9 Eylül 2016 Cuma

Ötekileşmeden İnsan Olmak!


Öğrencilerinden birisi Mevlana'ya sormuş; Efendim bu dört kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız? Şimdi bak, karşı medrese de dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım. Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat atmış. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş. Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.
Mevlana, İşte sana istediğin örnekler:
Birinci, şeriat kapısını geçmiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için tokatı yiyince kalktı aynısını sana iade etti.
İkinci, tarikat kapısındadır. Tokatı yiyince o da kalktı tam tokadı iade edecekti ki tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap" onun için döndü ve oturdu.
Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek yaradandan geldiğini bilir ve inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.
Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile.

Temizlik dıştan değil, içten yapılır. Yapılabilmesi içinde çalıştırılması ve sorgulama yeteneği olması gerekir. Sorgulamayan beyin biat eden beyindir.

Veren el, alan elden her zaman üstündür. Menfaat, çıkar düşünmeden vermek paylaşmak güzeldir. Paylaştıkça çoğalırsın. Gerçek yaşamın tadı yalın ve karşılıksız olmalıdır. Kimse kimseyi sınırlamamalıdır. Her insan edindiği tecrübe, eğitim, yaşam biçimi, psikolojisi, hayat hikayesine göre kendi çapında ele alınıp yorumlanabilir. Önemli olan okuyanın ne çıkardığıdır. Doğrunun bulunabilmesi için yanlışın varlığı şarttır. Kötü olan yanlış değil onu idrak edemeyen zayıf beyindir. Ama tek bir beyin her konu da doğruyu bilmeye yetmez. O yanlışa toplum ruhunun yardımı gerekir. İman din değil doğrunun üstünlüğüne inanmak ve icraat demektir.

Hayatında bir kitabın kapağını açıp okumamış, anlamadığı kitabı okuyup kendince anlam yükleyenler için umut yok gibi. Türkiye %80 inandığı dini sadece büyüklerinden dinlediği kadar biliyor. Kurân'ı eline alıp okumamış yada okumuş ama anlamamış, dinimizi inceleseler keşke. Cahil ve okumayan bir toplum olduk iyice. İlla ki dini bir başkası öğretecek bize. Öğretenlerin hepsi olmasa da bir çoğu doğruyu değil, menfaatine uygun olanı öğretiyor. Kurân'ı anlayarak okuyan, sorgulayan da istenmiyor dolayısıyla.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder