30 Eylül 2016 Cuma

Türkiye'nin Kredi Notu


Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P'nin ardından Moody's de Türkiye'nin kredi notunu düşürmüş.

Nasıl yani herkesin cebinde akıllı telefonu vardı, herkesin arabası vardı, zengin değil miyiz biz şimdi? Faiz lobisinde her şey mükemmel değil mi? Yerli arabamız bile yapılıyor? Bu arada kredi kartı borcu olmayan var mı?

Notun düşmesi demek; devletin alacağı kredilerin faizinin yükselmesi demek. Yani yabancı yatırımcılar artık Türkiye'ye yatırım yapmaz demek. Türkiye üretime, sanayileşmeye gereken önemi vermezse, dış devletlere kapıyı kapatıp yabancı sermayeyi de kaçırırsa, zaten zor ayakta duran şirketlere kayyum atarsa, yakındır Osmanlı gibi çöküş yaşamak. Ekonomi daha kötüye giderse vergiler artırılacak. Yani zaten zor durumda olan vatandaşı daha zor günler bekliyor.

En derin karanlıktan sonra ışık gelir. Daha en derin karanlığa ulaşmadık. Çok şirket battı. Piyasa da para dönmüyor, kimse ödeme yapmıyor/yapamıyor. Herkes bir şekilde borçlu. Kredi kartları patladı. Tüketici kredileri ödenmiyor/ödenemiyor. Kredi vadelerini uzatarak kurtaramazlar durumu, çünkü üretim yok tüketim çok. Bugüne yama yapılarak gelindi ama  yama yapılacak yer kalmadı artık. İçerdeki ve dışardaki bu gereksiz savaşların elbette bir faturası olacaktı. Savaş politikalarını Türk ekonomisi kaldıramaz/kaldıramadı. İzlenen iç ve dış politikalar komple yanlıştı. Hala uyuyanlar var ve onlar günü kurtaramadıklarında uyanacaklar. Bunlar Devlet ekonomisi yani makro ekonomiyle, evdeki bütçesini yani mikro ekonomiyle karşılaştırıyor. İnşaat yapmayı gelişme olarak gören kişilere ne anlatabilir, neyi tartışabilirsiniz.

Vatandaş ömür boyu taksit uzatmayla uyutuluyor. Bir devleti, bir kurumu, bir aileyi yıkmak istiyorsanız borç verin ve ödeyemeyeceği kadar faiz alın sonra kaçınılmaz yıkımı izleyin. Ülkedeki gençlerin yüzde yirmisi işsiz. İşsizlik yüzde onbir, dünya bankasına olan borç 400 milyar dolar, satacak bir şey kalmadı, fabrika yok, teknoloji yok, 15 milyon kişi açlık sınırının altında. Borçlanma halen sürmekte ve yabancı sermaye artık geri çekilmekte, siyasi istikrarın zayıf olduğu ve bir savaşın içinde olduğumuzu da unutmayalım. İç piyasada inşaat sektörü ve turizm sektörü her an krize yakın olan sektörler iç ve dış savaşta harcamalar bütçeyi azaltıyor. Bu noktaya tarımdan başlayarak yavaş yavaş geldik. İmalat azaldı, sanayimizin durumu belli değil, en son turizmde vurgun yapıldı. Önceden yabancı turist geliyor ve ülkeye para akışı da dışarıdan sağlanıyordu. Yerli turistte ise içerideki para tekrar dönüyor. Yani sağ cebinden alıp, sol cebine koymak gibi bir şey ülke ekonomisi için bu durum. İyice tüketim ülkesi olduk ve bunun bir yerde patlak vermesi de normal.

HÜLYA ÇAKICI 

20 Eylül 2016 Salı

Aldatıyor mu?



Kimi umduğunu bulamaz, kimi ise çok bulduğu için, kimine sevgi fazla gelir kaldıramaz, böyle bir kısır döngüdür işte bu hayat. Bilinçsizlik, maddi yetersizlik, ilgisizlik, saygı, anlama ve anlaşılma eksikliği vs. her ne olursa olsun insan aldatmamalı, gerekirse ayrılmalı.

Mevlana demiş ki; Seni seveni zehir olsa da yut, seni sevmeyeni bal olsa da unut!

Keşke seni daha önce tanısaydım dediğimiz insanların bile gidişine şahit olduk. Gitmemiz için aldatarak çaba harcayan bir insan için kalmak gereksiz. Yaşadıklarımızdan, yaşattıklarımızdan öğreniyoruz hayatı. Bu süreçte bazı insanlar armağan, bazıları da ders oluyor. Yine siz çare arıyorken bahane aranıyorsa, kurtaracak bir şey kalmamıştır, bırakın gitsin... Önce üzülüyor insan, sonra düşünme zamanı oluşuyor. Düşündükçe daha sağlıklı hatırlıyorsun yaşadıklarını, yaşattıklarını ne kadar basit insanlarla vakit kaybettiğini o zaman anlıyorsun işte. Yanılabiliriz hepimiz. Kimin, ne zaman, nerede, ne yaşayacağı belli olmaz. Yıllarca can ciğer arkadaşın bir bakıyorsun düşmanın, yıllarca bir yastığa baş koyduğun hayat arkadaşın sana ihanet eden bir pislik olmuş, yani kimse kimseyi yeterince tanıyamaz.

Hiçbirimiz elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz. Ne uzaksa, ne imkansızsa ona değer verir, kıymet veririz. Kaybetme korkusu yoktur, nasıl olsa avucumun içinde diye yanı başındakini. Bazı şeyleri elde ederken düşünmeyiz, “acaba neleri kaybederim?” diye sonradan fark ederiz ama geç olur. Peki aldatmaktan büyük bir ihanet var mı? Hangi neden aldatma sebebini mazur gösterebilir? Sıkıntısı olan durumu düzeltmek için çabalar düzeltemezse de ayrılır. Alçalmaya gerek var mı? İyi düşünmek ve mutlu olmak için zorlamak gerekir. Ama önce "-mış gibi mi yapıyorum?" ve “ne istiyorum?” diye sorgulamak lazım. Hepimiz zaman zaman yardıma ihtiyaç duyuyoruz. Ama sonuç olarak kendimiziz çözüm bulan da, uygulayan da. Kimseyi değiştirmeye kalkmamak, kimse içinde değişmemek gerekir. Bırakalım hayatımız da olmak isteyen bizimle gelsin. Yeter ki iyi ve dürüst olmalım. Aile, çocuklar, eş, arkadaş vs. ile olan diyaloglar da maddi paylaşımlardan çok manevi değerler öne çıkmalı ama maalesef günümüz de kimseyi mutlu etmek kolay değil bu yüzden fazla fedakarlığa gerek yok.

Aldatmak partnerin eksikliğinden ziyade aldatan partnerin doyumsuz ve bitmez arzularından oluşuyor. Oysaki gerçek anlamda aşk, sevgi olursa insan kendisinden de ödün verir ve karşısındaki insanı üzmez, kırmaz, aldatmaz. Ama alışılmış yersiz konuları söz konusu edip, haklı çıkma yoluna giderek aldatmayı tercih eder zavallı olan taraf. Oysaki sebebi ne olursa olsun sevdiğini, uğruna dünyaları feda edebileceğini söylediği insanı aldatarak kendi sevgisini, düşüncelerini, hayallerini, geleceğini aldatmış oluyor ve sadece kendi egosunu tatmin etmeyi seçiyor.

Kararsızlık insanı en çok yıpratan şeydir. Bir an önce karar verip yol almalı. Doğru kararsa ne mutlu, yanlış kararsa da olsun sonuçta özgür olursun. Yaşamak hatanın kendisidir, ders almak ise tekrar yaşayabilmek içindir.


Hülya Çakıcı

Satan karşıya geçer bile!


Timur'un kurduğu Casus teşkilatı demiryolu çağına kadar yapılmış en iyi casus teşkilatıydı. O kadar titiz ve iyi işliyor ki, örneğin; Timur daha Suriye'yi işgal etmeden 11 sene önce casusları o bölgede yakalanmıştır. (Alıntı-Kazım Paydaş)

Anadolu'ya girmeden önce 1000 kișiye yakın bir casus ordusunu Anadolu'nun her yerine yaymıștır. Askerlikten gelme bir lider olan Timur Han tarihimizin en değerli şahsiyetlerinden birisidir ve gelmiş geçmiş en savaşçı, en zeki hükümdarı olduğu düşünülür. Timur'dan sonra Fatih Sultan Mehmet'e istisna dersek Osmanlı istihbarat işlerini Venediklilere yaptıracak kadar uzaklaşmış bu işlerden. Fatih Sultan Mehmet sonrası Bayezid ile yoğunlaşan Devleti Türklerden Arındırma Harekatı da etkili olmuştur bu konuda.

Türkler'de tek adam devleti en büyük talihsizlikmiş tarih boyunca. Büyük bir imparatorun yeri doldurulamayınca devlet yıkılıyormuş. Türkiye Cumhuriyeti, 10 yılda ne işler yapmış kurtuluş savaşından sonra. 100 yıl gerisinde kaldığı Avrupayı yakalamış ama Atatürk'ün yerini hiç bir şey dolduramamış. Şimdi tam tersi yaşanıyor. Mit delik deşik. Binlerce hain ülke aleyhinde, milyonlarcası Yurttaşlık bilincinden uzak durumda. Sistem aynı şekilde ilerliyor. Casuslar Devletin her köşesine yerleşmiş ve savaşmadan Türkiye cumhuriyetini ele geçirmeye çalışmışlar/çalışıyorlar.

Mustafa Kemal ATATÜRK ne güzel söylemiş; "Halkın ve ülkenin kaderi yabancıların insafına terk edilemez.” En kötü lider bile en iyi niyetli yabancıdan daha fazla ülkesinin geleceğini düşünür.

Akıllılar şahısları eleştirmez fikirleri eleştirir ve aykırı bulduğu bir şey varsa onu söyler. Her devrin bir lideri vardır. Kabul etsek de, etmesek de bugünün lideri Recep Tayyip Erdoğan’dır. Önemli olan eski Türkiye'deki gibi hepimizin elele vererek ayrımcılığa bir son vermemiz ve Atatürk'ün izinden gitmemizdir. Bu topraklar hepimize yeter. Yeter ki artık şehitler olmasın, huzurlu ve güvenli bir Türkiye'de yaşayalım.

Yıllardır politika hiç değişmeden devam ediyor. İnsanlar her devir adam olmak yerine, her devrin adamı olmayı tercih ediyorlar. Bilgisizsen iyi niyetli bile olsan başkalarına zarar verirsin. Bazı insanlardan değişmesini beklemeyin. Yılan sadece derisini değiştirir huyunu asla. Ülkenin bilgelerine düşen görev halkı uykudan bir an evvel uyandırmak olmalı. Refleks gösterme de geç kalınmış bir bilgelik ancak bilgenin menfaati doğrultusunda hüküm verdiğini gösterir.

HÜLYA ÇAKICI 

Bilginin bedeli



Fabrikada imalat hattındaki çok önemli olan ana makinelerden biri arızalanınca fabrikadaki tüm üretim de durdu. Mevcut teknisyenler makineyi çalıştırmak için çok uğraştılar, ancak ne yaptılarsa nafile bir türlü başaramadılar.
Sonunda dışarıdan uzman çağırdılar.
Uzman gelip makineyi inceledi. Durumuna baktı. Sonra çantasından bir çekiç çıkardı. Elinde çekiçle makineye yaklaştı. Makinenin belli bir noktasına elindeki çekiçle dikkatlice sert bir vuruş yaptı. Makine hemen çalısmaya basladı ve hiçbir arıza olmamış gibi devam etti. Fabrika tekrar çalısmaya basladı.
Uzman fabrikadan ayrıldıktan iki gün sonra faturasını gönderdi:
"Hizmet bedeli karşılığı 1.000 USD (bin dolar)"
Fabrika müdürü faturaya çok kızdı. Tepesi attı. Bir çekiç darbesi için bin doları çok buldu. Uzmandan ayrıntılı fatura göndermesini istedi.
Uzmandan bir gün sonra asağıdaki detaylı fatura geldi;
"Makineye çekiçle vurma bedeli................ 1 dolar
Nereye vuracağını bilme bedeli.............. 999 dolar
Toplam.......................................... 1.000 dolar
(ALINTI)

Bu ne demek her işin bir bileni vardır. Taklit, kendini övmek, övmeyeni de basit görmek vs. karşı tarafın basitliğinden ve cehaletindendir.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Beyni Var, Fikri Yok! - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Beyni Var, Fikri Yok! - (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Üçlü Filtre Testi



Bir gün bir tanıdığı ünlü filozof Sokrat’a rastladı ve dedi ki;
“Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”
“Bir dakika bekle” diye cevap verdi Sokrat.
“Bana bir şey söylemeden önce seni küçük bir testten geçirmek istiyorum. Buna ÜÇLÜ FİLTRE TESTİ deniyor.
“Üçlü Filtre?”
“Doğru” diye devam etti Sokrat.”Benim arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtrelemek iyi bir fikir olabilir.
Birinci filtre ile başlayalım: GERÇEKLİK FİLTRESİ.
Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam
anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?”
“Hayır” dedi adam “Aslında bunu sadece duydum ve…”
“Tamam,” dedi Sokrat “Demek sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.
Şimdi ikinci filtreyi deneyelim. Bu filtresin adı İYİLİK FİLTRESİ.
Arkadaşım hakkında bana söylemek istediğin şey iyi bir şey mi?
“Hayır, tam tersi…”
“Öyleyse,” diye devam etti Sokrat, “Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı.
Bu filtrenin adı İŞE YARARLILIK FİLTRESİ. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?
“Doğrusunu söylemek gerekiyorsa hayır, yaramaz.”
“İyi” diye yanıt verdi Sokrat, “Eğer bana
söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse
ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?”
Bu düşünce yapısı Sokrat’ın iyi bir filozof olmasının ve büyük itibar görmesinin esas nedenidir.

Ön yargıdan uzak kalabilmek için filozof olmaya gerek yok diyen SOKRATES'in ÜÇLÜ FİLTRE testini hayatımıza dahil edebilmemizi dilerim. Kendini bilmek zenginlikle olmuyor. Ön yargılarından kurtulamayan insan hiçbir şeyi anlayamaz. İnsanların anlattıklarına göre değil kendimize göre değer vermemiz gerekir her şeye.

HÜLYA ÇAKICI 

Çeşme ve Didim Turizmi


Terör bir sonuçtur. Eşitlik ve Demokrasi terörün kökünü kazır. Türkiye'nin dünyaya açılan kapısında onlarca insan can veriyor. Biz bir şehirden başka bir şehre gitmeye korkar olduk, kendimizi başka ülke vatandaşlarının (turist) yerine koyalım. Siz olsanız tatil için canınızı tehlikeye atar mısınız? Bırak turisti yerli halk bile tatil yapmaya korkuyor.

Terör batının bizi konumlandırmak istediği yerle alakalı. Bağımsız ve güçlü bir Türkiye batının menfaatine ters. İran da aynı sebeplerden bizden uzak. İranlı turistler gelmesinler diyenler; turizm iş yapmazsa diğer taraflara da para akmaz. Turizmci para kazanamazsa alışveriş yapamaz, elbise, ayakkabı vs. alamaz, AVM'lere gidemez, sinemaya gidemez, eşya, ev, araba değiştirecek veya yenileyecek ise yapamaz vs. Sonuç olarak herkese zincirleme olarak zararı dokunacak bir durum söz konusu. Esnaf perişan olmaya başladı, dükkan sahipleri kiralarını alamıyor, kiracılar ödeyemiyorlar. Toptancılar getirdikleri malları geri almak istemiyorlar, fabrikalar, imalathaneler işçisine maaş ödeyecek ki insanlarda evlerine ekmek götürebilsinler. Durum gittikçe kötüleşiyor.

Biz çağdaş bir ülke olmadıkça turizm bir yukarı doğru çıkar, bir aşağı doğru iner. İspanya, İtalya, Fransa gibi ülkelerde olaylar yaşansa bile turizm çok büyük sıkıntılar yaşamadan devam ediyor. Türkiye'nin marka değerini yükseltmemiz gerekli sonuç olarak turizmde, otellerde, turizm endeksli tüm işletmeler de zaten kazanır.

Sadece yerli ve hali vakti yerinde zengin turist geldiği için Çeşme etkilenmiyor. Turizmde kriz kapasite fazlası olan yerlerden Didim'de de gözle görülür bir kriz yok. Turistinin çoğu yerli. Halkı turiste karşı bu kadar iyiyken ve sempatikken Türk turistin bu bölgelerimizi tercih etmesine şaşırmamak lazım. İnsan kendisini hem tatil de, hem evin de hissediyor. İnsanı sayesinde vazgeçilmez bir tatil yeri. Turizmci gözüyle bakıldığında Türkiye'nin yüzde kaçını oluşturuyor bu sayı. Darısı geri kalan turizm beldelerine ve turizmden ekmek yiyenlere.

HÜLYA ÇAKICI 

Fransa'da Terör!


Siyasetçilerin en çok isteyeceği şey, siyasette yalnız bırakılmalarıdır. Siyaseti bazı siyasetçilerin insafına bırakmak çocukların geleceğini Frankenstein'a emanet etmek gibi bir şey.

Fransa Başbakanı Manuel Valls'in 84 kişinin yaşamını yitirdiği saldırı sonrası yaptığı açıklama, Terörle yaşamak zorundayız sözü Fransız halkının tepkisini topladı. Politikacılar olabilecekleri önceden bilirler. Terör neden oluyor diye kendilerine soruyorlar mı acaba? Onlar yaratmıyor mu terörü? Suçlu her yerde belli aslında ve farklı ülkeler aynı söylemler aynı kafa. Terörü yaratan ülkelerin yöneticileri böyle açıklamalar yaparlar. Sonuç olarak terörü halk besleyip büyütmüyor. Fransızlar Milliyetçi bir toplumdur, halkı anında tepkisini verdi alışmak diye bir şey yok diyerek.

Kendi Ülkesinde güvenliği sağlayamayanlar ülkemizdeki konsolosluklarını kapatıyorlar. Fransız istihbaratı ne iş yapar demek lazım bizi uyarmaktan başka. Türkiye güvensiz bir ülke algısı pekiştirmek dertleri. Bak saldırı nerede oldu. Terörün her yerde terör olduğunu anlamak istemiyorlar. Bu terörü üretenler de bu zihniyetler değil mi? Ne işiniz var Ortadoğu'da, ne işiniz var Afrika'da. Ne diyelim etme bulma dünyası. Terör bizde olduğunda gösterilen duyarlılığı aynen iade ediyoruz. Olan masumlara oluyor, filler tepişiyor çimenler eziliyor.

Fransızlar ve diğer ülkeler devam etsinler desteklemeye  teröristleri. Bize olduğunda çok önemli değil şeklinde tavır takınıyorlardı. Terör ile ilgili yasalarımızı değiştirmeye çalışan Fransa ve Avrupa Birliği ülkeleri birazda olaylara bizim gözümüzden baksınlar. Ülkemiz yıllarca sayelerinde terörle mücadele etti onlar sadece izlediler. Şimdi bizim yaşadığımız acıları yaşıyorlar. Ne diyelim, Allah terörle, kanla beslenenleri amaçlarına erdirmesin. Buradaki temel mesele, doğrudan sivillerin hedef alınması. Senin terörün, benim terörüm diyerek bakmanın sonuçları. Avrupa terörden değil, terörün kendisine bulaşmasından korkuyor. Emperyalistlerin teröre desteklerinin sonucu. Sonuç olarak cebinde akrep taşıyan beni sokmaz demesin.

HÜLYA ÇAKICI 

Doğru Adama, Doğru Kadın...



Yıllar önce Havai'de başlık parasına benzer bir uygulama revaçtadır.
Bir erkeğin sevdiği kızla evlenebilmesi için kızın ailesine belli sayıda inek vermek zorundadır. İnek sayısının 10 adet olması gerekmekle birlikte kızın özelliklerine göre bu sayı değişebilmektedir.

Adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır. Kızlardan büyük olanı bizdeki deyişle kabul görmeyen, çirkin, şanssız bir kızdır ve babası ona 3 inek fiyat biçmiştir. 2 inekli bir teklifi de kabul edecektir ve hatta iyi bir pazarlıkla 1 ineğe fit olmaya bile razıdır.

Bir gün adanın zenginlerinden Johny Lingo bu eve geldiğinde herkes onun diğer kızı isteyeceğini düşünür. Oysa yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. Herkes en azından isteneni yani 3 inek ödeyeceğini düşünürken Johny yanında 12 tane inekle gelmiştir. O dönemler de normal bir balayı ortalama bir yıl sürmektedir ama gelin ve damat iki yıllık balayı planlamıştır. Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün ahaliden biri dönüşlerini haber vermeye gelir gelmesine ama gelenlerin Jony ve eşi olduğundan emin değildir. Aslında Johny'i tanımıştır fakat kızdan emin olamamıştır. Yaklaşan kadın çok güzel, zarif birisidir.
İyice yaklaştıklarında kimsenin tereddütü kalmaz. Fakat kızın güzelliği, cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözle bile reddedilmeyecek ölçüdedir. Yakından bakanlar Johnny'nin 12 inek karşılığında iyi bir alışveriş yaptığını düşünürler.

İşin püf noktası;
Johnny 12 inek ödedi, kız 12 ineklik bir kadın haline geldi. Bu hep böyledir. Eşinize veya sevgilinize verdiğiniz değer, ona kazandırdığınız değerdir.
Aslında doğru adam, doğru kadını inşa eder. Doğru kadın da, doğru adamı.

Bir kadına veya erkeğe nasıl davranırsanız o öyle olur. Bu her iki taraf içinde geçerli. Evde kral olmak istiyorsan eşine kraliçe gibi davran.
Sevilmek aşkla sevilmek güzellik katar insana. O adam, o kadının ruhundaki güzelliği yüzüne yansıtmış ki bu da yalnız aşkla mümkün. Bunun yolu da olgunluk, anlayış ve bakış açısından geçiyor.

Hepimizin bir imtihanı vardır, kimi işiyle, kimi eşiyle, kimi evladıyla, kimi de kendisiyle. Kimse yanlış bir beraberlik veya evlilik yapmak istemez. Kişilerdir yanlış olan ama idare etmek isteyen kendisini de, eşini de eder. Pozitif bakmayı ve sevmeyi biliyorsa eğer. Eşlerden birisi doğru hareket ederse karşısındakini de değiştirir ve verdiği değeri kat kat alır.

HÜLYA ÇAKICI 

Kurbanın Çıkışı



Tanrıların gazabından korunmak için en eski ve ilkel inançlardan günümüze kadar gelmiş bir gelenektir kurban adama geleneği. Tek fark eskiden insanlar da kurban edilirmiş.

Kurbanın çıkışıyla ilgili önemli teorilerden birisi şöyledir; İlkel kabilelerde M.Ö. insanın hayvan gibi yaşaması, erkek çocuklarını uzaklaştırması (diğer hayvanlardaki sürüye hakim olma güdüsü) ve bu çocukların nefret ile babalarını öldürmeleri ve babalarının ruhunun onlara kötülük getireceğinden korkmalarından ötürü babalarını memnun etme çabaları, ona en iyi yiyecekleri sunmaları kurbanın temelleridir. Burada baba denilen kişiyi tanrı olarak görmektedirler. Tanrı kavramınında ilkel kabilelerde bu şekilde ortaya çıktığı düşünülmektedir.

İslâm’da kurbanın kesilme nedenlerinden en önemlisi ise durumu olmayanlara yardım etmektir. Ama günümüzde paylaşmayı unuttuk artık sadece kesiyoruz. Bir çok değeri unuttuğumuz gibi bunu da unuttuk.


Çünkü o kadın…


Sen erkeksin, ben kadınım.
Sen unutursun ama ben asla unutmam.
Ben kadınım, siyasi bir örgütün tam merkezi gibi;
İsyanlar hep sol yanımda.
Ben kadınım, yeryüzünün en büyük savaşçısı!
Ana olur, bacı olur, yar olur, yoldaş olurum..
Sen erkeksin, ben kadın.
Sen acıtırsın, ben acırım.
Sen kanatırsın, ben sararım.
Sen unutursun ama
Ben asla unutmam...

Seni sen olduğun için seven kadının kalbini incitmene, onu ağlatmana rağmen seni terk etmeyip hala sevmeye devam ediyorsa eğer, o kadının kıymetini bilmelisin.
Çünkü o kadın… Seni aldatmaz, yanıltmaz, yarı yolda bırakmaz.
Çünkü o kadın… Kalbini kırsan da sana sırtını asla dönmez.
Çünkü o kadın… Ne kadar üzülse de, bunu sana asla belli etmez.
Çünkü o kadın… Herkesi hayatına almaz. Aldığını da asla bırakmaz.
Çünkü o kadın… Kendinden çok seni düşünür, üzülmeni istemez.
Çünkü o kadın… Parana değil, sana önem vermiştir.
Çünkü o kadın… Yüreğine girdiğin için sana sonsuz güvenmiştir.
Çünkü o kadın… Sen üzülme diye bütün dertlere göğüs gerer.
Çünkü o kadın… Hevesi kaçana kadar değil canı çıkana kadar sevmiştir seni.
Çünkü o kadın… Seninle ölmeyi seçti bunu böyle bil...
O kadını, olmasını istediğiniz gibi değil onu olduğu gibi sevin. Ona bir verirseniz o size on verir.
Dizinize yatırın saçlarını okşayın, yüreğinize yatırıp ömrünü sevin o kadının.
O kadın giderse eğer emin olun acının kıyameti kopacak, canınız çok yanacak.
O kadının gitmesine, ağlamasına, üzülmesine sakın müsaade etmeyin.
Çünkü o kadın giderse eğer cennete çevirdiği hayatınız cehenneme dönüşecek...

BABİL KULESİ EFSANESİ


Pek çok efsanede ve kutsal kitaplarda adı geçen Babil Kulesi, yeryüzündeki ulusların ve onların konuşmakta olduğu binlerce dilin nasıl ortaya çıktığıyla ilgili bir inanış unsurudur: İnsanlar, Tanrıya ulaşmak ve ona daha yakın olabilmek için, uyum içerisinde ve büyük bir istekle göğe yükselen bir kule inşa etmeye girişmişlerdir. Kule, çok geçmeden yükselmeye başlamış ve bunu gören Tanrı, kuleyi inşa eden her insana ayrı bir dil vermiş, onları dünyanın dört bir tarafına savurmuştur. İnsanlar birbirleriyle anlaşamadıkları için kulenin yapımı da durmuş ve dünya üzerinde çok sayıda ulus ve bu uluslara ait binlerce dil türemiştir.

Kulenin yüksekliğiyle ilgili bilgilere ise sıkça rastlanılmaz ve Yaratılış Kitabı da bu konuyla ilgili olarak herhangi bir şey aktarmaz; fakat geleneksel inanışta, 2500 metre uzunlukta olduğundan bahsedilir.

Yaratılış Kitabında, Kulenin yıkılışından bahsedilmese de Abydenus, Josephus gibi tarihçiler, Tanrının şiddetli bir rüzgârla Kuleyi darmadağın ettiğini belirtirler. Bazı anlatılardaysa Kulenin yıkılışının rüzgarla değil, selle gerçekleştiği aktarılır.

Kısacası Babil Kulesi, insanların tarihî dönemlerde dil olgusunun kökenine ve ulusların çeşitliliğine yönelik sorularına cevap veren bir inanıştır. Farazî temellere dayanan bu inanış, ulusların ve onların dillerinin çeşitliliğini izâh etmeye çalışır. İnanış çeşitli efsane ve destan gibi anlatılarda yerini almıştır.

Babil'in şu ünlü asma bahçelerindeki zevk-ü sefadan dolayı Tanrının gazabı sanırdım bu binlerce dil oluşmasını...                       

Beyni Var, Fikri Yok!


İnsanlık adına israf olarak nitelendirebileceğimiz bu canlıların çoğalma ve üremesi dinen caiz mi?
Otobüste şort giydiği için kadını tekmeleyen şahıs önce serbest bırakıldı bu tarz şeyleri daha rahat yapabilmesi için. Bir insanın fikri neyse zikri de odur, misali bilinçaltında yatan arzuları bir başkasının yaşam şekline göre yorumlamak ne kadar acınacak bir durum. Küfür ve hakaret etmek, kaba kuvvet kullanmak bir karakterin göstergesidir. Dinden imandan bahsedip akılları sadece belden aşağı çalışan rahatsız bir zihniyet.

Teknolojinin ve sosyal medyanın geliştiği bu yüzyılda böyleleriyle karşılaşmamız bize hangi toplum da yaşadığımızı ve eğitim sistemimizi gösterir. Toplumu bu hale getirenler bu kişilere bu özgüveni verenler, aile, bulunduğu çevre gibi etkenler bir insanı şekillendirir.

Bu yüzyıl da, bu insanlara, bu kadar cahil kalma lüksünü vermek insanlığa ihanettir. Anlamamak, zorlaştırmak için uğraşıyoruz. Ahlakı olmayan kişilerin ahlak bekçiliği yapması gayet alışık bir durum oldu ülkemizde. Kadın görünce beyni bacak arasında kalan sapık, cahil, kadını ikinci sınıf varlık, köle vs. gören bir koca kitle var.

Saldırgan tutuklandı. Ama TEMEL HAK ve ÖZGÜRLÜĞE ENGEL OLMAK, KADINA ŞİDDET UYGULAMAKTAN DEĞİL, HALKI KİNE ve NEFRETE TEŞVİKTEN TUTUKLANDI.

Bayanlar her platformda duyurun sesinizi, susmayın ve sinmeyin. Burada kararı hakim değil, halk verdi. Halkın tepkisinden dolayı mecburiyetten tutuklama kararı alındı. Sosyal medya da tepki görmese tutuklanacak mıydı? Sessiz kalkmamak gerekiyor. Bu bir örnek olmalı. Ses getirince düzeliyor toplum huzuru demek ki. Tepkiler olmasa kahraman ilan edeceklerdi neredeyse. Bundan sonra her tekme atana aynı adaleti bekliyoruz. Adalet herkese lazım.

HÜLYA ÇAKICI 

19 Eylül 2016 Pazartesi

VERGİ VE SGK AFFI


Kayıt dışını kayıtlı ekonomiye çekmeye çalışırken vergi oranlarının düşürülmesine özen gösterilmesi gerekendir asıl olan vergisini düzgün ödeyenin ne günahı var?

Vergi ve SGK borçları ile ilgili yeni düzenlemeler;

* Vergi Aslına Bağlı Olmayan Cezalar;
Vadesi geldiği halde ödenmemiş, ödeme süresi henüz geçmemiş olan vergiler, gümrük vergileri dahil ve buna ilişkin cezalar yapılandırılıyor. Vergilerin tamamı ile gecikme faizi ve zammı gibi alacaklar yerine enflasyon oranına göre hesaplanıyor. Vergi cezaları ile idari para cezalarının yarısı ödenecek.

* İnceleme safhasında bulunan Vergi ve Cezalar;
Kanunun yayınlanmadan önce başlanmış vergi incelemelerinde tarh edilecek vergilerin yüzde ellisinin herhangi bir vergi aslında bağlı olmayan cezaların ise yüzde yetmişinin tahsilinden vazgeçiliyor. Bunun içinde verginin kalan yarısı ile gecikme faizi yerine enflasyon oranına göre hesaplanacak ve bir yıl içinde altı eşit taksit şeklinde ödenebilecek.

* Gelir, Kurumlar, Katma Değer Vergisi, Gelir, Stopaj ve Kurumlar Vergisi Stopaj Vergileri için Matrah Arttırımı;
Gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi, gelir stopaj ve kurumlar vergisi stopaj vergileri için matrah artırımında bulunanlar vergi yönünden vergi incelemesine alınmayacak. Artırılan matrah üzerinden yüzde yirmi vergi ödenecek. İlgili yıllar da beyannamelerini süresinde veren, tahakkuk eden, vergileri zamanında ödeyen mükellefler için bu oran yüzde onbeş oranında uygulanacak. Ancak kurumlar vergisi mükellefleri zarar etmeleri veya indirim ve istisnalar nedeniyle matrah beyan etmedikleri dönemler için; 2011 için 28.000 TL, 2012 için 29.650 TL, 2013 için 31.490 TL, 2014 için 33.470 TL, 2015 için 39.940 TL. İşletme Hesabına göre defter tutanlar;
2011 için 9.500 TL, 2012 için 9.890 TL, 2013 için 10.490 TL, 2014 için 11.160 TL, 2015 için 12.650 TL.
Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler ile serbest meslek erbabı; 2011 için 14.000 TL, 2012 için 14.820 TL, 2013 için 15.740 TL, 2014 için 16.740 TL, 2015 için 18.970 TL' den az olmamak kaydıyla artırımda bulunacaklar. Matrah artırımından incelemede bulunan mükellefler de yararlanabilecek. Artırımda bulunan mükellefler hakkında başlanan vergi incelemeleri Kanun yayınlandıktan sonraki bir ay içinde sonuçlandırılmaması halinde incelemeye devam edilmeyecek. İncelemenin bu süre içerisinde bitirilmesi halinde inceleme sonucu bulunan matrah farkı ile artırılan matrah kıyaslanarak yüksek olan tutar dikkate alınacak.

* Kayıtlarında yer almayan Emtia, Makine, Teçhizat ve Demirbaşların Bilançoya alınması;
İşletme içinde bulunduğu halde kayıtlarında yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşları özel bir karşılık hesabı kullanmak ve bedelleri üzerinden KDV ödemek suretiyle defterlerine kayıt yapabilecek. Kayıtlarında mevcut olduğu halde gerçekte bulunmayan mallar için belli bir kar oranı uygulanacak, fatura düzenlenecek ve vergisel yükümlülükleri de dikkate alarak kayıt yapabilecekler. Bunlara vergi cezası uygulanmayacak.

* Kayıtlarında mevcut olduğu halde gerçekte bulunmayan mallar için af;
Kurumlar vergisi mükellefleri 31.12.2015 itibarıyla bilançolarına gözüken ancak kasada gerçekte bulunmayan tutarlar ile ortaklardan alacaklar hesabı yüzde üç oranında vergi ödeyerek bu hesaplarını düzeltebilecekler. Ama ödenen vergiler kurum kazancından düşülemeyecek.

* Ortaklardan alacaklar hesabı affı;
Yurtdışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile gemi, yat vs. gibi diğer su araçlarını 31.12.2016 tarihine kadar Türkiye’ye getirecek gerçek ve tüzel kişiler bu varlıkları dönem kazancı ile ilişkilendirmeksizin defterlerine kaydedebilecek. Bu işlemler için inceleme, soruşturma, kovuşturma yapılmayacak ve vergi cezası da uygulanmayacak.

* Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet vs. affı;
Kanunun yayınlandığı tarih itibariyle ödenmemiş olan sigorta primi, işsizlik sigortası primi, işsizlik keseneği gibi borçlar için enflasyon oranlarına göre yapılandırılacak. Aynı zamanda ceza zam gibi feri alacakların tahsilinden vazgeçilecek.

Yatırmamış ama mükafat da onun. Hayat vergi kaçakçılarına güzel. Her zaman öyledir titiz olup yasalara uyan, borç-harç sevmeyen, zamanında ödeyenler cezalandırılır. Adaletsizlik ve haksızlık. Güzel ülkemizde bazı durumlar tersine işliyor. Devamlı af çıktığından artık düzenli ödeme yapma alışkanlığı bozuldu. Yargılanmadan af yüzde yüz karapara aklamak. Hakkınızın gasp edildiğini düşündüğünüz bir borç varsa bekletin vergi affi geliyor nasılsa.

HÜLYA ÇAKICI

16 Eylül 2016 Cuma

Bilginin bedeli



Fabrikada imalat hattındaki çok önemli olan ana makinelerden biri arızalanınca fabrikadaki tüm üretim de durdu. Mevcut teknisyenler makineyi çalıştırmak için çok uğraştılar, ancak ne yaptılarsa nafile bir türlü başaramadılar.
Sonunda dışarıdan uzman çağırdılar.
Uzman gelip makineyi inceledi. Durumuna baktı. Sonra çantasından bir çekiç çıkardı. Elinde çekiçle makineye yaklaştı. Makinenin belli bir noktasına elindeki çekiçle dikkatlice sert bir vuruş yaptı. Makine hemen çalısmaya basladı ve hiçbir arıza olmamış gibi devam etti. Fabrika tekrar çalısmaya basladı.
Uzman fabrikadan ayrıldıktan iki gün sonra faturasını gönderdi:
"Hizmet bedeli karşılığı 1.000 USD (bin dolar)"
Fabrika müdürü faturaya çok kızdı. Tepesi attı. Bir çekiç darbesi için bin doları çok buldu. Uzmandan ayrıntılı fatura göndermesini istedi.
Uzmandan bir gün sonra asağıdaki detaylı fatura geldi;
"Makineye çekiçle vurma bedeli................ 1 dolar
Nereye vuracağını bilme bedeli.............. 999 dolar
Toplam.......................................... 1.000 dolar
(ALINTI)

Bu ne demek her işin bir bileni vardır. Taklit, kendini övmek, övmeyeni de basit görmek vs. karşı tarafın basitliğinden ve cehaletindendir.

Egosu yüksek lisans yapanlar!



Diş biliyorlar bana, ''küçük insanlara küçük erdemler gereklidir'' dediğim için. Ve küçük insanların gerekli oluşunu anlamak zor geldiği için bana. Geziniyorum bu halkın arasında ve açık tutuyorum gözlerimi; daha küçük olmuşlar ve gitgide daha da küçülüyorlar; ama onların mutluluk ve erdem öğretisi de, bundan ibaret işte. Geziniyorum bu halkın arasında ve nice sözler saçıyorum; ama ne almayı biliyorlar, ne de korumayı. Hepsi de beni konuşuyor, akşamları oturdukları zaman ateşin başına hepsi de beni konuşuyor, ama hiç kimse düşünmüyor beni! (Alıntı/Böyle Buyurdu Zerdüşt)

Bu sene de değişen bir şey yok yazları sıcak ve kurak, bazı insanlar yine yavşak yine yavşak. Menfaatlerine göre şekilleniyorlar göründükleri gibi değil bu insanlar. Kimsenin kimseye tahammülü kalmadı. Normal de olması gereken her şeyi alkışlar olduk. Alkışlamak yerine kaybettiklerimiz için uğraşsak keşke.

Saygı eksikliği toplumların çürümeye başladığının göstergesidir. İnsanın bir diğerinin hakkına, kişiliğine ve emeğine saygı göstermesi gereklidir. Toprağın iki metre aşağısına gömülecek olan ademoğullarından bazılarının anlamsız kibrini anlayamıyorum. Burunları kalkmış havalı olduğunu düşünerek gezinen insanlar unutmayın herkes o ölümü tadacak. Çamurlaşmadan kalabilseniz ve bataklıktan çıkabilseniz keşke sizler de. Herkesin harcı değil bunu yapabilmek. Öncelikle insan olmak hoşgörü ve merhamet sahibi olmakla olur. Ne hakkı ne hukuku dinler olduk vicdan bile eskidenmiş simdi insanların eline fırsat geçmesin herşeyi yaparlar.

Bir bakmışsın varsın, bir bakmışsın yoksun. Geriye baktığımızda ne çok şey anlamsız geliyor. Bir hiç uğruna çürüttüğümüz yıllar, geçen zaman. Ama insanın fıtratında var devamlı hatalar ve anlamsız üzüntüler ne yazık ki. Yaşamdaki zaman tünelinin her anında insan kendi kendisine köle, olmaya da devam edecek EGO'suna, köle ve efendi olarak. Bencilliği de, diğerlerine oranla ne kadar güçlü olduğunu gösterebilmek uğruna neler feda ettiğine bağlı. Bir insan için insanlıktan bahsetmek ne derece yetebilir. İnsan olmak, doğrularına herşeye rağmen sahip çıkmak demek ve özellikle de insani değerlerine.

HÜLYA ÇAKICI

En



En güzel gün ?
Bugün

En kolay şey ?
Hata yapmak

En büyük engel ?
Korku, endişe

En büyük hata ?
Yılgınlık

Bütün kötülüklerin kaynağı ?
Bencillik

En güzel eğlence ?
Çalışma

En kötü yenilgi ?
Pes etme

En iyi öğretmen ?
Çocuklar

En önde gelen ihtiyaç ?
İletişim

İnsanı en mutlu eden şey ?
Başkalarına faydalı olmak

En büyük muamma ?
Ölüm

En berbat kusur ?
Keyifsizlik, moralsizlik

En tehlikeli kişi?
İki yüzlü, yalancı kişi

En kötü duygu ?
Öfke, hınç

En güzel armağan ?
Bağışlama

En elzem gereksinim ?
Aile ocağı

En kısa yol ?
Emin adım

En hoş duygu ?
İç huzuru

En iyi sığınak, korunma ?
Tebessüm

En iyi çare ?
İyimserlik

Dünyanın en büyük gücü ?
Umut

En gerekli kişiler ?
Anneler ve Babalar

En yüce duygu ?
Sevgi


Geçmiş bugünle, üzüntü neşeyle barışsın!


Hz. Ömer iftar da bir yere davetlidir. Ev sahibi şerbete benzer bir içeceği Halifeye ikram eder. Hz. Ömer ilk yudum alır ve kaseyi bırakır. Ev sahibi, için Sayın Halife Hazretleri ballı sudur şifalıdır. Hz. Ömer, olmaz halkım çamurlu su içiyorken bunun hesabını kıyamette nasıl veririm. Ve içmez.

Bu aralar en az rastladığımız şey merhamet, vicdan, dürüstlük. Merhamet ve vicdan gibi duyguları taşıyabiliyorsan ve insani değerlerini kaybetmediysen güzel ve iyi bir yüreğin var demektir. İnsanın hep ben değerliyim, ben güçlüyüm demesinin de bir anlamı yok. Eğer çevresindekiler ve sevdikleri bunu ona hissettirmiyor ve tam tersine değersizmiş gibi davranıyorlarsa kendi kendine telkini onu ya daha çok yalnızlaştırır, ya daha çok bencilleştirir. Sonuçta iyiyi iyi yapan, kötüler karşısında onun iyiliğini görebilenlerin varlığı ve onayıdır. Kimileri vardır iki betonu bir araya getiremez. Kimileri vardır iki kıtayı denizin altından birleştirir, üstünden birleştirir. Ne kadar değişirsen değiş, yine de yaptığın şeylerin bedelini ödersin. Çünkü değişim değişmez. Köy hayatından kasaba hayatına geçtik ve bu da; iki arada kalmış en yoz, ara devre. Para da, görgüsüzlükte her zaman mutlaka ki vardı. Ama hiç bir devir de görgüsüzlüğün normalleştirildiği, ahlaksızlığın normal sayıldığı bir anlayış hakim olmadı. Toplumun normları değişti. Şirin görünme çabası bunu doğurdu. Eski Türkiye'de ayıp olan şeyler, Yeni Türkiye'de özlenen, istenen şeyler oldu. Kuşak farkından farklı bir şey bu, insan olarak kalabilmek. Ve en zor şey de insanları yanlışlarından vazgeçirmek, bunu da anlatabilmek.

Eğer korkularını yönetiyorsan korku yararlıdır. Ama korkuların seni yönetiyorsa korku en büyük köleliktir. Şundan, bundan korka korka yalancı oldu insanlar. Alkol alır almıyormuş gibi yapar, oruç tutmaz tutuyormuş gibi yapar, namaz kılmaz kılıyormuş gibi yapar ve üstüne üstlük kendileri gibi yalancı olmayanları da kınarlar. Çünkü Ramazan da sigara içeni yumruklayan adamlar var. Yabancıların da bulunduğu insanların içki içtiği yeri sopalarla basan adamlar da var. Kabahat de gizli, ibadet de gizli demiş atalarımız. Bu devir de sadece kabahat gizli. Olduğun gibi görün kimseye yaranmaya çalışma, herkes özel hayatında özgürdür inancında olduğu gibi. Gerçi yaşam koşulları da insanların ruh sağlıklarını, iş ve yaşam koşullarını etkiliyor. Agresif, yıkıcı, uzlaşmayan ve çok suç işleyen bir toplum olduk. Sevgi, anlayış, hoşgörü yok oldu.

Pişmanlıklarla dolu bir hayatta yaşıyoruz. Hayata uzun bakmamak lazım. Emanet edilen bir can taşıyoruz. Sevin, sevilin, yaşayın mutlu olun. Geçmiş bugünle, ışık gölgeyle, umut gerçekle, üzüntü neşeyle, öfke sevgiyle barışsın. Kara bulutlar artık dağılsın, ardından kısmetli ve bir çok kapının açıldığı günler gelsin.

HÜLYA ÇAKICI 

Nasıl bir canavarlık bu!



Menfaatçi insanlar iş bitimi seni her zaman uçuruma atarlar ve bu hiç değişmeyen kurallarıdır. Kardeşin kardeşi menfaati uğruna unuttuğu fani dünya da eloğlundan da çok şey beklememek gerekiyor.

"3. havalimanı inşaatında çalışan 36 yaşındaki evli ve iki çocuk babası Mehmet Aytaç’ın oda arkadaşı tarafından kız arkadaş meselesi yüzünden yakılarak öldürüldüğü ortaya çıktı. Akıllara durgunluk veren cinayetin zanlısı benzin alırken ve yatakhaneyi ateşe verirken güvenlik kamerasına yakalandı." (Alıntı)

Kız meselesi vs. ne fark eder ki bir caninin bir insanı hunharca katlinden sonra. Bir insan nasıl bu seviyeye gelebilir. Kız meselesi olayı küçümsemek için. Hem canice yak hemde arkasından karala. Ölümlere kılıf aramayın. Yakılarak ölüm insan işi olamaz. Nasıl bir kin öfke ki böyle bir vahşeti yapabiliyorlar. Bu zihniyet var maalesef. Çünkü zemin böyle katilleri yetiştirip, besliyor. Sonuçta toplum suçu oluşturur, suçlu da işler. Sistem zaten tüm ön hazırlığını yaratıyor. Bu ülke de Madımakta da diri diri insanlarımız yakıldı. Zihniyet aynı zihniyet.

Ülkemizdeki karışıklığın nedenini uzakta aramayalım. Nasıl bir canavarlık bu, hangi ara bu kadar yaratık türedi? Allah sizin gibi azgın canavarların soyunu yok etsin. Hayvanlar bunu yapmıyor, bir diğer hayvanı yakan hayvan yok. İnsan yakmak ne demek? Bunu ne bir din kabul eder, ne de bir milliyet. Bunlar daha evrimini tamamlamamışlar. Kurân'ı Kerim diyor ki; "Kimi insanlar vardır meleklerden daha üstündür, kimi insanlar da vardır hayvanlardan daha aşağıdır. Yoksa sen onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini veya düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar." (Furkân, 25/44)

Bir canlının ölü veya dirisini yakmak Allah tarafından yasaklanmıştır. Böylesine bir vahşeti yaşatanların İslâm ve Müslümanlık ile hiçbir alakası olmayıp Müslümanım dese bile dinini bilmediğininin göstergedir.

Ülkenin dengesi bozuldu, insanların dengeleri bozuldu, hiçbir şey normal değil. Kanun ve yasalara göre görev alıp bilerek, isteyerek ve herhangi bir menfaat karşılığında veya beklentisi içerisinde görevini yapmayanların vicdanları ve Allah korkuları var mı acaba? Varsa eğer çok ağır ceza verilmeli. Üstelik devlet için iş yapılırken gerçekleşmiş bir vahşet. Asırlardır yaşanan birlik beraberlik bütünlük son yıllarda yerle bir oldu. Bunun vebali görüpte sessiz kalanların boynunadır.

HÜLYA ÇAKICI 

13 Eylül 2016 Salı

Uygarlığı sizden öğrenecek değiliz!



Ne yazık ki uygarlık kendi yarattığı problemleri çözmede yetersiz. Ya bizler akıllı olacağız yada bizi akıllandıracak insanlar hep başımızda olmaya devam edecek. Başkasına yapılan hukuksuzluğa susarsan/susarsak elbet birgün sıra sana da/bana da gelecektir bilmemiz gereken işte budur. Yığından olanlar beleş yaşamak isterler ama tat vermediğin yerden tat almak istememelisin öyle değil mi?

Kapitalizmin coşkusu akrep gibi kimi sokturacağını/sokacağını şaşırtıyor. Bu durum zamanla kendi kendini bitirtir. Türk ırkı, milleti olarak bugüne kadar bizler nelerin üstesinden geldik, ne savaşlar kazandık. Ama bütün izler birbirine karıştı artık ve son zamanlar da bu izler görülür oldu. Bu izlerin sorumlusu biz değiliz. BİZLER DEMOKRASİ YÜRÜYÜŞÜ İLE BÜTÜN İZLERİ SİLİP KOCAMAN BİR İNSANLIK İZİ BIRAKMAK İSTEDİK tabii anlayana.

Kazanılamayan belediyeler böyle ele geçiriliyor. Bak bizden olanları da aldık, onlara da kumpas kurmuşlar sonrası hop dışarı. Film aynı, senaryo aynı. Amacı anlamamak sanırım şaşkınlık olur. Partileri kapatmak için çabalanıyor. Önce Belediye başkanları, sonra milletvekilleri, parti başkanı derken parti/partiler kapatılacak. Tek parti kalana kadar Fetö bahane edilip, görüşlerine ters olan herkes susturularak saltanat ilan edilecek ve Osmanlı dönemi gibi saraydan ülke yönetilecek.

Fırtına sırasındaki mecburi limanlar hepten berbat. Bazen limanları kaptan seçemez rota çizilmiştir önceden. Herkesin de bir gemisi yoktur. Bazıları mürettebat olur, bazıları yolcu ve bazıları gözcü olur. Ve gemi karaya vurmuşsa deniz son sözünü söylemiştir. O yüzden hayatımızın dümenini başkalarına bırakmamak gerekir. Yanlışların onların doğruları olabilir, bildiğin yolda yürü. Sürü yanlışın peşinden gidiyor diye sen de gitmek zorunda değilsin. Bu yüzden sen herkes değil kendi doğrularınla, yanlışlarınla kendin ol. Millete ters gelmesin diye yanlış yapma. Aklını ve mantığını kullanarak doğruyu bul ve bulduğun yoldan ayrılma.

HÜLYA ÇAKICI 

Sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz!


Her yürekte adsız bir sevda vardır. Adlandıramazsın, adını paylaşamazsın ama o kalbinin bir köşesinde saltanatını kurmuştur. Sevilmesini bilmeyen sevmesini de bilemez. Öğretmek zor olsa da öğrenmek güzeldir. Ufak şeylerden zevk alabilmek, zarafet aramak, saygı istemek, değerli olmak, kimseye muhtaç olmamak, sıkı çalışmak, sessizce düşünmek ve doğru konuşmak en güzel insan özellikleridir.

Mükemmel olmayan hayat yoktur, mükemmelsizliğe giden hayatlar vardır. Onu da biz insanlar yapıyoruz. Vermiş olduğumuz değerin bilincinde olunsa, beraber içilse çay, kahve daha güzel olurdu her şey. Ve bir gün biri çıkar karşınıza, kahvenizde hatırını, aklınıza saygısını, kalbinize sevgisini bırakıverir. Sonra da yıllar önceki duyguları yeniden hissedersiniz. Her gece dua edersiniz içten içe seversiniz. Ve öyle bir gün gelir ki, kokusuyla uyuyup, sesiyle uyanmak için her şeyinizi feda edersiniz. Aşk anlayana, kavrayana, sindirebilene duygu yüküdür. Rol yapmakla, yalanla yürümez. Çünkü aşk laiktir.

Kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayız. Birisi için ölüm kalım meselesi olan diğerinin gözünde toz kadardır. Susturulursa, güven duyulmazsa yürek ne yapsın, tabii ki yanlış anlaşılır. Hatıralarla, umutla yaşamaya çalışır. Aşkın, sevginin, anıların kırıntılarıyla bir gün belki yine yeşerir ümidiyle. Aşk iki bedende yaşayan bir tek ruhtan oluşur. Kimsenin en sevdiği olamadık. Düşmesin bizimle yollara, yüreğinde başkasının umudunu taşıyanlar. Bir laf vardır ''bre densiz, sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz.'' Aslında en güzeli akışına bırakmak olmuyorsa yapacak bir şey yok. İyi niyetle ilişki kurmak ve arkadaşlık isteğinde bir zaman sonra menfaatler çakıştığında kendimizi çekeriz. Kültürler aynıysa konuşacak, gülecek, ağlayacak vs. her şey ortak olur ve karşımızdaki tarafından anlaşılırız.

Duyguluysan yaşarken yeniksindir. En iyi muhasebe kendimizle olandır. Üzüntü bile tek taraflı değil, üzüldükçe insan üzüyor. Nedeni ise insanlar arasında iletişimin kopması ve kelimelere kendi anlamlarından farklı anlamlar yüklenmesi. Biz bizi üzeni affettik, üzüldüğümüz için biz üzüldük ama suçlu yine biz olduk. Ne yaparsak yine kendi kendimize yapıyoruz kimin umurunda.

Sevdanın, sevginin anlamını bilmemiş kendisine verilen değeri anlamamış, hiç bir şey duyup hissetmemiş veya hissedip önemsememiş olduğundan insan karşısındakine ancak duygusuz bir şekilde nasılsın sorusunu sorar. Vicdan rahatsız edici bir duygudur. O an karşındakine verilecek bir suçlu selamıdır nasılsın kelimesi. İnsan öldürdüğünü vicdan azabı duyarken sorar ama çok geç olduğunu bilemez. Bilemez ki o zaten bir ölü, nasıl iyi olduğunu söylesin. Ama iyi, ama kötü öğrendik herkes kendisine yakışanı yapıyor.

Hülya Çakıcı

9 Eylül 2016 Cuma

Ve Beyin Yavaşça Uzaklaşır!



"Evrende en büyük ziyan sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir." der Albert Einstein. Çağımızın bunalımlarından biri de kuşkusuz düşünmeme eylemine sığınmak olmuş onun bunun fikirleriyle hareket etmek dedikodu ve başkalarının beyni ile düşünmekten kalan vakitte de facebook, instagram, Twitter, televizyon ve gerekli gereksiz abudik gubidik internet kanallarına takılmak olmuş. Benliğinin farkına varamayan, olay ve olguların ise  sadece görünen tarafıyla meşgul olan ve toplumunu tanıyamayan bir nesil yetişiyor. Aynı padişahlar dönemi gibi bir çoğunun anaları da yabancı kökenli. Gel bunlara milliyetçiliği öğret. Beyin tatil de artık umut az ki az. Ve gelinen nokta sapkın davranış gösteren insan sayısındaki fazlalık, iletişim problemi nedeniyle yitirilen canlar, doğaya ve topluma verilen yıkımlar.

Okullarımız topluma iyi bir insan yetiştirmek için var aslında. Ama dersler yıllardan beri aynı performansta. Ve sonuç ortada. Bu durumda okullarımız topluma faydalı vatandaş yetiştirmek konusunda ne kadar başarılı olabilir değil mi? Düşünemeyen, toplumunu tanıyamayan insan topluma ne kadar fayda sağlayabilir? Belli standartlar da iyi eğitim verdiğini düşündüğümüz Avrupa ülkeleri derslere ve derslerin öğretmenlerine gereken önemi vermeye devam ediyor. Bizler de uzaktan keşke diyoruz. Anatomik yapımız aynı, el, kol, BEYİN, göz, kulak vs. ama keşke işte değil mi?

Mitomani; kişiler de kendi söylediği yalana inanma hastalığıdır. Bu tür hastalar hatalarını örtmek için sürekli yalana başvururlar. Bir süre sonra söyledikleri yalanlara kendileri de inanmaya başlarlar. Böyle insanlara rastlıyorum ve tanıyana kadar da anlattıklarının doğru olduğunu düşünüyorum. Ve tanıyınca hayretler içinde kalıyorum. Konuşulanla gerçek hiç örtüşmüyor. Bu ciddi bir sorun olmalı yazık çünkü sonu olmayan bir şey. İşin enteresan tarafı da bu uyduruk insanlar birbirlerini ışık hızıyla buluyorlar. 

Büyük düşünüp kendine güvenenler, büyük başarılara imza atarlar. Gökyüzü rengini denizle paylaştığından beridir nerede bir mavi varsa orada derinliğin yankısı duyulur. 

HÜLYA ÇAKICI 

Ötekileşmeden İnsan Olmak!


Öğrencilerinden birisi Mevlana'ya sormuş; Efendim bu dört kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız? Şimdi bak, karşı medrese de dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım. Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat atmış. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş. Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.
Mevlana, İşte sana istediğin örnekler:
Birinci, şeriat kapısını geçmiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için tokatı yiyince kalktı aynısını sana iade etti.
İkinci, tarikat kapısındadır. Tokatı yiyince o da kalktı tam tokadı iade edecekti ki tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap" onun için döndü ve oturdu.
Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek yaradandan geldiğini bilir ve inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.
Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile.

Temizlik dıştan değil, içten yapılır. Yapılabilmesi içinde çalıştırılması ve sorgulama yeteneği olması gerekir. Sorgulamayan beyin biat eden beyindir.

Veren el, alan elden her zaman üstündür. Menfaat, çıkar düşünmeden vermek paylaşmak güzeldir. Paylaştıkça çoğalırsın. Gerçek yaşamın tadı yalın ve karşılıksız olmalıdır. Kimse kimseyi sınırlamamalıdır. Her insan edindiği tecrübe, eğitim, yaşam biçimi, psikolojisi, hayat hikayesine göre kendi çapında ele alınıp yorumlanabilir. Önemli olan okuyanın ne çıkardığıdır. Doğrunun bulunabilmesi için yanlışın varlığı şarttır. Kötü olan yanlış değil onu idrak edemeyen zayıf beyindir. Ama tek bir beyin her konu da doğruyu bilmeye yetmez. O yanlışa toplum ruhunun yardımı gerekir. İman din değil doğrunun üstünlüğüne inanmak ve icraat demektir.

Hayatında bir kitabın kapağını açıp okumamış, anlamadığı kitabı okuyup kendince anlam yükleyenler için umut yok gibi. Türkiye %80 inandığı dini sadece büyüklerinden dinlediği kadar biliyor. Kurân'ı eline alıp okumamış yada okumuş ama anlamamış, dinimizi inceleseler keşke. Cahil ve okumayan bir toplum olduk iyice. İlla ki dini bir başkası öğretecek bize. Öğretenlerin hepsi olmasa da bir çoğu doğruyu değil, menfaatine uygun olanı öğretiyor. Kurân'ı anlayarak okuyan, sorgulayan da istenmiyor dolayısıyla.

HÜLYA ÇAKICI

Dışarıdan prim ödeyerekte emekli olabilirsiniz


Emeklilik için bir işte fiilen çalışmak tek seçenek değil. Dışarıdan yani isteğe bağlı sigortalı olup prim ödeyerek de emekli olabilirsiniz. Ama 4/A-SSK kapsamında çalışarak 3,5 yıl=1260 gün prim ödenip, 58 yaşını doldurduğunda emekli olunabilirken, isteğe bağlı sigortalı olarak 7 yıl daha prim ödeyerek, 15 yıl=5400 gün prim gününü tamamladığınızda 4/B=Bağ-Kur statüsünden emekli olursunuz.

Ayrıca 4/A kapsamında sigortalı olduğunda babasından aldığı aylık kesilir ve kardeşinin aldığı aylığın oranı ve tutarı değişmez ama isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödediğinde babasından aldığı aylık kesilmez. Yine geçerli olan asgari ücrete göre emeklilik ve genel sağlık sigortası primi olarak aylık 527 TL prim öder.

Sonuç olarak, babadan alınan aylıktan vazgeçerek bir iş yerinde çalışıp primleri işveren tarafından ödenmek üzere 3,5 yıl sonra 4/A statüsünden, babasından aldığı aylık kesilmeden primleri kendisi tarafından ödenmek üzere 7 yıl sonra 4/B statüsünden emekli olunması yasalarımızca geçerlidir.

HÜLYA ÇAKICI 

6 Eylül 2016 Salı

ATATÜRK'ÜN VASİYETNAMESİ


Cumhuriyet fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek seviyeli muhafızlar ister. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
57 yıla sığdırdığı mücadeleleri, savaşları, başarıları, hüzünleri, yorgunlukları. Bir devleti sıfırdan kurmanın zorluklarını, cahil ve bilinçsiz bir toplumdan uygar bir nesil yaratmak için gösterdiği gayretleri Atamızın resimlerine baktığımızda yüzündeki yoğunluğundan görebiliriz. Kimileri dini, kimileri de Atatürk'ü istismar ediyor. Irkçılık yapmadı, dini kullanmadı, siyasetin de, askerliğin de en iyisini yaptı. Sadece bir partinin değil Türk Halkının Atasıdır. Atatürk bayrağımız, İstiklal marşımız gibi ortak değerimizdir. Atatürk'ü sevmek için illa Partili olmak gerekmez. Zeki, üstün kabiliyet sahibi ve ileri görüşlü, ülkemizi milletimizle beraber yeniden kuran, yaptığı anlaşmalarla, devrim ve düzenlemelerle, söylem ve her türlü eylemlerle kendinden sonra bile değerinden kaybettirmeyen, gösterdiği yoldan sapmadan yürüyecek ilhamı miras bırakan Mustafa Kemal ATATÜRK'tür.

Osmanlı padişahı Vahdettin ülkesi işgal altındayken ingiliz gemisine binip kaçarken Mustafa Kemal Bandırma vapuru ile Samsun'a Ülkesini kurtarmak için gitti. Millettimiz onun organizesi ile İstiklal savaşı verdi ve kazandık. Halkı ile tüm dünyaya karşı cephelerde omuz omuza, diz dize beraber savaşmış ve bize özgür bir ülke bırakmıştır. Ne zaman Atatürk'ün gösterdiği yoldan uzaklaşılsa hep kötülükler gelmiştir ülkemizin başına. Atatürk emperyalizme karşı dik durmanın bir simgesidir. Doğu sömürgelerine de örnek olmuştur. Kurtuluş savaşımız sonrasında Hindistan, İngiliz sömürgesinden Atatürk'ü örnek alarak çıkmıştır. İngilizler bunu hiç unutmazlar.

ATATÜRK'ÜN VASİYETNAMESİ
Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleri ile Çankayadaki menkul ve gayrimenkul emvalimi C.H.P partisine atideki şartlarla, terk ve vasiyet ediyorum:
1. Nukut (para kelimesinin çoğulu) ve hisse senetleri, şimdiki gibi İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.
2. Her seneki nemadan (tasarrufu tesvik fonu) bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule’ye ayda bin, Afet’e sekizyüz, Sabiha Gökçen’e altıyüz, Ülkü’ye ikiyüz lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir.
3. Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek ayrıca para verilecektir.
4. Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.
5. İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.
6. Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.

Mirasını ailesine kimseye muhtaç etmeyecek kadar, devletin yararlı kurumlarına, milletine de özgür bir devlet olarak bırakmıştır. Atatürk Batıcı veya Doğucu değil çağdaşlaşmacıdır. Atatürk'ün kendinden önceki Osmanlı reformistlerinden en büyük farkı, onun Tanzimatçılar veya Meşrutiyetçiler gibi bir Batı taklitçisi olmamasıdır. Türkiye'yi çağdaşlaştırırken yüzünü Batı'ya çevirmesinin nedeni ise, 20. yüzyılın başında çağdaş uygarlığın Batı'da olmasıdır.

Demokrasi herkes içindir, özgür yaşamak içindir. Örümcek beyinler şeriatı dayatır ve kendileri gibi düşünmeyen hiç kimseye yaşam hakkı tanımak istemezler. İslâm ve Kurân ilk ayetinde oku der. Cehaletin peşinden koşmaz, evrensel hukuka ve adalete inanır ki, bu dünyadaki tüm kişilere yaşam hakkı tanır. Bu vatanı şeriat zihniyeti değil, halkımızla beraber Atatürk kurtardı. Şeriat ezberletilenlerdir, demokrasi ise inandığımız ve savunduğumuz ilkelerle özgürce konuşmak ve yaşamaktır. Demokrasi hepimize lazım ve hepimiz Atatürk ilke ve İnkılaplarını çarpıtmadan anlamalı ve yaşamalıyız.

Çok değil bir 10-15 yıl daha yaşamış olsaydı o azimle, o inatla Türkiye şimdi daha farklı bir durumda olurdu ama ne yazık ki ömrü yetmedi. İnancın korkundan büyük olursa başarırsın. Dahiler fikirleriyle yaşar. Mekanı cennet olsun.

Nerede bir türkü söyleyen görürsen korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur. (Neşet Ertaş)

İki kelimeyi bir araya getiremeyen, hoşgörüden uzak, saldırmaya hazır, tarihini bilmeyen, okumayan, tarafsız haber dinlemeyen, kendinden olmayana tahammül edemeyen, yaradanın yarattığını yaradandan dolayı sevmeli felsefesini edinemeyen, yanlış olduğunu gördüğü olayları bile sadece siyasi görüşüne yakın diye destekleyen, ATATÜRK'ü içine sindirememiş olup onun devrimleri sayesinde düşüncelerini anlatabilen ve hala bunun farkında olmayan insanlara ne anlatabiliriz değil mi?

HÜLYA ÇAKICI

Bre densiz sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz!


Her yürekte adsız bir sevda vardır. Adlandıramazsın, adını paylaşamazsın ama o kalbinin bir köşesinde saltanatını kurmuştur. Sevilmesini bilmeyen sevmesini de bilemez. Öğretmek zor olsa da öğrenmek güzeldir. Ufak şeylerden zevk alabilmek, zarafet aramak, saygı istemek, değerli olmak, kimseye muhtaç olmamak, sıkı çalışmak, sessizce düşünmek ve doğru konuşmak en güzel insan özellikleridir.

Mükemmel olmayan hayat yoktur, mükemmelsizliğe giden hayatlar vardır. Onu da biz insanlar yapıyoruz. Vermiş olduğumuz değerin bilincinde olunsa, beraber içilse çay, kahve daha güzel olurdu her şey. Ve bir gün biri çıkar karşınıza kahveniz de hatırını, aklınıza saygısını, kalbinize sevgisini bırakıverir. Sonra da yıllar önceki duyguları yeniden hissedersiniz. Her gece dua edersiniz içten içe seversiniz. Ve öyle bir gün gelir ki, kokusuyla uyuyup, sesiyle uyanmak için her şeyinizi feda edersiniz. Aşk anlayana, kavrayana, sindirebilene duygu yüküdür. Rol yapmakla, yalanla yürümez. Çünkü aşk laiktir. 

Kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayız. Birisi için ölüm kalım meselesi olan diğerinin gözünde toz kadardır. Susturulursa, güven duyulmazsa yürek ne yapsın tabii ki yanlış anlaşılır. Hatıralarla, umutla yaşamaya çalışır. Aşkın, sevginin, anıların kırıntılarıyla bir gün belki yine yeşerir ümidiyle. Aşk iki bedende yaşayan bir tek ruhtan oluşur. Kimsenin en sevdiği olamadık. Düşmesin bizimle yollara, yüreğinde başkasının umudunu taşıyanlar. Bir laf vardır ''bre densiz sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz.'' Aslında en güzeli akışına bırakmak olmuyorsa yapacak bir şey yok. İyi niyetle ilişki kurmak ve arkadaşlık isteğinde bir zaman sonra menfaatler çakıştığında kendimizi çekeriz. Kültürler aynıysa konuşacak, gülecek, ağlayacak vs. her şey ortak olur ve karşımızdaki tarafından anlaşılırız.

Duyguluysan yaşarken yeniksindir. En iyi muhasebe kendimizle olandır. Üzüntü bile tek taraflı değil, üzüldükçe insan üzüyor. Nedeni ise insanlar arasında iletişimin kopması ve kelimelere kendi anlamlarından farklı anlamlar yüklenmesi. Biz bizi üzeni affettik, üzüldüğümüz için biz üzüldük ama suçlu yine biz olduk. Ne yaparsak yine kendi kendimize yapıyoruz kimin umurunda. 

Sevdanın, sevginin anlamını bilmemiş kendisine verilen değeri anlamamış, hiç bir şey duyup hissetmemiş veya hissedip önemsememiş olduğundan insan karşısındakine ancak duygusuz bir şekilde nasılsın sorusunu sorar. Vicdan rahatsız edici bir duygudur. O an karşındakine verilecek bir suçlu selamıdır nasılsın kelimesi. İnsan öldürdüğünü vicdan azabı duyarken sorar ama çok geç olduğunu bilemez. Bilemez ki o zaten bir ölü, nasıl iyi olduğunu söylesin. Ama iyi, ama kötü öğrendik herkes kendisine yakışanı yapıyor. 

HÜLYA ÇAKICI 

4 Eylül 2016 Pazar

İzinsiz yabancı çalıştırma cezaları


Çalışma izni olmadan bağımsız veya bir işyerine bağımlı olarak çalışan ve bunları çalıştıranlarla yasada belirtilen bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere uygulanan idari para cezaları değişti.
Yabancılara verilecek çalışma izni ve çalışma izni muafiyetleriyle ilgili işlemlerde izlenecek usul ve esasları düzenleyen" 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu" 13.08.2016 tarihli, 29800 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe girmiş olup, anılan yasanın 23. maddesinde düzenlenen yeni cezalar aşağıda belirtilmiştir.
Çalışma izni olmaksızın bir işverene bağlı olarak çalışan yabancıya. 2.400,00 TL
Çalışma izni olmaksızın bağımsız çalışan yabancıya. 4.800,00 TL
Çalışma izni olmayan yabancı çalıştıran işverene veya işveren vekiline (her bir yabancı için).  6.000,00 TL
Bildirim yükümlülüğünü, yasanın 22. maddesinde belirtilen sürelerde yerine getirmeyen;
- Bağımsız veya süresiz çalışma izni ile çalışan yabancıya,
- Yabancı çalıştıran işverene (her bir yabancı için). 400,00 TL
• Verilen idarî para cezaları, tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir.
• Yukarıda sayılan fiillerin tekrarı halinde idarî para cezaları bir kat artırılarak uygulanır.
• Çalışma izni bulunmadan çalıştığı tespit edilen yabancılar sınır dışı edilmek üzere İçişleri Bakanlığına bildirilir.
• Kaçak yabancı çalıştıran işverenler, yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderleri ile ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorundadır.
Bildirim zorunluluğu nedir?
Uluslararası İşgücü Kanunu 22. maddesi uyarınca; yabancı çalıştıran işverenler ile süresiz veya bağımsız çalışma izni bulunan yabancılar, çalışma izninin veya çalışma izni muafiyeti kapsamında çalışmanın başlaması ve sona ermesi durumu ile çalışma izni veya çalışma izni muafiyetinin iptalini gerektirecek hâlleri on beş gün içinde Bakanlığa bildirmekle yükümlüdür.
Sgk tarafından uygulanabilecek idari para cezaları
Ayrıca unutulmaması gereken diğer bir husus da bu kişiler aynı zamanda sigortasız ve SGK’ya bildirilmeden çalıştırılıyor olacakları için 5510 Sayılı yasada yer alan cezalara da muhatap olacaklardır.
• Sigortalı işe giriş bildirgesinin süresinde verilmemesinden dolayı brüt asgari ücretin iki katı;
• İşçinin sigortasız çalıştırıldığı her ay için asıl veya ek aylık prim ve hizmet belgesinin süresinde verilmemiş olması nedeniyle brüt asgari ücretin 2 katı tutarında para cezası uygulanır.
• Tekerrür durumuna göre bu cezalar arttırılır.