25 Şubat 2017 Cumartesi

Ekonomi, maaş, para...


Toplum yaşamında ağırlığını üzerimizde en çok duyduğumuz kurumdur devlet. Her yönden kuşatmıştır bizi her şeyiyle etkiler, karışmadığımız ve en az tanıdığımız da odur. Devletin ne olduğunu bilemeyiz çoğunlukla. Dünya ekonomisinin genel durumu ise; biri çıkıp devlet hazinesinin değer karşılığını gösterin dese ve buna devletleri mecbur kılsa dünya ekonomisi birden çöker. Üretimin ekonomik değerin yegane kaynağı olduğu gerçekliğinden kopup borsa oyunlarıyla, kredi sistemiyle değer üretenlerin ekonomileri ellerinde patlayacak bir gün.

Maaş devlet ananın gözünde her daim çocuk kalırmış, analar evlatlarının büyüdüğünü görmek istemezler. Maaş bildim bileli hep cüce kaldı gelişim bozukluğundan dolayı veya bilinmeyen bir hastalığı var, doktora götürsek belki tedavisi vardır. Aslında büyümek istiyor ama izin vermiyorlar ve durmadan tepesine vuruyorlar. Nasıl büyüsün genleri ile oynanmış büyümez, eksen tohum tutmaz, beddua almış hiç büyüme küçük kal diye. İki cm büyüyene kadar arkadaşları olan enflasyon vs. on onbeş cm büyüyor. Maaş büyümüyorsa tedaviye ihtiyacı vardır demektir tedavi içinde hastaneye gitmesi gerekli. Hastanede iyi doktorların eline teslim edilirse o da büyümeye başlayacaktır.

Ekonomik krizin dibe vurduğu bir ülke nasıl bir anda kısrak gibi şahlanabilir? Ülkenin geliri artmıyor insanlar borçlu ve borçlandırılıyor. Ondan sonra istikrar diyerek özgür olmayan insanlar sistemin kölesi yapılıyor.

Ekonominin batışının turizmdeki kanıtı; turist otel de kalmış olsaydı otelci 100 Euro kazanmış olacaktı ve bu para kendi ülkesinin havuzundaki bir para değil. Bizler Türkiye'de para döndürüyoruz sadece. Birileri zenginleşiyorken birileri fakirleşiyor. Üretim ve ihracat yok, turizm bitti, her hafta bombaların patladığı bir ülkeye turist olarak kim gelmek ister? Bu kadar olumsuz durumun içinde kendi teknolojimizi üretmediğimiz için sürekli ithalat yapıyoruz bu da bizim ekonomimizden kaçan para demek. Sonra dış mihraklar ve faiz lobisi doları yükseltiyor, batı bizi kıskanıyor.

Tüm kapıları açmak için tek anahtardır para. Bazı insanların açgözlülüğü çoğu insanı aç bırakıyor, kaynaklar sonsuz olsada ihtiraslar onları tüketiyor. Her şeyin paraya endeksli olduğu bu dünyada kardeşlik, dostluk, arkadaşlık ne kadar önem kazabilir, sonuçta para her şeye hükmedebilen bir güç konumunda ve bu yüzden babana bile güvenme demişler.

HÜLYA ÇAKICI 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder