29 Temmuz 2016 Cuma

Dünya bile ikiyüzlü; biri yeryüzü, biri gökyüzü


Ormanın birinde Aslanlar toplanmış. Yahu hesapta kralız açlıktan öleceğiz birader.
Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor. Fillere saldırsak fazla büyük. Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz. Kuşa dalsak, uçuyor. Eee balık yakalayacak halimiz de yok.
N'aapsak?
Bir tanesi, en iyisi, öküzlere saldıralım. İri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne dişleri diş tam dişimize göre.
Olur mu? Olur. Hücum!
Ama evdeki hesap çarşıya uymamış. Öküz öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer. Organize oluyorlar topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.
Aslanlar aç bilaç.
N'aapsak, n'aapsak?
Tilkiye danışalım demişler. Tilki kolay demiş. Beni öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın işinizi halledeyim.
Kabul etmişler.
Tilki elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş. Saygıdeğer öküzler demiş. Aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar. Ama şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o. Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın!
Öküz heyeti düşünmüş taşınmış. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığıyla
verivermişler sarı öküzü.
Aslanlar da afiyetle yemiş.
Bir gün, iki gün.. Tilki gene gelmiş.
Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz demiş ve eklemiş, ama şu var ya benekli öküz, benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, verin, kurtulun!
Öküz heyeti düşünmüş, otlağın selameti için. Teslim etmiş benekli öküzü.
Üç gün, dört gün...Tilki gene gelmiş.
Kuyruğu uzun olanı...
Burnu beyaz olanı...
Tombul olanı...
Tek tek alıp, gitmiş.
Otlak seyrelmiş. Semirmiş aslanlar.
Günlerden bir gün... Artık tilki gelmemiş. Gerek kalmamış çünkü. Doğrudan aslan gelmiş. Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin demiş.
Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, keşke sarı öküzü vermeseydik demiş ama iş işten geçmiş.
İşte Öküzlük böyle bir şeydir.

Alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht bir şiirinde şöyle yazmış, Naziler önce komünistleri tutukladılar. Komünist değilim diye ses çıkarmadım. Sonra Yahudileri tutukladılar. Yahudi değilim dedim sesimi çıkarmadım. Sosyal demokratları tutukladılar. Savunmak bana mı kaldı dedim sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde etrafta tutuklanmama ses çıkartacak kimse kalmamıştı.

Dünya bile ikiyüzlü; biri yeryüzü, biri gökyüzü. Önemli olan kendimiz için doğru olan değil gerçek olan nedir diyebilmek. Bazıları kendilerini asla suçlu görmezler karşısındaki bu duruma tepki gösterincede, niye olduğunu sorgulamaz ve tepki veren kişiyi suçlar. Hiç bir savaş temiz kazanılmaz acımasızdır, kazanmak için kaybetmemek gerekir. Küçük şeylerden derhal midemiz bulanıyor ama bizi asıl zehirleyen büyük şeyleri görmezden geliyoruz.

Okyanusun dibine düşse de dünya yine de bu kadar pislik arınmaz, bunun için Nuh tufanı gerekiyor. Kirli olan dünya değil insanların içleri çünkü, su ne yapsın? İnsanlar yok olmadıktan sonra temizlenecek gibi de durmuyor, kirleten bizleriz temizlenecek hali de kalmadı, kirlendikçe kirleniyor ve bunun için sadece dış temizlik yetmiyor kalp ve beyin temizliği de gerekiyor. Dışı temizlemek kolay önemli olan iç temizliğini yapabilmek. Ülkemizde herkes yolu ortalamış gidiyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyor. Empati kurmayı becerebilsek keşke, ne mutlu olurdu bizlere.

HÜLYA ÇAKICI

Geçmiş bugünle, üzüntü neşeyle barışsın - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Geçmiş bugünle, üzüntü neşeyle barışsın - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

28 Temmuz 2016 Perşembe

15 Temmuz gecesi Sivil şehit yakınlarına ve gazilere maaş bağlanacak


Resmi Gazete’de yayımlanan kanun hükmünde kararnameyle 15 Temmuz gecesi şehit olanların yakınlarına ve gazilere sağlanacak yardımlar belirlendi. Söz konusu karara göre bu kişilere, en az 1.704 lira aylık bağlanacak. Bunun için sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı gibi kriterler aranmayacak, borcuna da bakılmayacak.

SADECE SAĞLIK RAPORU YETİYOR
Darbe teşebbüsü sırasında şehit olanların yakınlarına ve malul kalan sivillere aylık bağlanacak. Bu kapsamda en az 1.704 TL aylık bağlanacak. Vazife malullüğü aylığına endeksli olarak belirlenen bu rakam şehit eğer üniversite mezunu ise 1.709 TL olacak. Öte yandan yaralananlara aylık bağlanabilmesi için bu kişilerin malul olması gerekiyor. Normal de bir kişinin malul sayılabilmesi için sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı gibi kriterleri sağlaması gerekir. Ancak aylık bağlanacak kişilerin yalnızca malul olduğuna dair sağlık raporu almaları yeterli olacak.

EMEKLİYSE RAKAM ARTACAK
Şehit olan veya malul kalan kişiler eğer Emekli Sandığı mensubu iseler ve emekli ikramiyesi almaya müstahaklarsa, emekli ikramiyeleri de en yüksek devlet memurunun gösterge seviyesinden ödenecek. Dolayısıyla bu durumdaki kişilerin yakınları veya kendilerinin eline geçecek emekli ikramiyesi rakamı artacak.

PRİM BORCU ŞARTI YOK
KHK’da aylık bağlanacaklarla ilgili çok önemli bir düzenleme daha var. Buna göre şehit yakınlarından veya malullerden aylık almaya hak kazanlara bunun için SGK’ya genel sağlık sigortası veya herhangi bir prim borcu bulunmama şartı aranmayacak.

AYRICA,
KAMU GÖREVLİLİĞİNDEN UZAKLAŞTIRILAN KİŞİLER ARTIK KAMUDA GÖREV YAPAMAYACAKLAR.
Cumartesi günü Resmi Gazete de yayınlanan KHK ile kamu görevlilerine ilişkin yürütülen soruşturmaların da nasıl ilerleyeceği netleşti. Soruşturmalar sonucunda kamu görevliliğinden uzaklaştırılan kişiler, bir daha kamuda görev yapamayacaklar.
Kamu görevinden çıkartılan kişilerin silah ruhsatları ve pilotluk lisansları da iptal edilecek. Ayrıca bu kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı da olamayacaklar. Pasaportları da iptal edilecek.

Saniyeler sonrasını bilemeden yıllar sonrasını planlıyoruz. Sevdiklerimize zaman ayırmalıyız, zaman bizi ayırmadan. Yaralılara acil şifalar diliyorum, Şehit ailelerinin başı sağolsun, Şehitlerimizin mekanları cennet olsun. Allah Ülkemize bir daha böyle bir gün yaşatmasın.

HÜLYA ÇAKICI

26 Temmuz 2016 Salı

2016 YILI VERGİ AFFI


TBMM'de yasalaşması beklenen BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA İLİŞKİN KANUN Teklifi içeriği:
* Özel sektörün kamuya olan borç yükünün azaltılarak borçlara taksit imkanı getirilmesi.
* İhtilafların (anlaşmazlıkların) sulh yoluyla sonlandırılması.
* Vergi incelemesinde olan konuların dava yoluna gidilmeksizin çözümlenmesi
* Vergilemede öngörülebilirliğin artırılarak geçmiş vergilendirme dönemleri ile ilgili olası risklerin ortadan kaldırılması.
* İşletme kayıtlarının fiili durumlarına uygun hale getirilerek kayıtlı ekonomiye geçişin teşvik edilmesi amaçlanmaktadır.

Kanun teklifi güzel kolaylıklar getiriyor:
* Birikmiş borçlar enflasyon oranında güncellenerek, faiz ve cezalar silinmekte ve belli bir plan dahilinde ödeme kolaylığı getirilmektedir.
* Mükellef ile vergi idaresi arasındaki davaların sulh yoluyla çözümü yönünde düzenleme yapılmıştır. Davanın bulunduğu safhalara göre önemli indirimler yapılmaktadır.
* İnceleme ve tarhiyat (verginin ödenmesi gereken safhaya gelmesi) safhasındaki borçlar için önemli indirimler yapılarak ödenme imkanı getirilmekte ve böylece gelecekteki ihtilafların (anlaşmazlıkların) önlenmesi sağlanmaktadır.
* Matrah (verginin miktarını belirtmek için temel alınan değer) ve vergi artırımı ile mükelleflere (yükümlüler) geçmiş vergilendirme dönemi ile ilgili olası risklerini ortadan kaldırma imkanı verilmektedir.
* İşletmelerdeki mallarını beyan ederek kayıt altına almak isteyen, işletme de olmayan mallarını da herhangi bir ceza ödemeden kayıtlardan çıkarmak isteyen mükelleflere önemli avantajlar sağlanmaktadır.
* Bilançolar da görülmekle birlikte işletmeler de bulunmayan kasa mevcutları ve ortaklardan alacaklar hesabının fiili duruma uygun hale getirilmesi için mükelleflere imkan sağlanmaktadır.

Kanun Teklifi ile düzenlemelerden birisi de, matrah ve vergi artırımıdır. Matrah ve vergi artırımı ile mükelleflere geçmiş vergilendirme dönemleri ile ilgili riskleri ortadan kaldırma imkanı verilmekte. Bu şekilde mükellefler artırım yapılan yıllar için vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmama koruması elde etmekteler.
Teklifin Matrah ve Vergi Artırımı başlıklı 5. maddesinin (9). fıkrasında; “213 sayılı Kanun’un 359. maddesinin (b) fıkrasındaki “defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenlerin” Gelir ve kurumlar vergisi matrah artırımından, Gelir ve kurumlar vergisi stopaj vergisi artırımından ve KDV artırımından faydalanamayacakları hükme bağlanmaktadır.

Kanunun yasalaştığı tarihte sahte belge düzenleme şüphesiyle hakkında inceleme başlatılan ve incelemesi devam eden mükelleflerin durumları ise; Kanun teklifinin 5. maddesinin 7. fıkrasında bu maddeye göre matrah ve vergi artırımında bulunulmasının bu kanunun yayımlandığı tarihten önce başlanılmış olan vergi incelemeleri ile takdir işlemlerine engel teşkil etmeyeceği, ancak artırımda bulunan mükellefler hakkında başlanılan vergi incelemeleri ve takdir işlemlerinin bu kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ayın başından itibaren bir ay içerisinde sonuçlandırılamaması halinde bu işlemlere devam edilemeyeceği hüküm altına alınmaktadır.

2011 ile 2015 yılları arasında haklarında sahte belge düzenleme şüphesi ile başlatılan ve Kanunun yayımlandığı tarih itibariyle devam eden incelemelerin kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ayın başından itibaren bir ay içerisinde sonuçlandırılarak mükelleflerin sahte belge düzenledikleri hususunun Vergi İnceleme Raporuna bağlanması halinde, bu mükelleflerin vergi ve matrah artırımından yararlanmaları mümkün değildir. Söz konusu incelemenin kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ayın başından itibaren bir ay içerisinde sonuçlandırılamaması halinde ise, incelemeye devam edilemeyeceğinden, bu mükelleflerin matrah ve vergi artırımı imkanından faydalanmaları mümkün bulunmaktadır.
Kisaca, vergi idaresinin sahte belge düzenlediğinden şüphe duyduğu ancak incelemesi devam ettiği ve kanundaki süre bitirilemediği için daha ispat aşamasına getiremediği mükelleflerin matrah artırımında bulunarak incelemeden kurtulması mümkün. Ama Kanun da aksine bir düzenleme bulunmadığı için sahte belge veya muhteviyatı (içeriği) itibariyle yanıltıcı belgeleri bilerek yada bilmeden kullanan mükellefler haklarında düzenlenmiş rapor bulunup bulunmadığına bakmaksızın vergi ve matrah artırımından yararlanabileceklerdir.

Diğer taraftan bakılacak olursa; Vergilerini düzenli ödeyenlere sürekli haksızlık yapılan ve ödememeyi teşvik eden bir sistem. Zamanında ödeyenlere de bir yapılandırmaya gidilebilir. SGK'daki 5 puanlık indirim gibi.
Ayrıca, SİCİL AFFI'da gerekiyor ki esnafların bankalar nezdindeki sicili temizlensin ve esnafın çarkı dönsün. Takibe girmiş kredi borçları, icra takibi, işleyen faizlerin düşürülüp yapılandırılması dahil edilse para trafiği artacak ve borçlular da rahatlayacaktır diye düşünüyorum.

HÜLYA ÇAKICI

23 Temmuz 2016 Cumartesi

Hayatın kendisi sensin ve değerlisin


Mutluluk dediğin öyle uzun boylu bir şey değil azizim. Seni lafta değil, gerçekten düşünen birisinin olmasını bilmek yetiyor. Hangimiz istediğimiz hayatı kendi tercihlerimizi yaşıyoruz? Hayır demeyi öğrenebildik mi? Katlanmak zorunda kaldığımız insanları hayatımızdan bir kalem de silip atabiliyor muyuz?Çalıştığımız işyerinde haksızlığa uğradığımızda çıkış yapıp bu benim hakkım diyebiliyor muyuz? Önce ben demeyi öğrenebildik mi?

Sorumluluklarımız ne olursa olsun ister ailemiz, ister çocuğumuz önce kendimiz, önce biz iyi olmalıyız, iyi hissetmeliyiz ki karşımıza da bunu yansıtabilelim. Şahsen ben gerçek anlam da mutlu olabilmek için köprüleri yıkamıyorum. Çünkü bana dayatılmış bir hayat var ve ben çocukluktan itibaren bu şekil de kodlandım. Herkese bakmak, her sorumluluğu almak, her işi ben yapmak zorunda gibi hissediyorum. Yani bize öğretilmiş hayatları yaşıyoruz. Önce anne ve babanın evladı, evlenirsin kocanın karısı, çocuğun olur onların annesi, boşanırsın her şeyin yükü vs. bu çizgi de devam. Çizginin dışına çıkarsan ya ahlaksız, ya dik başlı yada sivri damgası yersin. Ama o çizginin dışına çıktın çıktın ancak o zaman yaşamayı, kendin için yaşamayı anlarsın. Ama çıkamayıp o çizgi de yürürsen öğretilmiş hayatın mutsuz insanları olarak bitirirsin hayatı, kendin için bir şey yapmadan, bir şeyleri göze almadan. Sonra da sorarırız kendimize, emek ve yılların ardından sorgularız kendimizi.

Bazen tam içinde, ortasında olsak da gerçekte ne olduğunu anlamadan geçirdiğimiz anlar olabiliyor. Bazen de bazı şeylerin ne ve nasıl olduğunu hiç anlayamıyoruz, farkında bile olmadan pek çoğumuzun yaptığı şey. İyi midir kötü müdür bilemem ama çevrelerini de sürüklemeye çalışmaları üzücü. Nefes alıp vermek dışında hayatı boş gören kişiler tarafından yönlendirilmek üzücü olan. Bırakalım kendisine göre yaşasın insanlar. Hayatın içinde herşey, her zaman istediğimiz gibi olmaz, olamaz. Önemli olan istemediğimiz durumlarla karşı karşıya kaldığımız da ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız? Bu da sanırım hayat boyu öğrenme gayreti içinde olmakla alakalı. Çünkü hayat tek düze değil ki öyle olsaydı çok sıkıcı olurdu. Acısıyla tatlısıyla, iyi günleri, kötü günleri ile hayatımızı yaşarken zor zamanlar da ne yapmalı, ne söylemeli gibi ne yapılacağını bilemediğimiz durumlar fırtınalar, zorluklardır. Ama bizi güçlendiren de onlardır. Terbiye icabı susturulmuş, bastırılmış, sadece hoşgörü göstermek ancak kayıptır. İnsanlar acılar karşısında gülümseyemiyorsa, acılarını göstermeli, ağlayabilmeli ve mutlulukları karşısında da kahkahasını atabilmeli, hislerini bastırmak yerine göstermeli. Hayatındaki önyargıları yık ve kendine gel. Hayatın kendisi sensin ve değerlisin.

HÜLYA ÇAKICI

İşçinin bütün alacaklarımı aldım imzası geçerli mi?

İşverenin çalışanını işten çıkarırken veya işçinin istifası sırasında bütün alacaklarımı aldım ifadesini yazarak imza atmasını talep ediyor. Bu imzayı atmak istemeyen çalışanlar, alacağını alabilmek ve iyi ayrılmak için çoğu kez istemeseler de bu tip ifadelerin altına imza atmak zorunda kalıyorlar. Ama imzalatılan bu ibranamelerin geneli hukuken geçerli değil. İşverenler genellikle bunu göz korkutmak için imzalatıyorlar. Yani işçinin bu şekil de bütün alacaklarımı aldım demesi işverenin işçisine hak ettiği bütün tazminatları ödediği anlamına gelmiyor. İbranamenin yazılı olması gerekir ve işçinin imzalamadığı bir ibraname de kesinlikle geçerli değildir. İşçiye değil de onun yerine bir başkasına imzalatılmış ibranamelerle, işten çıkış tarihinde imzalanmış ibranameler konu yargıya taşındığında kriminal inceleme sonrası imzanın kime ait olduğu ve imza tarihi vs. incelenerek gerçek ortaya çıkıyor.

İbranamenin geçerli olması için sözleşme feshinden en az bir ay sonra imzalanması gerekiyor. Yani Kanun iş sözleşmesinin sona erdirildiği tarihten itibaren bir ay içerisinde işverenin işçisine hak ettiği ödemeleri yapabileceğini öngörüyor. Bir aydan kısa süreler içerisinde imzalanmış ibranameler geçerli sayılmıyor. BU NEDENLE İŞVERENLERİN İSTİFA EDERKEN İŞÇİLERE ATTIRDIKLARI İBRANAMELER GEÇERLİ DEĞİLDİR. İbranamenin imzalandığı tarihle istifa tarihi veya iş sözleşmesinin fesih tarihi arasında en az bir ay bulunması gerekmektedir. Bu ibranameler geçersiz olduğu için işçi işverene dava açabilir. Bütün alacaklarımı aldım şeklin de imza atmış bir işçi işverene hak ettiği tazminatın ödenmediği yönünde dava açabilir. Bu durum da işveren ödemeyi yaptığını ispat etmek zorundadır. Yine hukuken geçerli bir ibranameyi imzalamış olsa bile işçi eksik tazminat aldıysa dava açabilir.

Sözleşme feshinden sonra imzalanan ibranamelerin geçerli olabilmesi için bir diğer şart, ibraya konu alacağa ilişkin ödemenin banka aracılığıyla yapılmasıdır. İşçiye elden para vermek işvereni sıkıntıya düşürecektir. İbranameye konu alacakların ödendiğinin ispatı için bankadan ödenmesi bir zorunluluktur ve işçi de elden para alırsa işverenle uzlaşamayabilir. Bu nedenle işçinin IBAN numarasına para aktarılması ve açıklama bölümüne de ibraname konusu alacağa ilişkin ifade eklenmesi gerekmektedir.

Kıdem tazminatına hak kazanacak şekil de iş sözleşmesi sonlanmış bir işçiye ibraname imzalatılırken ne kadar ödendiği, kullandırılmamış yıllık izinlerin karşılığı olarak ne kadar ödendiği açıkça yazılmalıdır. Bütün alacaklarımı aldım şeklindeki ibranameler geçerli değildir. İşçiye kıdem tazminatı olarak ne kadar, ihbar tazminatı olarak ne kadar ödendiği ibranameye açıkça yazılmalıdır. Yazılmaz ise ibranamenin geçerliliği yoktur.

HÜLYA ÇAKICI

Biz Çılgın Türkleriz


Bir Türk'ün hayatını almak hiç bir şeydir ama vatanını, toprağını almak her şeydir. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak.

Cumhurbaşkanımızın Turgut Özal olduğu dönemde Türkiye'ye Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemişler.
Şunu söylemişler; Siz de Milli Ruh yok demişler. Bunun üzerine; Turgut Özal'ın  nasıl yok? sorusuna şu yanıtı vermişlerdir; Biz ülkemiz de okula yeni başlayacak olan çocuklarımıza Milli Ruh şoklaması yaparız. Önce onları toplu halde hızlı trenlerimize bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi yani ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da Hiroşima ve Nagasaki'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot bile bitmeyen alanları gösterir ve deriz ki; Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve buradan önce gördüğünüz teknolojiye sahip çıkmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.
Bizim bürokratlarımızdan birisi atılarak; ama bizim Hiroşima'mız yok ki der.
Japon uzmandan tokat gibi cevap gelir; Sizin bir Çanakkaleniz bile 10 Hiroşima ve Nagasaki eder.

Bu algı da kim bu darbe girişiminden faydalanacaksa, kim faydalanmaya çalışmışsa asla başarılı olamayacak. Vatanımızın başına gelenleri şahsım adına onaylamıyorum. Ülkemizin ve milletimizin hiç bir oyuna gelmeyeceğini de biliyorum. Bu ülkeyi halkımız, insanımız kurdu, yoktan var etti ve yine halkımız her durumda da varlığını devam ettirecektir. Milli ruha sahip çıkacak yine bizleriz. Bir kilitlenme noktasındayız ve kendi zihnimizi biraz sakinleştirip ancak ondan sonra daha sağlıklı ve akıcı bir hal içinde olabiliriz. Bazen en sağlıklısı her şeyin ortasından, içinden sıyrılıp bir an bile olsa uzaktan ve dışarıdan bakmak/ bakabilmek her şeye.

Tarih ölümler üzerinden kahramanlıklara uzananların tarihi ve dünyadaki Ülkelerin birbirlerine saygısı kalmamış, karşılıklı olarak kin ve nefret besliyorlar. O yüzden biz Ülke ve halk olarak onlara garip geliyoruz. Dünya her zaman Türkün yenilmezliğini bildi ve yıllardır tohumlarımızla oynanarak genetiğimiz değiştirilmeye çalışılıyor. Hedefe sessizce ulaşmanın en kolay yolu bu çünkü. Yok edilemeyen beyinler hep haklı oldukları için ölümsüzdür. En son sınır da çılgınlık yapabilme yeteneği olmasaydı biz Türkler de, Türkiye olmazdı. Tank'ın kapağını kesip kullanabilen halktan, tankın önüne yatan halktan, canlı bombayı tekme, tokat döven halktan bahsediyoruz. Çılgın olduğumuz doğrudur. Bu dünya da Türk olmak, gerçek Müslüman olmak kadar ve bu topraklar da yaşamak kadar güzel, onur verici başka hiçbir şey olamaz.

Şartları zorlayan akıllı insandır ve her koşul da bir yöntem buluyorsa kesin çok zekidir. Örneğin, kamyon tekerine bidon bağlamış içine de çamaşırlarını atmış ve kamyon gittikçe çamaşırlarını yıkıyor. Bu zeka değil de nedir? İlla atomu parçalamak gerekmiyor zeki olmak için. Türk milleti zekidir, her zaman bir çıkar yol bulur ve asla vazgeçmez, insanı sınır tanımaz. Ne mutlu Türk'üm diyene.

HÜLYA ÇAKICI 

22 Temmuz 2016 Cuma

İşçinin bütün alacaklarımı aldım imzası geçerli mi? - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

İşçinin bütün alacaklarımı aldım imzası geçerli mi? - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

OHAL sürecinde SGK ve İŞÇİ, MEMUR çıkarma süreçleri


2935 sayılı OHAL kanununda işten çıkartılacak işçilerle ilgili bazı sınırlamalar bulunmaktadır. SGK İşlemleri kapsamında şu an için işe giriş, işten çıkış işlemleri, bildirge ve rapor gibi süreçlerle ilgili bir değişiklik yayınlanmamış ve uygulama da bir değişiklik olup olmayacağı belirtilmemiştir.

Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildiği durumlar da 2935 sayılı Kanunun 11. Maddesi şu şekildedir;
Madde 11- Bu Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince olağanüstü hal ilanında genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek amacıyla 9. madde de öngörülen tedbirlere ek olarak aşağıdaki tedbirler de alınabilir. n) İşçinin isteği, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller, sağlık sebepleri, normal emeklilik ve belirli süresinin bitişi nedeniyle hizmet aktinin sona ermesi veya feshi dışında kalan hallerde işçi çıkartmalarını işverenin de durumunu dikkate alarak üç aylık bir süreyi aşmamak kaydıyla izne bağlamak veya ertelemek.

OHAL süresince işçinin kendi isteğiyle istifa, iş kanununun 25. Maddesine göre, ahlak, iyi niyet kurallarına uymayan haller dışında sağlık sebepleri, belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesi, emeklilik dışındaki sebeplerin haricinde bir sebeple işçi çıkarmak isteyen işveren bu çıkarma sürecini 3 ay ertelemek zorundadır.
Yani bu kanun maddesi ile Devlet, OHAL süresince işçiyi iş güvencesi altında tutuyor.

OHAL sürecinin memurlara etkisi;
OHAL Kanununun 32. maddesi uyarınca verilen görevleri yapmayan, verilen tedbirleri almayan memurlara Valiler direkt olarak memuriyetten çıkarma ve kademe haricindeki, uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarını verebilecektir. Ancak bu düzenleme Valilerin yetkisi içindir. 657 sayılı Kanunun 125/E bendinde "... olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak" memurluktan ihraç sebepleri arasında gösterilmiştir.

HÜLYA ÇAKICI

21 Temmuz 2016 Perşembe

OHAL nedir? Nasıl uygulanır?


Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulu toplantısından sonra MGK (Milli Güvenlik Kurulu) kararları ile 3 ay OHAL ilan edildiğini açıkladı. Olağanüstü hal ilanının amacı ülkemizde demokrasiye, hukuk devletine, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerine yönelik bu tehdidi ortadan kaldırmak için gereken adımları en etkin ve hızlı şekilde atabilmektir.

OHAL NEDİR?
Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen bu kanunun amacı; Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım, Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması durumlarında olağanüstü hal ilan edilmesi ve usulleriyle olağanüstü hallerde uygulanacak hükümleri belirlemektir.
Vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile olağanüstü hallerin her türü için ayrı ayrı geçerli olmak üzere, temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya nasıl durdurulacağına, halin gerektirdiği tedbirlerin nasıl ve ne suretle alınacağına, kamu hizmeti görevlilerine ne gibi yetkiler verileceğine, görevlilerin durumlarında ne gibi değişiklikler yapılacağına ve olağanüstü yönetim usullerine ilişkin hükümleri kapsar.

Yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir. Olağanüstü hal kararı Resmi Gazete'de yayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstü hal süresini değiştirebilir. Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, her defasında dört ayı geçmemek üzere, süreyi uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir. Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince ilanından sonra; süreyi uzatmaya, kapsamını değiştirmeye veya olağanüstü hali kaldırmaya ilişkin hususlarda da karar almadan önce Milli Güvenlik Kurulunun görüşünü alır.

Olağanüstü hal kararının hangi sebeplerle alındığı, bölgesi ve süresi, Türkiye radyo ve televizyonuyla ve Bakanlar Kurulunca gerekli görülen hallerde diğer araçlarla ilan edilir. Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda Anayasanın 91. maddesindeki kısıtlamalara ve usule bağlı olmaksızın, kanun hükmünde kararnamemeler çıkarabilir. Bu kararnameler Resmi Gazete de yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur.

ALINACAK OHAL TEDBİR VE YAPTIRIMLARI
Olağanüstü hal ilanında genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek amacıyla 9. madde de öngörülen tedbirlere ek olarak aşağıdaki tedbirler de alınabilir:
a) Sokağa çıkmayı sınırlamak veya yasaklamak.
b) Belli yerler de veya belli saatler de kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak.
c) Kişilerin üstünü, araçlarını, eşyalarını aratmak ve bulunacak suç eşyası ve delil niteliğinde olanlarına el koymak.
d) Olağanüstü hal ilan edilen bölge sakinleri ile bu bölgeye hariçten girecek kişiler için kimlik belirleyici belge taşıma mecburiyeti koymak.
e) Gazete, dergi, broşür, kitap, el ve duvar ilanı ve benzerlerinin basılmasını, çoğaltılmasını, yayımlanmasını ve dağıtılmasını, bunlardan olağanüstü hal bölgesi dışında basılmış veya çoğaltılmış olanların bölgeye sokulmasını ve
dağıtılmasını yasaklamak veya izne bağlamak, basılması ve neşri yasaklanan kitap, dergi, gazete, broşür, afiş ve benzeri matbuayı toplatmak.
f) Söz, yazı, resmi, film, plak, ses ve görüntü bantlarını ve sesle yapılan her türlü yayımı denetlemek, gerektiğinde kayıtlamak veya yasaklamak.
g) Hassasiyet taşıyan kamuya veya kişilere ait kuruluşlara ve bankalara, kendi iç güvenliklerini sağlamak için özel koruma tedbirleri aldırmak veya bunların artırılmasını istemek.
h) Her nevi sahne oyunlarını ve gösterilen filmleri denetlemek, gerektiğinde durdurmak veya yasaklamak.
i) Ruhsatlı da olsa her nevi silah ve mermilerin taşınmasını veya naklini yasaklamak.
j) Her türlü cephaneler, bombalar, tahrip maddeleri, patlayıcı maddeler, radyoaktif maddeler veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler ve boğucu gazlar veya benzeri maddelerin bulundurulmasını, hazırlanmasını, yapılmasını veya naklini izne bağlamak veya yasaklamak ve bunlar ile bunların hazırlanmasına veya yapılmasına yarayan eşya, alet veya araçların teslimini istemek veya toplatmak.
k) Kamu düzeni veya kamu güvenini bozabileceği kanısını uyandıran kişi ve toplulukların bölgeye girişini yasaklamak, bölge dışına çıkarmak veya bölge içerisinde belirli yerlere girmesini veya yerleşmesini yasaklamak.
l) Bölge dahilinde güvenliklerinin sağlanması gerekli görülen tesis veya teşekküllerin bulunduğu alanlara giriş ve çıkışı düzenlemek, kayıtlamak veya yasaklamak.
m) Kapalı ve açık yerler de yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklamak, ertelemek, izne bağlamak veya toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapılacağı yer ve zamanı tayin, tespit ve tahsis etmek, izne bağladığı her türlü toplantıyı izletmek, gözetim altında tutmak veya gerekiyorsa dağıtmak.
n) İşçinin isteği, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller, sağlık sebepleri, normal emeklilik ve belirli süresinin bitişi nedeniyle hizmet aktinin sona ermesi veya feshi dışında kalan hallerde işçi çıkartmalarını işverenin de durumunu dikkate alarak üç aylık bir süreyi aşmamak kaydıyla izne bağlamak veya ertelemek.
o) Dernek faaliyetlerini her dernek hakkında ayrı karar almak ve üç ayı geçmemek kaydıyla durdurmak.

Yeni nesil OHAL ile tanışmış oldu. Biz eski+ nesil olarak yıllar önce tanıştık yabancı değil bize. Kimlik kontrol, Çanta kontrol, şüpheli gördükleri kişileri, yerleri kontrol, kalabalık yerler de kontrol vs. Çok sayıda polis çevrede dolaşır, özellikle istasyonlar da, havaalanların da, AVM'ler de vs. Yani sokağa çıkma yasağı yok. Bazı kararların hızlı alınıp uygulanabilmesi için ohal kararı alınmıştır.
OHAL Meclis kararı beklenmeden direk alınan kararlar, Bakanlar Kurulunca hemen yasalaştırılacak ve uygulanacak.
Kamu da çalışan öğretmen, sağlıkçı vs. tayin durumları askıda kalır. İkinci bir duyuruya kadar izinler kaldırılmıştı. OHAL oldu 3 ay izinler, tayinler mecburi bir durum söz konusu olmazsa olmaz.

Kararname ile birlikte anayasa maddelerinde değişiklik yapılamaz. Ancak 367 milletvekilinin oyu ile Anayasa da değişiklik yapılabilir.
Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında kurulan bakanlar kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı durumlar da kararnameler çıkartabilir.
Cumhurbaşkanı ve Bakanlar kurulunun hazırlayacağı KHK'ler (Kanun Hükmünde Kararname) Resmi Gazete de yayınlanması ile yasalaşmak üzere TBMM onayına sunulacağı Anayasa hükmüdür. Bu bakımdan Meclis onaylanmayan KHK geçersiz sayılır.
Önce vatan diyerek Türk halkının parti gözetmeksizin birlik olma zamanı.

HÜLYA ÇAKICI

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Bir ülkenin geleceği yabancılara bırakılmaz


İstanbul Hükumeti'nin Kuva-yi Milliye'ye karşı kurduğu Kuva-yi İnzibatiye (Hilafet Ordusu) İngiltere devleti, Hilafet Ordusu'nun erlerine 30, teğmenlerine 60 ve alay komutanlarına 150 lira maaş bağladı. Lojistik ihtiyaçlarını silah, araç ve gereçlerini temin etti. (Alıntı - Tarih)

Kuva-yi İnzibatiye, Kuva-yi Milliye'yi (Ulusal Güçler) durdurmak için İngiliz lojistiği, silahları ve parasıyla kurulan ordudur. Kuva-yi Milliye tarafından bozguna uğratıldı ve dağıldı. İngilterenin Politikası kimi nasıl kullanmak işine gelirse öyledir ve bu yüzden de dünya da en fazla sömürgesi olan ülkedir ve yine bu yüzden İngiltere Krallığına güneşin batmadığı ülke derler. Osmanlı Devleti dünyaya hükmetmiş. Ama ne yazık ki 16. yy'dan sonra tamamen gerilemeye başlamış. 16. yy yani 1500'lü yıllar, yarısını Kanuni Sultan Süleyman idare etmiştir. Kanuni batışı başlatan hükümdardır. Medreseler de pozitif eğitim onun döneminde darbe alır, Ebussud gibi bir yobaz onun döneminde kontrolü ele geçirir. Şehzade Mustafa onun döneminde katledilir ve taht alkolik Sarı Selim'e kalır.

İngiliz destekli Vahidettin'in hilafet ordusu, Vatanı düşman işgalinden kurtarmak için mücadele eden Atatürk ve arkadaşlarınca kurulan yeni ordu'ya saldırmış, dolayısı ile İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Ermeni, Rum, Kürt çeteleri ile savaşan Ankara hükumeti ordusu ve Kuva-yi Milliye güçleri, düşmanla işbirliği yapan Halifenin Kuva-yi İnzibatiye kuvvetleri ve dinci isyanları bastırmak ile de uğraştı ve hepsinden de zaferle çıkarak bizlere özgür, bağımsız bir Vatan ve çağdaş Cumhuriyet bıraktılar. Ancak emanete sahip çıkamadık. 64 Müslüman ülke içerisinde Laik Türkiye Cumhuriyeti, Suudi Arabistan Krallığı, Irak, İran, Suriye vs. halka karşı kötü örnek oluyor. Çünkü Krallıklar tahtını kaybetmek istemiyorlar. Demokrasiye geçerlerse lüks yaşam sona erecek. Bu yüzden de Demokrasi istemiyorlar. Onlara göre Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılması gerekiyor ve din duygularını kullanarak Cumhuriyeti yıkmak ve şeriat rejimine geçirmek için her türlü desteği veriyorlar. Hiç bir İslam ülkesinde Demokrasi olmamasına ve sürekli iç savaş olmasına, insanların bu durumdan kurtulmak için Avrupa'ya kaçmak için çabalamasına rağmen insanlarımızın büyük bir kısmı tehlikeyi göremiyor.

Ağacın kökü istediği kadar sağlam olsun yaprakları en ufak bir rüzgar da bile savrulmaya mahkumdur. Yine de köklü ağaç yıkılmaz, eğrilir, bükülür ama yıkılmaz. Masum halk için Türkiye'de yaşamak demek neyin, nerede, nasıl bir şeyle karşılaşacağımız meçhul demek. Korku büyük bir güç, daha hızlı, daha zeki, daha güçlü yapabilir, bir araya getirebilir ve haksızlıkları yok edebilir. Toprağın altında düz yatabilmek için toprağın üstünde dik durmak gerekir.

HÜLYA ÇAKICI 

Durum çok ciddi :)


Jandarma Genel Komutanlığı Bilişim Suçları Sosyal Ağ Bildirgesi Yalanı

Facebook'a bu paylaşımı yaptırtarak bir sorunun daha milletçe üstesinden geldik. Şu gücümüzü başka şeylere kullansak, şimdiye kadar çok sayı da bilimsel devrime öncülük etmiş olurduk.
Düşünsenize paylaştığınız bir içerikten dolayı polis kapınızı çalıyor ve siz daha önce paylaştığınız paylaştıklarımdan facebook sorumludur içeriğini gösteriyorsunuz. Delinin biri yayıyor milyonlarca sazan düşüyor. Allah akıl fikir versin bu millete.

Sosyal medya da yine bilgi kirliliği yaşanıyor. Bazı facebook kullanıcıları sahte bir bildirgeyi facebook profillerinde paylaşarak yanlış yönlendirmelere yol açıyorlar. Jandarma Genel Komutanlığı
tarafından açıklandığı iddia edilen her hangi bir bildirge bulunmamakta. Yine geçtiğimiz aylar da farklı bir sosyal ağ bildirgesi ile bir kısım kullanıcıyla (akıl var fikir var) dalga geçilmişti. Ülkemiz de son zamanlar da yaşanan olaylardan sonra bu gibi fırsatçılar sosyal medya üzerinde yayınladıkları bildiriler ile kullanıcıları korkutmaya çalışıyorlar. Her şeyi geçtim bu karmaşa içinde kimse bu kadar saçma sapan şeylerle uğraşmaz. Ne Jandarma, ne de polis vs.

Paylaşılan bildiri şu şekilde;
Durum çok ciddi. Yapmadığımız bir paylaşım yüzünden ceza almamak için, Jandarma Genel Komutanlığı Bilişim Suçları Sosyal Ağ Bildirgesi çerçevesinde, Facebook'un güvenlik açığından ötürü hesabım üzerinde bulunan tüm verilerimin (IP, fotoğraflarım, paylaşımlarım vs.) çarpıtma yolu ve yasa dışı bir şekilde sahte kişilerce kullanılmasından ve doğabilecek tüm zararlardan ilgili Türk Ceza Kanunu maddeleri gereğince Facebook sorumludur. Bu hesabımdan başka bir hesabım olmadığını bildirir ve gereğinin buna göre yapılmasını tarafınıza arz ederim.
Not: Paylaşmayın. Kopyalayıp durum bildirgesi olarak yapıştırın deniliyor.

Facebook'taki güvenliğiniz ile ilgili olarak kopyalayıp yapıştırmanız istenen bir bildirim içeren paylaşımlar görmüş olabilirsiniz. Lütfen bu tip paylaşımlara itibar etmeyin. Facebook'ta paylaştığınız içerik ve bilgilerin ne şekilde paylaşıldığını gizlilik ayarlarınızdan, hesap güvenliğinizi de güvenlik ayarlarınızdan kontrol edip düzenleyebilirsiniz. (FACEBOOK)

Durum çok ciddi. Saf yerine koyup her gün saçma sapan şeyler paylaştırıyorlar size. Şayet adınıza bir hesap açılıp o hesap ile suçlanırsanız o hesabın size ait olduğunu kanıtlamak mahkemenin işi. Sizin telefonunuzdan, bilgisayarınızdan vs. IP adresinizden giriş yapılmamışsa sizin olduğunu söylemeye kimsenin hakkı yok.

HÜLYA ÇAKICI

Bir Ülkenin Geleceği Sahiplerinindir - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Bir Ülkenin Geleceği Sahiplerinindir - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

16 Temmuz 2016 Cumartesi

İnsan olmak


Saldırgan Nice’te kalabalık PROMENADE DES ANGLAİS (katliam yolu) sahil yolunda 2 km boyunca insanları ezerek ilerliyor ve polis tarafından etkisiz hale getirilerek durdurulabiliyor. Saldırgan Tunus asıllı Fransız vatandaşı olduğu ve polis tarafından da adi suçlarla tanınıyor. Nice sakinleri kalacak yeri olmayanlara kapılarını açıp, taksiler de evlerine dönmek isteyenlere sabaha kadar ücretsiz taşıma kararı alıp uyguluyor.

Taksiciler bedava taşıma kararı almışlar. Biz inandığımız dini uygulayamazken adamlar inanmadıkları dinimizi bizden iyi uyguluyorlar. İnsanlık dersi veriyorlar. Bizim taksici Müslüman olduğu için günahlarının cezasını çektikten sonra cennete gidecek. Fransız taksici Müslüman olmadığı için sonsuza kadar cehennem de yanacak. İnanç sistemi bu gerçekten. Kötülükleri yap kurban kes, tecavüz et yemek dağıt vs. günahların hemen af olur mantığı artık nasıl bir düşünce sistemi ise. Biz de taksiciler bedava taşıyanları protesto etmek için kontak kapatır trafiği kilitlerdi. İnsan ve ahlak farkı bu durumlar da ortaya çıkıyor. İki hafta önce AHL de mahsur kalan insanları kat kat fiyata (100 dolar +) taşıyan Türk taksiciler ve insanlık görevini yapan Fransız taksiciler. Hiç bir din insanın kişiliğini değiştiremez tamamıyla insani duygu, vicdan meselesi. Dini imanı para lafı boşuna söylenmemiş. Atasözleri yaşanmışlıklardan bir serzeniş olarak çıkar. Önce insan olmak önemli olan.

Kıyaslamak doğru değil ama insanımızın (istisnalar her zaman ve her durum da vardır) ahlak yoksunu olduğu, insanlığını da ciddi anlam da kaybettiği bir gerçek. Bunu açıkça ve çok defa görüyoruz. Ahlaktan yoksun yetişiyor. Avrupa'da insanlara dinden önce insanlık, ahlak öğretiliyor. Aramızdaki fark bu. Bizim taksiciler girişimcidir, krizi fırsata çevirmek maharettir. Hastaneler keza öyle. Yaralı hastaneye gitse doğru vezneye önce öde. Şu röntgen çekilecek, bu kan alınacak, buna girilecek vs. daha doktor görmeden üstelik. Çok ahlaklı bizim toplumumuz bir de dünyaya ahlak dersi veririz, dindar nesil safsataları ile kendimizi üstün görürüz. Biz de böyle aga beğenmiyorsan git orada yaşa deriz karşı çıkana. İnsan olmanın dinle, kültürle veya ırkla alası yok. Kaliteli ve şerefli insan olmak ayrı bir konu. Ülkemde ve insanlık içinde yaşamak istiyoruz. Ama bu gidişle de insanlık ırkçılıktan, dinlerden, sömürüden kurtulup, evrim geçirmeden, ölümlerin, terörün sonu gelmeyecek gibi görünüyor.

HÜLYA ÇAKICI 

15 Temmuz 2016 Cuma

Japonya Japonlar


Japonlar bir tanrıya inanmazlar. Onların milli dinleri ŞİNTOİZM'dir. Yani tabiat, doğa. Dağ, ağaç, yağmur, güneş vs. en büyük tanrıları da Güneş Tanrısı'dır. O yüzden bayrakları Güneş şeklindedir.

Japonya'da 2. dünya savaşı sonrası yapılan ilk seçimler de sadece üniversite mezunları oy kullanmışlardır. Japonya şu anda teknoloji de en gelişmiş ülkeler arasında yer almaktadır. Yine bununla beraber japonya'da zorunlu eğitim 9 yıldır ve bu eğitimi alanlarının nüfus oranı yüzde 99'dur. Üniversite eğitimi alanlar ise nüfusun yüzde 83'ünü oluşturmaktadır. Günümüzde Japonya'da oy kullanma işlemi klasik parmak basma ile değil, özel el yazısı ve altına imza ile yapılmaktadır. Bu sistem okuma yazma bilmeyenlerin oy kullanmasını imkansız hale getirmektedir. Saçma sapan işlerle de uğraşmadıkları için her konu da başarılı oluyorlar. İki Atom bombası, Tsunami, depremler, Nükleer santral patlaması vs. felaketler ülkesi olmuş ama insanlık, ilim, bilim bir adım geri gitmemiş. İnsanlarında her şeyden önce ego yok. Baştakiler halktan kaçarak değil, halka birlikte yaşıyorlar.

Bizler de itibar tasarrufla olmaz zihniyeti var. Gösteriş meraklısı, işten başka her şeyle uğraşan insanlar. Kaçımız hayatımız da uyguluyoruz. Eğer her birey kendisini bilse kanunlara, yasalara gerek kalmadan yaşanır bir dünya kazanmış oluruz. İnsanlarımızdaki en kolaycı yol kendisinin yerine başkalarının eksiklerini görmek. Bir kitapları yok ama Allah dine, ırka vs. bakmadan iyiye, doğruya, çalışana veriyor. Japonların en büyük kişisel özellikleri gururları ve onurları. İstisnaları mutlaka vardır ama geneli öyle. Yanlış yapanlar istifa ediyor ve hatta gururuna yediremediğinden dolayı harakiri yani intihar eden bile oluyor. Genel olarak güzel insanlar. Biz de de böyle insanlar var ama nesli tükenmek üzere. Japonlar da milli vatandaşlık sorumluluğu var. Bizde ise aşağılık kompleksi var. Kendi kendisini büyük görünce (ego) büyüdüm zannedenler var. Yani bu bir kültür meselesidir. Umarım biz de o medeni  cesaret kültürüne ulaşırız. Gerçi keşkelerle olmuyor, olmadı da. Onlar da olan gurur, haysiyet ve ahlak.

Japonya 1945 yılındaki 2. Dünya Savaşı mağlubiyetinden sonra dünya devi oluyor. Japonya, Japon halkı demek fikrimce dürüstlük, hoş görülülük, çalışkanlık, insani duygular akabinde insanlık. Müslüman değiller ama ahlak çerçevesi içinde yaşayan akıllı ve yüreği güzel insanlar. Darısı Müslüman ülkelerin başına. Bizim gözümüz gönlümüz aç. Ahlaklı ve kişilikli olmak her şeyin başı gerisi kendiliğinden gelir. Onlar bu dünyanın yatırımına inanmıyorlar. Tam da bu yüzden onlar aya biz yaya gidiyoruz. Karşılarında ceketini ilikleyeceksin ve onların bizi gördüğünde eğilmeleri gibi saygı ve sevgi göstereksin. Bu saygıyı hak ediyorlar. Ama insanımız hava atmaya bayılır, çünkü kendilerine güvenleri yoktur. Bilirler ki insanlar paralı, zengin olan kişilere daha değer verir. Halbuki sana ne onun parasından, mesleğinden sen adam ol yeter. Yarış, gösteriş, karakterler ortaya çıkar o kadar. Her şey halkta biter. Devlet büyüğü kavramı eski Türkler de, Selçuklu ve daha sonra da Osmanlı dönemin de vardı ve bu kişilere halk gereğinden fazla taviz veriyordu. Bu da yöneticilere halktan daha fazla hak ve imkanlar sağlıyor ve yönettiği halkı hor görmelerine sebep oluyordu. Bunun Cumhuriyet ve Atatürk ile bitmesi gerekirken halk maalesef bu fırsatı kaçırdı ve aynen eski sistem devam etti. Yani halk demokrasiyi bu anlam da hayata geçiremedi. Atatürk Köylü milletin efendisidir diyerek, toplumun tüm kesimlerine hak ettiği değeri vererek ve Türk Halkını cesaretlendirerek yurttaş ve birey olma şansı vermiştir. Anlamak istemeyene anlatmaya gerek duyulmayacak daha neler neler yaparak bu tavizleri elinin tersiyle itmiştir.

HÜLYA ÇAKICI 

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Amerikayı Lazlar Keşfetti.


Temel ve Dursun başta olmak üzere bir grup Karadenizli büyükçe bir takaya atlayıp yola çıkmışlar. Büyük bir kıtaya geldiklerinde karaya çıkmışlar. Yerli halk bu sempatik insanları çok sevmiş ve hoşgeldiniz maiyetinde büyükçe bir erik hediye etmişler.Temel eriği görünce Amma Erik A demiş ve kıtanın adı olmuş Amerika. Daha sonra yeni kıtayı keşfetme isteğiyle bizim Karadenizliler kuzeye gitmiş ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için de karalahana ekmeye başlamışlar. Kuzey Kara Lahana (Kuzey Karolayna) oluşmuş. Diğerleri de güneye giderek Güney Kara Lahana (Güney Karolayna) kurulmuş. Gel zaman git zaman Lazların yöresel sazı kemençenin gıcırtısından sıkılan yerli halk yetti be deyip tüm sazları kırmış sadece grubun liderleri Temel ile Dursunun sazı kalmış. Güneyde olan temel bu olay sonrası bulunulan mevkiiye Tek Saz (Texas) demiş. Kuzeydeki Dursun yapılanlara isyan edinip edepsizlik yapınca Yerli Halk Dursuna ceza olsun diye sazını arkasına yerleştirmiş ve grubun büyükleri bulunulan yere Arkan Saz (Arkansas) adını vermişler. Temel yeni yerleri keşfetme merakıyla yoluna devam etmiş ama bu yürüyüş onda aşırı kilo kaybına yol açınca son geldiği yere de Lazın En Cılız (Los Angeles) demiş. Rahmetlinin mezarı hala oradaymış.

Bir gün hedef SURİYE olursa bilin ki hedef TÜRKİYE'dir


Bir gün hedef SURİYE olursa bilin ki hedef TÜRKİYE'dir. (NECMETTİN ERBAKAN)

İnsanlığın ölçüsünü petrol ve toprak kapmak isteyenlerin belirliyor olması enteresan. Macarlar göçmenler tel örgülere zarar veriyor diye hapis cezası verdi, Danimarka göçmen paralarına el koydu, Avrupa aman bize bulaşmasınlar diye para ile bize yollamaya çalıştı. Bunların tarzı böyle. Üstüne de mülteci filmi çekerler trajedisi bol vicdan rahatlatırlar. Bizi eleştiren bu ülkeler lütfedip dört milyon mülteciyi alsalar ne güzel olur. Ahkam kesmekle olmuyor. Kendi çıkarın için savaş çıkar, bu kadar insanı mağdur et, o da olmadı bir o kadarını canice katlettir, kaçırt. Zaten zor durumda olan, kendi işsiz ordusuna sahip çıkamayan bir ülkeye (Türkiye) bunları yama. Şimdi de yaşam şartlarını beğenme, buyursunlar kendileri alsın baksınlar biz de alkışlayalım. Türkiye kendine baktı Suriyelileri kaldı.

İnsanlara yardımcı olmak insanlığımızın gereğidir. Ama bu işte bir terslik var. Arap sığınmacıları dünyanın en zengin ülkeleri olan Arap ülkeleri neden kabul etmiyor ve yardımcı olmuyorlar. Zengin Araplar hiç biri kabul etmedi neden, korkmalarının sebebi ne? Tamam yardımcı olalım, misafir edelim ama bu vatandaşlık nereden çıktı. Geçmişte Saddam'ın kovduklarının ülkemizin başına ne işler açtığını ne çabuk unuttuk. Avrupa istemiyor, zengin Arap ülkeleri istemiyor, bizim bu acelemiz niye. Suriye halkının Suriye'den sürülme nedeni nedir, neden bu ülkenin içi boşaltılıyor, Suriye halkı Suriye'de kalmalı, yoksa içi boş bir Suriye'nin kimseye hiçbir faydası olmaz. Kendi ülke insanına yaşam standartı kuramazken, dışarıdan insan ithal ediyorlar. Bu insan ithalatını yanlış hatırlamıyorsam Kenan Evren başlattı. Afganlıları getirdi, getirdiklerine Türk halkına verilmeyen imkanlar sağlandı. Önce halkınızı doyurun, maaşlarını düzgün yaşamaları için yükseltin, sonra insan ithalatına başlarsınız.

Biyolojik bakımından hayat bir savaştır. Tarih hayatın milletler arasındaki çarpışmadan ibaret olduğunu ve medeniyetlerin ilerlemesinin savaşlar sayesinde olduğunu gösterir. O zaman yaşamak isteyen millet dövüşmeyi göze alacak demektir. Bizim milletimiz dövüşçülük/savaşmak bakımından talihin iyiliğine uğramış bir millettir. Yirmibeş asırlık tarihi hayatımız iki büyük savaşla geçmektedir. Biri milletlere karşı savaş, biri de doğaya karşı savaş. En eski zamanlardan beri nüfusun azlığına rağmen Türk milleti hem kalabalık milletleri yenmiş, hem de çorak, kurak yerler de tabii afetlere karşı çarpışarak bugüne kadar varlığını korumuştur.

Huzur adası ülkemiz, Suriyelilerin duasıyla büyüyen ülkemiz. Acil de kız arayan gençlerimiz. Hükumete bakarsak ülkemiz cennet. Aşifteler vardır namustan bahseder. Kanaatini ve kalemini satmışlar vardır, vicdanınanından dem vurur. Vurguncular vardır, ağızlarından fazilet sözü düşmez. Çifte pasaportlular vardır vatan diye haykırır. Palikaryalar vardır, kahramanlık iddia eder. Bazı iyi niyet sahipleri yada saflar bunların hepsine inanır. Gel de bu insanların arasında huzur içinde yaşa.

HÜLYA ÇAKICI 

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Akdeniz bölgesinin tarihi, gezilip görülmesi gereken yerleri


Her yeri ile cennet ülkemizin her yerini bilmek, gezmek, görmek çok zor. Bir kısım liste şu şekilde;

Trebenna
Ariassos
Onabara
Sura
Limyra
Phasellus 
Arykanda
Myra
Andriake
Kekova
Alarahan Kalesi 
Hamaxia 
Laertes 
Syedra
Selinus 
Eğirdir Gölü ISPARTA
Anavarza Antik Kenti ADANA
Kleopatra Kapısı, Tarsus MERSİN
Kanlıdivane MERSİN
Antakya Müzesi ANTAKYA
Kabutaş, Kaş ANTALYA
Sempiyer kilisesi antakya 
Surları habibi neccar arkeoloji müzesi Antakya 
PATARA PLAJI-ÇALIŞ PLAJ-BELCEKIZ PLAJI-ÖLÜDENİZ LAGOONU-SAKLIKENT KANYONU-KAPUTAŞ PLAJI (KAŞ) MAVİ MAĞARA (KAŞ)
Likya federe birliğine bağlı antik şehirler.
TLOSS-ARAXA-XANTOS-PATARA-PINARA-LETOON-CADİANDA
Kekova
Tahtalı dağları 
Olimpos kenti 
Çıralı
Aspendos(Belkıs)
Silifke- Cennet Cehennem
Kız Kalesi
Perge antik kenti
Kurşunlu Şelalesi 
Düden Şelalesi 
Yanartaş
Kızıl kule
Göynük Kanyonu
Mersin Marina
Kaputaş plajı
Myra antik kenti
Demre 
St. Nicholas Kilisesi
Xanthos - Likya Antik Kenti
Hadrian Kapısı (Üç Kapılar)
Adana merkez Camii
Hip-Notics Kablolu Kayak
Oymapınar Barajı
Kaleköy limanı
Myra kale mezarları 
Monumental Fountain (Nymphaeum)
Karaalioğlu Parkı 
Yivliminare Camisi
Batık şehir 
Taş Köprü 
Vakıflı köyü 
Cennet ve Cehennem Mağaraları
Alahan Manastırı Mersin
Alanya Kalesi ve Anıt Eserleri
Mamuriye Kalesi Anamur
Antakya'da önceleri kilise olan Habib-Neccar Camii
Kahramanmaraş eski tarihi evleri
Narlıkuyu
Eski Antakya
Ani harabeleri
Simena Kalesi
St Pierre Kilisesi
Belek Town Mosque
Anemurium Antik Kenti
Mamure Kalesi
Arycanda Antik Kenti
Bucht von Adrasan
ANTAKYA / HATAY 
Antaliiskaya Fortress
Harbiye Şelalesi 
Hıdırbey musa ağacı
Aynalı göl mağarası 
Varda  (alman) köprüsü 
Seleukia (Lybre) Antik Kenti
Noel Baba klisesi
Hidirlik kulesi
Beydağları Olimpos Sahil Milli Parkı
İmparator Hadrian tarafından yaptırılan Taş Köprü ADANA SEYHAN
Büyük Antakya Parkı
Antik Tiyatro Side
Apollo Mabedi, Side ANTALYA
Tiyatrostadyum, kent kapıları, caddeler agora ve hamamlar ANTALYA
Tarsus Şelalesi
Uzuncaburç Olba Antik Kenti
TİTUS KAYA TÜNELİ 
Ashab-ı Kehf Mağarası
ANAVARZA ören yeri
Nusret Mayın Gemisi Müzesi
CÜCELER MAĞARASI
Kozan Kalesi
Old Tarsus hauses
Kyaenai Antik Kenti
Makam-i Danyal Camii (Tomb of Daniel)
Gömbe yaylası
Kirkkasik Bedesteni
Mersin deniz müzesi 
Altınbaşak Mağarası
Zafer Takı
Büyük saat
Karain mağarası 
Ulu Camii ve Külliyesi 
Uzun çarşı 
Kleopatra Kapısı
St. Paul Kuyusu
Yılankale 
St Simon Manastırı
Muratpaşa Camii
Tekeli Mehmet Paşa Camisi
Syedra Castle
Antik yol
Lymyra Antik Kenti
ADANA arkeoloji müzesi 
Soli Antik Kenti
Bakras Kalesi 
Kanlı Divane Ören Yeri
Atatürk evi müzesi 
Aziz Pavlus Ortodoks Kilisesi
Gözne Kalesi
Sünnet Gölü Mesire Yeri
Yağ Camii 
Susanoglu / Atakent Plaji
Kapikaya Kanyonu 
Elaiussa Sebaste Antik Kenti
Hoşkadem Camii
Alaköprü
Ormana
Uçuncu Şelalesi 
Karatepe Ören Yeri
Astım Mağarası
Saklıkent kayak merkezi 
Sokullulu Kervansarayı
Manavgat moseu 
Ziyapaşa Parkı
Güver vadisi
Iskenderun Museum of the Sea
Ayatekla Kilisesi
Taşkuyu mağarası
Hz. Mikdat (Mugdat) Camii
Roma Yolu ve Kilikya Zafer Takı
Gazipaşa limanı 
Payas Fortress
Misis Mozaik Müzesi
İskele Camii
Defne Koruluğu (Harbiye)
Hz. Hidir Turbesi
Titus Tuneli
Pisidia Antik Kenti
Hidayet koyu
Belemedik Vadisi
Kuruçeşme Çiftliği 
Softa Kalesi
Etnografya Müzesi
Köşekbükü Mağarası
Eyüp Sultan Camii 
Donuktaş Roman Temple
Gelidonya Feneri
Dolusu Parkı 
Titiopolis Antik Kenti
Koz Castle 
Hatay Tibbi Ve Aromatik Bitkiler Muzesi
Yeni cami 
Elmali Arkeoloji Muzesi
Mersin Devlet Resim Heykel Müzesi ve Galerisi
Kubat paşa Medresesi
Cambazlı kilisesi
Gülek Kalesi
Iron gate
Silifke müzesi
Göksu nehri
Darb-ı Sak Kalesi
Şar ören yeri 
Açana Höyüğü
Karnaval park
Antalya müzesi 
Konyaaltı plajı
Mermerli 
Beşkonak 
Selge
.........

HÜLYA ÇAKICI 

10 Temmuz 2016 Pazar

Sosyal Körlük, Sosyal Rüşvet


Meselenin özü, Avrupa Birliği ile imzalanan anlaşmalar gereği Türkiye'ye iade edilen göçmenler tekrar Avrupa'ya gidebilmek için biz Türkiye'de baskı görüyoruz, bahanesiyle ayaklanıp olay çıkartacaklar. Biz de bunların böyle bir bahanesi olmasın diye vatandaşlık verelim dedik. Bu ne tür bir yasa ile kanun maddesi yapılacak anlamak mümkün değil. Bu sefer Türkiye'ye gelen herkese vatandaşlık vermek zorunda kalınacak. Vatan kavramı sadece Türkler'de vardır, var olduğu günden bugüne kadar. Roma İmparatorluğunun yıkılma sebebi; Roma'yı Romalıların yönetmemesidir.

Suriye'nin zenginleri Avrupa ve Amerika'ya kaçtı, vatansever olan azınlığı kalıp savaşmayı tercih etti, aciz ve işe yaramazları ise Türkiye'de. Onları adam etmek için bir ömür yetmez. İstediğin kadar vatandaşlık ver, yer ver, yurt ver. Sonuçta Araplığını yapacaklar. Kan, soy, eğitim, sağduyu meselesi.
2 yıl sonra Suriyeliler: Anadilimiz de eğitim istiyoruz.
3 yıl sonra: Özel haklar.
5 yıl sonra: Hatay bizim.

Ruh ve beyin alınmış ve hala nefes alan sürüler şeklinde yaşıyorlar. Bu insanlara demokrasi fazla geldi. Memleketlerin de yapamadıklarını bizim memleketimiz de yapıyorlar. Her yerde kavga çıkartıyorlar, kötü koşullarında bile üremekten başka işleri yok, yayılmacılar. Kendi insanlarımızın ekmeklerini, geleceğini elinden alıyorlar, üniversiteye sınavsız girebiliyorlar, yarın bir gün hak talep edecekler. Bunlar 3-5 kişi değiller ki milyonlarca kişi. Bizler bu şartlar da tek çocuk olsun diye düşünürken onların umurlarında bile değil, şimdiden 200 binin üzerinde doğurmuşlar. Dört milyon ne olduğu belirsiz mülteci vatanımıza gelecek, bir Türk olarak bize verilmeyen hakları alacak, 300 tane Suriyeli Türkiye'de sahili basacak, Türk'ün karısını, kızını rahatsız edecek, Suriye diye bağıracaklar. Ülkemiz de etnik gruplar akıllarına ne eserse yapmamalılar. Bu duruma neden izin veriliyor da ceza verilmiyor? Kimin sayesinde bu rezillikler, bu göz kirliliği, gürültü kirliliği? Sebep olup Türkiye'ye getirenler bunlar vatan haini. Yurdunu terk etmiş, ekmek elden, su gölden bedava yaşıyorlar bir de utanmadan horozlanmaya başladılar. Dağdan gelip bağdakini kovmak işte böyle oluyor. Yakında Türkiye'yi işgal ederlerse şaşırmasın hiç kimse. Gözün aydın Türkiye nur topu gibi cahil sürün oldu! Artık ülkemizin şu anki cahil ortalaması Dünya'nın başka hiç bir yerinde aşılamaz. ATATÜRK en zor işi başarmış. Bize rağmen bizi kurtarmış.

HÜLYA ÇAKICI 

8 Temmuz 2016 Cuma

EYY TURİZİMCİLER


Yirmibeş yıldır turizimden ekmeğini kazanan, evini geçindiren birisi olarak bu yaşananlar kocaman bir kayıp. Bana, meslektaşlarıma ve ülkemize. Turizmin bitiş sebebi ve sorumluları bellidir görebilene. İşid'li teroristlerin karargahı olmuş olan Türkiye'ye kimse turist beklemesin. Siz turist olsanız İngiliz, Fransız, Alman, İsrail, Rus turist olsanız Türkiye'yi tercih eder misiniz? İspanya kaptı turistimizi deniliyor ya. Orada yaşamış birisi olarak söylüyorum. İspanya turizm konusunda en az 100/150 yıl ileride. Emin olun ki, oraya giden turistlerin seneye tercihleri yine orası olacaktır. Gelecek yıllarda da kaybeden yine biz olacağız. Kendi ellerimizle verdik biz turisti. Bu sene Rus turist beklemek hayalcilik. Çünkü rezervasyonlar (son dakika az sayılılar dışında) Şubat ve Mart aylarında yapılıyor. Sebze de ihraç edemeyiz. Çünkü şu anda biz de sebze yok. Yetişen az miktardaki sebze, meyve de iç pazara zor yetiyor. Seralar (zaman olarak) bitti, yayla da üretilenler halkın ihtiyacını karşılıyor. Söylenecek çok şey var. Bir yada bir kaç kişinin menfaatleri uğruna yapılan hatalar. Hem ülkeye, hem halkımıza, hem de hayatımızın her alanına zarar verdi. Her açıdan maddi, manevi zararlar. Evet siyasi başarısızlıklar yüzünden çöktü turizm. Ama turizmcilerin hiç suçu yok mu? Bir düşünsünler bakalım? Alternatifler, tatilciler planlarından vazgeçmezler, tur şirketleri de alternatifleri değerlendirmeliler/yaratmalılar.

Ülkeye döviz girmeli. Döviz getiren tek kapımız turizm yoksa o cari açık nasıl kapanacak. İşletmelerin sabit giderleri enerji ve işçilikten dolayı çok yüksek Türkiye'de. Belirli bir fiyatın altına düşmek mümkün değil. Türklerin Türkiye'de harcadığı para hiçbir işe/şeye yaramaz. Niçin geri adım atıldı? Turizm yoksa Türkiye'de ekonomi çöker. Çöküyor da. Türk turistlerden gelen parayla ancak işçilerin maaşlarını ödüyor otelci. Nerede diğer giderler. Öyle kolay değil ve sanılan, tahmin edilen gibi değil otelcilik.

Ruslar, Kırım ve Sochi'ye gidiyorlar. Bu yaz Türkiye Rusya'dan turist beklemesin. Her ne kadar yasaklar kalktı dense de Rusya Türkiye'ye charter seferlerini başlatmayacak. Çünkü biliyorlar ki bu Sochi'nin ve Kırım'ın turizmini öldürür. Bu kadar cahil mi gerçekten bu ülke? Turizm liderleri? Rusların bu görüşmeden sonra Türkiye'ye tatil için hücum edeceklerini mi sandınız? Sebzeyi, meyveyi mi bekliyorlar sandınız? Eyy turizmciler, ihracatçılar bu durumdan en az iki-üç yıl zarardayız. Kaliteli otel, kaliteli eleman, kaliteli sistem, kaliteli müşteriyi getirir bilin istedim. Kimsenin gazına gelmeyin.

HÜLYA ÇAKICI 

ZOR GELİR GERÇEKLER


Suudi Arabistan İŞİD ilişkisi teşhir olduğu için manüple etmek adına İŞİD'e işaret mi veriyor? Kullanıldım ve aldatıldım. Üretmeyen aksine tüketim de zirve yapmış ülke olarak beslediğiniz İŞİD sizi de soktu. İnsanları yoldan çıkaran dünyanın karanlık yüzü. Dünya üzerinde İslamiyeti hakkıyla yaşayan tek bir ülke yok. Aynı dine mensup insanların birbirine düşman olması sonucudur bu terör. İnsanlığın seçimlerinin ve sonuçlarının tezahürü olarak bunları yaşıyoruz. Allah görüyor, izliyor ama yaptıklarımızdan, yapacaklarımızdan bizler sorumluyuz. Yani sonuç olarak hangi dine inanırsak inanalım veya inanmayalım, kendi seçimimiz olan cüz-i irade, Allahın iradesi olan kulli irade şeklinde ayrılmıştır. Verdiğimiz kararlarla, yaptıklarımızla yaşamımıza kendimiz yön veriyoruz.

Okuma ve yazmayı öğrenmenin insana ne faydası var düşünmeyi başkalarına bıraktıktan sonra. İslami hareketin Dünya'ya hediyesi. Bir insanı canlı bomba olmaya iten muhtemelen ölüm sonrası sonsuz cennet vadidir. Dinini bilmezsen canlı bomba olursun. Vuran da, vurulan da müslüman, ikisi de cennet umut ediyorlar. Müslümanların ilk secdeye durduğu yer neresi? Mescid-i Aksa yani kutsal topraklar. İŞİD Kâbe'yi yıkmakla tehdit edebilir. Artık nasıl dindarlarsa hem de Mescid-i Nebevi de! Kutsal yerleri de görmez oldular.

Önce Bağdat Şii katliamı, sonra Suudi Arabistan. Dünya'ya, Müslüman ülkelerine terör ihraç edip destekleyenler, terör nasıl bize bela olduysa size de ve tüm dünya'ya da bela olacak. Suudi Arabistan da bilmeli teröristlerden kendisinin de zarar göreceğini. İŞİD, Daeş gibi örgütleri besledikleri, Şiileri sevmedikleri dünya tarafından biliniyor. Hem Müslümanım diyeceksin, hem de dünyadaki İslam adına yapılan katliamlara sessiz kalıp, onlara maddi finansman sağlayacaksın. Beslediğiniz yılan bir gün böyle sizi de sokar ve tüm besleyenleri de sokacak. Ülke olarak başkalarının etkisi altında kalarak karar almamak gerekiyor. Ancak öyle bir durum var ki ortada neyin ne olduğunu kimse anlamıyor. Anlaşma yapan başlar bir şekil de ortadan kalktıkça, uydurulan nedenler gerçek kabul edilip geriden gelenler de bu uydurulan sebepleri baz alarak hareket edecektir, gerçek niyet bilinmediği için de bu oluşturulan ve beslenen terör, bir şekil de oluşturanlara dönecek ve dünya bir terör kaosu içine girecektir fikrimce. Adım atıldı işte bir şekil de, bunun devamının gelmeyeceğini düşünmek fazla iyimserlik olur. Ama her zaman ki gibi olan halka oluyor masum insanlar ölüyor. Bilmiyorlar anlaşılan hepimiz kendi günahımız ve sevabımızla gideceğiz, önemli olan kötülük yapanlara fırsat vermemek, kendini ve çevreni koruyabilmek.

HÜLYA ÇAKICI 

Suriyeliden Türk olur mu?


Kim ne derse desin halkın kararına saygı duyulmuyor ülke de. Haberler de Sayın Başbakana Suriyelilerin vatandaşlığı ile ilgili bir soru soruldu. Verdiği cevap: Zaten uzun zamandır çalışmaları varmış bu konuyla ilgili. Suriyeliler vatandaşımız olup olmama kararını kendileri vereceklermiş. Biz kimiz ki? Biz bu vatan için çok canlar verenleriz, hala da veriyoruz. Kaçmadık, pes etmedik. Ülkesini terk eden, kaçan insanlara neden vatandaşlık verilsin. Ülkeye geldiler her gün şehit haberleri alır olduk ve şehitler vermeye devam ediyoruz. Ama onlar ülkemiz de yaşamakla yetinmeyip canlı bomba yapmaya, hırsızlık, yolsuzluk, arsızlık, taciz, tecavüz vs. yapmaya bakıyorlar.

Suriyelileri vatandaşlığımıza almak için elimiz de ne gibi bir sebep var? Hiç bir sebep yok? Düşman olana vatandaşlık veriyoruz. Hem Türkiye'de yaşıyor, hem de Türkiye'yi ve Türkü beğenmiyorlar. Yarın öbür gün askerlik yapacaklar, orada direk terör örgütü tarafına geçer bize karşı çarpışırlar. Bizim içimizde bizi yok etmeye çalışan insanlardan ne bekleyebilir, sırtınızı nasıl dönebilir, nasıl güvenebiliriz? Kendi ülkelerinde savaş var diye kaçıyorlar ve Türk vatandaşı olacaklar. Peki bizim ülkemiz de savaş çıksa bizim askerimizle birlikte savaşacaklar mı? Yoksa kendi ülkelerinde ki savaştan kaçtıkları gibi bizim ülkemizden de kaçıp başka ülkelere mi sığınacaklar? Bayram ziyaretine gidebiliyorlar ama orada kalamıyorlar? Suriyeli ve Türk aynı yerde yaşayamıyoruz. Onlar bizi, biz onları sevmiyor ve hatta nefret ediyoruz. Ne olduysa Suriyeliler yüzünden oldu/oluyor. Türkiye'de yaşamaktansa boğulmak istiyorum gibi söylemler de bulunuyorlar. Madem savaştan kaçtın ve başka bir ülkeye sığındın bari biraz saygın olsun.

Türkmenleri kamptan kovan, bayrağımızı indiren, Türkiye'de yaşayacağıma deniz de ölürüm daha iyi diyenlere mi verilecek vatandaşlık yani küf kokulu vatan hainlerine. Bu kadar basit olmamalı Türklük. Hatay'da iki Suriyeli bomba hazırlarken ellerinde patlamış ve parçalanmışlar. Bir diğer Suriyeli evinde bomba yaparken yakalanmış vs. Görsel medya ve yazılı medya da verildi/veriliyor. Hangi Suriyelinin mağdur, hangisinin terör örgütü üyesi olup olmadığını bilmiyoruz.

Ülkemiz de kaç milyon işsiz var? Geneli üniversite mezunu, elleri iş tutan, vasıflı insanlar. Ama devlet diyor ki; Suriyeliler boş insan değil, içlerinde işe yarayacaklar var o yüzden vatandaş yapıyoruz. Kendi vatandaşın işsiz. Ayrıca eğitimli olanları Avrupa, Almanya vs. seçti aldı. Eğitimli dedikleri insanlar bile hava civa çıktı. Alanların ülkelerine zarar vermeye başladı. Ne eğitimlisinden bahsediliyor. İyi kötü, öyle böyle ülkelerinde yaşıyorlarmış, gitsin yine yaşasınlar. Savaş olmayan bölgeleri en zengin ve lüks bölgeleri zaten. Bunları ezbere yazmıyorum, gittim gezdim ülkelerini yıllar önce. Hayatım boyunca gördüğüm en pis yer ve insanlar Suriyelilerdir.

HÜLYA ÇAKICI 

ETEK GİYMEK GÜNAH


Dinler insanı düzgün insan yapmaz, ahlak, hoşgörü ve insan sevgisi olmayınca. İnsan olarak doğuyoruz da nasıl ve nerede yitiriyoruz insanlığımızı hala anlayamadım. Genel de Kadıköy metro çıkışını mekan belleyip, etekli kadınların arkasındaki merdiven de durup, onların etek altının videolarını çeken bir sapık. Tutuklanır mı peki? Yakalanmış ama ne olacak, ceza mı verilecek? Kadınlar da etek giyinmeseymiş derler bırakırlar. Salındıktan sonra da camiye gidip dua eder, namaz kılar günahını affettirir kendince, diğer benzeri suçları işleyen her iyi Müslüman gibi. Yazık ediliyor güzel dinimize, bilmeyenler nefret ediyor Müslümanlıktan böyle pislikler yüzünden. Şimdi bazıları sapığı değil de etek giyeni suçlarlar. Bakarsınız bir fetva bile çıkartırlar hemencecik. ETEK GİYMEK GÜNAH. Sapıklıkta sınır yok.

Bu kadar sapık ve ahlaksız ne arada yeşerdi, boy verdi. Ülke de sapıklık potansiyeline sahip ne çok insan varmış. Large bir zaman beklemişler eyleme geçmek için. Acil olarak eğiten ve eğitilmeye açık bir toplum olmaya ihtiyacımız var. Başka türlü cehaletten kurtulmak olası görünmüyor. Otobüste uyuyan, markette kasa da ödeme yapan kadına bile rahat yok. Sokaklar, otobüsler, dolmuşlar her yerde tacizci var. Ahlak çöküntüsün yaşandığı ülkemiz de sapkınlık da diz boyu. Hayvan, damacana, su şişesi, bebek, kız ve erkek çocuklar ve bir çok nesne. Sapıklığın mazereti yoktur, vitrindeki mankene taciz eden sapık var. Ülke ahlaksız insan müsfetteleriyle dolmuş durum da. Ağır cezalar verilmediği sürece bunların da önüne geçilemeyecek gibi görünüyor. Toplum olarak ya eğitim almalıyız, ya da tedavi olmalıyız. Ortası yok bunun. Sapıklıkta devrim yaratmak üzeresiniz bilmem farkında mısınız ama bu yaratıcılık azmini ve istikrarı başka konularda da gösterseniz şu anda ülkemiz dünya da nereler de olurdu kimbilir. İyiye ve bilime kullanılan bir beyin olması gerekirken, sapkınlığa, üç kağıtçılığa, hinliğe vs. kullanılan bir beyin potansiyeli var bizde. Türkler dünyanın en zeki insanları ama bunu sadece kendileri bilmiyor demiş bir yabancı düşünür. Bu zekayı kötüye değil de, iyiye kullanabilmek bütün marifet.

Allah insanı en güzel şekil de yaratmış, en güzel şekil de yaşaması için de gerekli düzeni indirmiştir. Ama adalet rafa kaldırılınca sapıktan, hırsızdan, arsızdan, soysuzdan, arsızdan geçilmiyor ortalık. Orta çağ Avrupası halkın bilgilenmemesi için bilim adamlarını şeytan diye asarken, İslam topraklarında özgürlüğün verdiği rahatlıkla bilim çağ atlamış, toplumlar üst seviye de gelişmiş. Bugün modern Avrupayı kuran bilim adamları da o topraklar da yetişmediler mi? Biz nereden nereye doğru ilerliyoruz peki? Şimdi onlar masal gibi yaşıyor. Biz de masal dinliyoruz.

HÜLYA ÇAKICI 

ONURLU FUTBOL


İzlanda, oynadığı Onurlu Futbol ile gönüllerin şampiyonu oldu ve herkesin saygısını kazandı. Turnuvaya veda ettikten sonra ülkesine dönen takım şampiyon gibi karşılandı. Fransa maçında skor 5-2 iken bile sahaya koydukları futbol, gösterdikleri performans ile tarihe de geçmeyi başardılar. 323 bin kişilik nüfusu olan İzlanda’da ülkenin yarısı futbol takımını Euro 2016 şampiyonuymuş gibi kutladı. Sebebi ise sahaya yansıttıkları onurlu mücadele.

İkinci gollerinden sonra topu alıp santra noktasına götürdüler. Farklı kaybetseler de karakter ortaya koydular. Her golden sonra İzlanda'ya sataşanlar acaba farkında mı biz yokuz, onlar var ve maçı bırakmıyor savaşıyorlar. Biz 2-0 geriye düştüğümüz de maçı hemen bırakıyoruz. Ayrıca bir düşünün bakalım biz Fransa'ya karşı bu kadar pozisyon yakalayabilir miydik. Bizi ezerek yenen takım İzlanda, gruptan birinci çıkan takım İzlanda. Böyle kendimizi yukarılarda gören çok kişi var. Gerçekler ve zihinlerdeki imaj çok farklı ne yazık ki. Ve Dünya Kupası grubumuz da İzlanda var, 2 maç yapacağız onlarla. İşimiz zor görünüyor.

Yürekten oynarsan önünde dağ taş olsa da ezip geçersin, yürekten oynamazsan kale boşta olsa da yenemezsin. Utansın milyon Euroları ve primleri alıp da bir başarı gösteremeyenler. Öyle taraftara küsüp oynamamakla olmaz futbol. Yenilseler bile oyunları ve çabaları için tekrar tebrikler. Ülke olarak en çok ilgi duyduğumuz spor futbol, en kötü olduğumuz spor da futbol. Spor kanallarında tüm sporlar yayınlansa herkesin haberi olur ve başka spor dallarına olan ilgisi de artar. Futbolcular da, takımları da bu kadar şımarmazlar.

HÜLYA ÇAKICI

Zor gelir gerçekler - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Zor gelir gerçekler - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

6 Temmuz 2016 Çarşamba

PLAJLAR HALKINDIR


Anayasa’ya göre kıyı ve denizler halkın. Peki yüzlerce lira verip girilen plajlar bu kanuna uyuyor mu? Hayır ve vatandaşta haklarını bilmediği için ödüyor parasını, kullanıyor denizini. Bir kaç vatandaş Anayasa’yı güvenlik görevlilerine vererek ACAPULCO'nun plajına ücretsiz giriyorlar. Araştırdıkça, okudukça, sorguladıkça düşünce yeteneği gelişir, bilgi artar. Aslında bu olay ferdi olarak değil, sivil insiyatif olarak başlamış ve geçmişte bir çok kez polise yansıyan olaylar olmuş. Avukatlar Anayasa Mahkemesine dava açmışlar; plajlar halkındır para alınamaz diye ve davayı kazanmışlar. Acapulco hotel Kıbrıs'ın beş yıldızlı otellerinden birisi. Güvenlik görevlilerinin karşı koymama nedeni de bu. Yani plajlar halkın, otel tarafından kullanılan yerler de dahil buna. Sadece ANAYASA da değil, KIYI KANUNU'na göre de denizin yüz metre yakınına kadar hiç bir mesken, bina, her hangi bir şey inşaa ve tesis edilemez. Aynı yasa Türkiye'de de var. Ama girmeye kalkarsan itiraz ederler. Giremezsin burası otelin! İtiraz edip jandarma/polis (hangisinin yetki alanında ise) çağırarak otel veya para talep edenler vs. hakkında tutanak tutturabilirsiniz. Geri adım atacaklardır. Çünkü biliyorlar ki, böyle bir hakları yok ve eğer haklarında şikayet olursa çalıştırma lisansları bile iptal edilebilir. Kimsenin itiraz hakkı yok kıyı sahiller vatandaşındır.

Haklı bir eylem tabii ki. Ama o kadar absürd kişiler geliyor ki herkesi rahatsız ediyorlar özellikle turistleri. Herkes girebilmeli ama güvenlik önlemleri arttırılarak. Çöp, mangal, taciz vs. kurallara uymayanlara yasak ve ceza getirilmeli. Haklarımızı özgürce alıp kullanacağız diye de kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı olmadığının farkına varılması sağlanmalı. Yoksa her şey gibi bunu da largelaştırır insanımız. Para içerikli kurallar/cezalar olmalı yoksa hiç kimse uymaz.

Günümüzde yetki çıkar sağlamak için kullanılıyor. Oysa yetki adaleti sağlamak, doğruluğu yaymak, yardımlaşmayı öğretmek, ahlaklı ve bilgili insan yetiştirmek için kullanılır. Yetkili biri iseniz insanların yol haritasını çizebilme insiyatifine sahip olmanız gerekir. Çizdiğiniz yol da önemli olan sizi hedefinize ulaştırmasıdır. Hacı Bektaş Veli, Her ne arar isen kendinde ara demiş. Ne kadar da doğru söylemiş. Paranın kontrolünü elinde tutanlar olduğu sürece, halkın gerçekçi düşünce ve davranışları kısıtlanmış olacaktır. İnsan kendi çabası kadardır. Ne kadar çaba o kadar kazanç, ne kadar mücadele o kadar mükahafat. Mücadele etmediğin hiç bir zafer senin değildir.

HÜLYA ÇAKICI 

SUÇ SAHTE MÜSLÜMANLARDA


İnsanoğlunu en kolay yönetme biçimi dindir. Hangi din olursa olsun. Bunlar Müslüman değil vasi (akıl ve fizik sağlığı yerinde olmayan, kötü yaşam koşullarına sahip) bir toplumdur. İslamiyetten önceki kavimler aynen bunların anlayışında devam ediyor. Gerçek İslam, gerçek Müslüman, hakiki iman bunlar da yok. İŞİD/EL KAİDE/PKK gibi gerçekte dinsiz terör örgütlerinin insanlık dışı eylemleri ne İslamı, nede Müslümanlığı bağlar. Batının oluşturmak istediği ve nispeten oluşturduğu algıda bu yönde Terör=İslam. Bu saçma sapan algı operasyonlarına gerçek Müslümanlar zaten inanmıyor. Ypg/pkk/işid/daeş hepsi aynı. Maaşları ABD/İsrail/İngiltere tarafından ödeniyor. Kara Propaganda, İnsanların kötülüğünü isteyen, İslamiyet adına bunları yapan canilerin İslamiyetle alakası yok. İnsanlar dini Allah'ın emirlerine göre değil, kendi çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre yaşıyorlar.

Aslında bütün bu insanlık dışı işleri biz böyle diyelim ve böyle düşünelim diye yapıyorlar. İslamiyet diye bir din olmasa sanki her şey güllük gülistanlık olacak şeklinde bir algı yaratılmak isteniyor. Emperyalizm Siyonist/Evanjelik ideolojisi doğrultusunda kendi çıkarları için her pisliğe çekinmeden başvuruyor. Onlar için İslamiyet bin yıldır önlerinde en büyük engeldir. Haçlı seferlerini hatırlayın. Bundan önce bir de Attilayı hatırlayın. Hem Türk, hem de Müslüman olan bir millet için duydukları öfkeyi ve nefreti ona göre düşünün.

İŞİD Müslüman mı? Niye hep Müslümanları katlediyor. İsrail'e karşı bir tek kurşun sıkmadılar. Başlarına geleceği bildiklerinden mi? Yoksa patronları olduğu için mi? Bunlar Müslümanlığı kendi totaliter rejimleri için araç olarak kullanıyorlar, yaptıklarını Allah'tan korkan hiç kimse yapmaz, İslam dinini karalıyorlar. İslam, öldürmek yok, Allah'ın verdiği canı yine Allah alır diyor. Bir insanı öldüren cennet yüzü göremez diyor. Suç İslam da değil, sahte Müslümanlarda. Ve suçu Müslümanlığa, İslama atanlar da. Bunlar sömürge ülkelerinin hizmetkarları    dinle hiç ilgileri yok. Kuran hayvanlara bile eziyet edenlere karşıdır. Gereksiz bir ağaç keseni bile insan öldürmüş gibi görür. Benim Kuran'a, Allah'ın varlığına sonsuz inancım var. Hocaların kendisini şeyh ilan edenlerinden duyduklarınıza, kulaktan dolma sözlere göre değil de Kuran'ı kendiniz okursanız (Türkçesi mevcut) neden böyle söylediğimi anlarsınız.

HÜLYA ÇAKICI 

GERÇEK BAYRAM SEVGİDİR


Mutluluklar küçük ayrıntılarda gizlidir. Biz çocukluğumuzda yaşadığımız bayramları anımsayıp özlemini duyabiliyoruz. Bizim çocuklarımız? Onların böyle anımsadıkları bir çocuklukları olmayacak. Bayramlarımıza, geleneklerimize sahip çıkabilsek keşke ama teknoloji ve geçim dünyasında çok zor.

Hiç aklıma gelmezdi o zamanları arayacağım. Bağlılık vardı, masumiyet, sevgi ve saygı vardı, değerlerimizi yavaş yavaş kaybediyoruz. Bayramlaşmaları, el öpmeyi, bayram ziyaretlerini, sabahlarını, mendil içine sıkıştırılmış harçlıklarımızı ve daha neleri özlüyor insan. Her şeyden önce sofraya ailecek oturulur, kalkılırdı. Bu bile özlemek için bir neden. Şimdi hayat şartları annelerin çalışmasını gerektiriyor, çocuklarıyla fazla zaman geçiremiyorlar. Dolayısıyla yokluğunda çocukları sıkılmasın, üzülmesin biraz da vicdan yaparak ne isterlerse onu yapmaya çalışıyorlar. Çocuklar da nasıl olsa istediğimi yapıyor diye daha fazlasını talep ediyor ve istekler yerine geldikçe de mutsuz oluyorlar. Şimdi bu çocuklara bayram da, seyran da ayakkabı, kıyafet alabilir misin? Mümkün değil. Ayı bırakın hafta da yeni bir şey alıyorsun. Teknoloji ve malum korkular ziyaret ve gezmeleri kısıtlıyor, yani yeni gelen kuşakların bizim bayramlarımızı yaşaması mümkün değil. Ama her şeyin ve her zamanın kendi içinde ayrı bir güzelliği var bu da bir gerçek. Akışına bırakalım gitsin hayatı, zamanı.

Sevginin olduğu her yer de bayram vardır. Zamanla anlıyor insan sevdikleri ile geçen her gün bayramdır. Küskünken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak, barış dolu yarınlar hayal etmek, insan olduğu için değer vermek, aldığımız nefese şükretmek bayramdır. Sınırsız, sinirsiz sevmek, korkmadan, ah etmeden yaşamak bayramdır. Sevindiğin ve sevindirdiğin kadar bayramdır.

Dostluğu, arkadaşlığı, sevgiyi, geleceği, ekmeğimizi, soframızı, mutluluğumuzu, hüznümüzü, keyifli anlarımızı, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız, kardeşlik ve huzurun olduğu, savaşların bittiği, barışın doğduğu, sevgilerin birleştiği günlerimiz olsun.

HÜLYA ÇAKICI 

5 Temmuz 2016 Salı

Körler ülkesinde görmek hastalıktır


Güvende olamadıkça yaşama sevincimizin yerini endişeler alıyor. Hayatımız da pozitif yaşam eksikliği var, herşey negatif enerjiyle yüklü. Atatürk çarşafı neden kaldırdı, işte bu nedenlerden dolayı. Artık herkes çarşaf, cübbe giymeye başladı. Okullar da, bankalar da, resmi yerlerde de kot pantolon giymeye nedir bu? Önce yaptığı işe saygısı olacak, çevresine saygısı olacak, ortamına göre giyinecek. Avrupa çarşafa yasak getirdi, İsviçrede de tutuklamalar başlamış çarşaf giyenlere karşı. Neden yazdım bunu? Güya müslüman olup Avrupa adı geçince sorgusuz, sualsiz antenlerini dikip her yaptıklarını doğru kabul edenlere ki, giymesin ve giydirmesinler diye. Çünkü sahte din alet, edevatları gerçek inanç dışında her işe yarıyor. Örneğin, hava sıcak mont dikkat çekiyor yerine çarşafı kullanıyorlar. Amacı dışında ve bir erkek tarafından.

Kendi ülkemiz de emanet gibi yaşıyoruz. Bu günde ölmedik diye şükür ediyoruz. Her sabah işe, okula giderken ev halkı ile helalleşip çıkıyoruz çünkü dakika sonrasını bilmiyoruz. Türkiye'yi yol geçen hanı yapanlar, çarşafa özgürlük isteyenler düşünsünler çarşafın altında ne olduğunu. Bilemeyiz/bilemezler. Zamanın da çarşaf bu sebeple yasaklanmıştı. Din elden gidiyor diyerek bu kıyafetlerin yeniden kullanılmasını sağlayanlar, alın size türban, alın size din. Kılık kıyafet serbestliği olunca böyle olur işte. Eskiden devlet dairelerin de kılık, kıyafet serbestliği denilince yazın belki kıravat sorun olmazdı. Şimdi devlet dairesi çalışanı mı, hacı, hoca mı belli değil. Madem her gün İslam ülkesiyiz diye bağırılıyor ve kara çarşaf serbest. O zaman İslamın kurallarını da uygulayalım; hırsızlık yapanların ellerini keselim, tecavüzcüleri linç edelim, televizyonlar ve basın da seksden, cinsellikten başka bir şey konuşmayan, evliyken isterse onun olurum diye demeçler verenleri taşlayarak cezalandıralım. Belki de insanlar ancak böyle yola gelecek ve ne yaptıklarının ayrımına varacak. Yoksa kanunlar, ilkeler, haklar, hukuklardan anlayan yok. Her gün bir şekil de içimiz yanıyor. Bir de onların yasalarını uygulayalım bakalım ne olacak?

Bu vatanın huzura kavuşması için onurlu hukuk adamlarına ve insanlara ihtiyacımız var. Bağımsız bir yargı lazım olan. Adaletin olmadığı yerde nizam olmaz, bağımsız, adil yargı olmaz. Siyasetin oyunlarına vicdanını satmayacak, dik duracak, kulluğu sadece Allah'a yapacak kişilere ihtiyacımız var. İki gece de geçirilen yargı tasfiye yasası kanunlaştığın da Türk Yargısı da iki kolunu birden kaybedecektir. Hakimler, savcılar, avukatlar özgürce, kimsenin etkisi altında kalmadan görevini yapsa, bu hukuksuzluğa son verse düzen gelecektir. Sorun adaletsizlik ve hukuksuzluktur. Önemli olan hakimlik cüppesi altında adalet dağıtmak değildir. Her şeyden önce etmiş olduğu yemine, giymiş olduğu cüppeye, insanlara, vatana, millete, toprağa, bayrağa saygı duyup, adaletli karar vermesi gerekiyor. Ülkemizdeki bunca olan olaylardan sonra insanlarımızın hukuktan, adaletten, kanundan, hakimden, savcıdan başka sığınacak, güvenecek başka hiç bir dalı kalmadı çünkü.

HÜLYA ÇAKICI 

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Ev sahibi kiracı, kiracı ev sahibi


Halkı birbirine karşı öfkelendirirsek, karınlarının açlığını unuturlar. (Charlie Chaplin) Tezatlar ülkesi oldu Türkiye. Kimin, neyi, ne için yaptığı belli değil. Ülke içinde bu ülkeye en büyük kötülüğü yapıp adeta bir küçük Suriye yarattılar. Ev sahibi kiracı, kiracı ev sahibi oldu ülke de. Sığınmacı olarak bizlerden fazla imkana sahipler. Bir de vatandaşlık mı verilecek? Bombacısı, tacizcisi, hırsızlık, yolsuzluk, tembellik, barbarlık her şey var. Sonra biz mağduruz, masumuz edebiyatı. Bize de ikinci sınıf insan muamelesi. 1300 Lira maaş (işi olana) çalış, didin yetmesin. Bizim evlatlarımız okuyabilmek için zor ve yıpratıcı sınavlardan geçsin, iş bulamasın bunlara devlet her türlü yardımı yapsın. BU ADALET Mİ? Herkes geçim derdine, can derdine düşmüş durum da. Devlet illa ki birilerine yardım yapmak istiyorsa emekli, yetim, şehit ailelerine dönüp bir baksın, işsiz insanlarımıza çareler üretsin. Kendi ülke vatandaşının derdine derman olsun önce, refah düzeyini artırsın, mutlu, huzurlu hale getirsin ülkeyi, sonra dış kapının mandalını içeri sokmaya çalışsın. 

Burası Türkiye Cumhuriyeti ve bizim Vatanımız. Misafirperverizdir ama evimizin tapusunu verecek değiliz. Misafirlik de bir yere kadardır, ev sahibinin uykusu gelince kalkıp kendi evine gider misafir tabii görgülüyse. Suriyeli misafirlerimiz bayram ziyaretine ülkelerine gidebiliyorsalar, gidebilecek kadar güvenli görüyorsalar demek ki evlerine de dönebilirler. Bu durum da dünyanın gözüne gözüne sokularak gösterilebilir tüm yayın organlarından, yazılı, görsel medyadan ve sınır kapılarını kapatarak içeri almamız halinde gelecek tepkileri yok edebilir/eder. Her gelen bu Vatana bela getiriyor. Kendi ülkesini savaşmadan bırakan bir ırk bize ne verebilir zarardan başka sayelerinde her yer de militanlar cirit atıyor. Geldikleri gibi gitsinler hepsi de. Ayrıca Suriyenin her yerinde savaş yok. Savaşın olmadığı bölgeler de yaşayabilirler diğerleri gibi. Ama olmaz tatildeler, HAYATLARI BEDAVA ÜZERİNE KURULU. Havadan maaş alıp, yan gelip yatıp, sıra sıra çocuk doğurup, vergi vermeden, bedava evde oturarak, bedava elektirik, su kullanarak tatil yapar gibi yaşarsalar tabii dönmezler ülkelerine, sonuçta normal insan gibi çalışarak hayatlarını sürdürecekler dönerseler, rahatı kim bırakmak ister? Yalnız dikkat onlar bu tatillerini halkın parası ile yapıyorlar yani onlar sefa sürerken, Türk halkı da cefa çekiyor her anlamda. Ülkemiz de Türk olmayan kimseyi istemiyoruz.

Dünyanın hiç bir ülkesi istemiyor. Almanlar yürüyüş yaparak isyan ettiler. Seçerek eğitimli diye aldıklarını bile istemiyorlar. Umdukları gibi çıkmadı ve sadece ülkelerine zarar veriyorlar çünkü. Başka ülkelerden vatandaşlık alabilmek için insanlar ne zorluklar çekiyor, bizim ülkemiz han gibi. Gel sende gel vatandaşım ol diyoruz resmen herkese. Önce vatandaşlık ve akabinde seçme ve seçilme hakkı. Ye, iç, yat, gez, eğlen, bedava maaş, vatandaşlık, hangi ülke verecek böyle rahatlığı? Verse verse Türkiye verir.

Nabız yokluyorlar. Türkiye hiç kimsenin bol keseden dağıtım yapacağı yer değil, olmamalı. Bunu yapmak Türkiye'yi parçalamakla eş değerdedir. Ama maleseff ki, Türkiye'nin artık en iyi yapabildiği şey yapılanları kaldırmak. Onlar Türk vatandaşı sayılırsa dört milyon oy cepte. Türkiye insanı neleri kaldırdı kabullendi bunu da kabullenir. Her şeyin başı eğitim. Türkiye bu konu da sınıfta kalmış bir ülkedir. Hayatta kalmanın, sömürülen bir toplum olmamanın yolu, eğitim ve sorgulamaktan ve anlamaktan geçer. O da biz de yok :(

HÜLYA ÇAKICI 

ABD uyardı



ABD uyardı. İŞİD beş ayrı koldan TÜRKİYE'Yİ vuracak.

Kendini adam etmek gibi derdi olmayanın, kendisi gibi düşünmeyenleri adam etmekten anladığı sadece şiddet uygulamaktır. Çünkü sürü halindedirler ve saldırmak için sadece çobanın bir ıslığını beklerler.

Bir üçlü Türkiye'yi bataklığa doğru sürükledi. ABD, Beşar Esad'ın işini, Kaddafi'ye yaptığı gibi kısa zaman da bitirecek, Saddam'ı astığı gibi. Kaddafi'yi linç ettirdiği gibi Esat'ı da yok edecek sanıldı. ABD/İsrail/İngiltere yapamadılar, beceremediler. Esad siyasi ve askeri manevralarıyla yerinde kaldı. Olan Türkiye'ye oldu. Artık komşularımız arasında yenileri İŞİD ve PKK var. Emperyalizmin eli olan kanlı bu iki taşeron örgütü, Türkiye'ye savaş açmış durum da. Türkiye savaşa girdi/tam içinde. Geleneksel savaşlar dönemi bitti artık. Yapılan gayrinizami savaş yani düşük yoğunluklu savaş. Düzenli ve büyük birlikler yerine, küçük ve işlevsel birliklerle ülkeyi yıpratmak, halkının moralini bozmak, sivil ve askeri kayıplar verdirmek için yapılan savaş şeklidir. Bu savaşı kazanabilmenin yolu ise istihbarattır. Terörist eylemlerinin ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleşeceğinin tespit edilmesi gerekir. Bomba ile kendisini donatmadan önce teröristi yakalamak şarttır. Ama MİT artık İŞİD içinden istihbarat alamıyor gibi görünüyor.

İsrail en büyük desteği Müslüman ülkelerden alıyor. Biz de böyle birbirimizle uğraşalım, birbirimizi kötüleyelim ondan sonra da niçin müslümanlar bu halde deyip timsah göz yaşları dökelim.

HÜLYA ÇAKICI