30 Kasım 2016 Çarşamba

Acı çek, yorul, üzül ama final kahkahalı olsun :)


Kuyumcuya giren kadın,
''Şu nikah yüzüğümü kesip bana bir çift küpe yapar mısınız?'' diye sormuş.
Kuyumcu yüzüğü eline alıp bakmış, yüzüğün üstünde ''Seni seviyorum'' yazıyormuş.
Kuyumcu:''Hanımefendi, neden bu yüzüğü kestirmek
istiyorsunuz? Belli ki bir hatırası var.''diye sormuş.
Kadın:''Bu benim nikah yüzüğüm. Kocamdan ayrıldım. Şimdi küpe yapmak istiyorum. 
''Seni'' kelimesi küpenin bir tanesinde, ''seviyorum'' kelimesi de diğerinde olsun.
Kuyumcu yine sormuş ''Neden acaba?''
Kadın ''İleride böyle cümlelerin bir kulağımdan girip diğerinden çıkacağını göstermek için.

Akıllı kadının hali bir başka oluyor canımmmm :)
Bu ders fıkrası? üzerine biraz bilgece laflar edeyim, çok içimden geldi.
Bize enerji vermeyecek, mutlu etmeyecek, üzecek vs. her şey uzak olsun.
Dünyamız sonsuz güzellikte bir bahçe. Bize faydası zararı olan ne varsa var.
Azıcık uğraş verip faydalıyı bulalım dimi ama. Gel faydalı gel yamacıma :)
Belki zor ama gerektiğinde vazgeçebilmek gerekir. 
Sildiklerimiz yazılanlardan daha çoktur. 
Yazılanlar artıklar, düşüncelerden geriye kalanlar. 
Yavaş yavaş iyileşir incinen yerler.
Başkalarına fazla değer vermemekten geçen yol vardır. 
Kısadan hemen o yola dönüverin. Kimse kendimizden daha kıymetli değil. 
Kendimizi ihmal etmeyelim. Benim bana (senin sana) ihtiyacım var. 
Kimse içimizde kopan fırtınaları bilmez. Sadece bizi görebilir.
Hayata sımsıkı sarıl, dert biter, sıkıntı gider.  
Yeniden sev ki, hücrelerin yenilensin. Dinç ve genç ol. (bende bende)
Yaşarken yağmurda yürüyebilmeyi becereceksin ki, pozitif olasın.
Birini seversen önce kalbini dinle. Sonra  aklını terazi yap. 
Dengeyi bul. Mantık ve kalp dengesi :) 
Hayat iki gün. Bir gün lehine, bir gün de aleyhine.
Lehine olduğunda mutlu ol, keyiflen. Aleyhine olduğunda da üzülme, daralma.
Çarptığımız yerler önce acıyor, sonra daha az ve sonra daha da az, derken bitti gitti.
Uygulamak karar vermekten çok daha kolay.  
Şimdi acıma değil, acıtma zamanı :)
Ve bazen iyi şeyler biter ki yerine daha iyileri gelsin.
Ben hep bunu uyguluyorum. 
Biten şeyin yerine hep daha iyisi geliyor.

HÜLYA ÇAKICI

Sevginin açamayacağı kapı yoktur!

Kıymet bilmek kaybedince arkasından ağlamak değil, yanındayken sımsıkı sarılmaktır. (Hz. Mevlana)
Kafalar arasındaki mesafe kısa ise dinleyenin sözlere bile ihtiyacı yoktur, karşısındakinin yüreğini duyar. Eğer bu mesafe fazlaysa hiçbir sözün gücü ona ulaşmaya yetmez. Ne istediğini bilmeyen insanoğlu doyumsuzluğunu aşka da bulaştırıyor. Senin olana sahip çıkmazsan senin olana sahip çıkarlar sana da kaybettiklerini izlemek kalır. Çok mükemmeliyetçi olmak bazen gerçeklerin ucunu kaçırmak gibidir. Bu yüzden de aradığımız gibi birisini bulamayabiliriz. Nasıl ben mükemmel değilsem başkaları da mükemmel değil. Karşımızdaki insanı hatalarıyla kabul etmediğimiz sürece mutlu olmak mümkün değil.
Nesimi'ye sormuşlar yarin ile hoş musun? Hoş olayım, olmayayım, o yar benim kime ne? Dil ile sevmek ayrı, kalben sevmek ayrı. İnsanın yürek gözü sevgiyi tanır, sözlerin içi boş ise yürek orada bunalır. Dikensiz gül olur mu? Gülü dikeniyle seveceksin ki kıymeti olsun. Evlilik zor ve meşakkatli bir kurumdur. Sen dünyanın en olgun, en mükemmel insanı bile olsan eşin evliliğe uygun biri değilse yine de yürümez. Kesinlikle iyi tanıyıp, ölçüp biçip öyle evlilik yapmak lazım. Hele ki çocuk için hiç acele etmemek, ortalık boşanmış insan ve terk edilmiş çocuk kaynıyor.
En güzel sevgi sevenindir, sevilenindir, sahip olanındır, sevgisi için ilgisini, zamanını, saygısını gösterenindir.
Hayatı seviyorsanız zamanınızı boşa geçirmeyin. Çünkü zaman hayatın ta kendisidir. Yaşanan bir sorun varsa konuşun, konuşurken de her iki tarafta karşı tarafın yerine koysun kendisini, yalan söylemeyin, çirkin sözler kullanmayın. Paylaşmayı sevin. İnsan bazen yalnız kalmak isteyebilir ama birbirinizi kırmadan, birbirinizin elini hiç bırakmadan.
İnsanın ihtiyaç duyulmaya gereksinimi var. Birine bakılmadığı takdirde o ölmeye başlar. Kişi biri için önemli olduğunu hissedemezse yaşamı da tümüyle önemsizleşir. Bunun için en büyük terapi sevgidir. Dünyanın terapiye ihtiyacı var çünkü dünyada sevgi eksik. Sevgi her şeye yeter. Sarılma dediğimiz şey sevginin sıcaklığın, umursamanın işaretidir, bu sıcaklığın hissi bile içindeki bir çok hastalığın erimesine, buz gibi soğuk bir egonun çözülmesine yardımcı olur. 
HÜLYA ÇAKICI 

Turbo kapitalizm!

Bergman’a sormuşlar: "Gidişat kötü dünya nasıl kurtulacak?" "Utanç" demiş, "Dünyayı bir tek utanç kurtarabilir."

Sus konuşma dünya çok geç. Aslında ölen bizleriz, insanlığımız, hislerimiz, çürüyen ruhlarımız. Derdimi dinledi, derdime imrendi. Derdini dinledim, derdimden iğrendim. Öyle bir hal... Elimizden dua etmekten başka bir şey gelmiyor. İnsanlığımız çoktan gitmiş, sağır, vurdum duymaz, üç maymunu oynuyoruz her gün.

Kağıt üzerinde dünyada barışı sağlamak için BM'ler kuruldu. Realiteye bakalım ve madalyonun diğer yüzünü çevirelim. Dünyanın en çok silah satan devletleri BM'lerin daimi beş devleti. Dünyada iki sektör var ki, bu sektörler insanlar üzerinden kazanırlar ve insan kanı emen vampirlerdir, kan buldukça yaşarlar. Bulamazlarsa fabrikalarına kilit vurmak zorunda kalırlar. O nedenle dünyanın en tehlikeli iki sektöründen biri SİLAH sektörü, diğeri de İLAÇ sektörüdür.

90'larda Afrika'da bir milyona yakın insan katledildi. 20 sene geçtikten sonra Fransa'nın işi olduğu ortaya çıktı. Aynı zamanlarda da Paris aşıkların şehri diye millete yutturuyorlardı. Ülkedeki bazı akıllılar da Avrupa medeniyeti diye kendilerini parçalarlar. Bunların hepsini hala yiyoruz ya, işte büyük saflık bizimkisi. Ne görüşten olursak olalım demokratik bir yolla çözümleme yeteneğini bir türlü kazanamadık.

ABD, İsrail ve İngiltere kendilerini Türkiye ve Ortadoğu'dan çekerlerse bizde de, dünyada da hiçbir terör tehdidi kalmaz. Ama Ortadoğu'yu yönetmek isteyen insanların hepsi entrikacı ve saplantılı. Petrole güçlü bir alternatifin olması lazım ve İsrailin gelecek yüzyıl planlarından, hedeflerinden vazgeçmesi lazım ancak o zaman. Kafaları ticari çalışıyor bu da saplantılılığı getiriyor. Karşılarında güçsüz bir Ortadoğu var ve Ortadoğuyu ezmeden Çin ve Rusya'ya gözdağı veremezler. Ne İsrail, ne İngiltere, ne de ABD. Önce Ortadoğu'yu parçalamaları gerekiyor amaçlarına ulaşabilmek için.

Gaflet çağındayız, ölümün ve ölenin umursanmadığı, her hastalığın çaresi de, ilacı da var ama arayıp bulmak lazım. Mazlumların dünyasında kıyametler koparken, zalimlerin dünyasında nasıl bir rahatlıktır olan. Öyle acayip bir şey ki insanı aptallaştırıyor. Yeryüzünde aynı dünya görüşünü benimseyen insanlar ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar birbirlerine karşı sevgi sempati duyarlar ama nedense dünyadaki bütün ırkçılar birbirlerinden nefret ederler. Yeryüzünde ırkçılıktan ve menfaatçilikten daha kötü hastalık yoktur. Sistemsel realiteden almış başını gitmiş kapitalist düzen ve egolar yüksek. İstekler bitmiyor, doyumsuz sabit düşünce sistem ne diyorsa yapan, sıradanlaşmış monotonluğa baş kaldırıp gitmiş belki ölüm belki diriliş olarak. Giden yeri doldurulamaz diye düşünüyor ama aslında robot gibi adımlar ve sıra bile şaşmıyor. Bir gün biri çıkıp ey insanlar diyecek ve kimse üstüne alınmayacak.

HÜLYA ÇAKICI 

Geç gelen adalet gerçekten adalet mi?


Gerçeklerin bir gün mutlaka ama mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır...

Yıl 1968 ABD ordusu 500.000 askeriyle Vietnam'ın tuzaklarla dolu tropikal ormanlarında boğulmuştu... Vietnam Halk Kurtuluş Ordusu gerillaları bir türlü yok edilemiyor aksine pusularla ağır kayıplar verdiriyordu. Ordunun morali günden güne zayıflıyordu sonunda tümen komutanından emir geldi. 'Gerilla şüphesi olan yerde kadın çocuk, yaşlı yatalak canlı ne görürseniz öldürün.'

Tarih 16 Mart 1968 sabah saat 08.00, American tümeninin Charlie bölüğü, Vietnam’ın Son My yöresindeki My Lai köyü ve çevresine bir operasyon başlattı. Köy önce topa tutuldu. Sonra 1.ve 2. müfrezeler ateş ederek köye daldı. Hiç gerilla yoktu. Halkın hepsi kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşuyordu. Hepsini öldürmeye başladılar. Yaralıları süngülediler. Kızların ırzına geçtiler. Kadınların memelerini kestiler. İnsanların çocuklarını saklamaya çalıştığı barakalara elbombası attılar. 100’den fazla insanı bir hendeğe doldurup taradılar. Lav silahlarıyla ahırları yaktılar. Katliam 4 saat sürdü. Dört saat sonunda 504 kadın, çocuk ve yaşlı öldürüldü. Sonra olay örtbas edildi. Kimsenin bu vahşetten haberi bile olmadı.

Aradan bir yıl geçti. Tarih 12 Kasım 1969. Amerikalı gazeteci Seymour Hersh, uzun bir araştırma sonunda My Lai katliamını canlı tanıklarıyla, şahitleriyle tüm dünyaya duyurdu. Yazdıkları tüyler ürpertici idi. Kendisini önce vatan haini ilan ettiler. Ancak Hersh'in haberi o kadar belgelerle doluydu ki sonunda Amerikan Ordusu katliamı kabul etmek zorunda kaldı. Ve suçlular yargılandı... 

Suçlular yargılanmadı. Bu katliamdan bir subay sorumlu tutuldu ve 3 yıl mahkumiyeti sonrası başkan Nixon tarafından affedildi.

Tarih yüzüne bakılmayacak insanlar biriktiriyor. Diktatörler, katiller, ırkçılar, korkaklar, hırsızlar ve tüm olanlara susanlar...

Deveye sormuşlar, neren eğri? diye. Nerem doğru ki demiş. Şu doğru yapıldı denilebilecek şey o kadar az ki... Üzüntü bile duymayan, bahaneden başka bir şey bilmeyenlerin geleceğinin yanlışlarla dolu olması normal değil mi?

HÜLYA ÇAKICI 

Dünyada var olan her şey mirastır...

Eski zamanlarda bir Amazon kabilesi şefi bütün yeni doğan bebeklerin kurban edilmesini hüküm vermiş. Şefin bu kararı vermesinin altında yatan neden, çok kuru geçen bir sezondan sonra yaşanılan yiyecek kıtlığıymış. Eldeki yiyecek ile kabile insanları zar zor yaşıyorlarmış. Şef insanlarının yaşaması için bu zor kararı vermek zorunda kalmış. Ancak şefin kızı da doğum yapmış ve aynı hüküm onu bebeği için de geçerli olmuş. Bebeği elinden alınıp, kurban edilmiş. Şefin kızı kaybettiği bebeği için yas tutarken, bir gece ağlayan bir bebek sesi duymuş ve sesin geldiği yere doğru giderek ağlayan bebeği aramış. Ertesi sabah kabile insanları şefin kızını aramaya çıkmışlar. Kızın cansız bedenini üzerinde bir sürü meyve olan bir palmiye ağacının yanında bulmuşlar. Meyveler o kadar çokmuş ki kıtlık sona ermiş ve şefin hükmü kalkmış. Kabile bu ağaca şefin kızı IACA onuruna isim takmışlar. İşte ACAI adı şefin kızının adının tersinden okunmasından geliyor. ACAI meyvesi tavuk yumurtasından fazla proteine sahip. Amazon yağmur ormanlarında yetişiyor ve Brezilya'da bu meyveden yapılan içecek meşhur.
Doğa söylendiği kadar sevgi dolu değil ama doğa da olmayan şey iki yüzlülük. Keklikler öterken birbirleri ile kavga mesajları verirler; burası benim alanım eğer buraya gireceksen ölümü çiğnemen lazım derler ve ölümüne kavga ederler. Geçen yıllar da Albino bir karga çıktı ve diğer siyah kargalar onu döverek öldürdüler. Bitkiler kendilerine daha fazla güneş almak için diğerini gölgelemeye çalışırlar bu doğanın doğasıdır. Aslında insan doğadan daha sevgi dolu olabilir çünkü o sevgiyi yaşatacak güç insanda vardır. Doğada her şey istiyorum üzerine kuruludur ve hiçbir canlı diğerine şans tanımaz. Kalp güzelliği dolu olmalı insanın başka bir şeye gerek yok.
Herkes ve her şey çabasının karşılığını alacak her konuda. Terazi gibi hayatta hiçbir şey dengede değildir, birisi hep ağır tartar. İnsanlara değer verirsen gider, değer vermezsen de gider, insanlar hep gider. Allah veriyor ama beceremeyince de alıyor. Bu yüzden hayata emek şart.
HÜLYA ÇAKICI 

Neden Suriyedeyiz?

SURİYE Çanakkale'de savaşmış olabilirler ama bize karşı. Onlar nüfus savaşlarında savaşmışlar. Çanakkale şehitliğindekiler Suriye'deki Türkmenler, bizdeki mültecilerin dedeleri değil. O zaman bizimle savaştılar desek, peki bugün neden kendi vatanlarını savunmayıp kaçıyorlar. Çanakkale'de bizimle savaşan Türkmenlerin torunları, Suriye’de savaşıyor kaçmıyor. Buradaki asalaklar savaşacak kadar asil değiller çünkü. Bizi bir kere arkamızdan vurdular, ardından defalarca. Bir Atasözümüz der ki; "Beni bir kere kazıklayana yuh olsun, aynı kişi beni ikinci kere kazıklarsa bana yuh olsun." Bizler kurtuluş savaşını cephe ve gerisindeki kadın ve çocuklarımızla yedi düvele karşı her türlü yokluğa karşı kazandık. Sığındığımız ülkede çocuk yapmadık. Onlar plajlar da vatanla işleri yok. Zamanında Osmanlıya da ihanet ettiler ve etmeye devam edecekler.
Vergiler ile Suriyelileri besliyoruz ve gidip topraklarında savaşıp şehit veriyoruz. Savaşın tam ortasındayız ama milletimizin beyin yapısı o halde ki hiçbir şeyin farkında değil. Suriyeliler İstanbul'u ele geçirdik yakında Türkler işçi olarak bizim altımızda çalışmaya başlıyacak diyorlar, Arapça bilmeden acıyanlar onların ne konuştuğunu bilmiyorlar ve acıyorlar kendimiz acınacak haldeyken. Körfez ülkelerindekiler karadenizi satın almaya devam ediyorlar, Akdenizi de Ruslar, ülke resmen yabancı işgali altında. Gitsinler demiyoruz isteyen gitsin kapıları açın diyoruz, ikincisi bundan 4 yıl önce kaldırılan mülk edinme kanununda karşılık ilkesi geri getirilsin, yabancıya taşınmaz mal satışları yeniden düzenlensin yani eskisi gibi olsun o maddeyi geri getirsinler. Bizler bir karış toprak sahibi olamazken Körfez ülkelerinden özellikle Arabistan, karadenizi almaya devam ediyor. Oradaki köylüler artık kiracı durumundalar.
Suriye’de emparyel güçler bir çok aktörü (ülkeler) kullanıp kendi silahlı gücünü cepe gerisinde tutuyor, istediğini alırken ve hiçbir askeri kayıp vermezken bu ülkenin çocukları neden Suriye'de hayatını kaybediyor bu savaş TC'nin ve Suriye'nin savaşı değil, emparyel güçlerin savaşı. Tavşana kaç tazıya tut dümeni ne işid, ne elnusra hepsi figüran, bölgenin aktörleri bir senaryo yazmış ve sahneye koymuşlar. Cahiller de figüranlık yapıyor. Bir halk kendisini yönetemezse birileri bölüp parçalar ve yönetir. Suriye’de doğal kaynak yok ama Suriye'nin stratejik önemi var. Bir tarafta ABD, bir tarafta Rusya niye oradalar acaba? Yeni komşumuz büyük İsrail olacak, sınırda her şey onun için yapılıyor.
Yüzlerce şehit veren ama daha ne için Suriye'ye girdiğini bilmeyen kocaman halkımız var. Hükumet halka ne için orada olduğumuzu kemküm yapmadan anlatmadığı için her kafadan bir ses çıkıyor. Suriye halkını Esad rejiminden kurtarmak için ülkeye girenlerin, ülkeye girdikden sonra Esad'dan farklı olmadıklarını anladık. Suriye’de olan her ülke emperyalisttir. Türkiye’de kendi çapında pastadan dilim alma derdinde.
HÜLYA ÇAKICI 

Çakraları dengelemek...

KÖK ÇAKRA
1. Çekmecelerini düzenle.
2. Evini temizle.
3. Sıcak su torbasıyla uyu.
4. Rengarenk, neşeli cıvıl cıvıl çoraplar giy.
5. Yumuşak ayakkabılar giy.
6. Eve girmeden ayakkabılarını çıkar…
SAKRAL ÇAKRA
1.Romantik bir film izle.
2.Duygusal müzikler dinle.
3.Yemekte yalnız isen kendin için en güzel sofrayı kur.
4.Çok güzel bir fotoğraf çektir.
5.Günde bir parça Çikolata ye...
SOLAR PLEKSUS
1. Kendine bir görev çizelgesi yap.
2. En sevdiğin kalemle kendini anlatan bir yazı yaz.
3. Yatak odana kilit koy ve kendi alanını oluştur.
4. “Hayır” demeyi öğren.
5. Ajanda edin ve onu kullanmayı öğren.
6. Sabahtan günlük hedeflerini yaz ve akşam eve döndüğünde o hedeflerden yaptıklarını ve onun dışında yaptıklarını yaz...
KALP ÇAKRASI
1) Şiir oku.
2) Sevdiğin birinin elini tut.
3) Herhangi bir arkadaşını - kişiyi kucakla.
4) Aşk filmleri seyret.
5) Salata ve taze yeşil sebzeler ye.
6) Üzerinde yeşil yada pembe rengi taşı
7) Senin hayatında sana veya hayatına pozitif etki yapan birine mektup yaz…
BOĞAZ ÇAKRASI
1. Teşekkür mektupları yaz.
2. Konuşmadan önce nefesini dinle.
3. Konuşmadan önce nefes al.
4. Boynunu saracak şekilde Gök Mavisi renginde şal, kolye, kravat kullan.
5. Sıcak bitkisel çaylar iç.
6. Söylemek istediklerini konuşmadan önce planla…
ÜÇÜNCÜ GÖZ
1. Aynaya seni iyi hissettirecek bir not yaz
2. Kendine çiçek al
3. Hafıza ve akıl oyunları oyna
4. Gün içinde gördüğün 3 güzel şeyi not al…
TEPE ÇAKRASI
1. Mozart veya Gregorian dinle
2. Yataktan kalkmadan meditasyon yap
3. Her gün Şükret
4. Geçmiş hayatınla ilgili bir hikaye yaz...
Denemeye değer...

Zeki insanların özellikleri

Bazı insanlar var ki çok sayıda arkadaş onları mutlu etmiyor. Peki kim yada kimlerden söz ediyoruz? Belki kendinizden de izler.
Zeki kişiler dünyayı bizim algıladığımızdan farklı algılarlar. Sosyal ilişkiler içinde farklı davranışlar gösterirler. Yani Algıları farklıdır.
London School of Economics ve Singapore Management University tarafından yapılan bir araştırma, zeki insanların mutlu olmak için daha az arkadaşa ihtiyaç duyduğunu ortaya koydu. Yani çok arkadaşa ihtiyaç duymazlar.
İnsanlar için hayatı yaşanılır kılan ne?
Sonuçları psikoloji dergisi British Journal of Psychology de yayımlanan araştırma iki önemli bulguyu ortaya koydu. Nüfus yoğunluğu az olan yerlerde yaşayan insanlar, kalabalık yerlerde yaşayanlara oranla daha mutlu. Diğer sonuç, sosyal ilişkiler arttıkça insanlar kendilerini daha mutlu hissediyor. Ama önemli bir durum var: Özellikle akıllı insanlarda bu ilişki geçerli değil, hatta tersine işliyor. Yani çok kalabalık mutsuz ediyor. Kalabalıkların insanların kendilerini mutlu hissetmesinde zekilerin aksine, IQ'su düşük olanlarda etkisi daha büyük. Sosyal ilişkiler arttıkça zeki insanların mutluluğu da azalıyor. Mutluluk araştırmacısı Carol Graham bunun nedenini şöyle açıklıyor:
* Zeki insanlar gerçekleştirmek istediklerini hedeflerine yoğunlaştıkları için toplumla daha az zaman geçiriyor. Sosyal etkileşim ise zeki kişilerin hedefine ulaşmasını engelliyor ve bu kişilerin kendilerini mutsuz hissetmelerine yol açıyor. Sosyal etkileşim engel.
*Beynimizin tasarladıkları ile günümüz şartları arasında bir uyumsuzluk var. Nüfus yoğunluğu açısından, bu şu anlama geliyor: Beynimiz geniş bir alanda az sayıda kişi ile yaşamaya tasarlanmış. Beyin geniş alan seviyor.
* Ancak günümüzde çok sayıda kişi dar alanlarda kalabalıklar içerisinde yaşıyor.Arkadaşlık ilişkileri açısından da durum benzerlik gösteriyor.
* İnsanoğlunun hayatı, gruplar içerisinde ve ömür boyu süren arkadaşlık ilişkileri üzerine kurulu. Yaşamın kalabalık ortamlara evrilmesi gibi arkadaşlık ilişkileri de sanayileşme, teknik ilerleme ve dijitalleşmeyle birlikte değişti. Arkadaşlık ilişkileri nasıl? Başa çıkma yetisi.
* Zeki insanların da arkadaşları, aile üyeleri, iş ortakları vardır. Ama onlar herhangi olumsuz bir durumda başkalarına değil de kendilerine güvenmeyi tercih ederler. Yani sorunlarla tek başına mücadele etmeyi bilirler. Zeki insanların özellikleri.
* Sözcükleri ve olayları ayrıntılı inceler. Mantıklıdır ve gelişmeleri tahlil eder, tahminde bulunur. Mantık ön planda.
* Sosyal ortamlarda diğerlerinin vücut hareketlerini, göz kırpışlarını veya mimiklerini inceleyerek, o kişilerin o an neler düşündüğünü tahmin etmeye çalışırlar.
* Zeki insanlar katı görüşlü olmaktan her zaman kaçınırlar. Onlar yeniliklere açık olmanın ve farklı düşünebilmenin ne kadar önemli olduğunu bilirler. Düşünce veya inanışları yanlış diye kendilerini yenilgiye uğramış gibi hissetmezler. Bunun yerine doğrusunu öğrenmeye çalışırlar. Empati kurar.
* Onlar yaptıkları hataya saplanıp kalmak yerine, onu nasıl düzeltebileceklerini düşünürler. Her zaman yarın odaklı düşünürler ve yarın odaklı olabilmek için bugün yapılması gerekenleri eksiksiz olarak yerine getirirler. Yarın odaklıdır.
* Yaşamlarında hiçbir şeyin şans eseri ya da tesadüfi olduğunu savunmazlar. Bir takım olasılıklar vardır ve bu olasılıkları şekillendirmek tamamen kişinin kendi elindedir. Farklı fikirlere karşı her zaman açık olurlar, ancak bir şeyin doğru olduğuna karar verdikleri zaman onları bu düşünceden caydırmaya kimsenin gücü yetmez. Kararlılık esastır.
* Gerçekçilik onların doğasından vardır. Hayata toz pembe gözlüklerden bakmaz, yaşamanın bazen ne kadar zor olduğunu bilirler.
* Büyük sözler vermezler. Çünkü eylemlerin kelimelerden çok daha üstün ve etkili olduğunu bilirler. Bu nedenle beklentiyi yükseltmek yerine, kısa süre sonra bunu gerçeğe dönüştürmeyi tercih ederler. Söz uçar...
* Şans faktörünü eleyip, başarı oranlarının yüksek olduğu işlere girer ve alacağı risk oranının minimum olmasına dikkat ederler.

29 Kasım 2016 Salı

İnsan Olmak Ne Demek?


Her şey değişir hiçbir şey kalıcı değildir, doğanın kanunudur bu. Ama bazı şeyler kalıcı izler bırakır. Kimi izler silinir akıllardan, yüreklerden, kimini de yüreğin baş köşesine yerleştirir, unutamaz insan. Yani insan seçim demektir. Kendi kararları doğrultusunda bir hayatı yaşadığını anlamaktır insan olmak. İnsan olarak doğduktan sonra insan olarak kalmayı seçmek ve bu seçimin gereklerini yapma iradesini gösterebilmektir. Deneyimleriyle  sorgulayan ve bütün varlıkların içinde var olduğunun bilincinde evrimleşen varlıktır. İnsan olmak doğruların ve yanlışların toplamıdır. Ne din, ne siyaset, ne para, ne şöhret, ne de eğitim işidir, insan olmak vicdan işidir. Özüne ulaşan insan olmuştur, öze ulaşmadan insan tanımı yapılamaz, zekasını vicdanıyla harmanlayandır insan, ruhunun özüyle dans edebilendir.

Her türlü iyiliği ve kötülüğü kendin de barındıran, kendini dünyanın en akıllı yaratığı sanan, dünya da ki her şeyi ona gönderilmiş sanan bir canlıdır insan. Böyle düşünen hemcinslerimiz yüzünden rahat nefes alıp yaşayamıyoruz. Yani insanı tanımlamak mümkün değildir. Eylemlere bağlı olarak çoğunlukla değişkenlik gösterir. Onun hakkında söylenecek en net tahminler, en şaşmaz öngörüler bile yanılgılarla doludur. Çünkü insanların çoğu, teorisine süslü, pratiğinde yoktur hayatın. Hamdım, piştim, yandım, sözündeki son insan olmanın da son evresi yani yandığı halidir.

İnsan olmak sevgi dolu olmak demek, merhametli olmak demek, haddini bilmek demek, herkese ırkçılık yapmadan, insan sınıflandırmadan ve yeryüzünde yaşayan tüm canlıları sevmek sevebilmek demek. Çünkü her şey önce sevmekle başlar, insan olabilmek sevgiden geçer. Çıkarsız, kötülük düşünmeden, içten ve saf sevmek. Vicdan sahibi olup, hayatta adaleti uygulamaktır ve insan olduğunu bilip ona göre yaşamaktır, özünden kopmamak, ilk haliyle kalmaktır, nefsle savaşmaktır, bir an mağlup bir an alıp olmaktır.

İnsan olmak, tam olmamak demek, kocaman bir boşlukta yalpalanıp sonra da büyük bir hızla düşmek demek. Kötülüklere katlanmak demek, kötülükleri yapmak demek, acı demek ama yine de yaşamaya çalışmak demek. Hem her şey demek, hem de hiçbir şey demek. Altı üstü bir ölüm kadar yaşıyoruz demek. Sonrası mı? İnsanız diye geçinip gidiyoruz hayat denen bu boşlukta.

Mevlana'nın bir sözü vardır; Biri gelir seni sen eder, biri gelir seni senden eder. Hepimiz kendimiz de dahil hep sen için uğraşır, insan sen için uğraşanların şekillendirdiği bir eserdir. Havuz yapıp, problem yaratıp, içini geçmişle doldurup sonra eskiyi atıp, dibini delip, suyu boşaltıp, boğulanı da gömmek demek. İnsan olmak iyi insanların seni sevmesi, kötü insanların senden nefret etmesi demek. Kısacası az sevilmek demek.

HÜLYA ÇAKICI

Bana kalırsa bana kal...


Ne var ne yoksa hepsi rüya, öğrendim sonunda aşk ile dönermiş bu dünya.

Aşk ve sevgi olmazsa yaşamanın bir anlamı olmazdı. Seviyorum güzel olan her şeyi, coşkuyla, aşkla sevmek güzeldir iyi bir kalbin varsa, aşk güzel cesaretin varsa. 

Değerli insanı buldun mu, bas bağrına zincirle kendine. Sevdamız da sevda çiçeklerimizin olması gerekir. 

Aşk, seni vurabilecek bir silahı, seni vurmayacağına inandığın birisine tereddütsüz vermektir. 

Aşk, düşündüğün de gülümsemektir. 

Aşk, ben seviyorum sen de sev değildir. 

Beklentisiz kelebeklerin çarpmasıdır. 

Sonra biri çıkar karşına tüm alışkanlıklarını değiştirir.

Aşk, bir savaş galip gelmenin mağlup olmaktan geçtiği bir savaş. 

Kazanmak için mağlup olman gereken zamanı bilmen gereken bir savaş. 

Kavuşursan meşk olur. Kavuşamazsan aşk olur. Aşk kavuşamamanın adıdır. Kavuşursan işin rengi bir müddet sonra değişir. İsteyen aksini iddia edebilir ama bu böyledir. Saygı, emek ve karşılıklı anlayış en büyük aşktır.

Bir insanı mutlu etmek için ilk zamanlar nasıl davranıyorsanız sonrasında da aynı davranın. Fazla bir şey değil, biraz içten gösterilen ilgi ve sadakat bunları yaptığınız zaman göreceksiniz ki aslında siz mutlu oluyorsunuz. Çünkü bazı insanlar yanlış yapmak ve yalnız kalmak arasında tercih yaparlar. Adabına göre, hislerine göre karar verirler. Sahte bir mutluluk yerine, sade bir yalnızlığı tercih ederler. İşte bu yüzden bazı insanlar sınırlarını kendilerinin çizdiği, gizli ve gizemli bir ülkede yaşarlar. Zorunlu olduklarından değil, gururlu olduklarından ve yerlerini sadece sabırlı ve yürekli olduğuna inandıkları insanlara söylerler.

Aşk geçici falan değil sadece özveri ister bu da insanlara zor gelir ve bahane aşk geçici. Sevgi de, aşk da gayet güzel birlikte yürüyebilir yürütecek yürek olduktan sonra. Önemli olan saygı, sevgi bu ikisi varsa zaten ölümüne aşk da vardır. Yani aşk emektir, saygıdır. Aşk güzel şey yürekte de sıcak tutmak lazım ki, bir ömür sevdaya sevgiye dönüşsün, karşılıklı olarak yürekler hep yeniden atsın.

Gelinliklerin beyaz olmasının anlamı öldüğüm güne kadar seninim demektir. Eskiler bir gelin eve beyazla girer beyazla çıkar derler, biri beyaz gelinlik diğeri kefendir.

HÜLYA ÇAKICI 

27 Kasım 2016 Pazar

İnsanların da bilgisayar gibi ‘yeniden başlat’ tuşu varmış!

Babasından miras olarak çok değerli bir bilgi alan Zu San Li hakkında bir Japon efsanesi vardır: “uzun ömür noktası” veya “yüz hastalığın noktası”.
Babasının tavsiyesine uyarak Zu San Li her gün bu noktaya masaj yapmış ve onlarca imparatorun doğumuna ve ölümüne şahit olacak kadar yaşamış. Bu noktaya masaj yapmak, Uzak Doğu'nun binlerce yıldır uygulanan en eski tedavi metodlarından biridir. İnsan vücudunda bir yılın aylarını ve günlerini anımsatan 365 nokta ve 12 majör meridyen vardır.
Spesifik noktalara parmak baskısıyla uygulanan akupresur yöntemi belirli organlarla bağlantılı meridyenlerin ve kanalların öğretilerine dayanır. Çin tıbbında vücut bir enerji sistemi olarak görülür ve masaj organların fonksiyonel aktivitelerini ve enerji akışlarını etkileyebilir.
Zu San Li noktasını aktive etmek yenilenme ve iyileşme etkisi yaratabilir, yaşlanmayı önleyebilir. Çin'de bu nokta “uzun ömür noktası” olarak bilinirken, Japonya'da “yüz hastalığın noktası” olarak adlandırılır.
Zu San Li Noktasını Nasıl Bulacaksınız?
Vücudumuzda Zu San Li noktası diz kapağının biraz altındadır. Bu noktayı doğru tespit edebilmek için elinizi parmaklarınız aşağıya gelecek şekilde aynı dizinizin üstüne yerleştirin. Avuç içiniz dizinizi kaplasın.
Örneğin sağ eliniz sağ dizinizin üstünde olsun. Zu San Li küçük tırnağınız ile yüzük parmağınızın tırnağı arasındaki noktadır. Eğer bu şekilde doğru noktayı bulamıyorsanız yere oturup dizlerinizi kendinize çekin. Ayaklarınız hala yerde olsun. Dizinizin altında daha yüksek bir alan fark edeceksiniz, parmağınızı onun üzerine koyup hafifçe bastırın. İşte bu nokta Zu San Li noktasıdır.
Japonlar Neden Bu Bölgeye “Yüz Hastalığın Noktası” derler?
Zu San Li noktası bedenimizin alt yarısındaki organların çalışmasını kontrol eder. Adrenal bezleri, böbrekler, cinsel organlar, sindirim kanalının uygun bir şekilde çalışmasından sorumlu bölümlerin içinden geçen omuriliğin fonksiyonlarını yönetir. Zu San Li noktasına masaj yaparak insan sağlığının koruyucusu rolünü üstlenen en güçlü salgı bezleri olan adrenal bezlerinizin (böbrek üstü bezleri) aktivitesini artırmış olacaksınız.
Bu bezler kandaki hidrokortizon, adrenalin ve diğer önemli hormonları salgılarlar. “Uzun ömür noktası”na her gün düzenli masaj yaparsanız bedeninizdeki adrenal bezlerinin fonksiyonlarını şu şekilde normalize etmiş olursunuz:
Kan basıncının dengelenmesi
2. İnsülin, glikoz seviyelerinin dengelenmesi
3. Vücuttaki inflamasyonun azaltılması
4. Bağışıklık sisteminin düzenlenmesi
Zu San Li noktasına masaj yapmanın diğer faydaları:
Sağlıklı sindirim sistemi
Bağırsak ve sindirim sorunlarının giderilmesi
Felç sonuçlarının tedavisi
Özgüven kazanılması
Stres ve tansiyonun üstesinden gelinmesi
İçsel denge
Bu noktaya masaj yapmanın cinsel güçsüzlüğe, hıçkırığa, kabızlığa, gastrite ve idrar kaçırmaya da iyi geldiği düşünülüyor. Hatta bağışıklık sistemini güçlendiren bu masajın daha fit ve sağlıklı bir bedene sahip olmayı da sağladığına inanılıyor.
Zu San Li noktasına ne zaman masaj yapmalısınız?
Bu masaj sabah saatlerinde, öğle yemeğinden önce yapıldığında daha etkilidir. Her diz için saat yönünde dairesel hareketlerle (parmağınızı yavaşça bastırarak ve bastırdığınız noktada bir süre kalarak) yaklaşık 10 dakika kadar yapılmalıdır. Başlamadan önce sakin nefesler alıp vererek ve hislerinize konsantre olarak kendinizi sakinleştirin. Masajı oturur pozisyonda yapın.
Mümkün olduğunca masaja konsantre olun ve şifa sürecinin başlamasına izin verin. Bu masajın uyarıcı bir etkisi vardır.
Akşamları Zu San Li noktasına saat yönünün tersine masaj yapanların haftada 400-500 gr kilo verdikleri de söyleniyor.
Siz yine de uyarıcı etkisizliğinden dolayı uykunuzu kaçırmaması için yatağa gitmeden önce bu masajı yapmamaya dikkat edin. Yeni Ay zamanı masajın etkisinin arttığı da akupresur uzmanlarının iddialarından biri.
Zu San Li noktasına masajı Yeni Ay'dan 8 gün önce her sabah yapmaya başlarsanız yaşlanma sürecini yavaşlatması, bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve yukarıda saydığımız faydaları sağlaması söz konusu.
Öğle yemeğinden önce bu noktaya yapacağınız masaj hafızanızı, kardiyovasküler ve sindirim sisteminizi de güçlendirebilir.
Öğleden sonra ise stres, baş ağrısı, huzursuzluk, uykusuzluk için bu masajı yapabilirsiniz.
Not: Saat yönünü ayarlarken masaj yapan siz olduğunuz için kendi açınızdan olmasına dikkat ediniz.
(ALINTI)

Kopyala yapıştır akıllar...

Kimse mutlu değil, bereket yok, para yok, sevgi yok, saygı yok, dost yok, arkadaş yok, iş yok, ekonomi çökmüş, ahlak bitmiş mutsuz bir ülkedeyiz işte...
Peki neden? Çocukluğum tüp, yağ kuyruklarında geçti, ihtilal zamanını da gördüm ama hiçbir zaman bu dönem ki kadar gelecekten ve çocuklarımın geleceğinden umutsuz olmadım. Evet geçmişte ambargo uyguladılar ama bizler kuyruğa girdik kendi şekerimizi, çayımızı, sütümüzü, etimizi aldık. Şimdi ambargo koysalar sofrana tuz, ayağına çorap alamaz, taksiye, gemiye, uçağa binemez, o cebinizdeki milyonluk telefonla konuşamazsınız. Bu ülkede yıllarca olmayan bir Kürt sorunu varmış gibi gösterilip Kürt mağdur ezilen edebiyatı yapıldı. Şimdi de aynı mağdur edebiyatı din istismarı ile yapılıyor. Kimin dini vecibeleri yerine getirmesi veya dinini gerçek anlamda yaşaması engellendi ki şimdiye kadar, saçma sapan, asılsız iddialarla ortalık bulandırmaktan başka bir şey değil. Herkes şiddete o kadar meyilli oldu ki, şimdiye kadar bildiğim ve gördüğüm, Müslümanlar birbirleriyle hoşgörü ve saygı içinde yaşardı ama şimdilerde iyice kutuplaştık. Kimsenin kimseye saygısı yok, kimse yarın ne olacağını bilmiyor. Hükumet hakkında azıcık bir eleştiri yapsan, sanki adamın namusuna laf edilmiş gibi savunuyor ve sana kaşar deme terbiyesizliğini gösterebiliyor, sanırsın bizi tanıyor da kişiselliğimize çemkirebiliyor. Muhalefet tarafına eleştiri yapsan onlar da vay yobazsın, geri kafalısın diyor. Ne oldu bizim gönlü güzel, kendi güzel, vicdanı güzel insanlarımıza...
Bu yeni oluşan takım meramını iki düzgün kelime ile anlatamıyor nedense. Saldırı, küfür insana en dip muammeleyi reva görüyorlar hep. Ama sorsanız Yaradandan ötürü yaratılanı da severler, Elhamdülillah Müslümandır bunlar ama onlara göre karşı görüşünde olanlar değillerdir. Nedense dillerinde pespaye ucuz laflar hep vardır, hep aynı metodu kullanırlar, çirkeflik yap, binbir pis ağızla linç etme, susturma kalkışmaları kullan. Yaptığınız, savunduğunuz, konuştuğunuz vurucu timden öte gidemeyen bir gaflet. Kadına, çocuğa utanmadan hakaret edenler sizden düzgün, edepli ve anlaşılır bir şekilde konuşmanızı beklemiyoruz zaten. Çünkü bu yetenek insana yakışır, yani; insanlar konuşa konuşa anlaşır.
Kullanılan kelimeler sadece küfür ile üste çıkma çabası. Kininizde boğulun. Gerçi sizler de haklısınız? Biten PKK'yı hortlatıp, İŞİD'e maceracı dedikten sonra, Fetö'nün yanında iken bugün idamını istemek, bebek, çocuk, kadın, erkek, hayvan, cisim tecavüzünü savunmak adamda akıl fikir bırakmaz. En kolayı başkasına sallamaktır siz ağzı bozukların yaptığı gibi. Herkes kendine yakışanı yapar, kalp temiz olunca dilden güzel sözler çıkar. Ergenekon kumpas dediler, Fetö kötülük yapacak dediler kimse kulak asmadı, zamanla yaşayıp hepsini gördük. Hırsızlık, yolsuzluk, taciz, tecavüz vs. hepsi had safhada ama suçlu yok. Nasıl bir toplum olduk? Nereye gidiyoruz?
Mutlu olanlar bir şekilde hükumete sırtını dayamış ve nemalanan grup, diğer tarafta yurtdışında yaşayıp Avrupalılara sallayan ama memleketine dönmek istemeyen uzaktan silahşörlük yapan sahte vatanseverler. İşte bunlar kendilerini mutlu zannediyorlar. İnsanlar aç olunca önce inancını yer, ilk şiddetli ekonomik krizde bakalım bu topluluk ne yapacak. İMF'YE borç bitti bitiyordu 4 taksit kalmıştı, cari açıktan, iflas eden şirket, inen kepenkten haberi yok. Kendi hallerine bırakmak lazım. Kopyala yapıştır akıllar yakında biz İMF'ye borcu bitirmiştik, AB'ye de havai fişekler atıp girmiştik diye bakar dururlar.
HÜLYA ÇAKICI 

Ne Zaman Adam Oluruz!


Aynı yere farklı yollardan gidebilirsiniz ama yolunuza taş duvarlar örenler, yaşam yolunda size dayatılanlarla size zorluklar çıkartırken haksızlığa karşı çıkan birilerinin sesine de kulak verin. Biraz mücadele edip, emek verip doğru yolu bulacağına, daha kolay sanıp dolambaçlı yollara girmeyin. Zor görünen yol bazen doğru yol olabilir ama zoru görünce kolaya kaçar ve kolaya aldanırız. Halbuki kolay yol sandıklarımız en zoru olur bazen. Hayat boyu zikzaklı yollar da dümdüz gidemeyiz mutlaka bir duvara çarparız.

Bu toplumun muhakemesi hastalıklı. Bir insan açık ama dürüst olabilir. Bir insan kapalı ama dürüst olabilir. Bir Müslüman zina etmez, yalan söylemez, hırsızlık yapmaz, beş vakit namazında ve Rabbinden kendisini doğru yola götürmesini ister ama aksini yapıyorsa Müslüman değildir. Yani kişinin aynası yine kişidir, lafa ve nüfus cüzdanındaki din hanesine bakılmaz. Her insan kendisinden sorumludur. Birinin hatasından tüm toplum sorgulanamaz. Bir günde bu hayat tarzını edinmedik, 100 senedir Cumhuriyetin, ondan önce de yıkılmakta olan imparatorluğun tedrisinden geçti. Yıkılan imparatorluğun vatandaşları bir İstiklal harbi verdi. Ciğerlerimize kadar işlemiş yabancı hayranlığı yaşayan bu toplum ancak sömürülür. Türk Milleti titre ve özüne dön...

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Devlet hayatında en yüksek medeni icaplara göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseler derken devletin din işleri ile meşgul olmamasını ve dini hislerin, siyasi maksatlar için istismar edilmemesini daima söylemiş ve bu prensibi yeni Türkiye Devletinin başlıca inkılabı adletmiştir. (Afet İNAN)

Ne zaman Adam oluruz, insan olarak kendimize saygı duyduğumuz zaman.
Ne zaman Adam oluruz, cehalet ve yobazlığa pirim vermediğimiz zaman.

Hayatta hiç bir şey sonsuz değildir. Süleyman Demirel zamanında 'binaleyh biz bu milleti gütmeye geldik' demişti. Millet alkış kıyamet, tablo değişmiyor oysa çağ değişiyor, nesil değişiyor. Bir millet köle olmayı seçtiyse kimse bir şey yapamaz, mutsuz azınlık bir köşede muhalif ve ideolojisi ile yaşamaya çalışır hepsi bu.

Mustafa Kemal "köylü milletin efendisidir" demiş büyük bir devlet ve fikir adamıydı. Bu millet onu anlamamakta hala ısrarcı ise tarih Türk milletini yıllar sonra kendi kendisini yok eden toplum olarak yazacaktır. Gerçekler tektir sadedir. Yalan ise çoğul, süslü püslü, parlak, gösterişli ve gürültülüdür. O yüzden nankörler anında söyleyecek ve kanacak bir şeyler bulurlar.

Adama sormuşlar, ne iş yaparsın? Adam, ne iş olsa yaparım abi, demiş. Soranın cevabı, o zaman sen hiçbir işten anlamazsın...

HÜLYA ÇAKICI 

FİDEL CASTRO, Bir Comandante...


Ben de devrim gerçekleştirdim. Ama Atatürk'ün yaptıklarını yapamazdım. Türkler sağdan sola doğru yazarken Harf Devrimi ile tam tersi yönde yazmaya başladı. Kıyafet Devrimi ve Medeni Kanun'la kadınlara getirilen statü çok önemliydi. Ona ve devrimlerine hayranım. Kendinize başka bir önder aramayın. (Fidel Castro)

Mustafa Kemal Atatürk'ün zekasına hayran olan, zaferlerini gıpta ile anlatan tek liderdi.  Demek ki Atatürkçü olmak için Türk olmaya gerek yokmuş. Atatürkçülüğü bizden daha iyi anlayan bir devrimciydi.

Ulusal bayrağıyla devrim yapmış iki ülkeden birisidir Küba, diğerinde de zaten biz yaşıyoruz.

Küba halkına hiç bir dünya ülkesinin sağlayamadığını sağladı HUZUR. Devlet idare etmenin para ile değil halkını sevmek, halkına hizmet olduğunu bilen nadir liderlerdendi.

Memleketini seviyorsan her şeyi memleketin kalkınması için yapacaksın, eğer memleket kalkınırsa zaten sende kalkınırsın... Cesaretini bütün güzel insanlara bırakıp gitti güzel insan.

Devrim öncesi Küba topraklarının yüzde yetmişi yabancılarındı, Küba'yı kübalılara veren devrimci lider.

İşsizliğin olmadığı Küba'da, her 100-120 aileye bir doktor düşüyor.

Küba'da yaşayan herkes sağlık ve eğitim hizmetlerinden ücretsiz yararlanır.

Küba insancıl dayanışma anlamında Latin Amerika ve 3. dünya ülkelerine binlerce doktor gönderen ve bu ülkelerden 17.000 tıp öğrencisine ülkesinde ücretsiz eğitim veren tek ülkedir.

KÜBA, ABD'de binde 12, Türkiye'de binde 80 olan çocuk ölüm oranlarını binde 6'ya kadar düşürmüş bir ülke.

Küba'da okuma yazma oranı %100 ve dokuzuncu sınıfa kadar zorunludur.

Koruyucu hekimlik dalında çok ileri bir noktada olan Küba'da, ortalama yaşam süresi erkekler de 75, kadınlar da 77'ye kadar yükselmiştir.

Küba'da her aileye, aile büyüklüğüne göre konut tahsis ediliyor. Sokakta yaşayan kimse yok.

Son konuşmasında, yukarı yarımkürenin aşağı yarımküreyi ezmesine küreselleşme dendiğini mimledi.

Biz diğer ülkelere doktor göndeririz, asker değil. (Fidel Castro)

Emperyalizm yüzünden, insanlığın altından
Toprağın nasıl kaydığını anlattı. İnsanlığın teslim olmadığını temsil etti.

Fidel Castro Amerikan emperyalizimini ülkesinden attığı için diktatör olarak dünyaya lanse edildi ama gerçek öyle değildi. Gerçek olan Amerikan köleliğine son vermesiydi.

CIA tarafından Fidel Castro'ya yönelik yüzlerce suikast girişiminde bulunuldu. Ancak tüm suikast girişimleri başarısız oldu! Fidel Castro Küba'yı yarım asır yönetti. Küba’da Başbakan ve Devlet Başkanı olarak görev yaptığı 47 yıl boyunca 638 suikast girişimiyle karşı karşıya kaldı. Fidel Castro, "En çok suikast girişimine maruz kalan kişi" olarak Guinness rekorlar kitabına girdi.

Büyük bir komutan, Latin Amerika'nın Atatürk'ü olan Fidel Castro, halkı için dünyaya rest çeken bir Comandante (komutan). 50 yıl Amerikan ambargosunu yaşayan ama yine de halkını ezdirmeyen ve dünyada iz bırakan lider.

Teslim olmayan lider, halkını ezmiyen başkan, emperyalizmin korkulu rüyası, son büyük devrimci, Küba'nın kurtarıcısı unutulmayacaksın, yürekler de yaktığın ateş sönmeyecek, güzel insanlar güzel atlara binip gittiler, toprağın bol olsun, ışıklar içinde uyu...

HÜLYA ÇAKICI

26 Kasım 2016 Cumartesi

HER ŞEY KENDİMİZ DE BAŞLAR VE KENDİMİZ DE SON BULUR



Bir gece kapını çalarsa yalnızlık, açma bırak dışarıda kalsın.
Hayatı öyle mutlu yaşa ki, kapıdaki yalnızlık yalnızlığından utansın.
Unutulduğunu sansa da bile insan.
Her önemli günde akla ilk yürekten sevilenler gelir.

Gece sessizliğim benim.
Ay doğar, gözlerin aklıma düşünce.
Rüzgarlar aralar penceremi.
Perdelerim uçuşur, göklere savrulur.
Bir türkü dolanır, kalbimin kenarında.
Sonra güneş doğar penceremden içeriye.
Tekrar gece gelir.
Ve nihayet yaşam biter, ölüm gelir.

Yarasaya gel, kartala git dersen.
Ruhu efkar basar, stres hoş geldim der.
Aşkı başka bir dudaktan duyarsan.
Kalbe nefes gelir, hoş gelir.

Bana ilaçları sordular..
ANLAT DEDİLER... Sorun bakalım dedim.
Gelecek için? Sabır dedim.
Düşmanlık için? Barış dedim.
Nefret için? Sevgi dedim.
Cahillik için? İlim ve bilim dedim.
Başarısızlık için? Korkmamak dedim.
Fakirlik için? Çalışmak ve aklını kullanmak dedim.
Kötülük için? İyilik dedim.
Zayıflık için? İnanç dedim.
Ağrılar için? Doktor dedim.
Yorgunluk için? Çok aptal bir soru oldu. UYU tabii dedim.
Aptallık için? Araştırmak dedim.
Tembellik için? (Dayak) SİLKELENMEK dedim.
Nefretin ilacı? Görmemezliğe gelmek, gerekirse karşılık vermek dedim.
Neden dedi? Kimse kimseden üstün değildir, haddini bildirmek için dedim.
İman niye edilir? Kendin için, iç huzurun için dedim.
Ve ekledim.
HER ŞEY KENDİMİZ DE BAŞLAR VE KENDİMİZ DE SON BULUR.

HÜLYA ÇAKICI

Esnafı duygulandıran not


Her kimseniz, Allah tüm isteklerinizi önünüze bol bol sersin. Yardım için uğraşanın da, dürüst olanın da. Ne kadar içten güzel yürekli insanlarmış ikisi de.
Böyle haberler olsun ki insanlığın hala var olduğunu bilsinler ve örnek alsınlar.
Parasızlığın, işsizliğin gözü kör olsun.
Olmayınca 1 TL de bir, 1000 TL de.
Açlık sınırı kelimesinin karşılığı bu olsa gerek. Birileri de hazineden yürüttüklerini geri koysa da vergiler azalsa keşke. İşte böyle iyi insanlar yüzünden bu ülke batmıyor, umarım batmaz da. Hala umut var :)
Bu olay bir zamanların Türkiye'sinden bir örnek gibi. Az olsa da vicdanı temiz kalmış insanlar ikisi de. O zamanlar hırsızlığa, yolsuzluğa, dolandırıcılığa kimse özenmezdi. Camilerde, okullarda, aileler insanlık ve hak yememe konusunda uyarılır ve eğitilirdi. Kimsenin aklına da böyle pislikler gelmezdi. Ben kapımızın hiç kilitlenmediğini hatırlıyorum. Kimse kilitlemezdi ki zaten. Tekrar gönülden tebrik ediyorum her ikisini de.
Haramı helali bilenlerin hala var olması şu yaşadığımız ortamda çok güzel.
Poğaça satan paylaşır, zengin olan çıkıp dermi ki, kazancımın şu kadarı yardım olarak verilsin diye. Meclisteki 550'den biri kalkıp maaş primini verir mi? Vermez. Garibana gariban acır, destek olur zaten.

Fransa'nın çoğunluğu Hristiyandır.
Fransızların bir uygulaması vardır, bildiğinizi düşünüyorum. Fırından ekmek alırken fırıncıya paralarına göre fazladan 1, 2 ekmek parası öderler ki, parası olmayanlar da faydalansınlar. Yine aynı uygulamayı kafeleri içinde uygularlar. İnsan olan insanının derdinden anlamalı. Bu işin dini yok yani.
Yine İtalya'da bazı kafelerde gördüğüm bir uygulama. Bir kişi gider 2 kahve 2 tatlı ister, birer tanesini askıya koy der ve gider. Parasız olan biri de gider utana sıkıla askıda bir şey var mı diye sorar.
Kahve içmek, pasta vs. oralar için lüks değil, ihtiyaç çünkü.
Bizimkiler de Suriyeli kardeşlerini doyurma hevesiyle yanıp tutuşuyor. Kendi halkımızdan çok işsiz, yardıma ihtiyacı olan insan var. Ama Kaymakamlıklarım yardım merkezleri Suriyeliler ile dolmuş, taşmış durumda. Bizlere sıra gelmiyor. Hayır işliyorlar, cennete gidecekler :(

Peki bir soru sorayım ben de size o zaman. Hiç aç kaldınız mı? Ama gerçekten aç???

HÜLYA ÇAKICI 

Kalemde, kağıtta sende...


Sistemi değiştirmek istiyorsan önce sisteme sahip olman gerekir, sisteme sahip olmak içinde sisteme uyman gerekir. Sistemi protesto etmek fayda sağlamaz sınavlara çalışmaya devam. Kaleyi içerden fethetmek için önce içeri girmen gerekir. İlk önce öğretmenleri yetiştirmeli sonra topyekün sistemi değiştirmeliyiz. Şu andaki okullar çocukların tekdüze olmasını sağlıyor ve var olan yeteneklerinde kaybolmasına yarıyor.
Garip olan herkes her şeyin farkında ama bir aptallık var ki aldı başını gidiyor. Bir şeyler yapılmadıkça böyle yerimizde sayar dururuz. Evrende fiziksel anlamda israf göremeyiz ama psikolojik anlamda görüyoruz fikir ziyanı olarak adlandırılan.

Ezberci eğitim denilen şey aslında bir eğitim süreci değil bir robotlaştırma süreci, insanların kendi fikri olmaması düşünemeyip sadece itaat eden köleler olması için zihne yapılan karartma süreci. Ortak özellikleri akıl yok, fikir yok sadece beden var ve onun üzerinden var olmaya çalışma çabası. Aldığınız nota bile itiraz edemiyorsunuz. Hocam sınav kağıdına bakabilir miyim? Fazla not vermişsem notunu kırarım. Olay ve olguyu kendi çevre şartları ve zamanı ile dönemin doğruları içinde ele almak ve arada üç beş türlü düşünmek gerekir, gerçeği bir düşünce aydınlatmaz, çoklu pencereler açmak gerekir.

Devlet yönetenlerin eğitimdeki rolü çok önemli. Toplumdaki bireyler kendisini ve çocuğunu bilgisi kadar bilinçlendirebilir. Sadece bir anne eğitmiyor bu ekip işidir. Devletin yönetimindeki güçlü bir eğitim politikası dünyada kabul gören ortak bir eğitim anlayışı ile olur. Anne, baba, büyük ebeveynlerin ve eğitim kurumlarının işbirliği ile olur. Şu an eğitim programları yok edilmiş, bu durumda ne alabilir ki çocuklar? Biz ne söylesek boş, sistem çökertildi. Asıl olan güçlü devletler sağlıklı bireyler yetiştirir, aileler de sağlıklı evlatları topluma kazandırır.

Ülkemize sahip çıkamadık yıllardır. İnsanlığımıza, askerimize, anayasaya, polisimize, dine, ahlaka, bayrağımıza, Atamıza, kadınlara ve çocuklara. Neyimiz kaldı geriye? Ama yılmak yok yola devam. Cumhuriyeti kurmak kolay olmadı, sahip çıkmakta kolay değil. Her devirde sorunlu insanlar vardı ve var olacaklar. Kötüyü örnek almak yok. Yılmadan sevgiyi, bilgiyi örnek alalım ki bize düşen görevi gelecek kuşaklara devredebilelim.

HÜLYA ÇAKICI 

İnsan olmanın faturaları...


Beni öldürmeyen her şey, beni güçlendirir! (Friedrich Nietzsche)

Dünyaya hangi gözlükle bakıyormuş bilmiyorum ama o gözlükten ben de isterim. Çünkü ben bambaşka şeyler görüyorum buradan. Beni öldürmeyen her şey beni hep yeniden öldürüyor...

Nietzsche'nin yalnızca bu sözünden yola çıkıldığında birçok şey eksik kalıyor. Bazı şeyler göründüğünden çok daha basit olabilir. Tıp biliminde eskiden beri insanın kendisine zarar vermesi bir hastalıktır. Peki acı bizi güçlendiriyor diye ne yapalım? Acının üstüne mi atlayalım? Aklı başında olan hiç kimse böyle bir seçimde bulunmaz. Nedeni basittir. Onu güçlendiren acı sanata, bilime dair bile olsa bir gün bu güçlenmenin sonu gelecek ve ölüm kendisini bulacaktır ve her ölüm erken ölümdür. Çalışmak özgürlüktür diyor bir düşünür. Ancak siyasete dair olan hiçbir kuram yalnızca pozitif özgürlük=özgürlük tanımından hareket edemez. Ve tahmin edebileceğiniz gibi siyasete dair olan hiçbir şey diğer alanlardan tam manasıyla soyutlanamaz. O halde bizim nasıl çalışmak özgürlüğümüzse tembellik de nefatif bir özgürlük olarak bunun karşısına çıkıp çelişmeden onunla birlikte yürüyebilir. 

Özet olarak şunu söyleyebiliriz; bizi öldürmeyen acı veya hazlarımızdan hayatımızı tam anlamıyla soyutlayamayız. İkisi de hayatımızın parçası olmaya devam edecektir. Ve şunu asla unutmayalım ki, gerçek anlamda bize zarar veren bir acının görevi sömürmektir. Ve sandığınızdan daha fazla acı o gerçek acılardan olabilir. Bu yüzden hayatınızda acı ve mutluluk diyalektiğini sağlamaya çalışın. Ölümle her zaman cebelleşen insan, aynı şekilde her zaman güçlenmez. Çünkü verdiği çoğu karar çelişkilerle doludur, ölümüne bile neden olacak kadar yanlış olabilir...

HÜLYA ÇAKICI 

Algı operasyonu yapmayın...


Fani dünyada değişmeyen tek şey ölüm!
Keşke, hayatta hiç keşke demek zorunda kalmasaydık... Bazen ağlar, bazen güler, bazen yaşadıklarımıza, bazen de yaşıyamadıklarımıza üzülür, hüzünleniriz. Keşkelere yükleriz yükü. Aslında yaşadıklarımızı da, yaşayamadıklarımızı da kendimiz belirleriz. Hayat kocaman bir hiç ve en son ölüm gelir ona da erken deriz. İnsan ne ederse kendine eder, sorsan suçlu ya hayattır yada kader.

Her şeyi iki kişilik düşünüp, önce karşımdaki mutlu olsun diyenler, sonrasında yaşanan acılar ve yalnızlık tek kişiliktir bunu unutmayın. Ve hayatınızı yokluğunuzu bile fark etmeyenlerle değil, varlığınızdan mutlu olup, iyi ki varsın diyenlerle doldurun...

Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha zordur. (Küçük Prens)

İnsan her zaman hatırlayarak kendisini cezalandırır, unutarak da karşısındakileri. Hayatını düzene sokan insan düşünme yeteneği olan insandır ve düşüncelerini erdemli bir şekilde eğitmek ancak yetenekli insanların işidir. Buna yetisi olmayan insan tüm zamanlar için gereksizdir. Huyunu sevmediğin biriyle yola çıkmak insanı kaptan kaba sokar. Kendisinde bir mikron değişiklik yapmayı başarabilen insanın tüm hayatı da değişirmiş. Bilge insanın doğasında ihtiraslara karşı direnç varken, aptal olanlar ihtiraslarının kölesi olurlar. Bilge kişi bilgisi doğrultusunda konuşan, hareket eden, akıllı, mantıkla yola devam eden kişidir.

Bir piyon iyi kurgulanmış strateji ve taktikle tek hamlede şahı mat edebilir. Zekanın konsantrasyonu başarıdaki tek sırdır. Fırsat yoksa bile bazen değişim mecburidir. Bir noktadan sonra başka şansın yoktur. Ya batarsın yada çıkarsın her türlü mücadele şart. Mutlu değilsen hayatında değişim yaparsın, korkuları yenmeli ve değişime açık olmalısın. Hayatta birçok şeyde olduğu gibi burada da cesaret ön planda. Korkuların üzerine gitmek her zaman mutluluk vermez hüsran olur, göz yaşı olur ama çoğu zaman da yol gösteren olur. Kokularıyla yüzleşmek insanı asil ve özverili kılar. Çünkü korkusuyla yüzleşen insan ne yaptığını bilen, adımlarını güçlü atan insandır.

HÜLYA ÇAKICI 

Her sorun içinde bir armağan saklar...


Serçe günlerdir dalında hiç hareket etmeden, ötmeden öylece duruyormuş. Melekler Tanrıya sormuşlar; Tanrım bu serçe her sabah uzun uzun öterdi son günlerde sus pus oldu ötmüyor, uçmuyor, ne oldu? Tanrı meleklere sabırlı olun o bana gelecek demiş. Melekler birkaç zaman sonra tekrar sorunca, Tanrı serçeye derdin nedir, neden sustun, ne oldu? Serçe; "Yüce Tanrım ben bir garip seçeyim, şu dalın üstüne bir yuva yaptım barınıyordum bir fırtına çıkardın yuvamı yıktın" demiş. Tanrı; ben yuvana seni sokmak üzere gelen yılandan korumak için o rüzgarı çıkardım, sen yuvadan oldun ama, hayatta kaldın deyince serçenin gözlerinden iki damla yaş gelmiş.

Yaşamımızdaki her sorun içinde bir armağan saklar, sadece kendisi yaşıyor zanneder insan bu yaşadıklarını, acılarını, kederlerini, zamanın ona yaşattıklarını görmez. Her zorluğun arkasında bir kolaylık vardır ve bu yaşananlar bize tecrübe olarak kalır hayatımız devam ederken. Hayatın tümünü anlamak için küçük bölümlerinde bıraktığın parçaları birleştirmen yeterli. Yüzleşecek cesarete sahip olanlar için her olumsuzluk bir fayda ve adına tecrübe denilen bir ders verir ki, bu dersin değeri de parayla ölçülemez.

Herkesi tanıyacak, tanıdığınız kadar da bilgi ve tecrübe sahibi olacaksınız. Size yapılan her kötülük sizi daha da güçlü kılacak, hayata karşı görevlerinin olduğunu anımsatarak, insanların arasından sıyrılıp yolunuza devam edeceksiniz. Cesaretin varsa gittiğin yolda ya yalnız olursun yada herkes sen olur. Bir seçim yapmak önce onun sorumluluğunu almayı gerektirir. Buna kişinin hatalı bir seçim yapma riskini göze alması ve ortaya çıkan sonuçlara başkalarını suçlamadan katlanması da dahildir. Herkesin gittiği yoldan gidip sıranın sana gelmesini bekleyeceğine, kendin yeni bir yol çiz ve ilk giden sen ol. Hedefine ulaşmak için önündeki uzun yolda çelme takmayı bekleyen bir yığın insanı arkana almalı ve adımlarını ucunu gördüğün yola doğru atmalısın. Bırakıp gittiğin yerin öylesine hakkını ver ki kimse yerini dolduramasın, gittiğinde arkanda izin kalsın.

Her güzel şey sabırdan sonra gelir. sabrederek sonuca ulaşırsın veya ayak izlerinin sonuca götüreceği değil, soruna götüreceği yolu seçersin. İnsanın hayatı bu çizgi üzerinde değişir. Bazen hayatımızdan zamanımız çalınır ve buna değer mi, değmez mi bakmak gerekir. Hayatı korkarak yaşarsan sadece seyircisi olursun. Harbi yürekli olabilmek için yüreklilik lazım. Sağlam kalp taşımak için kalbinin sağlam olması lazım. Kalbinin ve yüreğinin çoşar olması lazım. Çoşup akıp kaybolması lazım. İnsanın kendi ile kavgası biter mi? Gelsin hayat bildiği gibi...

HÜLYA ÇAKICI 

Bir Adımla Fark Yarat!


Ne yaparsan yap kalabalıklar hep bir adım öndedir ama toplu olarak bir yöne yönelinmesi o yönün doğru olduğu anlamına gelmez, belki doğru senin gittiğin yoldur. İnsanlarla aynı yönde giderken nerede olduğunu öğrenemezsin, kendi yerini görmek için birkaç adım uzaklaş ve tekrar bak, hayatı ve bu hayatta yapabileceklerini görmek istiyorsan uzaklaşmalısın, bu hem kendin hem de uzaklaştıkların için senin cesaret bile edilemeyen aykırılığın olacaktır. Ayrıl ve sürüye de bunu hissettir ki herkes kendi ayak izinin varlığını hatırlasın. Düzen bozulmasın diyerek tek doğru da kalmamak, adımlarımızı geleceğe, umutlara korkmadan atmak gerekir, sıradan olmamak başlı başına bir güçtür. Her zaman gerçekleri savun, seni takdir edecek birilerini bulamasan bile geceleri kafanı yastığa koyduğunda rahat bir vicdanla uyursun.

Hayata iz bırakmak sıradanlıktan vazgeçip güvenli limanları terk etmek ile olur. Bazen her şey yolunda ve yerli yerindeymiş gibi görünür ama hiç bir şey göründüğü gibi değidir. Biraz düşünmeli ve kendi yolumuzu çizebilmeli böylece hayatın sınırlarının da genişleyebileceğini görmeliyiz. Zaten aklı ve yüreğini rehber edinen, sorgulama yeteneği kuvvetli, araştırmayı ve öğrenmeyi seven insan sürü pisikolojisiyle hareket edemez ve kendi yolunu çizer, mevcut kalıpları kabul etmez, farklı arayış içerisindedir, kendisini inşaa etmesini bilir.

Bu dünyaya tek tip insan olmak için gelmedik, aynı yönde açan çiçekler değiliz. İnsanız duygularımız, değişimlerimiz ve farklı karakterlerimiz var ama maleseff hayatımız aynı döngü de ilerliyor. Oysa farklıyız! Ruhlarımız farklı, algılarımız farklı, düşüncelerimiz, ortamlarımız kısaca her şeyimiz birbirinden farklı. Neden sıradan ve dümdüz olalım ki? Kendimiz olalım, ayak izlerimiz diğerlerinden farklı yönde gözüksün. Önden yürüyenleri takip etmeye ihtiyacımız yok, kendi yönümüzü özgürce seçmeye ihtiyacımız var. Evrenin bizim biz olmamıza ihtiyacı var. 

Hayat insanları tek bir çizgi altında toplar ve ilerlemeye zorlar. Önümüzden geçip giden izleri fark etmek bile bazen çok zordur. Aynı kararların seni doğru yola ulaştırmaya çalıştığını sansanda doğru bildiklerini yargıla, hayat hediye edilmiş en güzel zaman dilimlerinden oluşur. Ya hep ileri gideceksin, ya zincirlerini kırıp doğrulardan doğru çıkarmayı bileceksin. Yargılamadan doğru ortaya çıkmaz, kendin ol başka izleri takip ederken kısaltma dünya çizgini, adımlarınla doğruyu farklı bir yolda bulabilirsin. İyi düşünüp analiz yapmalı, kararımızı vermeli ve önyargılarımızdan sıyrılmalıyız. Sürüden ayrılanı kurt kapar mantığıyla değil, en iyi yol bildiğin yol mantığıyla ilerlemektir asıl olan. Bir sürünün içinde olmanız o sürüye ait olduğunuz anlamına gelmez. İçgüdümüzün bizi yönlendireceği ayak izlerini takip etmemiz bizim için doğru, arkadakiler içinde örnek bir davranış olacaktır. Kendi bildiğini yapmaktan vazgeçme diğer insanlar arasındaki yerin boş kalsa bile. Kuru kalabalığın peşinden gidip sıradan olmaktansa, kendi yolunu çizip iz bırakmak daha güzeldir. Sıradan olmak ve öyle kalmak istiyorsan sırayı takip et ama sıradışı ve farklı olmak istiyorsan yık tabuları. 

İnsanları birbirlerinden farklı kılan taşıdıkları düşüncelerin değeridir. Farklı olmak tek başına yürümeyi getirir çoğu zaman ve yalnızlığı göze alabilecek kadar güçlüysen kendi yolunu çizebilirsin. Herkes farklı yaşar. Özgün olanlar yoldan ayrılır ve alışılmışın dışına çıkar. İşte bu insanlar arkalarında iz bırakır ve ölseler de unutulmazlar. Tek düzelik durağanlığın kalıplaşmasıdır. Aykırıklık ise farkındalık yaratıp seçenekleri arttırır. Edison sırada kalsaydı elektirik icat edilmeyecekti. Sıradan ayrılmak cesaretin, özgüvenin belirtisidir. Yok olmak pahasına sıradan ayrılanlar sıradan olmaktan vazgeçip hayata iz bırakırlar. 

HÜLYA ÇAKICI 

Hayatta milyonlarca gri var!


Kalmak zorunda olduğu yer gurbetidir insanın, gitmek isteyip de gidemediği yer sılası. Bazen de hem sılasından hem gurbetinden sıkılır işte en kötüsü odur. Kendi değerlerinden herhangi bir insan uğruna vazgeçtiysen, o insana dönüp iyice bak, artık ya her şeyindir yada hiçbir şeyin. Garantisi olmayan bir mutluluk için, hayatınızda kalıcı olan şeyleri yok etmeyin tek üzülen siz olursunuz. İnsanların işlerine geldiğin zaman senden iyisi olmaz, tersi bir durumda da değiştin kötüsün denir. Çünkü kullanıldığın sürece iyisindir ama sen bir talepte bulunmaya kalktığın an anlarsın gerçek yüzlerini ve menfaatler bitince her şey son bulur. Oysa ki herkes birbirine hak ettiği değeri verip saygı duysa, biraz da vefa olsa her şey herkes için çok daha güzel olurdu.

1 yılın değerini anlamak için, sınıfını geçemeyen bir öğrenciye sorun.
1 saatin değerini anlamak için, buluşmak için birbirini bekleyen aşıklara sorun.
1 dakikanın değerini anlamak için, uçak, tren, otobüsü kaçıran birine sorun.
1 saniyenin değerini anlamak için, kaza geçirmiş bir insana sorun.
1 tam ömrün değerini anlamak için ise, hayattan tüm hevesini aldığını sanan birine sorun...

Sıkılmak yaşam tarzının yanlış olduğu söyler ve aslında büyük de bir fırsattır. Başkaları tarafından empoze edilmiş ölü kalıplara göre yaşarız. Halbuki olay para, güç ve itibar sorunu değil, önemli olan asıl ne yapmak istediğimizdir. Bazen doğru olanı yapmak için en çok istediklerimizden vazgeçmemiz gerekir. Neden insanlar yaşarken duygularını, isteklerini vs. birbirinin yüzüne söyleyemez ki? Bir kelime ve nasibi yazanın elindeki adaleti, kalbi ne kadar kırılsa da, kalbin sahibi olana bırakılan bir teslimiyet şekli, belki de sırf bu yüzden susuyoruz.

İnsan her şeye alışır diyorlar ya, başka çaren olmadığı için katlanıyorsun ama alışmıyorsun. 
Yüzümüz güldü de, yüreğimiz gülmedi bizim. 
Mert olduk namertliği gördük. 
Vefalıydık vefasızlığı yaşadık.
Tutunduğumuz dallar elimize geldi.
Güvendiğimiz dağlara karlar yağdı. 
Hep yanlış anlaşıldık. 
Hayat işte sınandık, aldandık.
Yüreğimiz yandı.
Biz hep kaybettik hayat kazandı. 
Ne yaşarsan hikaye, bir başı bir sonu var.
Yaşadıkça bazen güzel anıların olur.
Bazen de acı anılar.
Gün gelir hatırlar kendi kendine ağlarsın ve kendi kendine gülersin. 

Güzel bak dünya güllük gülistanlık olsun ve mutluluklar seni bulsun. Hoşgörülü olmak, olumsuzluklara dur diyebilmektir. Böyle insanların hem kendileri rahattır, hem de etrafındakiler. Olumluyu da, olumsuzu da düşünmeli insan ama olumsuza takılıp kalmamalı. 

HÜLYA ÇAKICI