28 Mart 2017 Salı

Düşünmeden düşün!


İnsanın doğasında kendisi gibi olmayan ve düşünmeyenlerden nefret etme dürtüsü bulunur. Bunun için erdem sahibi olabilmek önemlidir. Tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmek için bile olsa bir aklı var. Çoğunluk olan benciller ve çok bilmişler dengeleri bozuyor.

Bizim toplumumuz da sivrileni pek sevmezler. Çünkü aileden, atadan susturulmayı öğrendik, 'nerede yetiştiysen oranın kurallarına uy sorgulamak senin neyine' mantığı ile. Türk toplumu gelenekçi bir yapıya sahiptir, ahlaki ölçütleri ise genelde aile yapısı ile alakalıdır. Fakat her toplum birbirlerinin çıkarı için ortak hareket eder. Bu yüzden siyaset denen şey vardır ve siyasi çatışmalar toplumun farklı kesimleri için vadedilen olanaklara bağlıdır. Ötekileştirme ise toplumun kendi düşüncelerine ters düşmese dahi kişinin ahlaki ölçütleri, gelir düzeyi, etnik kimliği ile ilgilidir, insanlar her zaman kendilerinden farklı olana ön yargı ile yaklaşır.

Bizler atalarımızdan şunu öğrendik; Çini fethet ama yerleşme, ilmi öğren ama özünü unutma. En değersiz şeyinizi bile kaybettiğinizde anlarsınız kaybettiğinizin değerini. Yani benliğini kaybeden toplumlar yıkılmaya mahkumdur. Bir Türk ilme karşı çıkıyorsa o benliğini kaybetmiştir ama kimse kaybettiğinin farkında bile değil.

Geleneklerin alışkanlık haline gelmesi, alışkanlıkların da iyi olarak adlandırılması sonucu Biat kültürü oluşur. Biat sözlük anlamı olarak; itaat etme, boyun eğme ve bir saygı ifadesidir. Boyun eğme ve itaat düzene ve istikrara yönelir. Buna karşıt düşen her çaba, fikir ve otorite karşıtı eylem kötüdür. Düşünce yetileri sonlandırılmış insanlar genelde körü körüne biat ederler ve ancak kendi olanakları dahilinde düşünürseler bazı cevapları bulabilirler. İtaat kültürünün hakim olduğu topraklar da bu durum normaldir. Birileri toplum adına yazar, çizer, konuşur, düşünür, toplumda onlara itaat eder. Sorgulama yada muhakeme etme bir çeşit başkaldırı gibi algılanır.

Empati yetisinden mahrum birey ve toplumlardan hiçbir şey beklenemez ve böyle zihniyetler bir şey kazandırmaz tam aksine kaybettirir. Bu tarz insanlar doğru ve yenilikçi düşüncelere yalnızca fantazi duyarak, maceracı biçimde yaklaşırlar, pratikte ise uygulanan şeyler çok azdır. Bu insanları eğitmek ve kazanmak neredeyse imkansızdır.

HÜLYA ÇAKICI

25 Mart 2017 Cumartesi

Sevgiye atılmış para


Hayatın bize ne getireceği bilemeyiz. Manevi mutluluk isterken birde bakmışız hayat bize maddi mutluluk kapılarını açmış. Tam tersi de olabilir, maddi mutluluk beklerken bu defa da manevi mutluluk gelir bulur bizi. Tabii her durumda da anahtar bizim elimizde. Hangi kapının açılmasını istiyorsak o kapıyı açarız düşüncen neyse nasibin odur. Kötüler korkudan boyun eğerler, iyilerse sevgiden yani önce içimize sonra işimize bakmak gerekir. Hiç kimse vazgeçilmez değildir hele değer görüpte değer vermeyenler hiç değildirler.

Paranın anlam ifade etmediği yerde bile para yem olarak kullanılır olmuş. Yalnızlık ve sevgisizlik çağımızın hastalığı. Bazı insanlar sosyal hayat içerisinde her şeyleri olmasına rağmen tek başınalar. Belki kendilerine güvenleri yok, belki de hep iş hayatında başarılı olmak adına yalnızlaşmışlardır. Gün gelip cep dolup kalp boş kaldığında o kalbi doldurmanın yollarını ararlar. Sosyal hayat yok, etrafta karşı cinsle iletişim kuracak ortam yok, bu durumda da paraya tamah edecek kalpler aranır. Öyle kalpler de mutlaka çıkar hayatın gerçeği bu, besledikçe de para bitene, kazığı yiyene kadar devam eder. Paraya kanıp özgürlüğünden vazgeçen kalp okyanusu bırakıp kovada ne kadar hayat sürer ki, dünya kadar paraya sahip olabilirsin ama yüreğinde sevgi yoksa hiçsin.

Akıllı erkek zeki kadın sever. En akıllı erkek hem kendisi güzel, hem de dünyasını güzelleştireni sever. Dünyasını güzelleştiren erkek bulan kadın mutlu olur ve oda dünyayı güzelleştirir. Akıllı bir kadında onu üzmeyen erkeği sever, yüzünde daima gülücük bırakan erkeği. Adamlık yada mertlik paye verilecekse insana yakışanlardır. Kadınsız bir erkeğin hayatı ve erkeksiz bir kadının hayatı çocukluğunda güvenden yoksun, gençliğinde zevkten mahrum, yaşlılıkta ise onu avutacak birinin eksikliği ile geçer. Büyük şeyler yapamasakta küçük şeyleri büyük bir sevgiyle yapabiliriz. Hisler rehberdir ve yollar böyle aşılır.

Sevgi tutkuya dönüşürse karşınızdakini kendi malınız gibi görürsünüz ve onu kaybetmemek için her türlü çılgınlığı yaparsınız. Her duygunun kendine has özelliği vardır ve bunu özel kılanda yapılan eylem tarzıdır. Aşkta parayı, emeği, sorumluluğu bir kenara bırakmak gerekir. Sürekli itilip kakılan birinin sevgi gördüğünde ne yapacağını bilememesi normal bu sevgiye yeteri kadar değer verilmediğini göstermez, bir süre ısrarla sevgi gösterilmeye devam edilsin mutlaka sevenin peşinden gidilir. Güle ulaşmak için dikenine katlanmak gerekir. Her zorun sonunda mutlaka bir mükafat vardır. Öyle bir çizgi çizerler ki adım atmaya cesaret bile edemez korkar çoğu insan. Yaşamak tedavisi olmayan bir hastalık ve hiçbir şey sonsuz değil ölünce her şey bitiyor.

HÜLYA ÇAKICI 

Sürü...

Dünyayı sadece gördüğümüz gibi düşünüyoruz. Düşüncelerin esiri olarak hayata ve insanlara bakmaya başlayınca kendi doğrularımızın dayatması sonucu ötekiler kavramı oluşuyor. Zihniyeti fakir, dünya görüşü gelişmemiş bir toplumun yargılamak, kesin hüküm vermek daha kolayına gider. Umut etmeyi seven bir toplum görüşüne sahibiz, bu da beklenti getirdiği için ve karşılık bulamayınca hemen ötekileştirme moduna geçiyoruz. Bizim kültürümüz hep yarınlara yatırım yapmaya zorladı. Yarınlar için bu günleri harcıyoruz, yarınlar tutmazsa bu günlere uzaktan iç çekiyoruz.
Sürü denilince ilk aklımıza gelen koyun sürüsü. Ama bizim aklımıza gelen koyun sürüsünün doğal ortamından koparıldığını unutuyoruz. Koyun sürüsünün başında bir çoban vardır. Hem sürünün dışından birisi, hem de amacı sürüyü sağmak ve kesmek olan birisi. Mussolini, Hitler vs. bu türden çobandılar. Hatta günümüz politikacılarının da bunu açıkça söylediğini görüyoruz. Oysa doğal ortamının içindeki sürülerin özenilecek pek çok özellikleri de var. Korunma, avlanma avantajlarının yanı sıra liderlerinin olmayışı, olsa bile hiçbir imtiyazının olmaması gibi, yani sürülerin içinde güden diye bir kavram yok. Bu noktada kurt, aslan, fil sürüleri ile balık, kuş, sinek sürülerini ayırt etmek durumundayız. Çünkü en büyük fark sürünün niceliği. Bundan yarım asır önce informasyon ve bilgi avantajı çobanların tekelindeydi. Bugün sosyal medya denilen ortam sayesinde bu avantajı kamulaştırdık ama kullanmasını henüz tam bilemiyor olsak da öğreniyoruz. Bunu başardığımız ve bir balık sürüsü gibi hareket etme ehliyetini kazandığımızda çobana ihtiyacımız olmayacağını göreceğiz.
Özgürlük beynin saplantılardan, sabit fikirlerden, önyargılardan kurtularak düşünmesidir. O zaman insan özgür yaşar. Birisi sürüden farklı davranınca yanlızlaşıyor ama yine de kazanan farklı düşünen taraf oluyor, her şeyden önce kendisinin farkında olduğu için.
Hayat sıradan insanların varlıklarına sıcak dokunuşlarla daha anlamlı, insanlar mutlu olmalı, yüzleri gülmeli yöneticiler bunun için seçilirler. Zenginlik ne kadar kazandığın da değil, paylaşabildiğindedir. Bir insanı mutlu etmek çok kolayken biz hep en zorunu başarıyoruz.
HÜLYA ÇAKICI

Önce kendini düzelt!

Neden her şeyin gönlümüzce olmasını istiyoruz da, istemesini bilen bir gönlümüz olmasını istemiyoruz? Temel sorunumuz sorunları tespit etmekte üstün yeteneğimiz, çözümünde ise bir o kadar acizliğimiz ne yazık ki.
Kendinizin en iyi eleştirmeni olun, hatalarınızı düzeltemiyor ve eksik yönlerinizi tamamlayamıyorsanız bile en azından bunları kabullenin ve kendinizle barışın. Kendi ile barışık olan mutlu da olacaktır ve doğal olarak çevresini de etkileyecektir. İnsan kendisini iyi hissederse karşısındakine de iyi görünüyor, önce kendinizi mutlu edin ve özgüven sahibi olun. Gülümseyin alem hüznünüz ile değişmeyecek.
Büyük bir kedi kuyruğuyla oynayan küçük kediye sormuş; Neden kuyruğunu kovalıyorsun? Yavru kedi cevap vermiş; Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğunda kuyruk olduğunu öğrendim. Bu nedenle onu kovalıyorum. Yakaladığımda mutluluğa kavuşacağım. Bunun üzerine yaşlı kedi; Gençken bende mutluluğun kuyruğum olduğuna karar vermiştim ama sonra fark ettim ki, ne zaman onu kovalarsam benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi yoluma gitsem hep peşimden geliyor.
Mutlu günlerimiz sağlıklı günlerimizdir. Sağlığımızı korumak birincil amacımız olmalı gerisi hikaye. Çoğu insan için kendine ne kadar değer verdiğinin yada başkalarına verdiği değerin bir önemi yok. Onlar için önemli olan para ve onu elde ederken suçlarını örtebilecekleri zaman. Yaşamında gerçek sevgiyi tadamadığı için sevgiyi de zor veriyor bazı insanlar. İşinde başarılı olduğu için kendisini mutlu hisseden ama yaşamın bir çok değerinden uzak kalmış oluyorlar.
Kendisine değer verilmemiş bir insan başkasına değer verirken zorlanır. Bunu öğrenebilmesi de, kendisine değer verebilmeye başladıktan sonra işleyen iki yönlü bir süreçtir. Yani insan kendisine değer verebildiği oranda başkalarına da değer verir ve insanlara gerçek anlamda değer verdiğini hissettikçe kendisini de değerli bulur.
Özgür irade her insanın varlığında vardır. Ona ulaşmak doğanın ve ruhun sana verdiği görkemli bir varlık olmana sebep olur. Aslında olman gerekeni olursun, sen olursun.
HÜLYA ÇAKICI

Başarısızlık korkusu olan insan belirtileri

1) Başarısızlık korkusu olan insanlarda görülen belirtiler şunlardır:
- Hiçbir iş yapmama ya da yapamama
- Mükemmeliyetçilik
- İşkoliklik
- Ne kadar çalışırsa çalışsın sonuç alamama
- Sürekli tatminsizlik hissi
- Bir şeyleri eksik biliyor duygusu
- Kendini başka insanlarla mukayese etme
Böyle bir korkunuz varsa yapmanız gereken; 21 gün boyunca kendinize “ Başarılı olduğuma inanıyorum ve başarılarım için kendimi kutluyorum” demek.
Yeterli gelmediğini düşünüyorsanız daha uzun süre kendi kendinize bu cümleyi tekrarlamaya devam edin.
Sonra buna bir niyet koyun. Niyet etmek daha güçlüdür. Her geçen gün daha başarılı olmaya niyet ediyorum” deyin.
2) Bir çok insanın biliçaltında yer alan diğer bir korku ise güvensizlik duygusudur.
Bilinçaltınızda güvensizlik korkusu var ise;
Kendinize yeterince güvenmediğiniz için başarılı sonuçlar alma şansınız düşer, hayatınızda değişimler yapmak ve atılımlar gerçekleştirmek, sizin için çok zorlayıcı olur.
İlişkilerinizde kendinize güvenmemeniz, size güvenmeyen insanları ya da güvenilmez insanları hayatınıza çekmenize yol açar.
Yeteneklerinizi geliştirmeniz ve başkalarına göstermeniz çok zor olur.
Böyle bir korkunuz varsa yapmanız gereken; 21 gün boyunca kendinize “Kendime tamamen güveniyorum ve ben güvenilmeyi hak ediyorum” demek.
Kendime güvenerek potansiyelimi ortaya koymaya niyetleniyorum.
3)Bir diğer korkumuz ise değersizlik duygusudur.
Bilinçaltınızda değersizlik duygusu var ise;
Yaptığınız işlerin değeri olmadığına inanırsınız. Bu da başkalarının da yaptığınız işlere değer vermemesi sonucunu doğurur.
Hak ettiğinizi almakta zorlanırsınız. Kendinize yeterince değer vermediğiniz için değerli bir şeyi hayatınıza kabul etmeniz kolay olmayacaktır.
Bu duygu, iş hayatınızda, özel hayatınızda ve ilişkilerinizde istediğiniz kadar verimli olmanızı da ciddi olarak etkileyecektir.
Değersizlik duygusunu temizlemeniz için 21 gün boyunca kendinize “ Ben çok değerliyim, kendi değerimi biliyorum ve kabul ediyorum” demelisiniz.
Niyet ederek bu çalışmayı güçlendirmek isterseniz; “Kendi değerimi bilmeyi, görmeyi ve kendime değer vermeyi seçiyorum.” şeklinde tekrarlayabilirsiniz.

Binlerce kişisel gelişim kitaplarına bedel...

Lâ Tahzen... (Üzülme!)
İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!
Rahman “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan; gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..
“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hakk'a götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf'u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah'ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma...
Lâ tahzen! (Üzülme!
Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
"Aşık" olmayana anlatsan da "Ben" "Sen" anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…
Ayağın kırıldı diye üzülme!
Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
İstediğin bir şey olursa bir hayır, olmazsa bin hayır ara...
Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Her şey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme:
Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!
Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.
Hiçbir günah, ALLAH'ın yüce merhametinden büyük değildir ama sen yine de günah işlememeye bak!
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye niye kederlenirsin EY CAN!?
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler...
Onların rızkını düşünen Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil...
Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık. Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi; baş derdinde değildir…
Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir…
Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın, bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben” deyip susması…
“Sen” deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer Hakk"ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.
Sevginin diğer bir adı da sabırdır:
Açlığa sabredersin adı "oruç" olur.
Acıya sabredersin adı "metanet" olur.
İnsanlara sabredersin adı "hoşgörü" olur.
Dileğe sabredersin adı "dua" olur.
Duygulara sabredersin adı "gözyaşı" olur.
Özleme sabredersin adı "hasret" olur.
Sevgiye sabredersin adı "AŞK" olur...
Ne istersem ben Mevlâ'dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse imtihanımdır…
Allah'tan bir şey istersen kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil !...
Ne zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeter ki o kapıda durmayı bil...!
Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî.

Biraz...

Biraz Polyannayım; küçük şeylerden mutluluk duyacak kadar,
Biraz Pinokyoyum; kendime beyaz yalanlar söyleyecek kadar,
Biraz filozofum; düşüncelere değer verip, düşünce yaratacak kadar,
Biraz bilgeyim; yaşamdan çıkardıklarım kadar,
Biraz mantıklıyım; yüreğimin önüne geçecek kadar,
Biraz sevdalıyım; aklımla baş edecek kadar,
Biraz akıllıyım; serinkanlı düşünecek kadar,
Biraz pozitifim; olumlu perspektif yaratacak kadar,
Biraz pratiğim; anında çözüm bulacak kadar,
Biraz gerçekçiyim; hayale dalmayacak kadar,
Biraz hayalciyim; gerçeğin sıkıcılığından kurtulacak kadar,
Biraz palyaçoyum; gözyaşlarımı saklayacak kadar,
Biraz ressamım; yaşamı gökkuşağına bezeyecek kadar,
Biraz baharım; umut yeşertecek kadar,
Biraz sonbaharım; gizim turuncu renklerde saklı..
Biraz misafirim; bana biçilen kadar,
Biraz serseriyim; hayatı tiye alacak kadar,
Biraz sarhoşum; aşka bağlanacak kadar,
Biraz tutucuyum; tutkulu yaşayacak kadar,
Biraz safım; deli dolu düşlere inanacak kadar,
Biraz dostum; dostluğa ve dostlarıma değer verecek kadar,
Kapım biraz aralı; gelene hoş geldin, gidene güle güle diyecek kadar,
Biraz sabırlıyım; istediğimi elde edecek kadar,
Biraz affediciyim; hataların olgunlaştırdığını bilecek kadar,
Biraz hoşgörülüyüm; yaşanabilir bunlar diyecek kadar,
Biraz kalabalığım; yalnız kalmayacak kadar,
Biraz yalnızım; sensizlik kadar! ! !
Biraz arsızım; her daim sevilmeyi isteyecek kadar,
Galiba, ben biraz insanım...
Ama en çok da sevdalıyım; hayatı her yönüyle sevecek kadar...

Neslimizin Tümörü Olan 14 Saçmalık

Bu Gerçekler Rahatsız Edebilir: Bizim Neslimizin Adeta Bir Tümörü Olan 14 Saçmalık
1. Yazı M.Ö. 3000 civarlarında bulundu ama gelin görün ki aradan koca bir 5 binyıl geçmesine rağmen dünyada okuma-yazma bilmeyen milyonlarca insan bulunuyor.
Robotlar bile yazı yazabiliyor artık, fakat dünyada 780 milyon insanın okuma-yazması yok. Bunun 7 milyonu bizim ülkemizde. Saçma değil mi?

2. En akla yatkın yönetim sistemlerinde bile aydın olmayan, cahil, saygısız siyasiler başa gelebiliyor.
Herkes demokrasiden bahsediyor da, sizce de gidişatta bir sorun yok mu? Hâlâ böylesine insanlar milyonları yönetebiliyorsa bir şeylerin değişmesi gerekiyor belliki. Bunun da tam rayına oturması için ne yazık ki yüzyıllar var.
3. Aynı türden canlılarız ama milletler halinde bölünerek aramıza duvarlar çekiyoruz.
Vizesi, pasaportu, sınırları… Öylesine yabancılaşmışız ki, birbirimizden korkuyoruz. Hükûmetler kim bilir ne gizli saklı işler çeviriyor aralarında. Bu kopmuşluk, bu Soğuk Savaş yüzyıllarca sürer daha.
4. En yeni, en iyi teknolojilerden sadece parası olanların yararlanabiliyor olması.
Mesela 2100 yılında akla, hayale gelmeyecek teknolojiler çıkacaktır ama hâlâ en basit teknolojilerden bile mahrum kalacak milyonlarca insan olacaktır. SpaceX gibi teknolojilerden sadece milyarderler yararlanabiliyor örneğin, bir gün Dünya’ya gök taşı çarpacak olursa parası olanlar uzay gemisine binip, alır başını giderler; bizi sallamazlar bile.
Google’ın balonlarla ücretsiz internet yayma girişimi örnek bir hareket. Belki bir gün çok uzak bir gelecekte insanlık her teknolojiden eşit bir şekilde yararlanabilir.

5. Dünya üzerinde koskoca bir alan bulunuyor ancak kendimize ait bir alanımız (ev, arsa) olması için yıllarca çalışmamız gerekiyor.
Dünyaya geliyorsun ve yeryüzünde bir yuvada yaşayabilmek için inanılmaz paralar veriyorsun, gerçekten ilginç! Kimileri ise hiç kendine ait bir yer edinemeden ölüp gidebiliyor. Çok farklı bir düzen olmalıydı, parası yok diye kimse bu durumlara düşmeyi hak etmiyor.
6. Ünlü bir insan öldüğünde bütün dünya hüzne boğulurken, batan bir botta 500 mülteci öldüğünde kimsenin kılı kıpırdamıyor.
O ünlü her yıl anılır, yüzlerce kişi iki günde unutulur. Ama tanısanız severdiniz değil mi?
7. Sanki evren sadece biz insanlar için varmışçasına diğer türdeki canlıları acımasızca istismar ediyor olmamız.
Bizim yaşam hakkımız kadar hayvanların da yaşam hakları var. Daha doğar doğmaz kilit altına alıp derisini yüzmeye, işkence etmeye hiç hakkımız yok. Ama işte…
8. “Bugün, evet sadece bugün 30 bin çocuk açlıktan ölecek. Yarın diğer bir 30 bin. Bu ilginç değil; ancak futbol ilginç…”
Bu söz Patch Adams’a ait. Katılmamak mümkün değil. Bu çocuklara destek için para verilmiyor ama her ay futbol izleyebilmek için paralı kanallara çatır çatır veriliyor!
9. İran, Türkiye, Arap ülkeleri, Amerikadaki ispaniklerin-siyahilerin durumu ve daha pek çok ülkede insanlar özgürlükten mahrum bırakılmış şekilde yaşamasına rağmen onlara yardım edemiyor oluşumuz.
Yani şöyle ki; baskıcı bir hükûmet altında oldukları için çağdaş bir yaşamdan mahrum bırakılıyorlar. Aydın bir insan olacakları yerde hükûmet yüzünden karanlığın içinde kalıyorlar. İç işleri olduğu için iyilik yaparak onları baskı altında yaşamaktan kurtaramıyoruz. Böyle ülkelerdeki insanlar kapana kısılmış gibiler, üzülmemek elde değil.

10. Gücü elinde bulunduran az sayıdaki insanın savaşlar çıkarıp, elindeki kahveleri yudumlayarak yoksulları piyon gibi kullanmaları.
Çeşitli organlarla kitleleri gaza getirenler, ayrılıkçılık oluşturanlar yüzünden savaşlarda milyonlar ölmeye devam ediyor. Eğitime harcanması gereken paraların, birbirimizi öldürdüğümüz makinelere harcanması korkunç yüzümüzü gösteriyor.

11. Boş beleş insanlara duyulan hayranlığın bilim insanlarına duyulan hayranlıktan onlarca kat fazla olması.
Sadece bir şarkı söyle, bir show programında görün ve insanlığın kaderini değiştiren buluşları yapan kişilerden daha çok sevilen, tanınan biri ol! Onlar milyon dolarları kazanırken ne kadar teşekkür etsek az gelmesi gereken insanlar otel odalarında beş parasız şekilde ölüyorlar.

12. Ölümcül bir hastalığa yakalanan birinin, tedavi masraflarını karşılayamazsa ölüme terk edilmesi.
“Yaşayabilirsin ama sadece para verirsen” anlayışına dur demek gerekmiyor mu? Bazen kampanyalarla para toplanarak tedavi masrafları karşılanıyor fakat sesini duyuramayan o kadar çok kişi var ki. Gerek insanların gerek devletlerin fuzuli harcamalarının insan sağlığı için biriktiği bir sistem olsaydı keşke. İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalıydı.

13. Bir kere geldiğimiz şu hayatta sabah 8’den akşam 5’e çalışmamız.
Sevdiğiniz bir işteyseniz sıkıntı yok, hatta insanlığın üretmesi için çalışmak gerekli. Ama büyük çoğunluk köle gibi karın tokluğuna çalıştırılıyor. Onun verdiği yorgunluk, yetersiz maaş derken geriye yaşamak için ne takat kalıyor ne de para. Pisi pisine tüketiyoruz kendimizi, sonra da hayatın ne ara geçtiğini anlayamıyoruz bile. “Yaşamak” bu olmamalıydı.

14. Kıt kanaat geçinen insanların gereksiz yere mobilya, araba, TV, telefon değiştirmesi; ancak dünyayı gezmeye, kitaplara, kurslara para ayırmaması.
Ne yazık ki kendini geliştirme olayı yok, varsa yoksa yeni eşyalar. “Yeni bir sen” çok daha iyi olacak oysa.
Yüzyıllardır süregelen böyle bir sistem olduğu için alışmışız bu gidişata, kimsenin de sesi çıkmıyor tabii.
Böyle olduğu için de mükemmelin yakalanabileceği yıllar çok ama çok uzakta.
İşte biz şimdi yüzyıllar önce yaşayan insanların Dünya’yı düz sanmalarıyla nasıl dalga geçiyorsak yüzyıllar sonraki insanlar da böyle bir sistemle kendimize eziyet etmemizle epey dalga geçecekler. Gelecek nesiller cidden şanslı.
Şimdi harıl harıl çalışıp, kiramızı ödeyip, yoksulları umursamayıp, şiddet dolu sokaklarda gezip, hayatımıza kaldığımız yerden devam edebiliriz. Çünkü biz bu yüzyılların çocuklarıyız.
(Alıntı / Cesur yeni dünya)

Mutlu Ömrün 10 Sözü

1. Kendini Tanı (Sokrates)
Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkarıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan geçiyor. 
2. Olduğun gibi görün ya da görüdüğün gibi ol (Mevlana)
Dürüst ol, adil ol, hakça düşün. İçinden gelen sesin öne çıkardığı değerleri koru. Hayatta bir şeyleri korumak için ayakta kalmazsan, her şey seni düşürür. 
3. En yukarıda aşk var (Aziz Paul)
Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk olmazsa, sevgi ilişkileri yoksa, özen eksikse, hayatın kuru bir daldan farkı kalmaz. 
4. Dünyayı hayal gücü döndürür (Albert Einstein)
Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar. Hayat herkes için; hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir. Bobby kennedy'nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve "Neden?" diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve "Neden olmasın?" diye soruyorum. 
5. Fazla güzellik göz çıkarmaz (Mae West)
Güzel hayat doya doya yaşanır. Mutluluk paylaşılır, hayatı sevme hissi coşkuyla beraber gelir. Ruhun müziginde "Haydi bastır, göster kendini" temposu vardır. Kibir değil, coşku! 
6. Fırsatlar yakalandıkça çoğalır (Sun Tzu)
Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştügünde, fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır. 
7. Ya yap ya yapma. Denemek yok! (Yoda - Yıldız Savaşları)
Hayat seri hareket, karar ve kararlılık gerektirir. Teredütte kalanlar geride kalır. hayatın üstüne gitmezseniz, hayat sizin üstünüze gelir. 
8. Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadğında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur (Antoine de St. Exupery)
Hayatınızı basitleştirin. Basitçe indirge, indirge, bir kere daha indirge... O zaman ne kalıyor ona bak. İstekler listenizi kısa tutun. Kısa tutun ki, odaklanabilirisiniz. Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi konsantre olmazsanız, hayatı yakamazsınız. 
9. Kabiliyet yoksa sanatçı olmaz, ama çalışılmadıkça kabiliyet hiçbir işe yaramaz (Emile Zola)
Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası, olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır. 
10. Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak... Diğeri her şey mucizeymiş gibi yaşamak (Albert Einstein)

22 Mart 2017 Çarşamba

Dünya mizansenimizi seyrediyor!


Daha eğlenceli başka bir ülke var mı? Arkana yaslan ve seyret, ülkede zaytunga gerek yok her gün zaytung. Vatandaşı olmasak eğlenceli olabilirdi ama vatandaşı olunca izlenen oluyoruz. Dünyanın soytarısı olduk iyice. Milyarlarca yıllık evren tarihinde denk geldiğimiz döneme bakın. Ben olup biten bunca absürtlüğe bir anlam vermeye çalıştıkça, hayat gayet rahat bir biçimde bana bu senin seçimindi dır dır etme diyor. Sorulara mantıklı cevap vermeyi seven bir ülke olsaydık zaten eğitimde son sıralarda olmazdık. İddialarında samimi bir çaba içinde olmazsan sınavı kaybedersin. Ve böyle devam ederse kayışlar iyice kopar.

Toplumumuzdaki bizden olana ne yaparsa yapsın destek çıkma kültürü ne kadar daha devam edecek. Ait hissettiğimiz grubun yanlışlarını görmezden gelme hali, değerlerimizi tüketiyor.

Karşısındakilerle beraber yeni ve öznel bir gerçeklik inşa ederek o gerçeklikte birlikte ikna olana demokrat denir. Türkiye'de ise hem ikna olamayan, hem de ikna edemeyenlere demokrat denilir. Demokrasi amaç değil araçtır; kimi için halkının refahı ve mutluluğunun aracı, kimi içinse mutlak iktidarına ulaşmanın aracıdır.

Sorgulamayacaksın! Sorguladın mı dünya düzenine çomak sokmuş oluyorsun. Dünya nüfusunun yüzde doksanı kapitalizmin tutsağı, kalan kısım kapitalizmin kendisidir. Yani kapitalizm insanlığın kaderinde var. Sermayeyi elinde tutan, sömürgeciliğe vitrin değiştirerek devam eden ve ayağa kalkması sürekli engellenen, kaderi kapitalistlerin elinden çizilen orta dünya. Toplumun her hücresine işlemiş ve hep beraber bu çarkı döndürenlerde bizleriz.

Fanatik düşüncelere sahip değilsen zekan seni iyi düşüncelere yöneltecektir. Eğer bir yanlışı düzeltebiliyorsan, düşünceni doğruya yönlendirebiliyorsan, doğruyu, yanlışı ayırt edebiliyorsan beynini ve zekanı kullanabiliyorsundur. Akılla, mantıkla, vicdan birlikteliğiyle, amasız, ancaksız sorgulamakla. Sorulara yüzde doksan doğru cevap verenler dikkatlidir ama dikkatin öneminin azaldığı sorularda kazananı belirleyen faktör zekadır.

Toplumsal gerililiğimizin sorumluları susan aydınlar ve gerçeği anlatmayan, eğip büken insanlardır. Biz bağıracağız ve birileri hiç duymayacak yani hep aynı hikaye. Üzülmekte güç istiyor, üst üste gelirken her şey bir zaman sonra gücün kalmıyor, yalnızca seyrediyorsun olup bitenleri.

HÜLYA ÇAKICI

Ve kader...


Akıllı değiliz ki kaybetmeden değerini bilelim. Başarının ve iyilerin cezalandırıldığı topraklarda yaşıyoruz. Doğrulardan nefret eden, kadere inanan bir toplum olduk. Böyle olsun hiç istemezdik, her yerde istemediğimiz işler oluyor. Her değerli şeyin koruma altına alındığı gibi doğrular da değerli olduğundan herkesin erişip değerini kaybetmemesi için yasaklarla bir nevi koruma altına alınıyor. Devir adalet ve adil yaşam devrinden çıkıp çalışan kölelikle değiştirmiş yerini. Taktik ve stratejik kölelik yeni moda. Yaşamak istenilen şeyler ve yaşanan hayatlara "kader" diyoruz. Zorda bırakılan ve ihtiyacı olanlarla gerçek dertleri olanlara yardımcı olmak değil midir paylaşarak sıkıntıları azaltmak. Belki bekledikleri kadar olmasa da bizden güç alarak kendilerini düzeltmelerini sağlamak.

İnsanlar güvendikçe ve güvenildikçe mutlu olurlar, hayata dair umutları olur. Bu güvensiz ortamlar hayatı zor hale getiriyor. İnsanların güzelliği düşüncelerinde ve karakterlerinde yatar. Dolayısıyla maneviyat maddiyattan daha değerlidir. Sular kendileriyle birlikte taş, çalı, çırpı taşırlar. Güçlü ruhlar ise bir çok aptal ve sersem kafayı. Sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmeme yolunu seçmek zekadan ileri gelir. Pratik zekanın varlığı, karşılaşılan sorunlar da çözüm üretme aşamasına direk geçiş yapacağından bir umut türer ve sonucunda vazgeçiş engellenir. Ama bazılarının da emeği boşa çıkar, ya yel alır, ya sel, ya el. Acaba sorumlusu kimler diye sormak istiyor insan bazen.

Biz de bilen de konuşur, bilmeyen de, hatta bilmeyen daha net konuşur. Millet olarak benlik duygumuz o kadar çok ki, çok konuşarak, az dinleyerek her şeyi ben bilirim tavrımız ile de dinlemeyiz, dinler gibi yapıp başka şeyler düşünürüz. Çok nadirdir karşısındakini anlamak için çaba sarf eden. Zaten dinlemeyi ve okumayı becerebilsek problem kalmayacak ama ne dinleriz, ne okuruz, ne de düşünürüz. Konuşmak her kişinin, dinlemek er kişinin karıdır. Aklın yolu bir, tabii dinlediklerini de bir olan yoldan anlamak gerek.

Bizler her türlü yolsuzluğun, hırsızlığın, tecavüzün halkın dini inançlarını sömürerek pisliklerinin üstünün örtüldüğü, kadınların toplumsal yaşamdan dışlandığı, erkek egemen sistemde ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü bir ülkede değil, toplumsal yaşamın esaslarının dini esaslarla belirlenmediği, dinin siyasete alet edilmediği, mezhepçi politikalara son verildiği, din tüccarlarının olmadığı laik bir ülke de yaşamak istiyoruz. Laikliğin, eşitliğin, kardeşliğin ve özgürlüğün ülkesinin inşasında olmak istiyoruz.

Almadan vermek gibi bir durumumuz yok. Her yapılan şeyde bir beklenti var, öyle veya böyle ve bu beklenti her zaman olacak ta ki dünya yok olana kadar. Sonuçta erdemlilik bedel ödenerek kazanılır, bedel alınarak değil.

HÜLYA ÇAKICI

http://www.hthayat.com/blog/haber/1048302-ve-kader?

20 Mart 2017 Pazartesi

Adil olan tek şey ölüm...


Ağzı olanın konuştuğu bu dünyada beyni olanında düşünmesi gerekmez mi? Kendine güvenip ağzı laf yapanlara, laf yaptığı içinde kendini adam sayanlara kısa bir hatırlatma; lafla adam olunmuyor. Karakterine göre değil de giyimine, arabasına, parasına göre rağbet görüyor yenilerde insanlar. Cahilliklerini de yalanlarla besliyorlar. Ama karakter ve şeref parayla satılmaz, satın alınmaz kişinin genlerinde olacak. Görünüş kalpten bakıldığında berraklaşır, dışarı bakanlar düş kurar, içe bakanlar uyanış yaşar. Ve bazı insanlar bulut gibilerdir, kaybolduklarında hava birden güzelleşiverir.

Sonradan görme insanlar maymuna benzerler. Yükseldiklerini görürsünüz, yükseklere çıkmaktaki becerilerini takdir edersiniz ama doruğa ulaştıkları zaman ancak utanç verecek yerleri görülür. İnsanlara "aslan gibisin" denilirse kasılır, "hayvan gibisin" denilirse üzülürler, "kendin ol" denilirse işte buna asla yanaşmazlar. Egoları o kadar tavanlardaki fare gibi kuyrukları hep dik. Bu kadar yüksek bir egonun sebebini merak etmemek mümkün değil.

Kötülük yapana iyilik yapabilecek kadar güçlü ve zarif bir ruh ile intikam kelimesi yanyana gelmemeli. İyi olun, iyi kalın kaybeden kaybettiğiyle intikamın cezasını kendi kendine verir zaten. Bilge insanlar konuşurlar söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar, illa bir şey söylemek zorundadırlar. Yani bilgeler bilgi paylaşır, bilgisiz ve aptallar da dedikodu paylaşırlar. Dünyada hiçbir menfaat yalan konuşmaya değmez. Doğruluk ve dürüstlük yolunda cesaret göstermek gerekir. Maskelerin altındaki gerçeği görmek önce acıtır ama savunmaları  geliştirdiğinizde bayağı eğlenirsiniz.

Aşırı egolu insanlar aşağılık kompleksine giren insanlardır aslında. Bir düşünün hayat ne kadar kısa ve her şey gelip geçici, bakın şimdi nefes aldık o bile geçti. Bazen hayata seyirci kalır, bazen tam ortasında yaşarsın. Bugün gülüşlerinin sebebi olan insanlar yarın gözyaşının sebebi olabilir. Bazen gerçeğin içindeyken hayal kurarsın. Her an bir umut, her umut biraz gerçektir, farkında bile olmazsın.

Bencillik ile ömür geçmez, paylaşmak mutluluğu ve huzuru getirir. İçinde sevgi varsa bir şekilde ölürken bile mutlu ölürsün. Çünkü kendisiyle barışık insanın pişmanlıkları da az olur. Hiç kimse hayatı dolu dolu yaşamıyor zengin de, fakir de. Zenginin parası kadar derdi oluyor, keza fakirin de öyle. Kimse kimseden üstün değil, ölünce de eşitlik tamamlanıyor. Adil olan tek şey ölüm.

HÜLYA ÇAKICI

18 Mart 2017 Cumartesi

Hiçbir şeye şaşırmıyoruz artık!


Acayip bir ülkede yaşıyoruz. Her gün biraz daha batan bir toplum. Ülkedeki hiçbir şeye şaşırmıyoruz artık. Herkes tripli uzak duracaksın. Çünkü normal hareketler içerisindeysen delisin. İnsani davranışlar gösteriyor veya insani davranışlara meyilliysen marjinalsin. Sonuç olarak insan olmaya karşı olanlarla karşı karşıyayız. Sistem çalışmamızı, üretmemizi, düşünmemizi istemediği için mevzuata itinayla uyduruluyor. Mevzuat üretmek için değil tüketmek için var fikrimce. Yani canınız iş yapmak istemiyorsa mevzuat bu konuda yeterince destek verecektir.

Doğru bildiklerimiz yanlışsa ve bu da bilimsel olarak kanıtlamışsa sabit fikir de diretmek ne anlama gelir? Mantıklı ve doğru ise değiştirmek gerekiyor fikirleri. Doğru sürekli değişkenlik gösterir. Bunun içinde bilimsel doğru bildiklerimizin doğruluğundan bile şüphe ederiz. Her şeye açık olmalı insan. İdeolojiler bilimsel değil felsefi olmalı. Derisini değiştirmeyen yılan ölür, aynı şekilde fikrini değiştirmeyen zihin ölür ve sabit fikir sahibini hapseder, öldürür. Unutulmamalı ki öküzün dünyası sürdüğü tarla kadardır.

Çoğu insanımız şeriat ister ama Arabistan'da yaşamak istemez. Kafir dedikleri ülkelerde yaşamak isterler. Hak, hukuk, adalet, özgürlük ve eşitlik var çünkü oralarda. Ahlak toplum birleşiminden ortaya çıkan bir olgudur ve toplum da birleştirici bir norm olarak da görülür. Ama sürü için tehlikeli olan hiçbir şeyi sorgulamadan kabullenmektir. Ahlak ölçülü olmaktır. Yalnız da yaşasan ölçülü olmak şarttır. Hem sosyal, hem biyolojik, hem de manevi açıdan ölçü olmadan insanın yaşamını devam ettirmesi mümkün değildir.

Sessiz kalmak büyük bir erdemse insanlar neden hep bağırarak konuşuyorlar? Bırakın susmayı daha siz sözünüzü bitirmeden konuşmaya başlıyorlar. Seni dinlemeyen kulağın diline de güvenmeyeceksin. Sonuna kadar dinleseler sorularının cevaplarını alacaklar aslında. Tartışarak haklı çıkmak zaten zordur. Çünkü kelimelerin gücü bazı şeylere asla yetmez. Başka yöntemlerle haklı çıkmaktanda fazlasını yapmak, örneğin dostunun, düşmanının bir şekilde ruhuna dokunarak, ona ulaşarak kalpleri yumuşatmak, sözle haklı çıkmaktan çok daha asil, güçlü ve kalıcıdır. Ama bu zamanda asil olmak için sessiz kalınmıyor, bağırmadan tartışılmıyor. Çünkü sesini duyuramazsan haklı olduğun halde haksız oluyorsun. Yine de negatif ve kötü insanlara suskunluk en güzel cevaptır anlayabilirlerse.

HÜLYA ÇAKICI

HERBOKOLOG


Herbokolog denen grup istediğini yok sayar, istediğini var sayar. Ne onların yok dediği yoktur, ne de var dedikleri vardır. Kendi kendine sakat bıraktıkları zavallı beyinlerinin içinde yaşarlar.

Herbokolog konusunda kaynakları zengin bir ülkeyiz. Çeyrek aydını bu kadar bol olunca kaynakta haliyle fazlaca oluyor. Herbokologlara sorsak; nereden mezunsun? diye cevapları Herbokolojiden şeklinde olur her halde. Bu tipleri ciddiye almak lazım ne de olsa üniversite mezunular (!)

Onlar hep kendileri doğru bilirler. Onun için hiç tartışmamak, mesafeli durup az görüşmek, ciddiye almamak, EVET ÖYLESİN deyip geçmek gerek. Bu tarz insanların yaptığı kötülüklere, haksızlıklara, adaletsizliklere, zorluklara gülüp geçin, çünkü gülmek en güzel eylemdir ve bilmeyeni, anlamayanı çıldırtır. Sonuç olarak, bilginlerin aydınlatamadığı toplumları şarlatanlar aydınlatmaya çalışır. İnsanlar da deniz çekildiğinde karıncalara yem olan balıklara bakarak geleceklerini görebilirler. Bizim kadar sabırlı bir millet daha yok, illa her şeyin sonunu görene kadar bekleriz. Bazen delice güleyim diyorum ama sonra ağlanacak halimize gülmek ne kadar doğru olur diye düşünerek susuyorum.

Modern hayat ve hakim rengi, menfaatler insanları birbirlerinden uzaklaştırıyor. Aradaki güven duygusunu yıkıyor. Bir adım öne çıkan dönüp geriye bakmıyor. Önemli olan başkasının ne yaptığı değil bizim ne yaptığımızdır. Doyumsuzluğu doğuran bilinçsizce istemek, birbirini gerçekleştiren eylemlerden doğan kısır bir döngüdür. Bütün bunların cevabını alınca da sonucuna katlanabilmek gerekir. İçinde bulunduğumuz günlere bakıp gerçek boşlukların beyin bölümüne denk gelen kısımındaki eksiklikten kaynaklandığını düşünüyorum. Doğal döngüye, her şeye rağmen ben de varım diyebilmek gerekiyor.

HÜLYA ÇAKICI

14 Mart 2017 Salı

En çokta ezikler nankör oluyorlar!


Farkındalık zamanla insana okuduklarıyla kazandırılır ve süreklilik gösterdiği ölçüde zihne yerleşir. Farklı olmak güzeldir, düşünce farkları güzeldir. Farklı insanlar olmasaydı hayat nasıl olurdu? Farklı görüşlerden yararlanarak kendi düşüncelerimiz oluşur. Beyin kullanıldıkça gelişen bir organdır, her şey beyinde başlayıp beyinde biter. Beyninize hükmedin, hükmetmeyi öğrenin. Kafanın arada bir karışması iyidir insan bir kafasının olduğunu hatırlar.

Bir şeyi çok iyi bir şekilde bilmenin önemi yok, önemli olan bildiklerini insanlarla paylaşmaktır. Öğrendiğimiz bilgiye göre yaşamıyorsak uzaktan kumandalı bir oyuncaktan farkımız kalmaz. Sözlerin, davranışların vs. doğruluğu, gerçekçiliği başka bir şey, uygulama alanı bulmak çok daha başka bir şey. Bazen hayat sizi o kadar çaresiz bırakır ki kendinizden başka suçlu bulamazsınız. Yani hem hayattan, hem ölümden korkarak son sefere gelmiş olur ve bu son duraktır.

Geçiyor hayat sonra başka bir şiirin başka bir dizesine sıra geliyor. Artık kimse üzülmesin diye kendimi üzmüyorum, ben kaldırabiliyorsam herkes kaldırabilir. Ona değmedi, buna değmedi derken kocaman bir ömür geçiyor. Mutsuzluklarımızın çoğu nedeni kurtuluş bekleyişi içinde olan umutsuzluktan geliyor. Hayatındaki herkes sana muhalefetse boşver tadını çıkar demek ki iktidar sensin diyorum ve yürüyorum yolumda, kırklı yaşlarımda farkına vardım malesef bu durumun ama yine de geç değil, yol benim hayat benim kime ne? Silinmeye kıyılamıyacak kadar masum hiçbir kul yok. Yeri geldiğinde ailesini bile siliyor insan, elalemi hayli hayli siler. Hiçbir şey ve hiç kimse vazgeçilmez değil, her şey bir yere kadar sonrası bir silgiye bakar. Zaman değişti, artık dost bildiğin arkandan vuruyor, temkinli olmak ve hem önümüze hemde arkamıza bakarak yürümek gerekiyor. Arkana bakmadan zaten dik duramazsın. Bir şeyi sürekli anlatıyor veya düşünüyorsan hala ondan kurtulamamışsındır, kurtulamıyoruz unuttum diyoruz, affettim diyoruz ancak farkında olmadan yaşatıyoruz. Sırtımızdakilerden daha ağır yükleri birde içimizde taşıyoruz.

Hayat bu kadar kısayken ve her şey avucumuzun içinden kayıp giderken mutluluk hepimizin hakkı olmalı. Ama en çokta mutluluğu hak edenler mutsuzlar. Artık hak edenIere iyiyim bende. Siyahın yanında beyazın nasıI durduğunu bana gösterdikIeri için vaktimi boşa harcamak istemiyorum. Bağışlayıcı yönümü meşguIe verdim güIüp geçiyorum. Yeni günler yeni mucizelere kapılarını aralar. Üretmek için düşünmek gerektiği gibi, yaşamak içinde hissetmek gerekiyor.

Ne kadar yavaş ilerlersen ilerle önemli olan durmamak. Nedenler ve sonuçlar arasındaki dengesiz orantının sebebi yanlış nedenlerin doğru sonuçlar oluşturamamasıdır. Doğru nedenler doğru sonuçlar oluşturur. Neden dediğimiz yapının yani sıfatların doğrusu, yaşam dediğimiz dünyada deneme yanılma yöntemi ile öğrenilir. Şey diye tanımlanan enerji yapının alt yapısı olan kuantsal alan zıddı ile varolabilir ama yaşamda devamlılık için evrensel doğrular gereklidir. Bu da evrensel kuram belirleyicidir.

Yalanlara inananlar çokta sen doğruları anlatamıyorsan bu yalanlar hiç eğlenceli değiller. Nankörlük ölçütünü çözemedim bir türlü, haklı söz söyleyene de nankör diyorlar bazen. En çok ezikler nankör oluyorlar tecrübelerime göre ve en kötü insanlar en iyi yerlerde oturuyorlar.

HÜLYA ÇAKICI

Esoterik mı, eksoterik bakış mı?


Esoterik bakış, esoterik öğreti bilgiden çok sezgilerle, duygularla, hisler ve zan ile ilgilenir. Bu nedenle gizemli olmak zorunluğu vardır ve bu eğitim tarzı tarih boyunca ikili iletişimlerle gizli yürütülmüştür. Halka ve umuma açık olmamıştır. Tasavvuf ehlinin eğitimi böyle olmuştur. Eğitici (Tasavvufta şeyh) seçtiği öğrenciye (müridine) birebir iletişimle kendi kazanımlarını (doğru veya yanlış) aktarır. Böyle bir eğitim kendi başına olmaz. Geçmişte şeyhlerin yerine; duysal, görsel efektli metodlar kullanılarak kendi başına yapılamaz mutlaka bir yol gösterici olmalıdır. Bu itibarla eğitim her zaman şeyhe veya eğiticiye özeldir.

Kişinin kendisini bilmesinin en iyi yolu mutlaka esoterik öğreti değildir. Vahiy bilgisi (Kur'an ayetleri) ve Tabiat bilgisi (Doğa ve yasaları) birlikte edinilirse kişi kendisini daha iyi tanıma fırsatı elde eder. İnsan Kainatta aktif olma potansiyeli olan özne bir varlıktır. Bunun için Gayb ve Şehadet aleminin bilgilerini öğrenmesi gerekir. Sadece seküler bilgi bencillik üretir. Çevrecilik bile bu bencillikten gelir. Sadece Vahiy bilgisi bile insanı araştırmacı olmaya sevk eder. Eksik vahiy bilgisiyle eğitim alanlar tasavvuf batağına saplanıp kalmışlardır. Bilgiden çok zan ve sezgiyi kullandıkları için genellikle pasif ve nesnel kalmışlardır.

Resulün öğretisi esoterik değil, eksoteriktir. Vahiy bilgisi birebir iletişimle olmaz. Bilgi aktarımı genel nüfusu kapsar. Herkese açıktır. Bu arada birebir iletişim de yapılır ama esas olan kitlesel iletişimdir. Resulün eğitimi seçkinci değildir, toplumun her kesimine hitab eder. Tasavvufun eğitim tarzı seçkincidir, şeyh müridini seçerek eğitir. Tasavvufi eğitimde Şeyhin tecrübeleri, sezgileri, rüyaları, kerametleri eğitimin esasını teşkil eder. Resulün eğitiminde tecrübe ve bilginin yanında Vahyin bilgisi esası teşkil eder. Zühd ve Takva eğitimini şeyhler de kullanırlar. Tasavvufun Anadolu toplumunda kabul görmesi ve çekiciliği zaten bu yönüyle olmuştur.

HÜLYA ÇAKICI

13 Mart 2017 Pazartesi

Devir basitlik devri...


Bir insanı değerlendirmenin en iyi yolu, konforlu ve mantıklı bir ortamda nasıl davrandığına değil, mücadele ve uyuşmazlık durumunda nasıl bir duruş sergilediğine bakmaktır.

Hayatım boyunca edindiğim en büyük tecrübe; Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene hiç kimse yardım edemez. Suratına yumruğu yiyene kadar herkesin bir planı vardır. Devir basitlik devri kafayı çok yormayın. Gereğinden fazla yapılan iyilik iyilik değil enayiliktir. Zor yollarda hayallerinize tutunarak yürüyün, belki o zaman düşmezsiniz. Kötülük nedir bilmeyiz ama ısrarcı olununca bizde öğreniriz. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı asla unutmaz...

Size önem vermeyen, değerli olduğunuzu hissettirmeyen insanlar için yaptığınız fedakarlıklar yorgunluktan başka bir şey değil. Gönlü olmayanın bahanesi çok olur boş vermeyi bilmek gerekiyor. Kısıtlı hayatınızı bir şeyleri ve birilerini bekleyerek harcamayın. Gelmek isteyen zaten gitmez, gidenin arkasından el sallayın ve kapatın kapıyı geriye baktığında göremesin sizi. Boş şeylere takılarak mutsuz olmaktan kaçınmak, kimseyi ve hiçbir şeyi beklemeyerek, yanındakilerle, cebindekilerle yola devam etmek gerek.

Vicdan bilmektir algılamak aşktır, zekadır. Vicdan insanın içindeki Tanrıdır. Düzen değişti doğru bildiğimiz yanlış, yanlış dediğimiz ise doğru çıkıyor. Bizi insan kılan düşünme yeteneğimiz kadar yüreğimizdeki sevginin vicdan ve merhametin sesini duymak, beslemek, ruhumuzu olgunlaştırıp yüceltebilmektir.

Her koyun kendi bacağından asılır. Nasıl rahat ediyorsanız o şekilde yaşayın, çok takılırsanız yorulan siz olursunuz. En güzeli nasıl iyi hissediyorsak öyle yaşamak, yani az insan çok huzur. Sessiz atın çiftesi ağır olur derler, sabırda bir yere kadar. Susan edebinden susar, görmezden gelen hoşgörüsünden görmez, affeden merhametinden affeder, sanıldığı gibi aptal olduğumuzdan değil yani. Unutmamak gerekir ki, tilki kurnazdır ama postu pazarda satılır.

Düşme,
Düşersen,
Bağımsızlığını ilan eder can sandıkların.
Arayan soranın olmaz,
Bayram eder düşmanların.
Düşme,
Düşersen,
Hayatın vefasızlığını görünce,
Yaralanır duyguların.
Düşme,
Düşersen,
Önce güvendiklerin vurur sırtından,
Dost sandıkların...

Ben, sen, o yani bizler toplumuz. Bana yapılan / size yapılan zannetmeyin size / bana yapılmaz. Yığından olan beleş yaşamak ister, toplum dejenerasyon yaşıyorken geneli bireyselleştimek basit bir bakış açısı olur. Hiç kimse taklit yoluyla büyük adam olamaz.

HÜLYA ÇAKICI

http://www.hthayat.com/blog/haber/1047858-devir-basitlik-devri

12 Mart 2017 Pazar

Para demek mutluluk demek ()


Şükür diye bir silahımız var. Çok şükür çalışacak bir işimiz var, çok şükür yorulduk ama para kazandık diyebiliyoruz. Ama bir kolay gelsini, tebessümü çok görenler ve sayelerinde para kazandıkları insanlara tiksinircesine bakanlar için henüz bir söz geliştiremedik.

İşçinin patronundan istediği şey (), sömürüsüne mantıksal ve duygusal bir boyut katması. Böylece bu sömürüyü çalışanlarının hayatına fark edemeyecekleri şekilde gömmesi. Yani bizi güleryüzlü, mantıklı gözükecek şekilde öyle bir sömür ki biz bunu fark etmeyelim, üstüne bir de buna şükür edelim. Zaten günümüzde sınırların belirsizleşmesinin bir numaralı nedeni, bu kabuk değiştirip insan hayatlarına hayatın kendisi gibi giren şeyler. İş insanlara hep iş gibi gözükmelidir ki, işte çalıştıklarının farkına varsınlar. Mutsuzum ama neden mutsuzum bilmiyorum sorusuna ancak kesin sınırları görerek cevap verilebilir.

Eğer biz patron daima haklıdır dersek kendi değerimizi düşürürüz, işveren olarak bir yere kadar haklı olabilirler. Unutulmamalı ki biz ne kadar işe muhtaçsak patronlar da bize muhtaç. Patronun bir işyeri, işçinin sayısız işyeri var. Hayattaki tek sıfatı patron olan ancak bunu sıfattan ötesine götürememiş, mesleki saygıyı sadece sermaye sahibi olması sebebiyle hiçe sayan tipleri duydukça üzülmemek elde değil. Ülkemizde artık bilenlere ihtiyaç kalmadı diplomalılar işsiz, diplomasızlar patron oluyor.

Bir ülkede parası olan siyaset yaparsa, fabrikatör vekillik yaparsa her zaman işçi aç kalmaya mahkumdur. Neden fazla maaş ödesin ki? Öderse işçi rahat eder, kaos olmaz, muhtaç insan olmaz, bu da işlerine gelmez bundan dolayı bu kaos bitmez, asgari ücret hiçbir zaman yükselmez.

Senin kaderin böyle, önceden yazılmış diyor ve fakirleri rahatlatıp susturuyorlar. Kırk yaşını geçince her yaşın ayrı bir güzelliği var denilen palavra gibi bende diyorum insanı sakinleştiriyor. Bir de parayla saadet olmaz derler. Verin bakalım parayı nasıl saadet oluyor görün. Parasız kalınca borca girince mutsuz, geçimsiz, huzursuz, sinirli olunuyorsa demek ki, para demek eşittir mutluluk demektir. Şu parayı bir de biz deneyelim bakalım. Dünyada her şey parayla dönüyor.

HÜLYA ÇAKICI

Bu Milletin adı TÜRK MİLLETİ'dir!


Aydınlanmak insan olmak ve insan olmanın erdemine ermektir ki, bu yol hakikatin kendisidir. Kalbinizdeki ışık yandığı zaman aydınlık başlar. Bir millete geçmişini unutturmak onu yok etmenin ilk şartıdır. Ve yine bir Millete ait mitolojiyi unutturmaya çalışmak toplumun ulusal kimliğini ve duruşunu yok etmek için kullanılan başlıca silahlardandır.

TÜRK'lerin tarih boyunca büyük ihanetlere uğramasının nedeni kendinden olmayanları yönetime getirmesidir. Tarih bize şunu öğretti: TÜRK'ü TÜRK'ten başkası sevemez. Kanımız kırmızı alnımız temiz, ne hak yeriz ne de hakkımızı yediririz!

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Gösteriş için Türk Bayrakları ellerde dağılırken, yerlerdeki Türk Bayrağının rengini şehitlerinden aldığını bilen var mı acaba? Türklüğünü kaybederek Araplaşmış olanlar Türk dünyasının kangrenidir.

Her şeyin bir adı varken, "bu millet arkamızda", "bu millet kararını verdi" diyenler bir türlü bu milletin adını söyleyemiyorlar. Bu milletin adı Türkiye Cumhuriyetinin sahibi olan TÜRK MİLLETİ'dir. İtirazı olan başka ülkeye gidebilir. Türkler asil bir millettir. Türk olduğum için onur ve gurur duyuyorum. Nereye gittiysek adaleti, hoşgörüyü, insanlığı götürdük. Türklere ve Türkiye Cumhuriyetine dil uzatanlar önce aynaya bakmalıdırlar.

Bir Norveç atasözü diyor ki; 'When you feel hopeless think like ATATÜRK.' 'Çaresiz kaldığında ATATÜRK gibi düşün.' Doğru söze muhalefet gereksizdir. Liderlik halkı ayrıştırmak değil, kaynaştırmak ve bir arada tutabilmektir. Bunu da bu güne kadar bir tek Mustafa Kemal ATATÜRK yapabilmiştir. Cesur insanlar için bahaneler asla engel değildir.

Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Arapça küfür duysa elini açıp amin diyecek cahil çok memlekette. Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türkçe'ye sahip çıkalım ki, bu cahiller daha fazla üremesinler.

Raydan çıktı mı alışıyor insan artık raysız yollara. O yüzden raydan çıkmadan önce düşünmek lazım. Kendin düşünemezsen senin yerine düşünüp karar verenler çok olur. Bir doğru bir de yanlış vardır üçüncüsü teferrüattır. Menzile yavaş yavaş akıl ederek, temkinli, kırmadan, dökmeden varılmalıdır. Ben bildiklerimle mutluyum benim kafamı anlattıklarınızla karıştırmayın diyen dünya dolusu insan var. Çoğu insan güdülüp sağılmaktan keyif alıyor yaşadığı cehalet bataklığından çıkmak istemeden.

HÜLYA ÇAKICI

Nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın?


60’lar Hikaye, 70’ler Terane, 80’ler Şahane, 80'li- 90'lı yıllarda mı çocuktun? Nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın?

1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.
2.- Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.
3.- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi. Yada en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddeler ile boyanmıştı.
4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizliyicilerinin üzerinde çocuk kilitleri yoktu.
5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.
6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan yada muhtelif başka kaynaklardan su içiliniyordu.
7.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı hava kararmadan önce eve dönmekti.
8.- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz...
9.- Okul öğlen bitiyordu ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.
10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu. Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.
11.- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk, gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı. Çünkü hep dışarda oynardık, aktif olarak.
12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk. Aynı bardaktan içebiliyorduk ve kimse bu yüzden ölmüyordu.
13.- Playstation, Nintendo 64, X boxes, Vídeo oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız, Dolby surround, Cep telefonumuz, Bilgisayarımız, Internet de Chat odalarımız YOKTU. Onun yerine ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!
14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmıyarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!
15.- Evet dışarda o acımasız korkunç dünyada korumamız olmadan nasıl mümkün oluyordu bu? Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu yada dünyanın sonu gelmiyordu.
16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa yada Pedagoga gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu. Basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.
17.- Özgürlüğümüz, üzüntülerimiz, başarılarımız, görevlerimiz vardı ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk.

Soru: Nasıl oldu da bütün bunlara rağmen hayatta kalmayı başardık? Ve daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında nasıl oldu da geliştirebildik? Şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı bulacaklar ama bizler çok güzel ve mutlu yaşadık, değil mi?

7 Mart 2017 Salı

Kadınların bilmesi gereken 25 şey


Her şeyin şık olsun.
Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin.
Kadınlık şıklık demektir.
Zerafet demektir.

Kadınların bilmesi gereken 25 şey,

1. Unutma, sen değerlisin.
Çalışsan da çalışmasan da.
Ünlü olsan da olmasan da.
O erkek seni istese de istemese de.
Sen sen olduğun için bir tanesin.

2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın.
Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik,
biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his.
Sen şahanesin.

3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye, saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.

4. Kendine güvenin en büyük silahındır ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.

5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın, sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana, tartışmana gerek yok. Olmuyorsa üstünü çizip devam etmelisin.

6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin. Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.

7. Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov,
sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir. Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.

8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.

9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin.
Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir.
Buna asla izin verme.

10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan; herkes sana öyle davranır. Asla ama asla kendini küçümseme.

11. Evde oturup derdine yanma. Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama. Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama.

12. Eski sevgili adı üstünde 'eski'dir... Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.

13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin.
Kimse son değil, bunu bileceksin.

14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin. Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma.

15. Sevgilini çok sevmelisin. Öyle herkese 'sevgili' dememelisin. Fakat çok sevmen demek, kendini ayaklar altına alman demek değildir. Bir kadın gerekirse severken de gidebilir.
16. Her şeyin şık olsun. Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin. Kadınlık şıklık demektir.

17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç!
Onlar sen olamaz, sen de onlar. Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir.

18. Kız arkadaşların önemlidir, en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin. Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin. Sadece kötü gününde değil, başarında, mutluluğunda da yanında olan,
yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin.

19. Erkekler çocuktur. Nokta!
Çocuğunu hem sevecek hem kızacak, icap ederse küsecek, cezasını vereceksin.!

20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin. Aramazsa aramasın.

21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın vizesini keseceksin.

22. Sen renklisin, sen beceriklisin, sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın, sen sonsun. Mecbursun, bunu fark edeceksin!

23. Her şey bir karar vermene bakar. Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.

24. Yapamayacağın şey yok. Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok. Şu an silkelenip kendine geleceksin.

25. Tekrar söylüyorum ve kafana kazı istiyorum,
SEN ÖZELSİN,
SEN BİR TANESİN,
ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN...

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü


Kadınların isyanı;
Amerika'nın Newyork Eyaletinde 8 mart 1857'de 40 bin dokuma işçisi kadın daha iyi çalışma koşulları talebiyle grev yapmıştı. Polis sert müdahale de bulunduğu kadınların bir kısmını bir fabrikaya kilitlemişti. Bu sırada fabrika da çıkan yangın da 129 kadın ölmüştü.
1910'da Danimarka'da düzenlenen uluslararası sosyalist kadınlar konferasında Almanya Sosyalist Demokrat Partisi önderliğin de, 1857'deki yangın da ölen kadınlar anısına 8 MARTIN DÜNYA KADINLAR GÜNÜ olarak anılmasını önerdi. Bu öneri oy birliği ile kabul edildi.

Bugünün anlamı erkekler üzerin de ne kadar etkili ona bakmak lazım. Bir Profesör kadına şiddet konulu bir konuşma yaparken, diğer taraftan eve gidip eşini dövüyorsa! Bugünün ne kadar anlamı kalır tartışılır.
Kadınlar gününe nasıl baktığımıza bağlı. Bir kadını önce insan olarak göremeyen erkeğe neyi anlatıyoruz demek istiyorum. Kadın devrimi kadınlar tarafından yapılır. O da çocuklarını doğru yetiştirerek. Bir güne sığdırılmış bir hak değil bir Ömre sığdırılmış hak olmalı.
Erkekleri de yetiştirenler biz kadınlarız. Maalesef kadın kadının düşmanıdır.

8.Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü;
Tam da sizin bu saydığınız ve eleştirdiğiniz, eksik bulduğunuz olumsuzlukların, verilmeyen hakların, eşitliğin ve Özgürlüklerin kazanılması için verilen Mücadele'nin, ödenen  bedellerin sonucunda elde edilmiş bir haktır.
Hak verilmez alınır. Günümüz de bu olumsuz koşullar artarak devam ediyorsa biraz da meseleyi böyle teslimiyet içinde görmek değilimidir? Şu gün bile meydanlar da, alanlar da Devletin her türlü baskısına rağmen mücadele eden, coplanan, gaza boğulan, yerler de sürüklenen, Kadınların mücadelesine destek vermek yerine! Onların mücadelesinin boşuna olduğunu kabullenmek ve kadınların hemcinslerine yaptıkları haksızlık değil mi?
Bugün az da olsa bazı haklar ve sosyal kazanımlar varsa o da geçmişte ve günümüz de bu uğur'da mücadele eden, bedel ödeyenlerin sayesindedir.
Elbette olumsuzluklara olan isyanımız var. Fakat kesinlikle kutlanması gereken çok önemli bir gündür ve kutlanmaması bu uğur'da bedel ödeyenlere haksızlıktır. Daha Fazla Hak, Daha fazla Mücadele gerektirir.

Böyle günler bir sebeptir sorunları konuşmaya. Örneğin, kadınlar çarşı-pazar gezmek yerine bir panele gidebilir! Programlar ona göre hazırlanır. Güzel şeyler birden olmaz zamanla olur. Kadınlarımızı eğiteceğiz ki, onlar da güzel nesil yetiştirebilsin...

HÜLYA ÇAKICI

İnanma, ikna ol!


Toplam İslam nüfusuna mensup olanların bir çoğu bilinçli olarak inandıkları için değil, kültürlerinin bir devamı olduğu için içindeler. Bu nüfusların aynı coğrafyalar da yaşayıp, aynı adetlere sahip oluşları bu kültür aktarımının devamıdır. Yani bu nüfusun köylü ve cahil kesim olmasının nedeni İslam dinine mensup olmaları değil, eğitimlerinden dolayıdır. Ölümler, açlık, kıtlık, yoksulluk neden hep Müslüman ülkeler de? İnsanların sayısıyla dinin büyüklüğü değil, yığınların büyüklüğü ölçülür. Zihniyet gelişip büyümedikten sonra, geri kaldıktan sonra ne olacak ki? Din ancak insanları mezara götürebilir.

Cehaletin doğurganlık üzerindeki en belirgin özelliği, yaşam standartları yükseldikçe doğurganlık azalır. Bunun ilk göstergesi de kadının bilinçlenmesidir. Mültecilere bakın, ülkelerinde savaş var, bir çoğu çadırda yaşıyorlar ama şehirlerine, ülkelerine bombalar yağarken durmadan çiftleşiyorlar. Doğacak bebeğinin geleceğini düşünmeyen bu zihniyet ülkesini, insanları, dünyayı ne kadar önemser? Sayı olarak artmanın İslamı ileri götürmeyeceğini anlamak için ileriye gitmeye gerek yok gözümüzü açıp bakmak yeterli. Vatanından savaşmadan kaçan, Türkiye'de krallar gibi hayat yaşayan Suriyeliler yarın Türkiye’de savaş çıksa buradan da kaçacaklar. İnsanlık ayrı, vicdan ayrı, vatanını satıp kaçmak ayrı. Bizim çocuklarımız Elbapta şehit olurken onlar keyif peşinde. Kendi öz yurdumuzda biziz garip olan. EĞİLMİYOR diye KURDU hor görüp diğerini el üstünde tutanlar utansınlar. Artık bizim milletimizin kendine gelmesi gerekiyor. Ermeni ölür hepimiz Ermeniyiz, Arap bir şeyler yapar hepimiz Arapız, bir kere de TÜRK olun.

Bunun acısı beş on yıl sonra tavşan gibi üreyip nüfusları ikiye katlandığında çıkacak. Ve o zaman geldiğinde bu işin sorumluları suçu yine başkalarına atıp işin içinden sıyrılacak. Yani on yıl sonra "x" partisi iktidar oldu herkes "x" partisini eleştirecek, kimse o zamanlar iktidarda olan "y" partisini suçlamayacak. Arap ırkını savundukları kadar Türk ırkını da savunsaydılar ülkemiz şimdi bu durumda olmazdı. Türk halkının hemfikir olduğu nadir konulardan birisidir; Araplar, Suriyeliler.

İslam dinine inananlar keşke bilim de, sanatta, insan haklarında atılımlar yapsalar ve dünyaya rehber olsalar. İslam'ın dünyayı ele geçirmesiyle alakalı bir beklenti içine neden girilsin? Şu an da dünyadaki etkin din Hristiyanlık ve dünyadaki (Amerika, İngiltere vs.) seçkin kişilerin çoğu Yahudi ama hangi bilim adamının yaptığı işi inandığı dine dayandırdığını gördünüz? Sadece paraya ve mevkiye tapanlar kalple ilgili tüm inançları hikaye olarak görürler.

Burada iki emperyalist göz ardı edilemez. ABD ve İngiltere. Bu iki siyonistin gerçek olan kötülük dolu yüzü her geçen gün daha da ortaya çıkıyor. Hiç kimse kraliçenin başında taşıdığı elmasın Hindistan'dan çalındığını inkar edemez ve hiç kimse İngiltere'nin Afrikalıların altınlarını çalmaya devam ettiğini inkar edemez. Keşke insanlar İslamı daha iyi anlasa, okusa ve görebilse. En güzel, en büyük ve en doğru din İslam'dır bunu gerçekten anlayarak kabul edebilse. İnanıyorsan, anlıyorsan, uygulayabiliyorsan büyüksün. Kalabalıkla büyük olunmaz sadece kargaşa olur...

HÜLYA ÇAKICI

5 Mart 2017 Pazar

Elimizdeki Cumhuriyeti Sahiplenelim!



Türkler cephelerde savaşıp şehit olurken Gayri Türk ve Gayri Müslimler köyler de, şehirler de tüccarlık yapıyorlardı. Türk nüfusu savaşla erirken, bunlar rahat yaşayıp daha da zengin oluyordu. Türk nüfusu kadın ve çocuklardan oluşurken bunlar ürüyordu. Toplumdan dışlanmamak ve yeni yönetimin tepkisini de almamak için Türk - İslam isimleri almaya başladılar. Bunların amaçları her zaman aynı ve bugün topraklarımızda yaşayan insanların kökenlerine bakarsak biz Türkler azınlığız.

Cehaletin, yobazlığın, çıkarcılığın çok olduğu yerde hain çok olur. Türk milleti olarak balık hafızalıyız, geçmişi çabuk unutuyor ve çabuk affediyoruz, üstüne de okuma, araştırma, sorgulama olmayınca ülkede binlerce İngiliz, ABD ajanı kol geziyor. Soyca Türk olmayanlar din kardeşi, aynı toprağın insanlarıyız, bin yıllık kardeşiz vs. diyerek yaşıyor, yaşatılıyor Türkmüş gibi her türlü haklar veriliyor. Sonuçta da istedikleri makama, mevkiye tutunabiliyor, istedikleri propagandayı yapabiliyor, kamuoyunu yanıltabiliyor ve yönlendirebiliyorlar.

Türkün en büyük hatası bu kadar hainin bu ülkede yaşaması için elverişli ortamı kendimizin sağlıyor oluşumuz. Nedeni de yeterince tanıyamamak ve gözümüzün önünde cereyan eden hadiseleri okuyamıyor olmamız, bu biraz da eğitimsiz bir toplum oluşumuzdan kaynaklanıyor. Ülkede çeşitli maskeler kullanan ihanet ehli insanlar var. Bazıları kendilerini din maskesi ile saklıyorlar ki en çokta bunlar milleti aldatıyor ve kendilerini kolay saklayabiliyorlar. Çünkü din her millettin hassas noktasıdır. Bu maskeyi takanlar hem kendi saltanatlarını kurabilmek için mensup oldukları milletleri alabildiğine aldatıp sömürüyorlar, hem de kullandıkları bu maske ile istedikleri entrikaları çevirebilme ustalıklarını sergileyip kendi yaşadıkları topraklara ihanet edip, kendilerini de gizleyebiliyorlar.

Siyasetçilerin izlediği politikalar ile Turgut Özal zamanında Iraktan bir yığın ne olduğu belirsiz insan sokuldu ülkemize ve şimdi de Araplar. Türkler cepheler de savaşarak yok olurken Araplar sadece ürüyorlar. Bununla da kalmayıp en önemli makamları işgal ediyorlar. İlk körfez savaşında Türkiye'ye mülteci olarak alınan bir buçuk milyon peşmerge pkk, pyd ve ypg gibi örgütlere terörist yetiştirdi. Dört milyon Suriyeli 20 yıl sonra Türk halkının sahip olmadığı, olamadığı, kendilerine tanınan özel imtiyazlarla neler yaparlar kim bilir? Kurtuluş mücadelesinde sınır dışı edildiğini sandığımız Ermenilerin bir çoğunu saf yürekli insanımızın evinde saklamasının ceremesini yine Ülke olarak çekiyoruz. Ayrıca Osmanlıcılık sadece bir aldatmaca. Zaman ne zaman geriye gitmiş, ölü dirilmiş? Elimizdeki Cumhuriyeti sahiplenelim.

Bir ABD'li nasıl emperyalist olduklarını açıklıyor. Biz ülkemizde ihanet edenleri yaşatmaz infaz ederiz. Başka ülkelerdeki hainleri de alır yetiştirir o ülkelerde önemli mevkilere getirir, kendi çıkar ve menfaatlerimiz için kullanırız.

HÜLYA ÇAKICI 

BİR FIKRA


Kriz yüzünden işten çıkarılan bir akademisyen ile bir gazeteci yurt dışına çıkmışlar. Bir süre yeyip içip eğlenmişler. Doğal olarak paraları çabucak tükenmiş.
İş aramışlar ve bir çiftlikte hayvan pisliklerini ahırdan kürekle kazıyıp çöp römorkuna atma işi bulmuşlar. Bir süre çalışmışlar başarılı olmuşlar, çiftlik kahyası da onları sevmiş ve hallerine acıyarak "Size daha kolay bir iş vereceğim" diyerek onları yumurta paketleme işinde görevlendirmiş.
"Bunların irilerini ve iyilerini bu taraftaki kutulara, küçük ve kötülerini bu taraftaki kutuya koyacaksınız" demiş.
Fakat bizimkiler çok yavaş çıkmışlar, "Bu iyidir, değildir, küçüktür, büyüktür" tartışmaları ile işleri aksatmışlar.
Onları gözleyen kahya yanlarına gelmiş, "Siz Türkiye'de ne iş yapıyordunuz?" diye sormuş.
Bizimkiler "Gazeteci" ve "Akademisyen" diye cevaplamışlar.
Kahya, "Belli belli, sizin Türk aydını olduğunuz belli" demiş.
"Çok iyi bok atıyorsunuz ama iyiyle kötüyü ayırt etmeyi bir türlü beceremiyorsunuz!"

HÜLYA ÇAKICI

(Not: 2011 tarihinde tarafımdan yazılmıştır.)

4 Mart 2017 Cumartesi

Beyinler kısa devre yaptı...


Evrende hiçbir şey tesadüf değildir. İnsanoğlu bilmediği, anlayamadığı yasaları açıklamakta tesadüfü kullanır.

Beynimize saldırılıyor farkında değiliz. Tüm değerler siliniyor, beynimiz biçimlendiriliyor, bilgisayarımıza yeni programlar yükleniyor. Bizi biz yapan değerler elden giderken habersiz seyrediyoruz. Beş duyumuz ve zihnimiz gizlice ele geçiriliyor. Sonuçta algımız giderek değişiyor, dünyayı artık bu pencereden görüyoruz. Bizi yanıltarak irademizi ele geçirmeye çalışan bu karanlık savaş bizleri uyutuyor, aldatıyor ve tüm değerlerimizi yok ediyor. Görmemiz istenenleri görüyor, yapmamız istenenleri yapıyor, sinsi bir savaşın kurbanı oluyoruz. Yaşamsal sorunlar da bile beyinler donmuş durumda, insanlar boş boş bakıyorlar. Her çeşit zihinsel aldatma sonucu dostu düşman, düşmanı da dost görmeye başlıyor, kendimizden bile şüpheye düşüyoruz. Sanki zaman tünelinde aklımız ve dimağımız kayboluyor. Akıl tutulması işte bu. Bilinçaltına gönderilen sinyallerle körpe beyinler yıkanıyor, geleceğin küresel robotları hazırlanıyor. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu kullanılıyor.

Eğitim ve medyanın eseri olarak kendi değerlerinden habersiz, dizi filmlerde gördüğünü taklit eden saygısız, bilgisiz, boş beyinli tipler giderek artıyor. Zihinsel soykırımdır işte bu. İnsan beynini ve yaşam tarzını kurgulayan kültürel salgın, sessiz ve derinden bulaşıyor. İnsan beynine en yoğun bilgi girişinin olduğu ortamlar olan eğitim kurumları, medya, internet ve eğlence mekanları bu salgının yayılma yerleri. Çünkü bu virüs eğitim, öğretim ve medya yoluyla zihinlere kolayca nüfuz ediyor. Öncelikle aydın, sanatçı, toplum önderleri ve bilim adamları seçiliyor. Stratejik beyinlerin sessiz ve derinden ele geçirilmesi her çeşit işgalden daha kolay ve etkili bir yöntem çünkü.

TV kanalları adeta roket atar durumunda, toplumun algısını bombalayan haberler, diziler, programlar uçak ve helikopter gibi birbiri ardına sortiler yapıyor. Kıtalar arası balistik füzelerin yerini uzaklardan gönderilen toplumu sarsan önemli dosyalar almış. Makyajlı ve süslü kuvvetler bilgi verirken bütün yetenekleriyle zihnimizi ele geçiriyor. TV kanallarına konuşlanmış sivil kuvvetler, bildiklerimizi ters yüz eden dosyalarla beyinleri haşat ediyor. Devlet, hukuk, ekonomi ve sağlık alanındaki algılar tamamen değişiyor. Asırlardır düzgün ve tutarlı yaşayan bir toplum bu hızlı değişimi kaldıramıyor. Gece gündüz yapılan bombardımanlar sonucu olup biteni şaşkınlıkla izliyoruz. Sanki hızlı trene binmiş gibi asırlık değişimleri sanal alemde bir anda yaşıyoruz.

HÜLYA ÇAKICI 

2 Mart 2017 Perşembe

Hayat geç kalanları affetmez


Çocukken bizden uzak olan, bize hiç elini değdirmeyecek sandığımız ölüm aslında dibimizde. Yanından ayrıldıktan bir saat sonra canımı kaybettim ve şunu bir kez daha anladım ki hayat kısa, mutlu olduğumuz, istediğimiz şeyleri yapmaya çalışmak en güzeli ve mutluluk malzemenin büyüklüğüne göre değişmiyor. Güzel olan şeyler bazen bir kapı aralığı kadar olabiliyor. Hayat geç kalanları affetmiyor. Uyanan herkes için bir ihtimal daha oluyor. Hadi baştan başla. Yaşadığımız müddetçe hep umut vardır. Her nefes potansiyel olarak bize verilmiş ikinci bir şans demektir.

Çabuk kazanamayacağını ve çabuk kaybedeceğini hiçbir zaman unutma. Yenilmenin yeniden başlamak olduğunu öğrenince, mutluluğun bakış açısında olduğunu anladıkça, boş gururdan vazgeçince, kendi kendinin gözlemcisi olunca, kendini eleştirip, kendinle barışık olunca, olgunluğun sonu olmadığını anlayınca insan olgunlaşır.

Umut hiç sönmeyen ama gerçekleşmeyen umut. İyi bir şey yaparken bile kötü hissediyor artık insan. Zaman, şartlar ve kişiler değiştiriyor bizleri, çünkü insanları duydukları, yaşadıkları şekillendiriyor, değiştiriyor artık eskisi kadar iyi olmak istemiyoruz. Ne kırılan kalp yerine geliyor, ne kırılan bardaktan su içiliyor, en çokta kalp kırılıyor kemiği olmadığı halde. İnsanları değiştirmek zordur ama zor diye pes etmekte saçma olur. Değişmeseler bile hatasını fark eder ve yine de denemiş olurlar onlar da, biz de. Bazen de suyu akışına bırakmak gerekir çokta zorlamamak.

Yaşamlarımız gerekli şansları, riskleri değerlendirdiğimizde gelişir. Önce mücadele etmeli insan, zaten hepimiz bir şeylerin mücadelesini veriyoruz, bir şeylerle boğuşuyoruz, bir şeylerden üzüntü duyuyor ve yine de çalışıp didiniyoruz. Yaşamımızda biriyle paylaşmadan önce mutluluk, mutsuzluk bilinci stabilitesini kurmamız lazım ki bırakmak kolay olsun. Kötü bir birlikteliktense (özel hayat, iş hayatı vs.) yalnız kalmak daha iyidir bırakın gitsin / bitsin. Yanlış yerlerde seyrederken yolunuzu doğru yöne çevirmek hiçte zor değil, eğer ki sürekli aynı şeyleri rutine bağlarsanız alacağınız sonuçlar da sürekli aynı olur. Salın gitsin, bırakın olacağı yere varsın, mutlu olmak için amaçlara bağlanın, insanlara yada nesnelere değil.

Kalp incindikçe, ruh inceldikçe güçlenir. Düşünün dünde kalan insanları, varlık olan şey yoklukla buluşur. Tarih tekerrür ederken zamanın içinde ya ölmek kadardır bu yol, ya sonsuz yaşamak kadar. İlk ve son nefes kadardır yaşamak, uyanmak sadece kendimize olsun.

HÜLYA ÇAKICI

http://www.hthayat.com/blog/haber/1047153-hayat-gec-kalanlari-affetmez