5 Aralık 2016 Pazartesi

Neden daha fazla para basmıyoruz?


Ekonomiye ilgi duyan herkesin hayatında en az bir kez kendisine yada çevresine sorduğu bir soru vardır; Madem ki borcumuz var, o halde neden daha fazla para basıp bu borçları ödemiyoruz? 

Öncelikle para arzının enflasyona neden olması için para arzı artış oranının toplam çıktı artış oranından fazla olması gerekir. Eğer hızları aynı ise enflasyon olmaz, çıktı artış hızı fazla ise de deflasyona neden olur.

Paranın miktar teorisine göre para arzı artışı fiyat sevyesini arttırır. Klasikler paranın dolaşım hızını sabit kabul etmişlerdir ama gerçek hayatta paranın dolaşım hızı sabit değildir. Yani para arzı artışının enflasyona neden olacağını söyleyebilmek için öncelikle para dolaşım hızının hesaplanması gerekir.

Amerika ekonomik kriz geçirdiği 2008 yılında fazla para basmamıştır. 2008'den itibaren paralara bakarsak tasarruf ve kısa dönem vadeli mevduatların nakit paradan çok daha fazla arttığını görüyoruz. Neden?
Çünkü bir ülkenin borcu olmasından çok kime borcu olduğu önemlidir. ABD şu anda dünyadaki 1 numaralı borçlu ülke ama ekonomisi Türkiye'den kat kat iyi. Neden?Çünkü borcunun çoğu zaten kendi ülkesinin içindekilere. Yani bu adamlar borç ödediklerinde aslında paraları yine ülke içerisinde kalıyor ve tekrar iç piyasadan borçlanabiliyorlar. Bu yüzden para basmak ABD için mantıklı, çünkü bastığı paranın iki katı miktar da işlem yaratıyorlar.

Daha bunun Keynesyen bakışı var, likidite tuzağı vs. Kısaca sapla samanı karıştırmamak lazım. Ekonomi bu kadar basit işlemiyor ne yazık ki, o yüzden basit anlatmakta yanlış. Senin Çin kadar ucuz iş gücün mü var? Afrika kadar fazla değerli madenin mi var? Almanya gibi güvenilir bir kalite imajın mı var? Neyi üreteceksin de satacaksın. Bakkal da biliyor ihracat arttırmak ve ithalat azaltmak gerektiğini. Dünyaya ancak teknoloji satarsan bir şeyler değişir.

Evet Ekonomi de yeri geldiğinde para basarak borç ödeyebilirsiniz. Yukarıda saydıklarım var ise. Detaya girelim;

Kendi paran ile borç ödemek istiyorsan, siyasi, politik ve askeri açıdan güçlü bir devlet olacaksın. Hatta mümkünse kendi parası ile borç ödeyen devletlerin para birimlerini değersiz hale getireceksin. Yani hep inşaat sektörüne destekle olmuyor çünkü en sonunda muhakkak bir tıkanma noktası olacaktır. Yani ülke olarak bir yerlere gelmek istiyorsak üretim de üretim. Ama tabii detayında detayı var ki her şey her şeye bağlı. Çıktı fazlası eş olduğunda enflasyonun artmaması durumu, emisyon varsa enflasyonun yukarı yönlü olması mantığını bozmaz diye düşünüyorum.

DEFLASYON, ülke içinde paranın değerlenmesi, fiyatların düşmesini gösterir ki enflasyonun tersidir. DEVALÜASYON ise, paranın dış alım gücünün devlet tarafından düşürülmesi yani döviz kurlarının yükseltilmesi demektir. DEVALÜASYON paranın iç piyasa da kalmasını sağlar. DEFLASYON para arzının düşüşünden kaynaklanır. Tabii bu örnekler kapsamında böyle, yoksa farklı sebepleri de vardır.

Rahmetli Ecevit'in başbakan olduğu dönemde Kıbrıs'da kriz oluşmuş ABD ve Avrupa Birliği eğer Kıbrıs'a girerseniz ambargo uygularız demişlerdi. Ecevit ambargoyu yok sayarak Kıbrıs'taki kan vahşetine son vermiş, Kıbrıs'ı kurtarmıştı. Sonrasında büyük bir kriz yaşandı. Ecevit'e KARDEŞLERİMİZ ÖLÜYOR YARDIM EDİN diyen topluluk AÇ KALINCA, krize girince Ecevit'e KÜFÜRLER ETMEYE BAŞLAMIŞLARDI. Bunun üzerine Ecevit Türkiye merkez bankasına para basma talimatı veriyor ve kriz daha da tetikleniyor. FAZLA PARA BASMAK KAZANÇ SAĞLAMAZ, TAM TERSİ DAHA BÜYÜK KİRİZE YOL AÇAR, bunu acı olarak Ecevit dönemi yaşamıştır (ben). Bizim halkımız destekler ta ki aç kalana dek, aç kalınca seni sırtından atar. Bu da değişmez kural.

Elektronik ürünlerin neredeyse tümü dolarla ithal ediliyor. Belli dönem özelleştirme yaparak sıcak parayı iyi kullandı devlet ama özelleştirilecek fazla bir şey kalmadı ülkede. Ayrıca ülkemizde yaşanan terör olayları, Rusya ile yaşanan kriz sonucu turizmden beklediğimiz gelir gelmedi. Üstelik Suriyelilere harcadığımız paralarda ortada. Sonuç teknoloji üretmeyen, yatırımcılara yatırım yapmak için motive edici imkanlar sağlayamayan ülke olduğumuz sürece işimiz zor. Tabii maddi durumları iyi olan insanlar için sorun yok. Bir asgari ücretlinin yılda aldığı parayı bir ayda alanlar gibi.

Bir malı aşırı derece de piyasaya sürersen ne olur? Malın değeri düşer, para da aynı değeri düşer buna da ENFLASYON denir. Birden ansızın cebinize 100 milyon dolar giriyor. Ne yaparsınız? İstediğiniz gibi yaşar, istediğinizi yaparsınız, yaparken cebinizdeki paranın değeri olur mu? Olmaz. İşte bu olay da böyle. Karşılıksız para parayı değersizleştirir.

Amerikanın dışarıdan aldığı her ürünü, doların bir kağıt olarak matbaa da basım maliyetine elde eder. Diyelim ki, 100 doların matbaa da kağıt olarak basılmasının maliyeti 1 dolardır. Amerika Türkiye'den 100 dolarlık makarna aldığı zaman, Türkiye'ye verdiği 100 doların maliyeti 1 dolar olduğundan 100 dolarlık makarnayı gerçekte 1 dolara almış oluyor. Diyelim ki, Irak'tan 5 milyar dolarlık petrol aldı, Irak'a verdiği 5 milyar doların matbaa basım maliyeti varsayalım 2000 dolar ise Amerika 5 milyar dolarlık petrolü doların matbaa da basım maliyeti olan 2000 dolara almış oluyor. Amerika doların Uluslar arası geçer akçe olmasından vurgun vuran bir kalpazandır. Bu yüzden doları bırakıp Euro'ya geçen ülkeler ise Amerika'nın düşmanıdır. Venezüella, Güney Kore, Irak vs. gibi.

Sonuç; İthalat ihracattan fazlaysa yapacak bir şey yok. 

HÜLYA ÇAKICI 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder