21 Kasım 2016 Pazartesi

DERT AĞACI


Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun ise bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti. Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu. Kapı açıldığında adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum. O, benim dert ağacım, dedi. Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor ama şundan eminim ki o sorunlar evime, eşime ve çocuklarıma ait değil. Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum.

Öfkeyle geçen her dakika mutluluğumuzdan çalınmış 60 saniyedir. Ani ve öfkeyle yapılan hareketler geri dönülmesi imkansız zararlar verebilir. Bazen inatçı olabiliyoruz. Bu da işlerimizi yokuşa sürüyor. Ayarını bilmeli ve ne zaman ısrar edeceğimize karar vermeliyiz. Savunduğumuz fikirler her zaman doğru olmayabilir. Bazen bizi amacımızdan alıkoyan şey tam olarak bizizdir. Ve inatçı olmak önümüzdeki en büyük engel olabilir. En büyük yenilgi kendi kendini mağlubiyetidir.

İşinizi, işle ilgili sorun ve problemleri evinize ve ailenize taşımayın. Anı en güzel şekil de yaşayın daha mutlu olursunuz. Asık suratlı, morali sıfır bir kişi ailesine ne verebilir, huzur ve mutluluk diye bir şey kalmaz.
Kendi ağacını kendin belirle. Hepimizin bir dert ağacına ihtiyacı var. Kafamız ile yaşamımızın arasındaki uçuruma aracı olacak bir nesneye demek daha doğru bir tanımlama olur sanırım. 

Biz dert ağaçlarını orman eyledik, dertleri asa asa köklendik, sarmaşık olduk. Gece ay ile güçlendik, gündüz güneş ile şenlendik. Bazen fırtına ile coştuk, yağmur ile durulduk, büyük bir orman olduk, ağaçlarımızla dolduk, üşüdük, yapraklarımızı döktük. Bazen nehirlerimizi içtik, çiçekler bezendik. Yaz ile, kış ile, köklerimiz ile yaşayan bir orman olduk.

Kalpleri birbirinden uzaklaştıracak davranışlardan her durum da kaçınmalıyız, yoksa zaten istenmeden yaşanmış olan kavgacı durum yalnızca daha da kötüye götürecektir. 
Aksine birine öfkelendiğimiz zaman ona bağırmak veya kötü sözler sarf ederek aramıza mesafe girmesine yol açmak yerine sakinliğimizi koruyup ona zaten o ruh haliyle hiçbir zaman kabul etmeyeceği şeyleri boşuna anlatmaya çalışmak veya savunmak yerine ona yalnızca onu sevdiğimizi söyleyebilirsek bu iki tarafın da ayaklarının yeniden yere basmasını sağlayacak ve tüm gerginliği bir anda ortadan kaldıracaktır. Bunu başarabilen de alnından öpülesi bir insandır. 

Hayata negatif bakan bir kişi ağacın dallarını doldursa da eve taşıyacak bir derdi mutlaka olur. Ama hiç bir sorun sevdiklerimizin hayatını da, kendi hayatımızı da zehir etmeye değmez. Öncelikle kendimizle barış imzalamalıyız, yoksa sahip olduğumuz şeyler bize hoşnutluk vermeyecektir ve arkasından da sahip olduklarımızın değerini bilelim ki, kaybettiğimiz de her şey için çok geç olmasın. İnsan neyi yanlış düşündüğünü ve yaptığını düşünmeli öncelikle. Hayattan zevk alarak yaşamak da bir sanattır yeteneği olabilene.

HÜLYA ÇAKICI 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder