23 Temmuz 2016 Cumartesi

Hayatın kendisi sensin ve değerlisin


Mutluluk dediğin öyle uzun boylu bir şey değil azizim. Seni lafta değil, gerçekten düşünen birisinin olmasını bilmek yetiyor. Hangimiz istediğimiz hayatı kendi tercihlerimizi yaşıyoruz? Hayır demeyi öğrenebildik mi? Katlanmak zorunda kaldığımız insanları hayatımızdan bir kalem de silip atabiliyor muyuz?Çalıştığımız işyerinde haksızlığa uğradığımızda çıkış yapıp bu benim hakkım diyebiliyor muyuz? Önce ben demeyi öğrenebildik mi?

Sorumluluklarımız ne olursa olsun ister ailemiz, ister çocuğumuz önce kendimiz, önce biz iyi olmalıyız, iyi hissetmeliyiz ki karşımıza da bunu yansıtabilelim. Şahsen ben gerçek anlam da mutlu olabilmek için köprüleri yıkamıyorum. Çünkü bana dayatılmış bir hayat var ve ben çocukluktan itibaren bu şekil de kodlandım. Herkese bakmak, her sorumluluğu almak, her işi ben yapmak zorunda gibi hissediyorum. Yani bize öğretilmiş hayatları yaşıyoruz. Önce anne ve babanın evladı, evlenirsin kocanın karısı, çocuğun olur onların annesi, boşanırsın her şeyin yükü vs. bu çizgi de devam. Çizginin dışına çıkarsan ya ahlaksız, ya dik başlı yada sivri damgası yersin. Ama o çizginin dışına çıktın çıktın ancak o zaman yaşamayı, kendin için yaşamayı anlarsın. Ama çıkamayıp o çizgi de yürürsen öğretilmiş hayatın mutsuz insanları olarak bitirirsin hayatı, kendin için bir şey yapmadan, bir şeyleri göze almadan. Sonra da sorarırız kendimize, emek ve yılların ardından sorgularız kendimizi.

Bazen tam içinde, ortasında olsak da gerçekte ne olduğunu anlamadan geçirdiğimiz anlar olabiliyor. Bazen de bazı şeylerin ne ve nasıl olduğunu hiç anlayamıyoruz, farkında bile olmadan pek çoğumuzun yaptığı şey. İyi midir kötü müdür bilemem ama çevrelerini de sürüklemeye çalışmaları üzücü. Nefes alıp vermek dışında hayatı boş gören kişiler tarafından yönlendirilmek üzücü olan. Bırakalım kendisine göre yaşasın insanlar. Hayatın içinde herşey, her zaman istediğimiz gibi olmaz, olamaz. Önemli olan istemediğimiz durumlarla karşı karşıya kaldığımız da ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız? Bu da sanırım hayat boyu öğrenme gayreti içinde olmakla alakalı. Çünkü hayat tek düze değil ki öyle olsaydı çok sıkıcı olurdu. Acısıyla tatlısıyla, iyi günleri, kötü günleri ile hayatımızı yaşarken zor zamanlar da ne yapmalı, ne söylemeli gibi ne yapılacağını bilemediğimiz durumlar fırtınalar, zorluklardır. Ama bizi güçlendiren de onlardır. Terbiye icabı susturulmuş, bastırılmış, sadece hoşgörü göstermek ancak kayıptır. İnsanlar acılar karşısında gülümseyemiyorsa, acılarını göstermeli, ağlayabilmeli ve mutlulukları karşısında da kahkahasını atabilmeli, hislerini bastırmak yerine göstermeli. Hayatındaki önyargıları yık ve kendine gel. Hayatın kendisi sensin ve değerlisin.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder