4 Ağustos 2016 Perşembe

Kalbinin şarkısını kendin yaz


Kalbimizin şarkısını kimse bize öğretemez. Onu ancak tek başımıza bulabiliriz. Mutluluk en güzel şey ama o da bir ihtimal, bir şans kim yakalarsa, kime denk gelirse. Sevdiğimiz kişilerin hatalarını kendi bahanelerimizle örterek kendimizi kandırıyoruz. Sevginin karşılıklı olması gerektiğini öğrendiğimiz zaman büyüyeceğiz. Alında yazmıyor ağlatır veya sarılır diye, tanıdıktan sonra görüyoruz kimin ne olduğunu. Ama sevmeyi de sevilmeyi de bilemiyoruz, o yüzden de sevgi zamanla nefrete dönüşüyor.

Suçumuz sevgiyi etrafa serpmek olmuş, oysa bir tarlaya serpiştirecektik, büyüyüp çiçekler açacaktı. Gerçi yüreğinde sevgisi olanın suçu olmaz, sonuçta insanın iyi olanı da kendisi kötü olanı da kendisi. Yağmur gibiydin bazen sağanak, bazen damla, bazen fırtına. Sevgi zaten tek kelime, o da zor gelir dile, en iyisi ne öğren o kelimeyi ne de getir diline. İnsan hayatını verir sevdiğine düşünmeden, sormadan, sorgulamadan. Bu benim cennetim der aklına gelmez hiç cehennem. Mutlu olsun der, yaşamdaki savaşı olur sevenin. Kendi derdini unutur bir tebessüm yeter der. Çok çalışırsın geceni gündüzüne katarsın, kendine ayıracak zamanın kalmaz ama yetmez yetişemezsin. Affet beni demesi için beklersin. Duymak istediğin bu sözdür. Kötüdür insanın aklıyla, yüreği arasında kalması, iş hoşçakal diyebilmekte ve bu kelimeden sonra özgürleşiriz, sıkıntılarımız, endişelerimiz, beklentiler sonucunda gerçekleşmeyen hayal kırıklıklarımız buhar olur uçar. Yeni denizlere yelkenler açarız, özgür rüzgarlar sayesinde ve bunu sadece bir hoşçakal sözü ile başarırız.

Kendi iç dünyamızdan habersiz yaşıyor birçoğumuz. Gurur, onur, vicdan insanın kendisinde olması gereken ve asla kaybedilmemesi gereken olgulardır. Zamanla elbet geçer yerini birisi bulup doldurur. Bazen sabır çokça sabır gerekiyor beklerken üzülürüz ama kaybetmeyiz. Yüreğimizde gerçekten temiz bir sevgi varsa doğru insan bizi bulacaktır ve yaşanan acılar hep bir ders olacaktır. Sevgi de bir nevi alışveriş gibi alanı mutlu eder, vereni mutlu eder ve arayanlar bulamaz ama bulanlar da arayanlardır ki göz sevdiğini görür gördüğünü sevmez. Gerçek değer, gelmesiyle boşluk dolduran değil, gitmesiyle boşluk yaratandır. Varlığına sevinmediğin insanın yokluğuna üzülmemek gerek. Gidenin yolu, gelenin de yeri hazırdır ve kimse hazırlanmadan yola çıkmaz, kimse kabul edilmeyeceği gönüle de misafir olmaz. Gidecekse yola hazırlanmıştır, gelecekse gireceği gönül hazırlanmıştır. Kaçanların değil savaşanlarındır güzel günler.

Kalbimizden gelen sesi dinlemek bize bazı şeylerin ne zaman yeterli olduğunu söyleyecektir. Kafamızın söylediklerini duymakla, kalbimizden gelen mesajı dinlemek arasındaki farkı öğrenmeliyiz. Kafamızın konuşması toplumun bir ürünüdür. İnsan içindeki ışığı çıkarabilirse kendi evrenini yaratabilme kabiliyetine de sahip olur.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder