22 Nisan 2017 Cumartesi

Bana Felsefe Yapma!


Doğduğunuz anda başka bir bebekle yer değiştirmiş olsaydınız nasıl bir hayatınız olurdu? ABD'de, Fransa'da, İngiltere'de veya Hindistan'da doğmuş olsaydınız şimdiki hayatınıza göre neler daha farklı olurdu? Değerleriniz, inançlarınız, tutumlarınız neler olurdu? Veya aynı toplumda daha zengin yada daha yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğduğunuz bölgeden daha gelişmiş yada daha az gelişmiş bir bölgede veya farklı cinsiyette doğsaydınız hayatınız şimdi yaşadığınız gibi mi olurdu? Aynı eğitimi görebilir, aynı işe girebilir miydiniz? Aynı davranış ve tutumlara mı sahip olurdunuz? Kısaca aynı insan mı olurdunuz? Bunu düşünmek bireysel olduğunu düşündüğünüz bir çok şeyin büyük ölçüde toplumsal faktörler tarafından belirlendiğini anlamamıza yardımcı olacaktır.

Felsefe, bilim, sanat üçlüsü bir toplumda birlikte değer görür. Bilimi öğrenilmeden ezberlenen formüllerden, sanatı sahte, zorlama, şiddet, öfke, entrika içeren dizilerden ibaret gören bir toplumun gençleri felsefeyi de duyduğu gibi bilir. Felsefe yapma kafan karışır, consume, obey, die / tüket, itaat et, öl. Hele siyasette bunu söylüyor ve senin yerine düşünür, karar veririm diyen bir yapı varsa öğrenci de felsefi düşünceye direnir, ön yargılı yaklaşır ve zor yerine kolayı tercih eder. Felsefe bizim gibi toplumlar da azınlığın işidir. Farkındalık sahibi okuyan öğrenci de bir o kadar azdır. Bir şeyler ne kadar çoksa o kadar yoktur.

Ülkemizde felsefeye olan ilgi çok az. Üniversiteler de bile felsefeyi, düşünmeyi, konuşmayı ve sorgulamayı seven insanların sayısı oldukça az. Bu durum kişinin içinden gelmesine / olmasına bağlı hale getirilmiş. Aslında felsefeye en çok ihtiyacın olduğu alan dinlerdir, çünkü insanların niçin inandıklarını bunun felsefi ve bilimsel sebeplerini bilmeleri gerekir, başımıza gelenlerin nedenlerinden birisi de ezbere Müslümanlıktır. Görüş ve bakış açısı olarak değerlendirilmediği sürece felsefe kimseye uğramayacaktır. Felsefe tanımsal olarak bile tam olarak anlaşılmayan bir alan olarak karşımızda duruyor. Her düşünceyi bir karşıt üreterek açıklama kısırlığı, felsefeyi din karşıtı olarak konumlandırarak kendisini gösteriyor. Soru sormaktan kaçınan ve derinlemesine düşünmekten aciz bir toplum var. Ayrıca insanlar pragmatizm etkisinde kaldıklarından felsefeyi yararsız bir etkinlik olarak düşünüyorlar. Orta öğretim felsefenin temel kavramları dersi verilmediği için ilerleyen yıllar da felsefeye dair de ilgi gelişmiyor.

Tanrı kelimesini kullandığı için felsefe hocalarını dinsiz diye tabir ediyorlar bu derece alakasızlar. Toplumsal tabuları yıkmak oldukça zor. 'Ya bir sus Allah aşkına bana felsefe yapma" bakışı ne yazık ki yediden yetmişe hakim.

Felsefenin tüm konu alanlarına nasıl yararlı olduğunu, farklı bakış açısı kazandırdığını, felsefenin gerçekte yaratıcıya ulaşmanın bir aracı olduğunu söyleyerek, tabuları bir anda yıkarak felsefe sevdirilemez. Ancak sevgi ve hoşgörüyle düşünceleri temellendirerek, anlatarak sevdirilebilir. Küçümseyerek ve ötekileştirerek hiçbir şey sevdirilemez. Toplumun büyük bir kesiminin felsefi konuşmalardan sonra takındığı tavırları sineye çekip dayanmak gerekiyor. Yavaş yavaş beyinler açılacak ve bu da dayanılması gereken uzun bir süreç.

HÜLYA ÇAKICI 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder