21 Aralık 2016 Çarşamba

Esaretin cesareti!


Çok konuşulup az söylendiğinde, boş zaman değerlendirilmeyip, boşa geçen zaman yaratıldığında, gidenin değil, kalanın terk eden olması yaşandığında, işte o zaman hayatı yaşamadığını, hayatın seni tükettiğini anlarsın...

Kendi aklınla yaşamak kendi kendini adam etmektir, zeka ve bilgiyi kullanarak etinden kemiğinden kendini inşa etmektir. Aslında herkes kendini yaratır ve çabalar acı vermeye başladığında kendisini zorlamaya devam edebilen kazanır. Merdivenler yorucu olduğu kadar insanı güçlü kılar, hep son adımda daha ne kadar var dersin. Yeter ki umudun olsun azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz. Kendinde olanları objektif olarak yargıla sonuçta sen kazanacaksın. Sen varsan herkes var sen yoksan kimse yok, önce sen. Kendini sev çünkü sana bir tek sen gerekiyor. Dünya denilen yere geldik, gidiyoruz. Ne ağlamaya, ne yanmaya değecek hiçbir şey yok, seni sevdiğim kadar yaşıyorum, yaşadığım kadar da seviyorum hayat.

Kolay değil yaşamak, hayatın bütün darbelerine göğüs germenin oluşturduğu derin izlere sahip olupta hala direnebiliyor olmak. Hiç kolay değil, hele birde en sevdiğim dediklerinin çelmelerinde yalpalayarak geleceğe ulaşmaya çabalayarak yaşamak. Bir süre sonra hayaller bile siyah olmaya başlar. İşte o zaman karanlık sen olursun. Her gönül yangınından bir duman tütseydi belki de dünyada göz gözü görmezdi. Ama bize darlığı veren yüce mevla ardından ferahlığıda verir elbet.

Korkularla yüzleşmek, farkında olmak, hissetmek, cesaret göstermek vs. Yaşamla ölüm arası, zor bir karar anı. Beynin hızla çalışıp çözüm ürettiği an. İnsanın kendi gelişim ve değişim hızı bir önce ki dönemin çabasını da içerir ama insanın doğallığını etkileyen o kadar çok faktör var ki. Evrensel doğal insan yapısı bile kötü bir ütopya olur. Hepimizin başarıları bir şeylerle karışmış gibi. Başarıyı var olmanın tek koşulu gören toplumdaki herkes bir şekilde acı çekiyor. Kimi başardıkları kimi de başaramadıkları ile. Başarıyı kimliklerimizin önüne geçirmeye devam ettiğimiz sürece de bu böyle olacak.

Suç altın olmuş ama kimse üzerine almamış misali, kimse ilk önce kendini yargılamıyor kayıp gidiyor emekler. Ne verirseniz verin insanlara onlar sadece almak istediklerini alırlar. Sır versen anlatıyorlar, dertleşsen kullanıyorlar, düştüğün zaman tanımıyorlar. Bu kadar güzelliklerin içinde insanlar nereden öğreniyor kötü, bencil, ruhsuz ve zalim olmayı. Boşa kürek çekmemek lazım. Hayatımız kıymetli zamanlar da samimi sıcak ve gönülden dostların eşlik etmesiyle anlamlıdır.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder