28 Ekim 2016 Cuma

Muhteşem Türk ATATÜRK



Dünyanın lider olarak kabul ettiği, söylediği her sözün arkasında duran, sonradan hata yaptık, özür dilerim demeyen, savaşmayı topraklarına giren düşmanları temizlemek için yapan ve bizzat ön safhalar da yer alan, yaptığı devrimlerle bir ulusu aydınlığa çıkaran, asla yeri doldurulamayacak, kalplerden çıkmayacak ulu önderimiz. Bir ülke için yapılacak her türlü devrim ve inkılabı yapmıştır. Gerisinden gelenlere yapılanlara sahip çıkmak kalmıştır. Bunu başarmak da en büyük erdemdir.

Cumhuriyet’in 15. yılı 29 Ekim de coşkulu törenlerle kutlanmaktadır. Ancak ATATÜRK'ün sağlık durumu ciddi bir hal almış, yardım da alsa çok güç hareket edebilir duruma gelmişti. Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri törenlerden dönerken boğaz vapurunu Dolmabahçe önüne getirmişler “İstiklâl Marşı ve Gençlik Marşı’nı söyleyerek” onu selamlamaktadırlar. Dışarda coşkulu ve içten büyük bir sevgi gösterisi vardır. Ses tonuna yansıyan bir hüzünle yanındakilere şöyle der: “Bugünü halkımla, halkımın içinde kutlamak isterdim. Beni Cumhuriyet Bayramında halkımdan uzak tutan bu hastalığa lanet ediyorum. Bana gelecek bayramlardan söz etmeyin. Hatta gelecek aydan da söz etmeyin. Ekim ayını çıkarabilirsem bile Kasımı çıkarabileceğimi hiç sanmıyorum.” Yüzü her zamankinden daha solgun, elleri balmumu rengini almıştır. Gözlerinin çevresi mor halkalarla çevrili birer kuyu gibidir. Gençlerin coşkusu giderek artmış, gösterileriyle yer ve göğü inleterek onu görmek istemektedirler. Dr. Neşet Ömer ve Zeki Bozok’a, “Duyuyor musunuz bunlar bizim gençlerimiz. Cumhuriyeti emanet ettiğimiz gençlerimiz. Ne gür sesleri var. Öyle bir nesil yetişiyor ki, bu neslin heyecanı, yurt ve bayrak aşkı köreltilmeyecek olursa, dünyanın en mutlu ülkesi biliniz ki, Türkiye olacaktır. Gençliği köreltmek isteyenler çıkacaktır. Tarihe bakınız, gençleri körelterek ulusların mutluluğuna, esenliğine gölge düşürecek bedbahların çıktığını görürsünüz” der ve gençleri görmek, onlara el sallamak için hazırlanmasını ister.
Doktor “fakat paşam” dediğinde sözünü keser, “nedir fakat?” diyerek sert tepki gösterir. Gerisini odada bulunan Sabiha Gökçen şöyle anlatır: “Binbir güçlükle elbisesini giydirdiler. Ben de yardım etmeye çalıştım. Çektiği acıyı anlatmaya imkan yok. Yüzü çektiği acıdan morarıyor, ter damlaları halının üzerine sanki yağmur gibi iniyordu. Pencerenin önüne bir koltuk getirildi ve ATATÜRK koltuğa oturtuldu. İşte o zaman dışarda esas kıyamet koptu. Onu gören gençler çılgınca alkışlıyor, ellerindeki bayrakları sallıyordu. Görülecek bir manzaraydı. Gençleri buradan eliyle selamladı. Gözleri yaşarmıştı. ‘Bu bayramlar ve yarınlar sizindir güle güle’ dedi ve yatağına geri götürülmesini istedi. ‘Yoruldum, çok çabuk yoruluyorum. Beni lütfen yatırınız, onları görebildiğim için çok mutluyum’ diyerek uzandı...”
(ALINTI / Çankaya” F.Rıfkı Atay, İst.-1980)

Vatanı düşmanlardan kurtarıp bize teslim etmiş, ülkeyi o zaman ki koşullar da olabildiğince üst seviyeye ulaştırmak için canını ortaya koymuş, eğitimi, ufku, kültürü, zekası, ahlakıyla tüm dünyanın bugün dahi saygı duyduğu gerçek bir vatansever, başkomutan, gazi, mareşal olmuş, üstün şahsiyettir Mustafa Kemal Atatürk. Halktan kopuk, Osmanlı ailesinin saltanat saraylarında değil, her yöre de, her mecra da halkla yaşamıştır. Şimdi özgürsek, Demokrasi ve Cumhuriyet ile yönetilerek bugünlere kimsenin sömürüsü altında olmadan gelebildiysek Atatürk'ün ve Şehitlerimizin sayesindedir.

Varoluşunu yadsımak, yok oluşu unutmak içindir. Bizler genel de anlatılanı değil, anlamak istediğimizi anlarız. Çoğu zaman onu da anlamayız, anlasak bile yanlış anlarız. Bakış açısı insanın aynasıdır. En güçlü ideolojileri bile bir yandan ayakta tutan, bir yandan yok eden yine bakış açılarıdır. Gerçek biz görmek istediğimiz biçimde şekillenir. Bakış açısı kişilerin niyetine paralel ilerler, inanmak istediğin neyse o yönde şekillenir, istediğin kadarını algılar ve seçtiğin kadarını yaşarsın.

Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyette alnımız temiz, başımız dik, vicdanımız hür, kalbimiz vatan sevgisiyle dolu ve gururluyuz. Türkiye'nin yönetim şekli Cumhuriyettir, demokrasidir. Kimsenin kölesi olmadan halkın kendi kendisini yönetebilmesidir. Hepimizin Cumhuriyet Bayramı Kutlu, Ülke olarak aydınlık yarınlar bizimle olsun.

HÜLYA ÇAKICI 

Efendiler, Yarın Cumhuriyeti İlan Edeceğiz.



Efendiler, Yarın Cumhuriyeti İlan Edeceğiz. (28 Ekim 1923)
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Uygar, özgür ve medeni bir şekilde yaşansın, halk söz sahibi olsun, kadın erkek eşitliği olsun diye Cumhuriyet kuruldu ama cahil kesimler bunun farkında olmayıp saltanatı geri istiyor. İki gözü olup görmeyen, görüp de işine gelmeyen, iki kulağı olup duymayan, duyup da aldırmayan, aklı olup sağlıklı düşünemeyenler; unutulmasın ki karanlık yoldan çıkış olmaz, mutlaka tökezlersiniz.

Doğruya doğrulara karşı kendini kapatmış bir toplum da yalan tek geçerli ortak dildir maalesef ki. Bugün toplum böyle artık. İkiyüzlü, herhangi bir etnik değeri olmayan, sadece görüntüyü kurtarayım derdinde bir yığına dönüşüyoruz hızla. Bir kesim tarafından sürekli hakarete uğraması, ilkelerinin yıkılmaya çalışılması ve bu yıkıma öncülük edenlerin Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyette Seçme ve Seçilme hakkı ile geldiğini düşünmek ve Ortadoğu ülkesi olmayı istemek gibi anlaşılamaz bir zihniyet oluşmuş durumda. Kocaman Osmanlıyı yıkan zihniyet bugünlerde yeniden ortada. Ve ben güzel ülkemde şu an işsizlik, sapıklık, yüzsüzlük, açlık, acı, gözyaşı, mutsuzluk görüyorum. Hayır bunların hiçbiri yok diyebilir miyiz?

İstiyorsan hakka varmayı, meslek edin gönül almayı, bırak saraylar da mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin. (Hz. Mevlana)

Osmanlı yıkılırken bile padişah saray yaptırıyordu. Devletin büyüklüğünü saraylar göstermez, devletin büyüklüğü saraylarla ölçülmez ve temsil edilmez, saraylarla temsil edilen sadece egodur, kibirdir. Ülkenin büyüklüğü ve gururu Milletler Cemiyetinde konuşma yapacağın zaman salondaki ülke temsilcilerinin seni ayakta karşılaması, elini sıkmak için kuyruğa girmesidir. Bu da bilgiyle, ekonomik ve teknolojik güçle, saygınlıkla olur, tahtta oturmakla olmaz. Dünyanın bir çok ülkesinde heykeli dikilen tek devlet adamı Atatürk'tür ve hala bir çok ülke ona saygı duyuyor. Ülke yönetmek kadın günlerinde paralarıyla, servetleriyle, evleri, arabalarıyla hava atanlar gibi davranmak değildir. Lider olmak sadece konuşmak değil, giyinişiyle, yürüyüşüyle, yemek yiyişiyle, masa da oturuşuyla bir topluma örnek olabilmektir. Asalet doğuştan olur sonradan olmaz, Atatürk, Türk Milleti ve Dünya Milletleri için bir örnek liderdir. Sadece bu ülkenin değil, tüm dünyanın hayranlık duyduğu tek insandır. Onun ve şehitlerimizin hakkı asla ödenemez. Atatürk'ün ve tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Aydın olmayanlar, ileriye bakamayan baksa da göremeyenler Atatürk'ü ve yaptıklarını anlayamazlar. O ve insanımız hiç yoktan tekrar özgür bir ülke yarattılar. Şimdi insanlar nankörleşti, değer yargıları değişti, değer bilmez oldular. Ülkemizde isimlerimizin yabancı olmaması sayelerindedir. Hepsinin de yediğimiz ekmekte, içtiğimiz suda hakları var. Giderken kendisi gibi milyonlarca düşünen Türk genci bıraktı yarınlara. Okuyalım, düşünelim, doğruyu konuşalım ve uğruna canlar sönen vatanı artık hak ettiği yerlere taşıyalım. Bütün Türk Milletinin 29 ekim Cumhuriyet Bayramını kutluyorum. Nice barış içinde bayramlara.

HÜLYA ÇAKICI 

26 Ekim 2016 Çarşamba

HANGİ DİL VE NİÇİN?


Bir Cezayirliye sorsanız muhtemelen size dünya dilinin Fransızca olduğunu söyleyecektir. Eski sovyet ülkelerinde de dünya dilinin Rusça olduğunu iddia edebilirler. Yabancı dil bilmek elbette gerekir bunda hemfikiriz. Ama hangi yabancı dilin sizin işinize yarayacağı da sizin mesleğinizle ilgilidir. Avukat, ingilizce öğrenmenin gerekli olduğunu savunur ama bu durum bir elektronik mühendisi için, nükleer enerji mühendisi için yada makine mühendisi için aynı değildir. Edebiyatçı veya tarihçi için de olmazsa olmaz yabancı dilin İngilizce olduğunu sanmıyorum.

İngilizce bir dünya dili. Amerikan emparyalizmi olarak yaftalamak kolaylık. Örnek vermek gerekirse tüm dünya da uluslararası sözleşmeler ingilizce olarak düzenleniyor, dolayısıyla hukuki ingilizceye hakim olmayan bir avukatın uluslararası düzeye gelmesi imkansız. Tercih bir kasaba da kalıp tarla sınır ihalelerine dava dilekçesi yazmaksa bu da bir ihtiyaçtır ama toplumun genelinin rüyasındaki iş değildir.

Bu ülke de yıllardır insanlar Arapça öğrenir ama ne konuşabilir, ne de okuduğunu anlar. İngilizce de aynı şekilde. Sınavlarda ingilizce soruları çözen ama konuşamayan, duyduğunu anlayamayamayan insanlardan ibarettir bizim dil eğitim sistemimiz.

Çocukların beyin gelişiminin en aktif olduğu dönem 0-6 yaş arasıdır. Bu dönem içinde çocuklar birden fazla dili ana dili gibi öğrenebilirler. Maalesef ülkemiz de anaokuluna bilinçli bir önem verilmiyor, daha doğrusu çocuklara birey gözüyle bakılmıyor. Eğitim sisteminde baştan sona yanlışlarla ilerliyoruz. İyi eğitim verilmesi, ilgili olmak önemli olan, umarım bundan sonra eğitim sistemimizin başında konusunda uzman kişiler olur ve kendini değerli hisseden mutlu çocuklar yetişir geleceğe...

Velilerin çocuklarını gönderdikleri özel okullarla birbirlerine hava attıkları bir toplumuz. Bu insanların büyük bir kısmı ne öğretildiğinden habersiz, gösteriş için çocuklarını bu okullara gönderiyorlar. Çocuklar ingilizce öğreniyor ama ne hikmetse bilim, fen, tarih, matematik öğrenmiyor. Ülkenin genç beyinlere, genç duygulara, genç politikacılara ihtiyacı var. Okuyun çağdaş gençlik!

HÜLYA ÇAKICI

Osteoporoz


Erkekler de ve kadınlar da osteoporoz belirtileri nelerdir? Osteoporoz tedavisi nasıldır? Konunun uzmanlarından osteoporoz...
Kemiklerin sessiz hırsızı olarak tanımlanan osteoporoz 50 yaş üzeri her 3 kadından ve her 5 erkekten birinde görülüyor. Sağlıksız beslenme ve yetersiz fiziksel aktivite nedeniyle görülme sıklığı giderek artan kemik erimesi, kişilerin yaşam kalitelerini ve hatta sağ kalım sürelerini azaltıyor. Yaşam tarzında yapılan küçük değişikliklerle kemik erimesinden korunmak mümkün olabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. Gülseren Kayalar, “20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü” öncesinde kemik erimesi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Osteoporoz nedir?

En sık görülen metabolik kemik hastalığı olan osteoporoz, kemik yoğunluğunun ve kalitesinin azaldığı bir hastalıktır. Bu hastalıkta kemik kütlesindeki azalma nedeniyle kemik daha kırılgan bir hale gelmekte ve kırıkların oluşma riski artmaktadır. Kemik erimesi genellikle omurga, kalça ve el bileğinde kırıklara neden olmaktadır. Bununla birlikte diğer kemiklerde de kırıklar görülebilir. Kemik erimesine bağlı kırıkların görülme sıklığı kadın ve erkeklerde özellikle omurga ve kalça bölgesinde ilerleyen yaşla birlikte daha da artmaktadır.

Kemik erimesi sessiz ve ilerleyici bir hastalık olduğundan ilk osteoporotik kırık ortaya çıkana kadar belirti vermeyebilir. Omurgada oluşan kırıklar sırtta şiddetli ağrıya, kamburluğa ve boy kısalmasına yol açabilmektedir. Fonksiyonel bağımlılık yaratması nedeniyle yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalça kırıkları, genellikle cerrahi müdahale gerektirmektedir. Kemik erimesi erken teşhis sayesinde büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalıktır. Yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun ilaç tedavisiyle kemik kaybı yavaşlatılabilmekte ve birçok kırık önlenebilmektedir.

Osteoporoz çocuklukta başlar!

Osteoporozu önlemenin yolları nelerdir?

Kemik erimesi tedavisinde en önemli yöntem beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin yapılmasıdır.Günlük 800-1200 mg kalsiyum alınmalı güneş ışığı ve diyetle yeterli D vitamini alımı sağlanmalıdır. Her gün en az 30 dakika boyunca düzenli fiziksel aktiviteler yapılmalıdır. Sigaradan ve aşırı alkol tüketiminden uzak durulmalıdır. Bu önlemlerle birlikte doktorun önerdiği ilaç tedavisine devam edilmesi kemik erimesini yavaşlatacaktır. Bunların yanı sıra kemik erimesini tetikleyen en önemli faktörlerden biri olan düşmelerin önlenmesi için de bir takım önlemler alınması gerekmektedir. Düşmeleri azaltmak için denge, kas güçlendirme ve postür egzersizleri düzenli olarak yapılmalıdır. İleri yaşlarda baston, yürüteç gibi yardımcı eşyalar kullanılmalıdır. Ev ve iş yerlerinde ayağa takılacak kablo ve kordonlar bulunmamalı ve zemin kaymayan bir materyal ile kaplanmalıdır. Merdiven, duş, küvet ve klozet kenarlarına tutamaklar yerleştirilmelidir.

Kemik erimesiyle mücadele etmenin ilk basamağı, risk faktörlerinin bilinmesidir. Kişiler risk altında olduklarını bilirlerse kemik erimesini yavaşlatmak ve önlemek mümkün olabilmektedir. Kemik erimesini tetikleyen en önemli risk faktörleri; ileri yaş, cinsiyet (kadınlarda daha sık görülüyor), aile öyküsü, daha önceki kırıklar, uzun süre kortizon kullanımı, romatoid artrit, alkol, sigara, düşük beden kitle indeksi ve kemik mineral yoğunluğu, yetersiz fiziksel aktivite, düşük kalsiyum alımı ve D vitamini yetmezliği olarak sıralanabilir.

Süt kemikleri güçlendirir mi?

Osteoporozun belirtileri nelerdir?

Aşağıdaki sorulardan bir veya birkaçına “evet” cevabı veren kişiler kemik erimesi açısından risk altındadır. Bu kişiler vakit kaybetmeden uzmana başvurarak, fiziksel muayene, kan-idrar testleri, röntgen ve kemik yoğunluğu ölçümü yaptırmalıdır.

Anne veya babanızda basit bir zorlanma veya hafif bir düşme sonrasında kalça kırığı oldu mu? Sırtında kamburluk gelişti mi?

Kendinizde hafif zorlanma sonucunda kırık oluştu mu?

45 yaşından önce menopoza girdiniz mi? (Kadınlar için)

Son bir yıl içinde boyunuz 3 santimetreden fazla kısaldı mı?

Vücut kütle indeksiniz 19 kg/m2’nin altında mı?

Üç aydan daha uzun süre kortizon içeren ilaç kullandınız mı?

Romatoid artrit hastalığınız var mı?

Günlük süt veya süt ürünleri tüketiminiz yetersiz mi?

Günlük direkt güneş ışığına maruz kalma süreniz 10 dakikadan az mı?

Sigara içiyor musunuz?

(ALINTI / Dr. Gülseren Kayalar)

Fazla tuz kemik erimesini hızlandırır.

Osteoporoz tedavisi nasıldır?

Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Bölümü’nden Prof. Dr. Engin Çakar, osteoporoz hastalığı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Gençlerde de görülüyor

Kemik yoğunluğundaki azalmaya bağlı sinsi bir şekilde ilerleyen osteoporoz, ağrılı kemik kırıkları, şekil bozuklukları, boyda kısalma, sırtta kamburlaşma, bel ve sırt ağrıları ile kendisini gösteren sinsi bir hastalıktır. Kadınlarda menopoz sonrası erkeklerde ise 65 yaş ve üzerinde ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar kemik erimesinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde arttığını göstermektedir. Yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik bir hastalık olan osteoporoz; genetik nedenlerle genç yaştaki kişilerde de görülebilmektedir.

Kadınlar erkeklerden 10 kat daha fazla risk altında

Osteoporoz riskinden korunmak için alınacak önlemlerin başında kemik kütlesinin artırılması gelmektedir. Doğumdan sonra 35 yaşına kadar sürekli artarak en yüksek seviyesine çıkan kemik ağırlığı, bu yaştan sonra yoğunluk ve kütlesel olarak azalmaya başlamaktadır. Bu nedenle 35 yaşına kadar alınan önlemler kemik kütlesini artırmada önemli bir fayda sağlamaktadır. Kemik kütlesinin oluşmasında yaş, cinsiyet, aktivite düzeyi ve coğrafi faktörlerin büyük etkisi bulunmaktadır. Erkeklerdeki kemik kütlesi kadınlara oranla daha fazladır. Erkeklerden daha az kemik kütlesine sahip olan kadınlarda menopoz faktörü de tabloya eklendiğinde osteoporoza yakalanma riski 10 kat daha fazla artmaktadır.

Erkekler de osteoporoz taraması;

Gün içinde fiziksel aktivitenizi artırın

Kendiliğinden olan veya kırıkla sonuçlanmayacak bir travmadan kaynaklanan kırıklar

Boyda gençlik dönemine göre 4-6 cm’den fazla kısalma olması

Küçük ve ince iskelet yapısı

Ebeveynlerde kalça kırığı hikayesi olanlar

Sigara ve alkol tüketenler

3 aydan fazla süreli kortizonlu ilaç kullananlar

Yetersiz kalsiyum ve D vitamini eksikliği olanlar

Fiziksel aktivite ve egzersiz yapmayanlar ile uzun süreli yatağa bağımlı olan kişiler kemik erimesi bakımından risk grubundadır ve erken dönemlerden itibaren gerekli önlemler alınmalıdır.

Yılda bir kemik yoğunluğunuzu ölçtürün

Sinsi bir hastalık olan Osteoporoz tedavisinde erken tanı büyük önem taşımaktadır. Risk grubundaki hastaların kemik mineral yoğunluğundaki değişimler 1-2 yılda bir yapılan kontrollerle mutlaka izlenmelidir. Kan ve idrar tahlilleri yaptırılarak kemik yıkımının arttığı veya yapımının azaldığı gösterilebilir. Yapılan kontroller ve alınan önlemlerle doruk kemik yoğunluğu en uygun düzeyde tutularak Osteoporozdan korunmak mümkündür. Ayrıca çocukluktan döneminden itibaren yapılan aktif spor, yeterli derecede alınan D vitamini ve kalsiyum kemik erimesini önlemenin başlıca yollarındandır.

Doktor takibini ihmal etmeyin

Osteoporoz tedavisinde kemik yıkımını azaltan ve kemik yapımını uyaran ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı kontrolünde kullanılmalı ve düzenli takip edilmelidir. Meydana gelen kırıklar, normal kırıklar gibi ortopedik yöntemler ile tedavi edilir. Kırık sonrası erken mobilizasyon ve sekel kalmasını önlemek için fizik tedavi ile rehabilitasyon gereklidir.

Menopozda neler olur?

Osteoporozu ve kemik kırıklarını önlemek için 7 öneri

Kemik sağlığı için kalsiyum alımını önemseyin ve yeteri kadar süt ile süt ürünü tüketin.

Sigara ve alkolden uzak durun.

Günlük yaşamda fiziksel aktivitenizi artırın. Asansör yerine merdiven, sık sık araba gezisi yerine yürüyüş tercih edin.

Spora başlamadan önce mutlaka uzman yardımı alın.

Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Yeteri kadar kalsiyum ve protein alımına özen gösterin.

Merdivenler, halılar, kablolar hepsi birer düşme nedeni olabilir. Yaşadığınız ortamda gerekli düzenlemeleri yaparak düşme riskinizi en aza indirin.

Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin ve doktorunuza danışarak kemik yoğunluğu ölçümünüzü zamanında yaptırın.

(ALINTI / Prof. Dr. Engin Çakar)

Yaşamın keyfini çıkarın çabuk bitiyor...


Yaşlılık diye bir şey yok insan hissettiği yaştadır. İnsanların ömrü Allahın verdiği kadardır ama insan olarak yaşamak ve yaşamamak bizim elimizdedir. Marifet uzun yaşamakta değil iyi yaşamakta, hayat her şeyi ile sana aittir. Yaşlılık sadece bir rakam, yeter ki içimizdeki güzel düşünceler devam etsin. Her ne kadar fiziksel olarak yaşlansakta ruhumuz genç ve sağlıkla kalsın. İmkanlarımız çerçevesinde yaşamdan faydalanıp mutlu olmaya çalışmalıyız. Çünkü insan ancak mutsuzsa gerçekten kendisini yaşlı hissediyor. Her yaşın ayrı bir güzelliği var sağlıklı olduktan sonra içinden geldiği gibi yaşamak en güzeli. Dün için pişmanlık, gelecek için kaygı duyarak yaşamak gereksiz. Önemli olan bugünü layıkıyla huzurlu, mutlu yaşamak hayat çok kısa, ömür dediğimiz şu an aldığımız nefes, bir saniye sonrası ise meçhul.

Yaşanmışlıkları seviyorum. Çünkü onun her harfi tecrübe demek. Yaşanmışlık demek insanların gözüne bakınca ruhunu görmek demek, etrafındaki gereksiz insanlar elenmiş gerçek dostların, sevdiklerin, sevenlerin kalmış demek ve aslında yaşlanan sadece bedendir, ruh daima genç kalır.

Bir gün varsın bir gün yoksun, yaşadığın anın kıymetini bil. Doğumdan ölüme doğru giderken geçen zaman senin sanatının eseridir. Biriktirdiklerin önemli ama en önemlisi kalp kırmadan onurla, vicdanla, aşkla yaşadıklarındır. Ve yaşam ateşini harlı tutmaktır, ateş sönmeye başlarsa gençlik gitti demektir. Çünkü yaşlılık ben yaşlandım deyince başlar. İster 25 yaşında, ister 80 yaşında, hayat kısa insanoğlu, kesildikçe yeşeren otlar gibi yeşeremeyeceksin bir daha. Her yaşın kendine göre bir güzelliği ve her insanın da içinde bir çocuk var. İçindeki çocuğu keşfedebiliyorsan zaten baştan şanslısındır.

Yaşamın keyfini çıkarın çabuk bitiyor. Önemli olan hayatın son anına kadar yaşamdan vazgeçmemek. Herkesin kendine has taşıdığı bir tarzı var ve bunu kaç yaşında olursa olsun devam ettirebilmek güzel olan, çünkü ruhun yaşı yoktur, ruh duruma göre davranış sergiler ve sergilediği davranışa göre de yaşı söylenir.

Yeryüzünde her şey ölümlüdür, bu yüzden de sürekli değişim içindedir. Buna bitkiler, hayvanlar, insanlar akla gelen her şey dahildir. Zaman her şeyi yıkıma uğratır bundan kaçış yok ama bize bir armağandır da değerini bilelim. Yaş almak değil, ruhumuzun ve gönlümüzün genç kalması, içimizdeki çocuğu yaşatmakdır önemli olan. Ümit biterse gönül yaşlanır. İnsanın her yaşta gayesi olmalı ki, yaşlılık da güzeldir, yaşamakta. İnsanoğlu neyin doğru, neyin yanlış olduğunu yılların verdiği tecrübe ile beraber, yaşantısının özetiyle daha iyi anlar.

Kimin hangi hayat şartlarında yaşadığını bilemeyiz. Kiminin imkanı vardır yaşar, kiminin de kalbi vardır anlar. Nasıl yaşarsan yaşa temiz yaşa. Arkanda tövbe bekleyen günahlar, helallik bekleyen ahlar ve boynu bükük İnsanlar bırakma.

HÜLYA ÇAKICI 

Bağışıklık sistemini güçlendirmenin 20 yolu


+ Şekerden kaçınmak

+ Daha az stres yapmak

+ Balık tüketmek

+ Mantar yemek

+ Yoğurt ve Kefir tüketmek

+ Turpgil tüketmek

+ Hareket etmek

+ Düzenli uyku

+ İdeal kilo

+ Güçlü ilişkiler

+ Avokado tüketmek

+ Zencefil tüketmek

+ Meditasyon ve rahatlama tekniklerinden faydalanmak

+ Gülümsemek

+ Yulaf tüketmek

+ Sarımsak tüketmek

+ Beta glukan

+ C vitamini

+ Antioksidanlar

+ Çinko

HAYAT ARKADAŞI!


Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi. Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti. Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti.
Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu. Eşinin bu içine kapanık, karamsar hali kocayı çok üzüyordu. Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi. Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı:
- Ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı.
Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu. Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu.
Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Akşam karısına:
- Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi.
Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.
Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu. Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu.
Yine bir gün otobüse binerken şoför: Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi.
Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, “Neden?” diye sordu.
Şoför: Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor, dedi.
(ALINTI)

İnsanın yanında büyük sözler söyleyenler değil yürekten sevenler kalır. Gerçek anlamda sevebilmenin güvenden geçtiğini anlar insan güveni ve güvenileceğini keşfetdiğinde. Sevdiğine güvenir, güvendiğini sever insan ve zamanla anlar güvenmenin sevmekten daha değerli olduğunu. İhtiyacımız olan şey sahte olmadan gülen bir yüz, yalanı olmadan seven bir kalp. Yanımızda olmasını istediklerimiz baş ucumuzdadır zaten, gerisi teferrüattır.

Seviyorsan sahiplenecek, değer verecek, kıymet bilecek, huzur verecek, önemseyeceksin, en önemlisi ezmeyecek, ezdirmeyeceksin. Yapılan seçimler bizi biz yapar. Güveneceğin insanı da, üzüleceğin insanı da biz belirleriz. Hayatında görmek istediklerini hayatına buyur edecek, istemediklerini uğurlayacaksın. Hak edeni aşk bilecek, senin kıymetini bilmeyenin de hakkını teslim ederek sensizliğe yolcu edeceksin. Olur olmadık insanlar için kalp ağrısı çekmeyecek, onları acına ortak etmeyeceksin. Zaman şimdidir, bir başkası için şimdiyi kaçırırsan gelecekte kendinden harcamış olursun. Anı yaşayın bugünü yarına ertelemeyin, öyle değerli ki zaman ama insan kıymetini bir türlü anlayamıyor. Bizi sevecek, yanımızda ve arkamızda duracak bir HAYAT ARKADAŞI bulmamız dileğiyle...

HÜLYA ÇAKICI 

İnsan Kötülüğün Atasıdır!


Küçük çocuğa tecavüz edip planlı bir şekilde öldür sonra cesedini gömmek için 1.5 metre çukur kaz ve o çukura itinayla göm sonra akli dengesi yerinde değil, psikolojisi bozuk densin. Kanun ceza vermiyorsa demek ki herkes kendi işini kendi halledecek ve halk verecek en uygun cezayı. Nerede yaşayacak? nasıl nefes alacak? nasıl dolaşacak? Hani derler ya ülkenin çivisi çıkmış diye, o çiviyi çıkaranlar utansın. Bu güzel ülke ve güzel insanlar bunları hak etmiyor.

Küçük bir suçta bile (baklava misali) adalet yıllarca ceza veriyorken, böylelerine ceza bile vermiyor. Bunu gören bazı embesiller de, nasıl olsa ceza verilmedi biz de aynısını yaparız diye düşünüp, ne zahmetlerle doğurup, büyütmeye çalıştığımız, gözümüzden bile sakındığımız çocuklarımızı elimizden alıyorlar. Bugün ona, yarın öbürüne, öbür gün belki de size.

Pisikoloji bozukluğu başka bir şey, sapıklık başka bir şey. Bu yaratığın pisikolojisi değil nefsi bozuk. Hapishane de mahkumlar tarafindan dövüleceğini biliyor, mahalle duymasın sakın diyebiliyor, çocuklar kalabalıkken içlerinden götürmemeyi akıl edebiliyor, yalnızken şeker vermeyi biliyor, benim aklım başımda değil ben kafamı duvarlara çok vurdum, düşünemiyorum diye kendisini savunabiliyor, bu pisliğin neresi hasta? Düpedüz yalancılık, sahtekarlık.

Akli dengesi yerinde değilmiş? Param yoktu kadına gidemedim demeyi biliyor, bilerek ve tasarlayarak insan öldürüyor ki kurbanı kendini koruyamayacak yaşta. Bu işi değil yapmak, aklından geçirebilen bile zaten hasta ruhludur. Bunda şaşılacak bir şey yok zaten. Ama bu onun ceza almasını engellemez. Bu şekilde tecavüzlerin önü daha da açılıp, üstüne aptal rolü oynayarak artık profesyonel potansiyel bir hale döndürecekler. Neden diye soruyor insan ister istemez ve Tanrı adına karar vermek isteyen tüm lüzumsuzlar yok olup gitmeli diyor sonra.

Eskiden bu tür olaylar çok sık olmazdı insanlar yargıdan, adaletten korkardı, şimdi gündelik olaylar oldu. Allahtan %99'u Müslüman bir ülkeyiz, bir de olmasaymışız ne olurdu acaba. Aslında bırakalım hadım edilmeli, idam edilmeli muhabbetlerini. Çıksın bir 30 yıl afsız ceza yasası bir daha yapsınlar da görelim. Biz hala adaletten değil mahkumlardan medet ummaya devam ediyoruz. Eğitim seviyesi düştükçe ahlak seviyesi de düşüyor, yeni Türkiye dedikleri bu olsa gerek. Cezalar az olunca mağdur insanlar artıyor, önüne geçmek için toplumsal suçlara ağır cezalar verilmeli. İyice yobazın, sapığın harman olduğu bir ülke olduk. Ama potansiyel suç ortamında ne söylesek, ne yazsak boş. Tek kelimeyle bunları hadım etmek ve afsız ömür boyu ceza vermek lazım.

HÜLYA ÇAKICI 

22 Ekim 2016 Cumartesi

Yoksa Melekler İzine mi Çıkmış?


Nereden nereye...
Ne oldum demeyeceksin,
Ne olacağım diyeceksin!

Çocukları önemsemeyen Müslüman bir toplum Müslümanlığını sorgulamalı. Zira Müslümanların önderi ve rehberi Hz. Muhammedin kuşu ölen bir çocuğa baş sağlığına gitmesi olağanüstü bir durumdur ve üzerinde durup düşünülmesi gereken bir olaydır.

Bu nasıl bir adalet sistemidir ki bu cinsi sapıkların cezasını içerdeki mahkumların vermesini bekliyoruz. Hep kadınlar için atıp tutuyorlar, açık giyindi, tahrik etti vs. nasıl sapık bir zihniyet varmış ki annesinin diz kapağından tahrik oluyor. Bu zihniyetteki mahlukatları Kurân kursundaki erkek çocukları nasıl tahrik etti peki? Kedi, köpek, kaldırım, damacana vs. nasıl tahrik etti? Kundaktaki bebek nasıl tahrik etti peki? Masum çocuklar kirli beyinler, ahlaki değerlerini yitirmişler tarafından en ağır travmayı yaşıyorlar. Nasıl bir nefs varmış ki bu kadar baştan çıkıldı? Hiç kimse Türkiye çok ilerledi, gelişti demesin. Çocuklara bu travmayı yaşatanlar adil hukuk önünde hak ettikleri cezayı alana kadar mücadele edilmeli. Ya birlik olup bu adalet sistemini düzene sokacağız yada hep birlikte yok olacağız. Türkiye'nin geldiği nokta bunlara gerekli cezayı vermeyen ve hoş görenlerin suçudur yani bizlerin.

Kuran dışı bir İslamın dayatıldığı ve yaşatıldığı dünya da ve ülkemiz de, cinsellik, sapkınlık hep ön planda, devamlı bacak arası ile ilgilenilmekte. Cahil ve görgüsüz bir erkeğin yönetilebilecek en zayıf tarafı cinsel duyguları olduğundan dolayı da cinsel yasaklar ve cennet hurileri vaadi ön plana çıkarılıyor ve toplum gittikçe cehalete doğru yol aldığından, boş bir kafanın çalıştığı tek yer olan bacak aralarına sapkınca yoğunlaşılıyor. Orta da caydırıcı cezaların olmaması tetikliyor bu durumu ve beyin özürlü mahlukatlar tarafından da kullanıyor.

Okumayan, eğitilmeyen toplulukların bakış açıları birileri tarafından yönlendirilir, aldatılır ve aldanırlar. Her şeyden önce eğitim şart. Ama kimsenin kimseyi dinlemeye, anlamaya ve bakmaya zamanı yok, esir alınmış bir toplum olduk düzenin istediği şekliyle. Uyanmak lazım insanoğlu yaşadığın dünyan yanıyor yarın çok geç olabilirler.

HÜLYA ÇAKICI

21 Ekim 2016 Cuma

ACI TORBASI... ( Bir Sufi Öyküsü )



ACI TORBASI... ( Bir Sufi Öyküsü )

Bir adam çok acı çekiyormuş ve her gün Tanrıya dua edip,
Neden ben? Başka herkes çok mutlu görünüyor,
ben neden böyle acı çekiyorum? Diyormuş.

Bir gün büyük bir umutsuzlukla Tanrıya dua etmiş:
Bana başka herhangi birinin acısını verebilirsin,
onu kabul etmeye hazırım ama benim acımı al. Artık dayanamıyorum.

O gece güzel bir rüya görmüş güzel ve çok açıklayıcı.
O gece rüyasında Tanrının gökyüzünde görünüp herkese,
Bütün acılarınızı tapınağa getirin, dediğini görmüş.

Herkes kendi acısından bıkmış durumdaymış aslında
herkes hayatının bir döneminde,
Herhangi birinin acısını kabul etmeye hazırım ama benimki al;
benimki çok fazla, dayanılmaz, diyormuş.

Böylece herkes kendi acılarını torbalara doldurmuş, tapınağa gitmiş
ve herkes çok mutlu görünüyormuş;
artık dualarının kabul olduğunu düşünüyorlarmış.

Bizim adam da tapınağa koşmuş. Tanrı,
Torbalarınızı duvar kenarına koyun, demiş.
Bütün torbalar duvar kenarına konmuş ve Tanrı,
Şimdi seçebilirsiniz, demiş.
Herkes istediği torbayı alabilir.

Ve en şaşırtıcı şey şuymuş: bu her zaman dua eden adam,
başka herkesten önce kendi torbasını seçebilmek için yanına koşmuş!
Ama çok şaşırmış çünkü herkes kendi torbasına koşuyor
ve tekrar onu seçmekten mutlu görünüyormuş.

Ne oluyormuş?

İlk defa olarak herkes başkalarının sefaletlerini,
başkalarının acılarını görüyormuş
onların torbaları da büyükmüş, hatta daha da büyükmüş!

Ve ikinci sorun şuydu ki, insan kendi acılarına alışıyordu.
Şimdi başka birininkini seçmek? Torbada ne tür acılar olduğunu kim bilebilirdi?

Uğraşmak niye?

En azından kendi acılarını tanırsın, onlara alışmışsındır, katlanılabilirler.
Yıllarca onlara katlanmışsındır niye bilinmeyeni seçesin?

Herkes evine mutlu bir şekilde dönmüş.

Hiçbir şey değişmemiş, aynı acıları geri götürüyorlarmış ama
herkes kendi torbasını alabildiği için mutluymuş ve gülümsüyormuş.

Ertesi sabah Tanrıya dua etmiş ve Dua için teşekkür ederim, demiş.
Bir daha asla böyle bir şey istemeyeceğim.

Sen bana her ne verdiysen iyidir, benim için iyi olmalı ki bana verdin...

OSHO...

Köylü ile Kurt


Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmışlar. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir türlü def edemez. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir.
Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar: "Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler." Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar, kurda içine girmesini söyler. Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder. Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar. Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü "görmedim" der ve avcılar uzaklaşır.
Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar.
"Çok teşekkür ederim" der kurt, "Bana büyük bir iyilik yaptın"
"Önemli değil" der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar.
"Bir dakika" diye seslenir kurt: Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum, çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve burada senden başka yiyecek bir şey yok."
Köylü şaşırır: "Olur mu, ben senin hayatını kurtardım."
"Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur" der kurt.
"Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım." Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler. Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar. "Ne vefası" der kısrak, "Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim. Ve yaslanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya koydu..."Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar. "Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim" der köpek, "Yıllardır sadakatle hizmet ederim sahibime, koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur..." Kurt köylüye döner, "İşte gördün" der. Köylü de son bir çabayla "Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım, sonra beni ye" diye cevap verir.
Bu kez karşılarına bir tilki çıkar. Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar. Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir. "Her şeyi anladım da" der tilki "Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın?" Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar: "Gözümle görmeden inanmam..." İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar. Köylü eline bir taş alır ve "Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık" diyerek torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar. Sonra tilkiye döner "Sana minnettarım beni bu kurttan kurtardın" der. Tilki de "Benim için bir zevkti" diye cevap verir. O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür. Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter:
"Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş... "

Hayat tecrübesi dediğimiz şey hatalardır!


Hiç bir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme, ya da aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz yada kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. Kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle tozdan kurtul. Geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol! (PAUL COELHO) 

Öğrenmek biIdiğini fark etmektir. Yapmak onu biIdiğini göstermektir. Hayatın bir an önce bizi ciddiye alması gerek. Bize sevgi gecelere yıldızlar gerek, yıldızların altından yükselen bir umut gerek, umuda bir ışık gerek ve ışığa da bir hayat. Dünyayı değil hayatı resetle. İnsanları muhatap alma. Biraz da kendine zaman ayır. Dünya nasıl olsa dönmeye devam ediyor. Dünyaya bir defa geliniyor. Her şey beyinde başlar, kalple inanılır, ellerle de şekillenir.

Kişinin her zaman doğru yolda gideceğinin garantisi yoktur. Doğru kapıya gelmek için birçok kere yanlış kapı çalınır. Hayat böyle. Eğer ilk sefer de doğru kapıya rastlanılırsa onun doğru olduğu anlaşılamaz. (Osho)

Benim bildiğim mükemmel kapı yoktur. Her kapının az olsa bile mutlaka bir kusuru vardır, önemli olan kendini bilip, kusurun ne kadarına tahammül edebileceğindir. Büyük acılar çekmeden, başkalarının hayatlarından ders alarak, kapı kapı dolaşmadan, huzuru bulan insanlar da var. Akıllı insan başkalarının aklını da kullanan, bilgi edinen ve bilgisini iradesiyle kullanıp, aklına, hislerine ve bedenine söz geçiren insandır. Yani doğruyu yanlışı ayırt etmek için insanın tüm deneyimleri kendisinin yaşaması için yeterince zamanı yok. Akıllı olmak için başkalarının deneyimlerinden ders çıkarmakta bir etken.

Mükemmel olmaya çalışmak insanı hata yapmaktan korkutur. Her hata bir öğrenmedir, gelişmedir. Hayat tecrübesi dediğimiz şey hatalardır. Hatalar ve yanlışlar büyütür insanı. Bir İnsan diyorsa her şeyim tamdır bilin ki o insan daha hamdır. Hata yaptığımızı kabul eder, düzeltirsek yaşam kalitemizi de arttırırız.

Hayat önümüze kırmızı halı sermiyor. Kırmızı halı üstünde yürüyebilmek için çaba gerekiyor. Bunlar da yaşadığımız olaylardan çıkardığımız tecrübeyle oluyor. Kendimizden daha önemli kimse yok. Bunu her gün kendimize söylememiz ve sınırlarımızı çevremizdeki insanlara belirtmemiz gerekiyor.

Mevlana der ki; acıyı tatmazsak tatlının güzelliğini de anlayamayız. Hayatta böyle terazi misali bazen acı çok, bazen tatlı çok. Önemli olan özünü kaybetmemek.

Doğrunun yanlıştan farkını öğrenmek için ne acılar çekiyoruz. Tecrübeler yaşanarak kazanılır, bazen yanlış, bazen doğru şeyler yaparız, önemli olan yaşadığımız kötü tecrübeleri tekrarlamamak. Demir döve döve şekil alır, insanlar da eğriyi, doğruyu yaşayıp ayırt ederek şekillenir. Yanılmanın yaşı yok, her yaşta ve her olay karşısında yanılabiliriz. Yeter ki az hasarla kalkalım düştüğümüz yerden ve bakış açımızı değiştirmesini öğrenelim.

HÜLYA ÇAKICI 

20 Ekim 2016 Perşembe

Kendiniz için yapın!


- Mideniz ağrıyorsa; olan her şeyin bizim hayrımıza olduğunu bilip sevgiyle hazmedin!

- Boynunuz ağrıyorsa; olaylara farklı açılardan bakıp pozitif taraflarını görmeye çalışın, inadı bırakın!

- Beliniz ağrıyorsa; paraya tu, kaka demekten vazgeçin!

- Ayak ve bacaklar ağrıyorsa: sol taraf için; geçmişle bağlarınızı koparıp geçmişte yaşamaktan vazgeçin! Sağ taraf için; gelecekten korkmayın, kendi geleceğinize güvenin!

- Başınız ağrıyorsa; değersizlik duygusundan vazgeçin, kendinizi önemseyin!

- Geceleri uykunuz da dişlerinizi gıcırdatıyorsanız; öfkelerinizden kurtulun!

- Göz bozukluğu ve ağrıları varsa; görmeniz gereken bir şeyi inatla görmek istemiyorsunuz, görmeyi seçin!

- Kulak ağrıları ve duyma bozukluğu için; inatla kendinizi etrafin seslerine kapatmayın, duymayı seçin, o seslerden size mesaj var!

- Regl ağrılarınız varsa; dişiliğinizi ve size sunduğu avantajları sevgi ile kabul edin!

- Sırtınız ağrıyorsa; suçluluk duygusundan vazgeçin!

- Omuzlarınız ağrıyorsa; başkalarının yüklerini, sorumluluklarını taşımaktan vazgeçin!

- Boğazınız ağrıyorsa; kendinizi sevgiyle ifade etmeyi seçin, çekingenlikten vazgeçin!

- Alerjiniz varsa; kendi gücünüzü reddetmeyi bırakın kime alerjiniz olduğunu düşünün!

- Diş ağrılarınız varsa; kararsızlığı bırakın!

- Bağırsaklar da problem varsa; ihtiyaç duymadığınız şeyleri atmanın zamanı geldi geçiyor!

- Kalbiniz ağrıyorsa; SEVİN!

Yalandan Kim Ölmüş



Dostluk tatile çıktı..
Aşk sizlere ömür..
Sabır tükendi..
Anlayış sıfır..
Mutluluk yok..
Tebessüm hasta..
Saygı raporlu..
Yalan diz boyu..
Adam harcamak gündem de..
Seviyorum sözü son moda..
Yalandan kim ölmüş ki..
İnsanlığın dışında!


Sevmesi için uğraşmadığın kişi, seni gerçekten sevendir.
Diğerleri işine geldiği zaman severken o her zaman sever.
Diğerleri seni olmanı istedikleri kişi olduğunda kabul ederken o seni olduğun gibi kabul eder.
Ve bil ki o kişinin yerini bin kişi de gelse dolduramaz...


Dilerdim ki, zamandan,
Dilerdim ki, yağmurdan,
Dilerdim ki, rüzgardan,
Dilerdim ki, benlerden,
Dilerdim ki, gülenlerden,
Dilerdim ki, ölenlerden,
Dilerdim ki, insanlardan,
Dilerdim ki, yalanlardan,
Dilerdim ki, duvarlardan,
Dilerdim ki, yaşamdan,
Dilerdim ki, hayattan,
Sadece Huzur...

İş göremezlik (Rapor) ödeneği alımı


Tüm sistemi vermemek üzere kur ama oldu da vermek zorunda kalırsan sistemi alamasınlar diye düzenle. Banka hesabına paranın yatırıldığından haberi olmayan işçi parasını nasıl çekecek? Parayı yatırınca bilgi de vermek gerekiyor bu durumda öyle değil mi? Para sigortalının hakkı ise banka hesabına yatırılır ve rahatsızlığı geçince çeker, sonuçta insanlar hasta olduğu için vs. rapor alıyor verilen bu kısa süre içerisinde gidip çekmeleri olası gibi görünmüyor.

İşçinin iş göremezlik ödeneği (rapor) alımında parasını yetkili banka hesabından altı gün içerisinde çekmezse üç aya varan gecikmeler yaşanıyor. Her ayın 8 ile 14’ü arasında çekilmek üzere, iş göremezlik ödeneği işçi adına banka hesabına aktarılıyor. Ancak para banka hesabından bu tarihler arasında çekilmez ise hak edilen ödenek emanete alınarak Sosyal Güvenlik Kurumu hesabına geri gönderiliyor. Ücret geri gönderildiğinde ise SGK’ya tekrar başvuru yapılması gerekiyor. SGK’nın her bir şubesinin ayda ortalama sekiz bin iş göremezlik ödeneği işlemi yapılıyor. Dolayısıyla paranın bankaya gönderilmesi de zaman alıyor.
Bir günlük iş göremezlik ödeneği için rapor tarihinden önceki üç aylık brüt kazanca bakılıyor. Üç aylık brüt kazanç, 90’a bölünerek, günlük brüt kazanç hesaplanıyor. Çıkan rakamın 3’te 2’si günlük iş göremezlik ödeneği dikkate alınıp raporlu gün sayısıyla çarpılıyor. Asgari ücretli işçi için brüt 1647 liradan günlük ücret 54.9 lira çıkıyor. Bu rakamın 3’te 2’si olan 36.6 lira günlük ödenek oluyor.

Devlet kurum ve kuruluşlarının ve özel sektör kurum ve kuruluşlarının günümüz dünyasında ve Cumhuriyet kurulduğundan bugüne kuruluş gayesi, misyonu ve vizyonu vardır. Önce bunu öğrenmek gerekiyor. Sonra geçimini temin edeceği işin misyon ve vizyonunu arttıracak ve verimlilik alınacak eğitilmiş, işinin ehli insanları çalıştırın. Misyon ve vizyonunu bilmeyen, anlamayan, yaşamayanlar için yönetim değişse de bu misyon da, vizyon da değişmez. Bunu bilmeyen yönetici de, yönetilen de her zaman kaybeder.

HÜLYA ÇAKICI

Ne kadar değer verirsen o kadar değer bulursun!


Yaşlı adamın eşi evde tereyağı yapıyordu kocası ise her gün yakınlarındaki bakkala götürüp satıyor onunla geçiniyorlardı. Bakkal adamın getirdiği tereyağını hiç tartmıyordu. Ancak bir gün acaba dedi. Adam gittikten sonra tereyağını tartıya koydu, 900 gram olduğunu görünce çok öfkelendi ve yarın geldiğinde bunun hesabını sorar bir daha da ondan alışveriş yapmam dedi.
Ertesi sabah yaşlı adam elinde tereyağı içeriye girdi. Bakkal sert bakışlarla bir daha senden tereyağı almayacağım dedi. Yaşlı adam üzülerek efendim bir yanlışım mı oldu dedi. Bakkal, efendi senin bana verdiğin tereyağını tarttım 900 gram geldi ayıp değil mi bu yaptığın dedi. Yaşlı adam başını yere eğdi ve efendim bizim terazimiz yok, sizden bir kilo şeker almıştık onu tartı olarak kullanıyoruz dedi. Bakkal utancından ne yapacağını şaşırdı.
Böyledir işte dünya! Kime ne ağırlıkta kıymet verirsen o ağırlıkta kıymet bulursun.

19 Ekim 2016 Çarşamba

Bir kese altın



Fatih Sultan Mehmet Han bir okulu teftişe gitmiş ve sınıfın öğretmenine;
— En çalışkan öğrenci kimdir? diye sormuş
Müderris,
— Ali’dir sultanım.
Fatih Sultan Mehmet
— Ali al sana bir altın Ali.
— Alamam padişahım.
Fatih Sultan Mehmet
— Peki neden alamazsın?
— Çünkü akşam eve gittiğimde babama sultan bana bir altın verdi dersem bana inanmaz. Koskoca padişah bir altın mı verir? der.
Ali’nin bu cevabı Fatih Sultan Mehmet’in çok hoşuna gider ve çocuğa bir kese altın verir.

Flemenk Atasözleri


Hollandalı ressam Pieter Bruegel'in  "Flemenk Atasözleri"  isimli tablosunda 100'den fazla atasözünü bir tabloda toplamış..

Tabloda 120 atasözü veya deyim  100  farklı sahnede (resimde) tanımlanmıştır. Bu atasözü ve deyimlerin  resim içinde birbirleriyle bir bütünlüğü olmamakla birlikte resmin tümüne bakıldığında bütünlüğü bozan bir aykırılık görülmemektedir. Resim Bruegel’in diğer eserlerindeki gibi sanki bir flaman köyündeki yaşamı anlatır gibidir.

Bugün halen kullanılmakta olan "dalgaya karşı yüzmek", "büyük balık küçük balığı yer", "kafasını tuğla duvara vurmak", "dişine kadar silahlanmak" gibi atasözleri bulunur. "Çatısını turtalarla kaplatmak" gibi bazı deyimler ise günlük kullanımdan çıkmıştır.

Tablonun özgün ismi olan Mavi Pelerin, tablonun ortasında karısı tarafından mavi bir pelerin giydirilen adamdan kaynaklanır. Burada, eşini aldatan kadınlar için kullanılan kocasına mavi pelerin giydirmek deyimi betimlenmektedir...

Tablodaki diğer atasözleri ve deyimlerde ise insanlığın ahmaklığı gösterilir: Bir adam danasının içine düşüp öldüğü çukuru, iş işten geçtikten sonra doldurmaya çalışır; mavi pelerinli adamın hemen üstündeki bir başkası günlerini sepette taşır (zamanını boşuna harcar). Bazı figürler iki farklı deyimi çağrıştırır. Örneğin tablonun alt sol kısmında yan yana oturan iki adamdan biri koyun, diğeri domuz kırkar. Bu figür, bir kişinin diğerine göre daha avantajlı durumda olduğunu anlatan "biri koyun kırkar, diğeri domuz" deyimini betimlediği gibi, "elindeki imkânları gereğinden fazla zorlama" anlamındaki "hayvanları kırkın ama derilerini yüzmeyin" deyimini de anlatıyor olabilir..

Hemen sağda masanın altında kafasını tutan ve lapasını döktüğü için endişeli görünen birisini görüyoruz. Gidenin arkasından ağlanmaz.O kişi biliyor ki lapayı geri kaba koyamayacak.
Bunca ata sözüne rağmen halen yaptığımız şeyler bunlar biliyoruzki aptalca ve faydasız şeyler ama yinede yapıyoruz. Bu resimde dolaşırken sözel olan şeyleri görsel olarak görmek gayet keyifli. Tüm resimler çocuk kitabı gibi bir manzara yaratıyor ve bu manzarada keşfettiklerimiz kendimizle dalga geçerek eğlenmemizi sağlıyor.

Puşkin



Rus şair Puşkin’in ve veliaht prens Rudolf’un ölümleri bugün bile konuşuluyor.

27 Ocak 1837 Rusya’nın en büyük şairi, dramaturgu, romancısı ve tarih yazımına bilimsel yöntemiyle değil ama üslubuyla yön veren Aleksandr Sergeyeviç Puşkin düelloda öldürüldü. Rakibi Dantes çarın muhafız alaylarında görevliydi. Fransız İhtilali’nden kaçan bir ailenin çocuğuydu ve Moskova asillerinden biri tarafından evlat edinilmişti. Bir müddetten beri Puşkin’in güzel karısı Natalya’nın etrafında dolanıyordu.
Natalya gerçekten çok güzeldi, Moskova’daki yüksek cemiyetin en şık giyimlilerindendi ve daha da beteri, kendi güzelliğine aşık olacak kadar eksik akıllıydı. Puşkin bu evlilikte mutlu sayılmazdı. Çarın etrafındaki baskıcı çevreye karşı kendini dinginleştirecek insan, herkesten evvel yanı başındaki hayat arkadaşı olmalıydı. Bu evlilikten doğan kız çocuğu ileride anasını aratmayan güzelliği ve babasından aldığı esmerliği ile Lev Tolstoy’u etkiledi. Ünlü romanın kahramanı Anna Karenina gerçekte Puşkin’in kızının tasviridir.

Taptığı şair ile aynı akıbete uğradı
Puşkin’den I. Nikola devrinin despot bürokratları rahatsız oluyordu. Aydın ve ilerici Ruslarsa onu fazlasıyla kışkırtıyorlardı. Fransız asıllı Rus Dantes’in münasebetsizlikleri, etrafın kışkırtmasıyla Puşkin’i çileden çıkarttı. Puşkin yaralandı ve birkaç gün sonra öldü. Malum, o devirde penisilin yoktu.
Evinin önünü, cenaze ayininin yapılacağı kiliseyi ve sokakları kalabalıklar doldurdu. Seçkin aristokratlar, Puşkin okuyan diplomatlar, askerler, öğrenciler ve basit halk... Kapıcının biri “hakiki Rus öldü” diye ağlıyordu. Genç bir subay kışkırtıcılıkla suçladığı despot yönetimi lanetleyen bir şiir okudu. Tutuklanan ve Kafkasya’ya sürgüne yollanan bu şair subay Mikhail Lermontov’du. Kafkasları anlatan bu büyük şair ve “Zamanımızın Kahramanı”nın yazarı, taptığı şair ile aynı akıbete uğradı, birkaç yıl sonra o da düelloda öldü.
Düello merakı Rusya’nın iki büyük adamını; biri 40’ını, diğeri öbürü 30’unu bulmadan bu dünyadan ayırmıştı. Herkes infial halindeydi. Bir müddet sonra Fransa’nın filolojik dahisi Prosper Merimee, Puşkin’i çevirince Fransızlar da ayaklanan Ruslara katıldı. Düellodan sonra Fransa’ya sığınan Dantes’in kızı, tercümeleri okuyunca Puşkin’in katili olan babasını lanetledi ve bir daha görüşmedi.

GEÇ OLMADAN!



ZAMAN ÖYLE BİR GEÇER GİDER Kİ, YAPAMADIKLARIN, ERTELEDİKLERİN, CESARET EDEMEDİKLERİN, DAHA ZAMANI VAR DEDİKLERİN ELİNDEN, PARMAKLARINDAN, YÜREĞİNDEN, TENİNDEN AKAR GİDER.
KİMSENİN YARINA ÇIKMAYA GARANTİSİ YOK.
KİMSENİN BİR SAAT SONRA YAŞAYACAK MI, YAŞAMAYACAK MI BİLMEYE İMKANI YOK.
BİR BAKMIŞ Kİ İNSAN, ZAMAN ONU BIRAKMIŞ GİTMİŞ. YAŞAYAMADIKLARI, YAPAMADIKLARI, CESARET EDEMEDİKLERİ KALMIŞ SADECE GEÇEN ÖMRÜNDE.
ERTELEMEYİN!
HİÇ BİR ŞEYİ ERTELEMEYİN!
BUGÜN VAR, YARIN YOKUZ.
HAYATINIZIN, ZAMANINIZIN KIYMETİNİ BİLİN.
GEÇ OLMADAN...

LAHANA YAPRAĞINDAKİ MUCİZE


Sabah kalktığınızda sürekli başınız ağrıyor ise uyumadan önce bacaklarınıza lahana yaprağı sarın ve faydasını bir gece de görün. Çünkü lahana yaprakları vücudumuzdan ağrıları mıknatıs gibi çeker alır. Ayrıca lahana yaprakları belirli bölgelerdeki ağrılara da çok iyi gelir.

1- Darbelere bağlı şişliklere lahana yaprağı çok faydalıdır;
Elinizi bacağınızı gün içinde istemsiz olarak çarptınız ve ağrılı şiş oluştu. Hemen o bölgeyi lahana yaprağı ile sarın ve bir bandaj ile iyice sıkın. El ayak bilek bacak gibi bölgelerdeki şişlerin bir gecede geçtiğini göreceksiniz.

2- Tiroid bezine lahana yaprağı çok faydalıdır;
Tiroid bezindeki anormalliklerin düzenlenmesi için doğal yöntemler deneyebilirsiniz. Akşamları yatmadan önce lahana yaprağını boğazınıza sarın ve uyuyun.

3-Baş ağrısına lahana yaprağı çok faydalıdır;
Stres ve yorgunluğa bağlı baş ağrısına karşı kafanıza lahana yapraklarını koyun ve düşmesini önlemek için şapka takın. Bir haftada etkisine inanamayacaksınız.
(Alıntı)

Fırtına Çıktığında Uyuyabilirim!


Yıllar önce bir çiftçi fırtınası bol olan bir tepe de bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaat edenlerin hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı. Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp "çiftlik işlerinden anlar mısın?" diye sormadan edemedi çiftlik sahibi. "Sayılır" dedi adam, "fırtına çıktığında uyuyabilirim." Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı. Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki fırtınaya kadar. Gece yarısı fırtınanın uğultusuyla uyandı, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: "Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım." Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: "Boş verin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya." Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı ama şimdi fırtınaya bir çare bulması gerekiyordu. Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi, evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı:  "Fırtına çıktığında uyuyabilirim"

Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), manen (dua), madden (tedbir) hazırsanız fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Kızgınlıkla karar almayın, mutluluktan uçtuğunuzda söz vermeyin. Yaşamımızdaki her sorun zahmet kapısıdır. Rahmet kapısına da, zahmet kapısının anahtarıyla girilir. O sorunları çözmek, ortadan kaldırmak bizim yaşamamız için bir neden, bir amaçtır aslında. Sorunlarımızı çözmemizin bize  sunduğu en büyük armağan yaşam enerjisidir.

Şer gibi görünen durumların hakkımızda hayır olabileceğini gösteriyor hayat. Çünkü hayat her zaman sürprizlere gebedir. Kendine inancın tam ise seni hiçbir şey durduramaz.

Fırtınaya hazırsan fırtınanın gelişi ürkütmez. Herkes uyuyamaz o fırtına da, fırtınaya maruz kalmış kişiler uyuyabilir ancak. Gülümse hayata, sağlığın yerindeyse yaşam sana her zaman şükretmen gerektiğini hatırlatır...

HÜLYA ÇAKICI

17 Ekim 2016 Pazartesi

BİR ENSEST 'SIGMUND FREUD'



Bil ki, önemli değildir kaç kez yenildiğin. Çünkü asıl önemli olan kaç yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğindir.(Sigmund Freud) Yahudi asıllı Avusturyalı bilim adamı Freud psikolojinin babasıdır. Hastalarını incelemek ve onları iyileştirmek için deneyler yapan, psikolojinin dehası. Eğitilememiş bir deha, cinsellikte aşırıya varan sapkınlıkları olan emzikte olan bir çocuğun annesine şehvet duyacağından bahseden hadsiz bir deha. Kafası cinselliğe çalışan, insanı sadece arzularından ibaret sanan bir deha. Cinselliğe ciddi anlamda takık bir adamdır Freud. Bu yüzden öğrencisi Jung bile kalmaz yanında ve ciddi ayrılıklar yaşarlar. Her türlü hastalığı anneyle olan bağa bağlıyor, kendisi ensest olduğu için normal. Ama bunun peşinden gidenler ve koca bir bilimi cinsellik olarak görenler de yok değil.

Rüya analizlerine ilk başlaması parasız kaldığı bir dönemde para karşılığı rüya yorumladığı dönemler de ortaya çıkar. Parayla insanların rüyasını yorumlarken büyük benzerlikler görür vs. Bu farkındalıktan sonra rüyaları yorumlar. Dinamik Psikoterapi, Rüya Analizleri, İnsanın gelişim süreçleri de yaptığı katkılardandır. FREUD NÖROFİZYOLOGDUR.
Araştırmalarına konversif felçlerle ilgilenirken başlar. Kendisi bilim adamı olmasına rağmen geliştirdiği psikanaliz bilim dışıdır. Bilimsel bir yöntem değildir ve test edilemez. Yani Bilimsel kanıtlanabilirlik, dolayısıyla fikirlerini kanıtlamak yada reddetmek zordur. Psikanalizin tedavi de işe yaradığına dair bilimsel kanıt yok. Yöntem bilim dışı olduğu için test edilemiyor. İlaçların plasebo kontrollü olarak yüzde otuz fayda sağladığı, depresyon gibi hastalıklarda da yıllarca süren psikanalizler sonucu nasıl işe yaradığını ancak test edebilirsin.

Bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre rüya gören beyin hafızayı koruyor. Yani RÜYA için beynin savunma mekanizması diyebiliriz. Beynin yeni görüntüleri saklamak, oluşturmak için eski görüntüleri arka plana atmasına neden olur. Ve özellikle rüya da korkutucu bir durum oluştuğunda beyin bu durum için daha çok alan harcar. Rüya için harcanan bu alan rüyadan çok etkilenmiş ise bu sefer de beyin bu rüyayı tramvai bir durum olarak algılar ve kalıcı olarak saklar. Beynimizde de aynı internette bir şey ararken kullandığımız arama motorları gibi yüksek olan şeyler ön sırada olur. Beynimiz de çok etkilendiği bir olayı diğer eski bilgilerden daha önde tutar. Beyin veriyi yani görüntüyü ön plan da tutarken bu tutma işlemi için fazladan efor harcar bu harcanan fazla efordan dolayı beyin yorulur. Yorulan beyin algı motorlarının düzgün çalışmamasına neden olur. Düzgün çalışmayan algı motorları olan bir beyin yanılma oranı yüksek olur. Üç çeşit rüyadan bahsediyorlar; 1. Günlük yaşanılan ön bellek de olan rüyalar (ADİ RÜYA). Genel de puslu yada bulutlu gri bir ortamda geçer, bu rüyalar günlük yaşadığımız olayları harmanlayıp senaryo halinde bize sunar. 2. LUCİD RÜYA, gerçeğe yakındır. Bu rüyalar da tanıdık birini rüyanız da görme ihtimaliniz çok yüksektir. Genel de uyku ile uyanıklık anında görülür. 3. ASTRAL SEYAHAT. Astral Seyahat rüya değildir ama uyku esnasında yaşandığı için rüya olarak adlandırılır. Astral Seyahat ruhun bedenden bilinçli yada bilinçsiz şekilde ayrılıp seyahat etmesidir. En basit örneği rüyanız da uçtuğunuzu gördüyseniz bu Astral Seyahattir.

HÜLYA ÇAKICI 

13 Ekim 2016 Perşembe

Che Guevara


-Küba devriminin öncü liderlerinden Che Guevara, devrim idealini Latin Amerika'da gerçekleştirmek için Küba'daki bakanlık koltuğunu bırakarak gerilla savaşı için Güney Amerika'ya gitti...
-Che Guevara devrim için Bolivya'da savaşırken öldürüldü...
-9 Ekim 1967'de Bolivya ordusu tarafından öldürülen Che Guevara'nın ölümünden sonraki bazı fotoğrafları ilk kez yayımlandı
-Che Guevara'nın bedeninin basına teşhir edildiği toplantıda Fransız haber ajansı AFP'nin Bolivya foto muhabiri Marc Hutten da vardı...
-Che'nin morgdaki fotoğraflarını çeken foto muhabiri Marc Hutten, Bolivyalı yetkililerin fotoğrafları elinden alacağı endişesiyle, bunları o sırada Bolivya'da misyonerlik görevi nedeniyle bulunan Luis Cuartero'ya verdi...
-1967'de Bolivya'dan ülkesi İspanya'ya dönen misyoner Luis Cuartero, Che'nin daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarını birlikte ülkesine getirdi...
-"Anne ve babam Kasım 1967'de evlenmişler. Dayım Luis Cuartero düğün için İspanya'ya geldiğinde Che'nin fotoğraflarını getirmiş" diyen Imanol Arteaga, "Dayım öldükten sonra fotoğrafların nerede olduğunu yengeme sordum. O da fotoğrafları sakladığı yerden çıkararak bana verdi" dedi.
-Che'nin fotoğraflarının dayısı Luis Cuartero'ya Fransız bir gazeteci tarafından verildiğini, anne ve yengesinin her defasında söylediğini belirten Imanol Arteaga, "Bu fotoğrafların tarihi bir değeri olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum" dedi...
-Fransız haber ajansı AFP'den Sylvain Estibal, Fransız foto muhabiri Marc Hutten'ın Che Guevara'nın cansız bedeninin fotoğraflarını çektiğini doğruladı.
-Ernesto "Che" Guevara, 14 Haziran 1928'de Arjantin'de doğdu. Arjantinli doktor, marksist politikacı, Küba gerillaları ile Enternasyonalist gerillaların lideri ve devrimcidir...
-Ernesto Guevara tıp eğitimi alırken Latin Amerika'yı baştan başa dolaştı ve bu sayede birçok insanın karşı karşıya kaldığı yoksulluğu doğrudan gözlemleyebildi.
-Bu deneyimler sonucunda bölgedeki ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmanın tek yolunun devrim olduğuna ikna olarak Marksizm’i incelemeye başladı ve Başkan Jacobo Arbenz Guzmán'ın önderliğinde Guatemala’nın sosyal devrimine katıldı...
-Bir süre sonra 1959 yılında Küba'da yönetimi ele geçiren Fidel Castro'nun askeri nitelikli 26 Temmuz Hareketi'nin bir üyesi oldu
-Yeni hükümette çeşitli önemli görevlerde bulunduktan, gerilla savaşı teorisi ve uygulamaları üzerine makaleler ve kitaplar yazdıktan sonra diğer ülkelerdeki devrimci hareketlere katılmak üzere 1965 yılında Küba'dan ayrıldı...
-İlk olarak Kongo-Kinşasa'ya (Kongo Demokratik Cumhuriyeti) daha sonra da CIA ve Amerikan Ordusu Özel Harekât Birlikleri'nin ortak operasyonu sonrası yakalanacağı Bolivya'ya gitti...
-Guevara 9 Ekim 1967'de Vallegrande yakınlarındaki La Higuera'da Bolivya Ordusu'nun elindeyken öldürüldü. Son saatlerinde yanında bulunanlar ve onu öldürenler yargısız infaz edildiğini iddia etti...
-Ölümünden sonra Guevara dünya üzerinde sosyalist devrimci hareketlerin sembolü haline geldi.

Adamlar ölüsünden bile korkuyorlarmış.

Milli Takımın Sırtından İnin...


Fatih Terim ve Federasyon geldiklerinden sonra ülke futboluna ne verdiler kaostan başka. Bunlar günlük düşünen ve günlük yaşayan insanlar. Bunlar mı ülke futboluna yön verecekler, yön vermek istiyorlarsa hepsi birden ısıttıkları koltuklarını bırakmalıdırlar. Futbol liglerinin ilk yarısı bitmek üzere hala 1. Ligin yayın sorununu çözemediler.

Yıldırım Demirören Beşiktaş'ı milyarlarca dolar borca soktuğu için mi Futbol Federasyonu Başkanı yapıldı? Beşiktaş Başkanlığı sırasında sadece Del Bosgue'ye 8,5 Milyon Euro tazminat ödendi. Giderken ardında milyarlarca Euro borç bıraktı. Böyle birisini sanki çok başarılar elde etmiş gibi Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı yaptılar. O da Fatih Terim'i Türkiye Futbol Direktörü yaptı. Dünyanın en çok kazanan ama hep yenilen bir direktörü olan Fatih Terim biraz olsun onur kırıntısı varsa istifa eder.

Bırakın futbol anlamında yetersizliğini, saçma sapan megalomani kokan mimik ve hareketlerinden nefret ediyoruz. Bu ülke de liyakat olmayacak, mutlaka birilerinin yada bir yerlerin adamı olacaksın ve sülük gibi de hak etmediğin şeyleri emeceksin. 980.000 TL'yi bırakıp gider mi sizce? Milli takımmış umrunda mı? İşi gücü para. Şehitlere başsağlığı diliyorlar bir aylık maaşını şehit ailelerine bağışla da o zaman imparatorluğunu görelim Fatih Terim. İnsan egosunun önüne geçemezse başarılı olma şansı da yoktur. Ben ne dersem o olacak mantığı bir işe yaramaz. Egolu insanlar er veya geç yok olmaya mahkumdurlar.

Bir hoca maçtan önce verdiği demeçte "Mağlup olsakta bir şey değişmez önümüzde 7 maç var." diyorsa o kafa artık karıncalanmış, mağlubiyete zemin hazırlıyordur. Bahane hazır hava şartları. Türkiye ile İzlanda arasında 25 derece sıcaklık farkı varmış. O zaman Rusya'ya dünya kupasına gitmek için boşuna niye debeleniyorsunuz orası da Maldivler değil. Bir sonra ki kupa da Katar'da orası da çok sıcak mı diyeceksiniz?

İnandığımız bir mücadele ve güzel futbolla mı buralara geldi? Tesadüflerle geldi. Bir gün Fatih Terim'in spor adamı değil de, siyaset adamı olduğunu herkes anlayacak. O zaman yurtdışında yaşamaya başlayacak ve aldığı paralar, gördüğü ilgi/alaka, sahip olduğu ihtişamlı hayat yanına kar kalacak. Milli takımın sırtında artık taşınamaz bir yük. Ülke futboluna olan yararı zararının kat kat altında kaldı. Bulunduğu yeri hak etmiyor. Bir an önce Milli Takımın sırtından inmeli, yokluğu varlığından daha başarılı olacaktır.

HÜLYA ÇAKICI 

Atatürk ve Mazhar Osman


Atatürk, bir gün ünlü akıl ve ruh hastalıkları uzmanı Mazhar Osman ile sohbet etmektedir. Söz dönüp-dolaşır, deliliğe gelir. Ve Atatürk, Mazhar Osman’a sorar:
— "Osman Bey, bu delilik nasıl bir şey?"
Mazhar Osman, deliliğin ne olduğunu açıklarken
— "Gazi Paşam, az da olsa herkeste bir parça vardır." der.
Atatürk, biraz da hayretle:
— "Ne demek istiyorsun, bende de mi var?" deyince
Hoş sohbet ve sözünü esirgemeyen bir mizaca (huy) sahip olan Mazhar Osman taşı gediğine koyar:
— "Oo hooo.. Sizde herkesten bin beteri var. İçeride ve dışarıda dört iklim yedi cihana kafa tutmak akıllı adamın yapacağı iş mi?".
Mazhar Osman'ın bu yanıtına, rahmetli Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dakikalarca güldüğü söylenir.

Ha bu arada resimde gördüğünüz gazetede İzmir'in, tekrar Türklerin eline geçtiği; Amerikan gemilerinin, başta Yunanlılar (Grek) olmak üzere Batılıları tahliye etmeye çalıştıkları veee en önemlisi de Gazi Mustafa Kemal'in, ültimatom vererek İstanbul’u ve Trakya'yı istediği bu gelişmeler üzerine İngitere'nin çok zor durumda kaldığı yazıyor.

Ve bir hatırlatma: İngiltere'de, (sanırım akademik çevrelerde idi) yapılan bir ankette Atatürk, "İngiltere'nin en büyük düşmanı" seçilmiştir. Bize kalırsa 2. büyük düşmanları da Enver Paşa'dır.

Ve Şeyh Edebali'den bir deyiş: Yiğidin iyisine "deli" derler!.

( ALINTI / Aziz Dolu Atabey)

Einstein'dan kızına mektup


YÜZ YILIN DAHİSİ GERÇEK FORMÜLÜ KIZINA SÖYLEMİŞ…

1980’lerin sonunda ünlü dehanın kızı olan Lieserl, Einstein’ın yazdığı 1400 mektubu Yahudi Üniversitesine bağışladı; tek bir şartı vardı: babasının ölümünün üzerinden 20 yıl geçene kadar içerikleri yayınlanmayacaktı. Bu okuyacağınız mektup Lieserl Einstein için olanlardan bir tanesi…

İzafiyet kuramını açıkladığım zaman çok az kişi beni anladı, şimdi insanlığa ulaşması için yazacaklarım da bu dünyada yanlış anlaşılma ve önyargıyla çarpışmaya mahkum.

Mektupları gerektiği sürece korumanı istiyorum, ta ki toplum şimdi açıklayacaklarımı kabul edecek düzeye gelene kadar.
Bilimin açıklayamadığı son derece kuvvetli bir güç var. Bu güç herkesi kapsıyor ve yönetiyor , evrenin çalışmasını sağlayan her olgunun arkasında bile o var ve henüz bizim tarafımızdan tanımlanamadı.

Bu evrensel güç SEVGİDİR.
Bilim insanları, evren için birleşik bir kuram ararken, görülemeyen en kuvvetli evrensel gücü unuttular.
Sevgi Işıktır, onu alıp verenleri aydınlatan.
Sevgi yer çekimidir, çünkü insanların birbirine çekim hissettmelerini sağlar.
Sevgi kuvvettir, çünkü bizdeki en iyiyi çoğaltır, ve insanlığın kör bencilliklerinde tükenmemesine izin verir.
Sevgi için yaşarız ve ölürüz.
Sevgi Tanrıdır ve Tanrı sevgidir.
Bu güç her şeyi açıklar ve yaşama anlam katar. Bu bizim çok uzun süredir göz ardı ettiğimiz bir çelişkidir, çünkü belki insanın evrende kendi özgür iradesiyle kullanamayacağı tek enerji olduğu için sevgiden korkuyoruz.

Sevgiye görünürlük verebilmek için, en ünlü denklemimde basit bir yer değiştirme yaptım
.
Eğer E=mc2 yerine, dünyayı iyileştirecek olan enerjinin ışık hızının karesiyle çarpılacak sevgiyle sağlanabileceğini kabul edersek, şu sonuca varıyoruz: sevgi en kuvvetli güçtür, çünkü sınırı yoktur.
İnsanlığın evrendeki bizim düşmanımız haline gelen diğer güçleri kullanmakta ve kontrol etmekte ki başarısızlığından sonra kendimizi başka çeşit bir enerjiyle beslememiz zorunludur.

Eğer türümüzün hayatta kalmasını istiyorsak, eğer hayatta bir anlam bulmamız gerekiyorsa, eğer dünyayı ve içinde yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi tek ve biricik cevaptır.
Belki bir sevgi bombası, gezegenimizi harap eden açgözlülük, nefret ve bencilliği tamamen yok edebilecek kadar güçlü bir cihaz, yapmaya hazır değiliz.

Buna rağmen her bireyin enerjisini açığa çıkartmayı bekleyen küçük ama kuvvetli bir jenaratör var.

Bu evrensel enerjiyi almayı ve vermeyi öğrendiğimiz zaman sevgili Lieserl, sevginin hepsini yendiğini, herşeyin ötesine geçtiğini doğrulayabileceğiz, çünkü sevgi hayatın en özlü kısmıdır.

Bütün hayatım boyunca kalbimin içinde sana dair sessizce atanları ifade edemediğim için çok derin bir pişmanlık duyuyorum. Belki artık özür dilemek için çok geç, ama zaman göreceli olduğu için sana söylemem gerekiyor : seni seviyorum ve nihai cevabı bulduğum için sana teşekkür ederim.

Baban Albert Einstein

SIR (THE SECRET) 100 ALINTI


SIR (THE SECRET) 100 ALINTI

1. Hepimiz tek bir sınırsız güç ile çalışırız.
2. Sır, Çekim Yasasıdır.
3. Zihninizden ne geçiriyorsanız, onu çekersiniz.
4. Bizler mıknatıs gibiyiz – benzer benzeri çeker. Düşündüğünüz şey olursunuz ve düşündüğünüzü çekersiniz.
5. Her düşüncenin bir frekansı vardır. Düşünceler manyetik enerji gönderirler.
6. İnsanlar arzu etmedikleri şeyleri düşünürler ve arzu etmedikleri şeylerin daha çoğunu çekerler.
7. Düşünce = yaratım. Eğer bu düşünceler güçlü duygulara bağlı ise, o duygu yaratımı hızlandırır.
8. Baskın olan düşüncelerinizi çekersiniz.
9. Her zaman hastalıktan söz edenler hasta olurlar, her zaman bolluktan söz edenler bolluk içinde olurlar, vs..
10. Bu “istekli” düşünmek değildir.
11. İçine zihnin girmediği bir evrene sahip olamazsınız.
12. Düşüncelerinizi dikkatle seçin; siz yaşamınızın şaheseri, başyapıtısınız.
13. Düşüncelerin realiteye anında tezahür etmemesi Okeydir (eğer bir filin resmini görseydik ve fil anında ortaya çıksaydı, bu çok erken olurdu)
14. Yaşamınızda kendinize çektiğiniz HERŞEY bu gerçeğin doğru olduğunu kabul eder.
15. Düşünceleriniz, hislerinize neden olur.
16. Duygularımızın arkasındaki tüm “nedenleri” karmakarışık etmeye gereksinimimiz yok. İki kategori var, iyi hisler ve kötü hisler.
17. İyi hisler getiren düşünceler doğru yolda olduğunuz anlamına gelir. Kötü hisler getiren düşünceler doğru yolda olmadığınız anlamına gelir.
18. Düşündüğünüz şey her ne olursa olsun, gerçekleşme sürecinde olanın mükemmel bir yansımasıdır.
19. HİSSETTİĞİNİZ şeyi tam olarak elde edersiniz.
20. Mutlu hisler daha çok mutlu durumları çeker.
21. Arzu ettiğiniz şeyi hissetmekle (orda olmasa bile) başlayabilirsiniz. Evren şarkınızın doğasına karşılık verecektir.
22. Düşünce ve hislerinizde neye odaklanırsanız, deneyiminize onu çekersiniz.
23. Düşündüğünüz ve hissettiğiniz şey ve tezahür eden şey DAİMA birbirine uyar. İstisna yoktur.
24. Farkındalığınızı değiştirin.
25. “Siz ilerlerken kendi evreninizi yaratırsınız” Winston Churchill
26. İyi hissetmek önemlidir.
27. Neşeli olan bir şeyi düşünerek veya bir şarkı söyleyerek ya da mutlu bir deneyimi hatırlayarak anında duygunuzu değiştirebilirsiniz.
28. Bunun usulünü öğrendiğinizde, onu bilmeden önce, yaratıcı olduğunuzu BİLİRSİNİZ.
29. Yaşam olağanüstü olabilir ve olmalıdır ve siz Çekim Yasasını bilinçli olarak uyguladığınız zaman, yaşam olağanüstü olur.
30. Evren kendisini buna göre yeniden – düzenler.
31. Tüm arzularınız için şu cümleyi kullanarak başlayın: “Şimdi çok mutluyum ve minnettarım”
32. Evrenin kendisini NASIL yeniden düzenleyeceğini bilmek zorunda değilsiniz.
33. Çekim Yasası, basitçe ona ŞİMDİ sahip olma pozitif hislerini üreten şeyi kendiniz için anlamaktır.
34. Arzu ettiğiniz şeye daha hızlı ulaşmanıza yardım edecek ilham edilmiş bir düşünce veya fikir alabilirsiniz.
35. Evren SÜRATİ sever. Ertelemeyin, ikinci bir tahminde bulunmayın, şüpheye düşmeyin.
36. Fırsat çıktığında EYLEME GEÇİN.
37. İstediğiniz her şeyi çekersiniz- para, insanlar, bağlantılar. Önünüze neyin getirildiğine DİKKAT EDİN.
38. Hiçbir şeyiniz olmadan başlayabilirsiniz, hiçbir yolunuz olmayabilir, size bir YOL sunulacaktır.
39. NE KADAR ZAMANDA??? Zamanla ilgili kural yoktur, pozitif hislerinize ne kadar çok hizalanırsanız, daha hızlı gerçekleşir.
40. Boyut evren için önemli değildir (arzu ettiğiniz sınırsız bolluk ise). Büyüklük ve zaman ile ilgili kuralları kendimiz koyarız.
41. Evrene göre kural yoktur: ona şimdi sahip olduğunuzun hislerini sunarsınız, evren de buna yanıt verir.
42. Çoğu insan düşüncelerinin çoğunu gözledikleri şeylere verirler (postadan gelecek faturalar, geç kalmak, kötü şansa sahip olmak, vs)
43. Farklı daha iyi bir bakış açısı vasıtası ile, farklı bir yaklaşım bulmalısınız.
44. “Olduğumuz her şey düşüncelerimizin sonucudur” – Buddha
45. Yaşamınızın gidişatını değiştirmek için tam şimdi ne yapabilirsiniz?? Minnettar olma.
46. Minnettarlık yaşamınıza anında daha fazlasını getirir.
47. Düşündüğümüz ve TEŞEKKÜR ettiğimiz şeyi meydana getiririz.
48. Minnettar olduğunuz şeyler nedir? Minnettarlık hissedin, tam şimdi minnettar olduğunuz şeylere odaklanın.
49. Zihninizde bu resimle oynayın – nıhai sonuca odaklanın.
50. VİZÜALİZE EDİN ! GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN! Geleceğinizin provasını yapın.
51. GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN !! Onu görün, hissedin ! Burası eylemin başladığı yerdir.
52. Sevinci hissedin… mutluluğu hissedin!
53. Onaylayıcı bir düşünce negatif bir düşünceden 100 kat daha güçlüdür.
54. “Bu gücün ne olduğunu söyleyemem. Tüm bildiğimi onun var olduğu” Alexander Graham Bell
55. İşimiz “Nasıl” olacağına üzülmek değildir. “Nasıl” bağlılıktan ve inançtan çıkıp gelecektir.
56. Nasıllar evrenin alanına girer. Evren her zaman siz ve rüyanız arasındaki en hızlı, en çabuk, en uyumlu yolu bilir.
57. Eğer onu evrene havale ederseniz, verilen şeye şaşırırsınız ve gözünüz kamaşır… bu sihir ve mucizelerin gerçekleştiği yerdir.
58. Onu her gün evrene teslim edin, ama bu asla bir angarya olmamalı.
59. Tüm süreçte keyifli hissedin: mutlu, coşkulu ve uyumlu.
60. Gerçekten bu şekilde yaşayan insanlar ile tek fark, onlar bunu varoluş yolu olarak alışkanlık haline getirmişlerdir.
61. Bunu her zaman yapmayı hatırlarlar.
62. Görsel bir Pano yapın: Çekmeyi arzu ettiğiniz şeylerin resimleri. Her gün ona bakın ve zaten bu arzularınızın gerçekleştiğin hissine sahip olun.
63. “İmgeleme her şeydir. Yaşamın gelen çekimlerinin ön izlemesidir” Albert Einstein.
64. Neyi arzu ettiğinize karar verin, ona sahip olabileceğinize inanın, onu hak ettiğinize inanın, onun sizin için mümkün olduğuna inanın.
65. Gözlerinizi kapatın ve arzu ettiğiniz şeye sahip olduğunuzu gözünüzde canlandırın – ve o hissi yaşayın.
66. Zaten sahip olduğunuz şey için minnettar olmaya odaklanın. Bundan zevk alın! Sonra onu evrene salıverin. Evren onu tezahür ettirecektir.
67. “İnsanın zihni neyi tasarlayabilirse, ona ulaşabilir” W. Clement Stone
68. Eğer ulaşırsanız size büyük keyif verecek çok büyük bir hedef oluşturun.
69. İlham edilmiş bir düşünceniz olduğunda, ona güvenmeli ve eyleme geçirmelisiniz.
70. Nasıl daha refah içinde olursunuz? ONA NİYET EDİN!!
71. “Postadan düzenli olarak çekler geliyor” veya banka hesabınızı arzu ettiğiniz miktara değiştirin ve ona sahip olmanın hissini duyumsayın.
72. Yaşam, TÜM alanlarda bolluk içinde olmak demektir.
73. İçsel sevinç ve huzur hissini duyumsayın, sonra tüm dışsal şeyler ortaya çıkar.
74. Bizler evrenimizin yaratıcılarıyız.
75. İlişkiler: Kendinize, başkalarının size davranmasını istediğiniz gibi davranın, kendinizi sevin, sevilirsiniz.
76. Kendinize karşı sağlıklı bir saygınız olsun.
77. Düzenli olarak etkileşimde olduğunuz ve birlikte çalıştığınız kişiler için bir not defteri edinin ve o insanların her birinin pozitif yanlarını yazın.
78. Onlarla ilgili en çok sevdiğiniz şeyleri yazın (onların değişmesini beklemeyin). Çekim Yasası, eğer frekanslarınız uyuşmazsa sizi birlikte aynı mekana yerleştirmez.
79. İyi hissetme potansiyelinizi kavradığınız zaman, iyi hissetmeniz için hiç kimseden farklı olmasını istemezsiniz.
80. Dünyayı, arkadaşlarınızı, eşinizi, çocuklarınızı kontrol etme ihtiyacının biçimsiz olanaksızlıklarından kendinizi özgürleştirirsiniz.
81. Realitenizi yaratan sadece sizsiniz.
82. Başka hiç kimse sizin için düşünemez veya hissedemez. Sadece SİZ.
83. Sağlık: kendi sağlığınız için evrene teşekkür edin. Gülün. Stressiz mutluluk sizi sağlıklı tutar.
84. Bağışıklık sisteminiz kendisini iyileştirir.
85. Bedenimizin parçaları her gün, her hafta vs değişir. Birkaç yıl içinde yepyeni bir bedene sahip oluruz.
86. Kendinizi yeni bir bedende yaşarken görün. Umutlu = sağlıklı. Mutlu= daha mutlu biyokimya. Stres bedeni olumsuz etkiler.
87. Bedenden stresi atın, beden kendini yeniler. Kendinizi iyileştirebilirsiniz.
88. Dingin olmayı öğrenin, dikkatinizi arzu ettiğiniz şeyden uzaklaştırın, dikkatinizi deneyimlemeyi arzu ettiğiniz şeye odaklayın.
89. İçinizdeki ses ve vizyon dıştaki görüşlerden daha mükemmel ve berrak olduğunda, yaşamınızın üstadı olursunuz.
90. Siz, dünyayı olmasını istediğiniz gibi yapmaya çalışmak için burada değilsiniz. Etrafınızda seçtiğiniz dünyayı yaratmak için buradasınız.
91. Ve başkalarının görmeyi seçtiği dünyanın da var olmasına izin verin.
92. İnsanlar, eğer herkes Çekim Yasasının gücünü bilirse, ortada yeterince olmayacağını düşünürler. Bu bizde kökleştirilmiş bir yalandır ve bir çok insanı açgözlü yapıyor.
93. Gerçek şu ki, yeterli olandan çok sevgi, yaratıcı fikirler, güç, sevinç, mutluluk vardır.
94. Tüm bu bolluk, kendi sonsuz doğasının farkında olan bir zihin vasıtası ile parıldamaya başlar. Herkes için yeteri kadar vardır. Bunu görün. Buna inanın. Sizin için çıkagelecektir.
95. Arzu ettiğiniz her şeyi seçerken, realitenizin çeşitliliği sizi heyecanlandırsın ve tüm arzularınızın iyi hislerinin arkasında olun (destekleyin).
96. Senaryonuzu yazın. Arzu etmediğiniz şeyler gördüğünüzde, onları düşünmeyin, onları yazın, onlarla konuşun, onları uzaklaştırın, dikkatinizi arzu edilmeyen şeylerden uzaklaştırın, arzu edilen şeylere odaklayın.
97. Bizler enerjiyiz. Her şey enerjidir. HER ŞEY !!!
98. Kendinizi bedeninizle tanımlamayın…. O evrendeki her şeye bağlı olan sonsuz bir varlıktır.
99. Tek bir enerji alanı. Bedenlerimiz dikkatimizi enerjimizden ayırdı. Bizler ortaya konan olasılıkların, yaratıcı gücün sonsuz alanıyız.
100. Düşünceleriniz sizin için değerli mi? Eğer değilse – ŞİMDİ onları değiştirmenin zamanıdır. Tam şimdi bulunduğunuz yerden başlayabilirsiniz. Bu andan ve dikkatinizi verdiğiniz şeyden daha önemli bir şey yoktur.

(THE SECRET / ALINTI)

İşten çıkarmalar da tazminat verilmeyecek!


Ne zaman halkın, işçinin, çalışanın yanında bir karar verdi ki meclis? Tüm dünya da devlet yöneticileri çalışanlarını korur biz de tam tersi olur. Yaşasın Türk insan hakları. Kiralık işçi dönemi yani kullan at dönemi başladı. Çalışanın hakkını yemek hangi inançla bağdaşır. Komşun açken tok yatan bizden değildir diyen inancın sahiplerinden nasıl bu kadar aç gözlü olduk. Zengin daha zengin fakir daha fakir hale geldi. Düşüncelerimiz kısırlaştı, hep banacı oldu.

İşverene, işçi kiralama yetkisi veren yasa yürürlüğe girdi. İşveren ve işçi arasında geçici iş ilişkisi kurulmasını öngören kanun ile ilgili DİSK Başkanı Kani Beko, kıdem tazminatını fiili olarak yok edecek olan bu yeni çalışma düzeninin ihbar tazminatını da ortadan kaldıracağını söyleyerek, “1-9 arası işçi çalıştıran iş yerlerinde 5 işçiye kadar, 10'un üzerinde işçi çalıştıran iş yerlerinde yüzde 25 oranında kiralık işçi çalıştırılabilecektir. Böylece kayıtlı istihdamın neredeyse yarısı bu kölelik büroları aracılığı ile güvencesiz çalıştırılacak” dedi. (ALINTI)

Türkiye'ye özgü uygulamalardan birisi daha neden şaşırıyoruz ki? Sürünmeye mahkum bir milletiz. Her şey olur biter ardından yine padişahım çok yaşa deriz. Artık kimse kalıcı eleman istemez. Altı ayda bir personel değiştirip maliyetleri iş-kura ödetme peşinde çok işletme var. Yani şirketler istemedikleri çalışanlarını SENİ KOVUYORUM diyerek kapı dışarı edebilecek. Bu çağda çalışan modern köleler. İşe başlama saatine on dakika geç kal suratlar asılır, uyarılar verilir, o gün dışlanırsınız ama çıkış saati de belli değildir. Yıllık izinler de hafta sonlarını iznin içine dahil ederler. Hasta olsan rapor alamazsın, almak istesen hastahaneler de sürünürsün ve sonuç tazminat yok. Her şeyde olduğu gibi bunu da Allah'a havale ederiz ama onun önünde de görülecek çok hesap var zamanı olur mu artık bilinmez.

Eşitlik diye emekçiye köleliği hak görenler ve üç kuruş menfaat için onları alkışlayan bir düzen. Kölelik kalkmadı modernize edildi. Sonra insanlardan size iyilik yapıyoruz diyerek kendilerine minnettar olmaları istendi. Zincirlerini kırmayan köle olarak kalmaya mahkumdur. Ama bu halinden memnun köleler yanında yaş da yanıyor ne yazık ki.

Bir ülke de Başbakan patronlarla konuşurken öğlen aralarını kaldırdık çalışanlarınıza öğlen yemeğinde birer tane sandviç verin, öğretimi artırın diyorsa o ülkede işçi hakkı diye bir kavram var mıdır? Zengini koruyup kollama sistemi tam hız devam ediyor. Patron yıllık cirosunu artırıp servetine servet katsın ama işçiye vereceği üç kuruş paraya göz koysun. Yazık bu millete kendi hakkını savunamayacak duruma düştü. Ne seçmesini, ne de seçilmesini biliyoruz. Hak verilmez alınır diye mücadele edip aldığımız haklar yok olup gitti. İşten ayrılma belgesine geçerli maddelerden birini yazdırın. Sizi istemiyorlarsa istediğinizi de yapmak zorundalar.

HÜLYA ÇAKICI 

6 Ekim 2016 Perşembe

Bataklıktan bir ses; Irak


Sadece neden Türkiye'ye? Irak halkına zararı olmadığı içindir. Subaylarımızı gönderip askeri eğitim verdiğimiz içindir. Hiç bir iyilik kötülüksüz kalmaz onun içindir.

Kuzey Irak yönetimi Türkiye ile oynuyor ve Irak yönetimini yönlendiriyor. Oyunu göremiyor muyuz? Amerika en sonunda bizi savaşa mı sokacak? Türkiyeyi bataklığın ortasına çekmeye çalışıyorlar. Amaçları ortalığı alevlendirmek ve çatıştırmak gaza gelmemeliyiz.

Irak hükumeti o kadar çok toprak bütünlüğünü düşünüyordu da İŞİD, PKK, Barzani, Musul ve Kerkük'ü talan ederken aklı neredeydi? Pkk Irak topraklarında yuvalanıp, Türkiye'ye saldırıp gencecik askerlerimizi, masum vatandaşlarımızı ölürürken aklı neredeydi? Şimdi mi aklına gelmiş Irak'ın toprak bütünlüğü. Emperyalist devletler Irak'ı ne hale soktu ama hala onlardan medet umuyorlar ve ağızlarından kan damlayan Emperyalistlerle kanka dansı yapmaya çalışıyorlar.

Dünya alem Irağı halletti şimdi de Türkiye'nin beslediği Irak Türkiye'ye karşı."Olur mu bunlardan evliya? Olursa da koyma avluya" diye bir söz vardır. Tarihe bakılınca hep kalleşlik edip İngiliz ve ABD'ye hizmet etmiş bir millettir Irak. Iraklılar şerefini, petrolünü, canını kaydetti; Türkiye huzurunu, komşu güvenliğini kaybetti. Ve artık Ortadoğu'dan savaş eksik olmayacaktır. Irak'ın toprak bütünlüğünü Barzani için görmezden gelirsen olayların böyle gelişeceğini de tahmin etmek gerekirdi. Türkiye'nin karşı hamlesi; Irak'ın terör örgütü PKK'ya ev sahipliği yaptığı için BM'ye suç duyurusunda bulunmak olmalıdır.

Olanlar tamamıyla İsrail'in güvenliğini sağlama almak için. Etniksel, mezhepsel ayrıştırmalarla bölüp, parçalayıp kontrol edilebilir gevşek yönetimli özerk bölgeler oluşturmak ve bunları yönetmek. Siyonizmin hedefi budur. Aynı zamanda Emperyalistler için de enerji kaynaklarını ele geçirip kontrollü ve güvenli bir şekilde sömürmek. Bunu da daha kolay yapmak için terör örgütlerini organize edip, destek sağlamak. Şam İsrail'in başkenti olacak. Her şey tüm planlar, girişimler bunu gerçekleştirmek için yapılıyor.

HÜLYA ÇAKICI

Akıllı insanlar, Akıllı insanlarla çalışır...


Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş.
Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein'a, Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka
sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum, demiş.
Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş. Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar.
O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş ben de arka sırada seni dinlerim.
Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış.
Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir fizik sorusu sormuş.
Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp, Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip, demiş.
Sonra da salonun arkasında oturan Einstein'ı işaret ederek şöyle devam etmiş.
Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu göreceksiniz o bile cevaplayacak.

Akıllı insanlar, akıllı insanlarla çalışır. Ayrıca pratik zeka ve uyanıklık da insana çok şey kazandırır.