27 Nisan 2017 Perşembe

Ufku görebilsek cesur olacağız...


Ülkeler siyaset izlerken hep değişen dünya düzenine veya değiştirmeye çalıştıkları dünya düzenine göre hamlelerini yaparlar. Sorgulanmayan her düşünce, her olay keşkeleri bol hayat tarzı olarak geri döner. Dünyanın ilk uygarlıklarından olan Etiyopya'da sınır şehirlerin birbirlerine nasıl düşman yapıldığı, biz olmadıkları için kendileri açken, susuzken nasıl başkalarının peşkeşlerine seyirci kaldıkları, koskoca bir kıtanın nasıl talan edildiği... Tarih tekerrürden ibaret balık hafızalı, cahil topluluklar yüzünden bu tekerrür. Cahili kandırmak kolay, bildiğinden döndürmek zordur. Akıl sınırı olmayanın dil sınırı hiç olmaz, böylelerinin vereceği fayda konuşmamak ve var olmamaktır.

Uygar dünyayı inşa edeceğiz diyenler en başta vahşeti yaratıyor ve sözde uygarlıkların çıkarlarına hizmet etme halinde şekillendiriyorlar. İnsanoğlunun ilkel halinde şimdiki düzeydeki saldırganlık dürtüsü yokmuş. Toplumsal yaşamla üst yapının şekillendirdiği kabuller bu saldırganlığın dozunu artırmış gibi görünüyor. Aslında insan her gün kendisini yaratıyor, bazen üstüne bir şeyler ekliyor, bazen üstünden bir şeyleri kaldırıyor.

Referandumun sonucunda ister rejim değişikliği, ister sistem değişikliği denilsin sonuçta ölümlüyüz, Cumhurbaşkanımız da bir gün ölecek veya siyaset yaşamına son verecek. Asıl soru; ülkede geleceğimize yönelik bir siyasi plan yapılıyor mu? Yapılıyorsa ileri de siyasi lider kim olacak? Başkanlık sistemi yeni gelecek kişi için mi getirildi? Belki aceleyle olduğu için kendi seçmeni bile oy vermedi bu kişiye. Basit, hatta belki çok basit olabilir. Çünkü basit işler önemsenmez, görülmez ama hep bir plan vardır. Yapılan işlemler sadece Müslümanlara yönelik nedense, yıllarca plan yaptılar bizler de yıllarca bozduk. Bizleri geriye düşürenler sürekli içimizden çıkan kuzu görünümlü kurtlar oldu. Kendimizi ve gelecek kuşağı ilim, bilim, matematik, fen, tarih vs. gibi konularda en iyi şekilde yetiştirmeliyiz ki, ülke olarak ayakta durabilelim. Hepimizin bir hesabı olabilir ama unutmamak gerekir ki, en büyük hesap sahibi yüce Allahtır.

Yapılan her adaletsizlik hepimizin içinde bulunduğu gemiye açılan birer deliktir. O delikler çoğaldıkça ve tamir edilmedikçe, gemi su almaya devam edecektir. Bu durum gemidekileri daha çok korkutacağı için paniğe yol açacak, ruhsal bunalıma sokup, gemide olayların artmasına, huzursuzluğun dayanılmaz hale gelmesine neden olacaktır. Gemimiz sakin ve havanın açık olduğu bir zamanda değil, şimşeklerin çaktığı, dalgaların olduğu fırtınalı bir zamanda yol alıyor. Ama bu durum kaptan için çok büyük bir sıkıntı değil, çünkü gemi batacak olursa binecekleri gemileri var, olan yine gemiye ve gemidekilere olacaktır.

Kimin gittiği, kimin kaldığı kimsenin umurunda değil, giden gittiğiyle kalıyor. Hiçbir olumsuzluktan ders çıkaramayan, hava cıva kahramanlık taslayan insanlar olduk. O kadar karışık bir haldeyiz ki tatmin olamıyor, doymuyoruz. Olumsuzluklar, mutsuzluklar ve sorunlar besin kaynağımız olmuş durumda. Bu durum öz güvenle ve toplum içi yaşam görgüsüyle ilgili. Sevgi, saygı, görgüyle yetiştirilmiş insanların çoğunlukta olduğu toplumlardan nezaket kuralları geçerlidir. Şimdiler de ise kapitalizm görgü kurallarının geçerli olduğu toplumları da bozmaya başladı, ego ve bencillik ön plana çıktı.

Akıl sağlığını koruma moduna geçmek gerekiyor. Son zamanlarda çok fazla açıklamalara maruz kalmaya başladık, topu topu bir tane beynimiz var, var olanı da bir şekilde korumanın yolunu bulmak gerekiyor.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder