İnce ile evlendi. Doğduğu şehir de olan İstanbul'da 57 yaşındayken bağırsak kanseri sonucu yaşamını yitirmiştir. Yaşadığı zorluklara ve ağır hastalığına rağmen yüzüden gülücüklerini eksik etmeden severek, sevilerek kısa ama dolu bir hayat yaşamıştır.

Her kahkahasıyla güldüren, ağlamasıyla da ağlatan harika insan.14 yaşındaki oğlunu, kendi doğum gününde kaybetti ve doğum gününü bir daha hiç kutlamadı. Oğlunun ölüm haberini İzmir’deki bir oyun öncesi alan Adile Naşit, bu habere rağmen sahneye çıktı ve bütün salonu güldürdü. Türk kültürüne, Türk sanatına, sinemasına yaptıkları katkılar için kendisine teşekkür borçluyuz. ABD sineması gibi teknoloji ve büyük bütçeler olmamasına rağmen, Türk sinemasında sade bir ruh ve bir insanlık vardı o zamanlar. Maddiyat ön plan da olmadığı için güzel dostluklar da vardı. O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler. Neşe deposu Allah Rahmet Eylesin, mekanın cennet olsun.

HÜLYA ÇAKICI 

03 Aralık 2016 Tarihinde Yapılacak İşyeri Hekimliği, İş Güvenliği Uzmanlığı Ve Diğer Sağlık Personeli Sınavları


03 Aralık 2016 Tarihinde Yapılacak İşyeri Hekimliği, İş Güvenliği Uzmanlığı Ve Diğer Sağlık Personeli Sınavları

Bilindiği üzere; işyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları ve diğer sağlık personellerinin eğitim, sınav ve belgelendirilme işlemleri, ilgili mevzuat kapsamında yürütülmektedir.
Bu itibarla; 03 ARALIK 2016 (Cumartesi) günü yapılacak merkezi sınavla ilgili açıklama aşağıda belirtilmiş olup, adayların bu takvime göre hareket etmeleri önem arz etmektedir.

1- Yapılacak sınavla ilgili “Sınav Uygulama Duyuru Metni” daha sonra  www.isggm.gov.tr adresinde ilan edilecektir.

2- 2016-İSG ARALIK DÖNEMİ sınavına; Genel Müdürlüğümüz tarafından yetkilendirilmiş Eğitim Kurumlarından eğitim alarak ilk defa katılacak olan İşyeri Hekimi, İş Güvenliği Uzmanı adayları için Eğitim Kurumlarının program girişlerini en geç 19 AĞUSTOS 2016 tarihinde saat 23:59’a kadar hatasız bir şekilde yapmaları gerekmektedir.
Anılan sınava ilk defa katılacak olan İşyeri Hekimi, İş Güvenliği Uzmanı adaylarının eğitimlerinin tüm unsurlarının (uzaktan eğitim, örgün eğitim ve uygulamalı eğitim dâhil) en geç 26 EYLÜL 2016 tarihine kadar Genel Müdürlüğe bildirilmiş, tamamlanmış ve ilgili taraflarca onaylanmış olması gerekmektedir.
Uygulamalı eğitimlerde öncelikle adayın staj yapacağı işyeri, eğitim kurumu yetkilisi tarafından İSG-KATİP üzerinden Genel Müdürlüğe bildirilecek ve bu bildirim staj yapılan işyerinin e-bildirge kullanıcısı ve işyeri ile sözleşmesi devam eden ilgili işyeri hekimi/iş güvenliği uzmanı tarafından onaylanacaktır. Eğitimlerini en geç 26 EYLÜL 2016 tarihine kadar tamamlamayarak gerekli onaylarını almayan adaylar 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava katılamayacaklardır.

3- 2016-İSG ARALIK DÖNEMİ sınavına; Genel Müdürlüğümüz tarafından yetkilendirilmiş Eğitim Kurumlarından eğitim alarak ilk defa katılacak olan Diğer Sağlık Personeli adayları için Eğitim Kurumlarının program girişlerini en geç 7 EYLÜL 2016 tarihinde saat 23:59’a kadar hatasız bir şekilde yapmaları gerekmektedir.
Anılan sınava ilk defa katılacak olan Diğer Sağlık Personeli adaylarının eğitimlerinin (uzaktan eğitim ve örgün eğitim dâhil) en geç 26 EYLÜL 2016 tarihine kadar tamamlanmış olması gerekmektedir.

4- 2016-İSG ARALIK DÖNEMİ sınavına, ilgili Yönetmeliğin 8/(1)-b maddesinde belirtilen İş sağlığı veya iş sağlığı ve güvenliği bilim uzmanı unvanına sahip olan hekimler doğrudan katılabileceklerdir. Bu durumdaki adayların,  T.C. Kimlik Numarasını içeren ıslak imzalı dilekçe ekinde; onaylı lisans diploması örneği, onaylı bilim uzmanlığı belgesi ile İSGGM’ye başvuru yapmaları gerekmektedir. Söz konusu hakka sahip kişilerin ilgili evrakları en geç 26 EYLÜL 2016 tarihi mesai bitimine kadar İSGGM’ye ulaştırmamaları halinde 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava katılamayacaklardır. Genel Müdürlüğümüz tarafından incelenen belgelerin uygun görülmesi halinde adayların bilgileri 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava girmeleri için ÖSYM’ye bildirilecektir.  Adayların başvuru yaparken kullanmaları amacıyla hazırlanan dilekçe örneği için tıklayınız.

5- 2016-İSG ARALIK DÖNEMİ  B sınıfı iş güvenliği uzmanlığı sınavına, ilgili Yönetmeliğin 8/(1)-b-2 maddesinde belirtilen iş sağlığı ve güvenliği veya iş güvenliği programında yüksek lisans yapmış mühendislik veya mimarlık eğitimi veren fakültelerin mezunları ile teknik elemanlar doğrudan katılabileceklerdir. Bu maddede belirtilen adaylardan söz konusu sınava ilk defa müracaat edeceklerin;  T.C. Kimlik Numarasını içeren ıslak imzalı dilekçe ekinde; onaylı ön lisans diploması örneği (sadece İSG teknikerleri için), onaylı lisans diploması örneği, onaylı yüksek lisans diploması örneği ile İSGGM’ye başvuru yapmaları gerekmektedir. Söz konusu hakka sahip kişilerin ilgili evrakları en geç 26 EYLÜL 2016 tarihi mesai bitimine kadar İSGGM’ye ulaştırmamaları halinde 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava katılamayacaklardır. Genel Müdürlüğümüz tarafından incelenen belgelerin uygun görülmesi halinde adayların bilgileri 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava girmeleri için ÖSYM’ye bildirilecektir. Adayların başvuru yaparken kullanmaları amacıyla hazırlanan dilekçe örneği için tıklayınız.

6- 2016-İSG ARALIK DÖNEMİ sınavına ilgili Yönetmeliğin 8/(2) maddesinde belirtilen kişiler doğrudan katılabileceklerdir. Bu durumdaki adayların; T.C. Kimlik Numarasını içeren ıslak imzalı dilekçe ekinde; onaylı lisans diploması örneği ve onaylı hizmet çizelgesi ile İSGGM’ye başvuru yapmaları gerekmektedir. Söz konusu hakka sahip kişilerin ilgili evrakları en geç 26 EYLÜL 2016 tarihi mesai bitimine kadar İSGGM’ye ulaştırmamaları halinde 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava katılamayacaklardır. Genel Müdürlüğümüz tarafından incelenen belgelerin uygun görülmesi halinde adayların bilgileri 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava girmeleri için ÖSYM’ye bildirilecektir. Adayların başvuru yaparken kullanmaları amacıyla hazırlanan dilekçe örneği için tıklayınız.

7- 2016-İSG ARALIK DÖNEMİ sınavına (C) sınıfı iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip olup, (B) sınıfı iş güvenliği uzmanlığı yükseltme sınavı veya (B) sınıfı iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip olup (A) sınıfı iş güvenliği uzmanlığı yükseltme sınavı için  katılacak olan adayların; 13.06.2016 tarihinde Genel Müdürlüğümüz web sitesinde yayınlanmış olan duyuruda (duyuru için tıklayınız) belirtilen belgeler ile İSGGM’ye başvuru yapmaları gerekmektedir. Söz konusu hakka sahip kişilerin ilgili evrakları en geç 26 EYLÜL 2016 tarihi mesai bitimine kadar İSGGM’ye ulaştırmamaları halinde 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava katılamayacaklardır. Genel Müdürlüğümüz tarafından incelenen belgelerin uygun görülmesi halinde adayların bilgileri 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava girmeleri için ÖSYM’ye bildirilecektir. Adayların başvuru yaparken kullanmaları amacıyla hazırlanan dilekçe örneği için tıklayınız.

8- 2016-İSG ARALIK DÖNEMİ sınavına eğitim olarak ilk defa girecek olan ve ilgili Yönetmelikler gereği doğrudan girecek olan adaylar hariç olmak üzere; yetkilendirilmiş kurumlardan eğitim alıp, daha önce yapılmış olan sınavlara katılarak başarı gösteremeyen veya eğitim aldığı tarih itibariyle sınav hakkını kaybeden yahut bu sınavlara müracaat etmeyen adaylara 18.12.2014 tarihli 29209 sayılı RG’de ve 30.04.2015 tarihli 29342 sayılı RG’de yayımlanan yönetmelik değişiklikleri nedeniyle yeniden sınava katılma imkanı tanınmıştır. Bu durumda olan adayların, 03 ARALIK 2016 (Cumartesi) günü yapılacak merkezi sınava başvurmak için 21.07.2015 tarihinde yayınlanmış olan duyurumuzu inceleyerek (duyuru için tıklayınız) ve https://isgkatip.csgb.gov.tr/Logout.aspx “SINAV DURUMU SORGULA” sekmesini kullanarak kişisel durumlarına göre yapılan açıklamalar doğrultusunda hareket etmeleri gerekmektedir. Söz konusu hakka sahip kişilerin ilgili evrakları en geç 26 EYLÜL 2016 tarihi mesai bitimine kadar İSGGM’ye ulaştırmamaları halinde 03 ARALIK 2016 tarihinde yapılacak sınava katılamayacaklardır. Adayların başvuru yaparken kullanmaları amacıyla hazırlanan dilekçe örneği için tıklayınız.

YUKARIDA BELİRTİLEN DURUMDA BULUNAN TÜM ADAYLARIN 03 ARALIK 2016 TARİHİNDE YAPILACAK SINAVA GİREBİLMELERİ İÇİN “SINAV UYGULAMA DUYURUSU” NDA BELİRTİLECEK TARİHLER ARASINDA ÖSYM BAŞVURU MERKEZLERİ ARACILIĞI İLE SINAV GİRİŞ BAŞVURULARINI YAPMALARI GEREKMEKTEDİR.

HÜLYA ÇAKICI (Kaynak: İSGGM)