Kayıtlar

Mayıs, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Modern İnsanın Problemi

Resim
Modern insanın en büyük problemi yaşama amacını kaybetmiş olmasıdır. Bir çok kez kendisini ben ne yapıyorum diye sorgularken bulur ve sürekli bir koşuşturma, sürekli bir yaşam mücadelesi neye yetişmeye çalışıyorum olayım ne der kendi kendine. Günümüzde her şeyin hızlı ve tüketime yönelik olması, fazla toplumsallığın bireyselliği yok etmesi, çağımızın yükselen değerleri bireyciliği öne çıkararak bireyi yok etmiştir. Dolayısıyla bireylerden oluşan bir toplum yok, kalabalıklar var. Yalnız kalabalıklar. Kendi topluluklarını yaratıp kendilerini X marka ürünü tüketenler diye tanımlıyor ve bunlara göre dostluk ve düşmanlıklar icat ediyorlar. Artık hayat felsefesi tüketmek için tükenmek oldu. Gelişen teknoloji insanın bireysel özgürlüklerini yok ediyor, sürekli çevrim içi olma çabası çevrim içi olmazsak veya çevrim içi olup ta cevap vermediğinde lince uğrama durumları vs. gibi yani bireysel özgürlüklerimizi yalnız kalmamak ve toplumsallık için yok ettik. Şikayetler, tespitler aynı ama

Bilmek Zor Geliyor

Resim
Bilmek zor geliyor. Çünkü bilmek için araştırmak gerekiyor, araştırmak içinde çalışmak. Oysa başkalarının oluşturduğu ideolojilere, kalıplara uyarak çaba sarf etmeden doğru davrandığımızı düşünüp kendimizi güvende hissetmek ne kadar kolay. Böylece de toplumdan dışlanmadığımız için daha huzurlu hissediyoruz. Ama toplum dediğimiz şey de bizim gibi insanlardan oluşuyor ve ideolojiler sadece sayılı insanlar tarafından oluşturulup, bilmek istemeyen insanlar tarafından yaygınlaştırılıyor. Soru üretmek demek yanıt arama sorumluluğunu da almak demektir. Yanıtını bulduğun soru ve sorunun çözümünü eyleme dökmek demektir. Önemli olan anlayacak olan kişinin anlama kapasitesi. Tabi başka etkileyici faktörler de olabilir ama insanları reel hayatta çözmüş biri, görmüş geçirmiş biri tutarlı bir şekilde yorumlayıp doğru bir tahminde bulunabilir, diğer taraftan kendisini açıkça izah eden bir insanı konu hakkında bilgisiz biri doğru şekilde tanımlayamayabilir. Herkes kendine göre haklıdır, hiçk

Verilen Önem Zamanı Dengeler!

Resim
Verilen önem zamanı dengeler. Anı yaşamak ve yaşatmak en önemlisi, saygıya değer vermeli ve ruhu incitmemeli. Her insan övgü, ilgi ve sevgiyle büyür, gelişir, yaşar çünkü. Önce ben diyebilmek gerekli sağlıklı, kaliteli ve mutlu bir yaşam için. Başkalarını mutlu edeceğiz derken hep kendimizden geçtik. Kendine bakmadan, kendini mutlu etmeden, başkaları için çalışıp çabalar sonra yorulursun, bir el beklersin, anlaşılmak istersin, buna ihtiyacın vardır sonra çalışıp, çabalayıp mutlu ettiklerin, gözünden sakındıkların seni ilk mutsuzluğa iten olurlar. Başkasına bel bağlamak peşinen yıkılmaktır, bu dünya ayakta kalabilenler için dünyadır. Çoğumuzun en güzel düşleri yarım kalıyor, gençlik heba oluyor, ailevi sorunlar, ülke gündemi, siyaseti ve yaşam derdi derken istemediğimiz bir hayatın ortasında yer alıyoruz. Güzel günlerin geleceğini umut ederek şimdiki günleri tüketiyoruz. Zaman bir noktadan sonra rutine biniyor. Hatalarla aylar, yıllar nasıl geçiyor anlamıyorsunuz bile, sadece sa

İnsanların Yerini Robotlar Alırsa...

Resim
Bazı işlerde insanların yerini robotlar alırsa ekonomik sistem bizi besler mi? Devletin gelir dağılımı önemli şimdi olduğu gibi emeklisini ikinci bir işte çalıştırmaya mecbur bırakırsa beslemez. Sistem insanları düşünmez kendi cebini düşünür. Böylece filmlerde gördüğümüz insan robot savaşları başlar, aç kalan insan ise şiddete meyillidir. İnsanlar çalışamazsa ellerinde paraları da olmaz, elinde para olmayan insan robotların ürettiği ürünü alamaz, alıcısı olmayan bir ürünü üretmek mantıklı değildir. Tüketici olmazsa üreticide olmaz. Bir çok ihtimal var ama planlı hareket edilirse herkese yetecek yer var dünyada. Yada güçlüler kendi aralarında anlaşıp kendileri dışında kim varsa herkesi öldürür dünyada bu güçlü insanlara () kalır. Böyle bir durumda can sıkıntısı nedeniyle insanların ne yapacağı bilime, sanata, kültüre meraklı, tok insanlar olursa pek sorun olmaz ama şiddete meyilli savaşçı insanlar olursa bir de devletler bu insanları doyuracak şartları oluşturmazsa sıkıntı ora

Finlandiya Türkiye Eğitim Sistemi

Resim
Finlandiya'nın şansı Ortadoğu'da olmayışı. Bütün emperyalist ülkelerin sömürmek için binlerce km'den gelerek buraya üşüştüğü, iç işlerine sürekli müdahale edilen, sürekli kargaşa ve terör ortamında tutulan, içinde binlerce haini bulunan bir Ortadoğu ülkesi olsaydı bunu yapabilir miydi? Finlandiya'nın beşbuçuk milyon nüfusu var. Türkiye'de ise sadece onsekiz milyon öğrenci var, eğitim sisteminin 20 / 30 yaş arasına yansıması nasıl, bizdeki kötülükler onlarda yok iyi analiz etmek gerekiyor. Doğru eğitim sisteminin uygulanması için öncelikle ahlaklı insan yetiştirmek gerekir. Son yıllarda artık sayısını bilmediğimiz kadar eğitim sistemimiz değişti. Finlandiyalıların merkezlerinde mutlu insan olma odaklı devlet sistemi var, bizde ise kutsal devlet sistemi var. Onlarda özgüven, bizde kaygı var. Onlarda tabulardan uzak özgür düşünen bireyler yetişirken bizde toplumsal geleneklere bağlı tabuların esiri bireyler yetişiyor. Onlar bilim adamı yetiştirir, biz film adam

Ruhunda bir kalitelisi var...

Resim
Ruhunda bir kalitelisi var. Okumuşlukla, statüyle, zenginlikle, aile yapısıyla, yaşadığı çevreyle de alakalı değil bu, çok farklı bir ambiyans ruh kalitesi. Bu kısacık hayatımızda kimsenin ego tatmini yapacağı insan olmayın bırakın gitsinler. Erkeğiyle, kadınıyla karakteri sürekli değişken insanlarla dolu ülkemiz. Hak ettiklerini yapıp ait oldukları yere yollayın. Sonraki vefasızlıklara karşı güç kazandırır, ders ve tecrübe edinir, aynı şeyleri tekrar yaşamamak adına bir nevi koruma mekanizması geliştirirsiniz. Bu durum insanlara gereğinden fazla anlam yüklememeyi de öğretir. İnsanların içi okunmuyor ki anlaşılsın. Kimisi duygularını konuşarak anlatarak gösterir, kimi susarak anlatmaya çalışır, insandan insana değişir. Bu değişkenlik o insanın duygulu veya duygusuz olduğunu göstermez. Değer vermek ile değeri ayırt edememe zayıflığımız, varlığımızı cismimizle tanımlama acizliğimiz. Kendini sevmezsen kimse seni sevmez, kendine kıymet vermezsen kimse sana kıymet vermez. Bazen an

O zaman sahne...

Resim
Hepimiz birbirimizin hayatındaki oyunculardan ibaretiz, oynanan dev bir oyunun içinde oyun oynadığımızdan habersiz. Bazen rollerimizi kendimiz seçmesekte güzel oynamaya çalışıyoruz. Roller mecburen biraz izole edilmiş ama bunların kombinasyonları da var yaşamda belki asıl incelenmesi gerekende bunlar. İnsan ömrü içinde bir kalıpta kendisini sabitleyebilir mi? Yaşam yolunda daha iyiye, daha güzele doğru yol almak ümidi ile yolculuğuna devam edebilir mi? Biteceğini bildiğimiz halde bitmeyecek sandığımız, yaşayanların özgür, mutlu olabileceği, araştıran, sorgulayan, sağlıklı bir dünyada yaşayabilir mi? Hayatımız bir tiyatro sahnesiyse eğer baş oyuncusu da biz olunca yaşadığımız şeyler, tercihlerimiz iyiden güzelden yana olmalı. Rolümüz ne olursa olsun dürüstlük, iyi niyet, üretkenlik içermeli ki, sahneden arkamızda güzel izler bırakarak ayrılalım. Yüzde doksan arka fon filmin sonunu tahmin ettirir. Doğduğumuz ortam belli bir yaşa kadar etkilidir, hayatın akışında kimi yaşananlar d

Umutsuzluğa kapılınca...

Resim
Depremler farklı farklı yerlerde olsa da enkazlar hep aynıdır. Adanış ve bozgun doğal süreçlerdir, eldeki güçlerle belirlenen amaca ulaşılamayacağını gördüğümüzde yeniden durum değerlendirmesi yapmak gerekir. Kaygıyı hissedebilen beyinler belkide hayatları boyunca bu iniş çıkışlara maruz kalacaktır. İnsanız ve içimizdeki cevheri sıkıntılı zamanlarda dışarı çıkararak işleme gibi bir huyumuz var. Umut hep vardır, bugün olmayan umut yarın başka bir görünümde karşımıza çıkar. Çaresizliktir kötü olan, insan çaresizlikten umudunu kaybeder. Umudumuz boşa çıkınca sayısız düşüncelerle dalgın dalgın çevreyi izleriz. Her ne kadar tinsel hali değişken varlıklar olsak da, acıyı sonuna kadar hissedip her seferinde daha güçlenerek hayatımıza devam ederiz. Bazen biraz şanssız olduğumuzu, daha fazla çalışmak gerektiğini düşünüp zamana bırakıyoruz. Üzülmeye değmez hayata bir kere geliyoruz, umutsuzluğa itecek her şeyi hayatımızdan çıkarmak gerekiyor. Yaşam ne kadar sadeyse, yapay olana daha az

Değişim, Dönüşüm, Devinim

Resim
Psikolojik harp, karmaşa algısı üreterek insanların moralini bozmak ve mücadele azimlerini kırmaktır. Morali olmayan insanlar da ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolay vazgeçerler. Devletlerin varoluş dayanağı güvenliktir. Devlet, adalet, eğitim, sağlık, ticari faaliyetler ve daha birçok faaliyetin temelidir güvenlik. Hükümetler kendi çıkar ve sığ vizyonlarıyla bu kavramı oyarlar sonrasında da suçu dış mihraklara atarlar. Kendini güvende hissetmeyen vatandaş kullanışlı vatandaştır doktirinini yıkmadan bu sorun çözülmez. Halkı hayatından bezdiren her davranış biçiminin sonucunda halk kendini ülkeye ait hissetmemeye başlar. Dünyadaki bütün ülkeler birbirlerine dış mihraktır. Çin ABD için dış mihrak, ABD Rusya için dış mihraktır. Önemli olan bizim ne olduğumuz, Türkiye olarak bilime, sanata, adalete, eğitime ne kadar yatırım yaptığımızdır. Her insan Türk doğmaz ama aynı topraklarda yaşayan insanlar bu topraklara yürekten bağlanmışsa o vatandaşımız ve bizim için Türk

İstemediğiniz hiçbir şeye evet demeyin!

Resim
Var olmak, ötekilerde yok olmak yada kendi başına küllerinden doğmak cesareti arasındaki çizgi gibidir. Kimler için kendimizden ne ödünler verdik ne kazandık, ne kaybettik, bir çok şeye evet diyerek üzmemek için hep üzüldük. Bugün değil, şu an diyebilmeli insan yarın hiç olmayabilir. Bazen çeşitli nedenlerden istemeden evet diyoruz, hayır demeyi öğrenebilirsek daha özgür ve mutlu olur, keşkelerimiz azalır, yaşamın daha çok farkına varabiliriz. Bir çok hata yaptık sırf hayır demediğimiz için. Kimseyi memnun edebildik mi? Hep başkaları için yaşadık değdi mi? Farkına vardığımızda ise kendimiz için yapacak fazla bir şey kalmadığını gördük. Hayat devam ediyor istemediğimiz hiçbir şeye evet dememeliyiz. Yapılan iyilikler bir süre sonra görev haline geliyor, bunu fark ettiğiniz zaman nasıl sinsice kullanıldığınızı da görüyorsunuz, dozu iyi ayarlamak gerekiyor. İnsanların bütün hatalarını kabul ederseniz sonunda siz hatalı görünürsünüz. İnsanları mutlu etmek zordur, yağa da yatırsa

Sevdiğine Alışır, Alıştığını Seversin...

Resim
Sevdiğine alışır, alıştığını seversin alışkanlık dediğimiz bir bütündür. Seven uzaklaşsa da unutmaz sadece alışır yokluğa. Önemli olan sevginin varlığıdır, azı, çoğu yoktur. Sevgi insanı içten gülümsetebilen tek şeydir. Sevgiyi göstermek için illa söze gerek yoktur, bir dokunuş, bir göz teması bile yeterli olur bazen. İnsanın içi sevgiyle doluysa bunu etrafinada yansıtır. Her şeyde bir güzellik görür, gittiği her yere ışık saçar, sevgi çok etkili bir iksirdir. Zor yaşamlarda bile ufacık bir sevgi yaşama bağlılığın işaretidir. Dünyada ne kadar kötülük yapmak için sebep varsa güzellik yaratmak içinde bir o kadar sebebimiz var demektir. Kalbe sığabilen güzelliklerdir sevgi. Beklemek, umut etmek, özlemek, ağlamak, gülmek, yaşamak, mutlu olmaktır içine sığdırabildiğin kadar. Abartılacak en güzel şeydir özünü bilen için eğrisiyle, doğrusuyla, koşulsuz sevgi. Özgürlük ve cesaret bir noktada birleşir, sevdiğini söyleyebilmek bir parça olsa da mutluluğa adımdır. İnsan bazı şeyleri y

Mizofoni

Resim
Mizofoni, çevremizdekiler tarafından çıkarılan ve belirli aralıklarla tekrarlayan sesleri duyduğumuzda içimizde oluşan nahoş duyguları anlatmaktadır. Bu sorunu yaşayan insanlar klavye tuşlarının sesinden, cips paketinin hışırtısından ve dudak şapırtılarından dolayı kızgınlık veya öfke duymaktadırlar. Ayrıca, sakız sesi de çok yorucu. Bozuk para sürtmek, çekirdek yemek, anahtarla oynamak, tespih çekmek, çorba içerken höpürdetmek de bunlara örnek. Mizofoni çok fazla bilinmeyen bir rahatsızlık, ayrıca yakalanan kişinin hayatını son derece zorlaştıran da bir rahatsızlıktır. Yaşıyorum ve sosyal hayatta bazı durumlarda kendimi geri çekmek zorunda kalıyorum. Hiç kimsenin duymadığı sesler beni kötü yapıyor. Ve maalesef bu hastalığın ne bir teşhisi ne de tedavisi var. Tekrarlanan ses bir çin işkencesi yöntemidir ve herkesi etkiler. Eğer bu bir hastalıksa hastayım. İleri seviyesi bu seslerden her hangi birine maruz kalıp beyin karıncalanması ve sanki karıncanın ayak sesini duyuyormuş g

Finali Doğrunun Gücü Yapar

Resim
Bazıları düşünür yapar, bazıları düşünür yaşar. Herkes konuşur ama önemli olan anlaşılmaktır. Doğruyu söylemek kadar zor, boş konuşmak kadar kolay bir şeyde yoktur. Gün bitsin ama ömür bitmesin isteriz. Kendi yarattığımız gerçekliğe inanır, kendi yazdığımız senaryolarda her zaman başrolde kendimizi oynar, her şeyi kendimiz için yapar, kendimiz için aşık olur, kendimiz için ağlarız. İnsanlar belki tam anlamıyla kötü değildir ama iyi hiç değildir. Doğruya doğrudur diyen kim? Doğruda, güçte sürelidir, keser döner sap döner misali gider, gelir yolunu bulur. Ne tam doğru vardır, ne de tam yanlış bakış açısına göre değişkendir yani subjektiftir mekana ve zamana göre değişir. Tek bir doğru yoktur herkesin doğrusu farklıdır. Bir çocuğa göre çikolata yemek doğruyken, doktoruna göre yanlıştır. Her güçlünün doğrusu kendine önemli olan doğrunun gücüdür. İnsana güç veren doğru olanı yaptığından emin olmasıdır. Doğrunun güçlüsü başta galip gelsede finali doğrunun gücü oynar. Doğrunun g

Kışın sonu ilkbahardır...

Resim
Kendine güvenmek iyi bir duygu ancak kendini vazgeçilmez sanmak büyük bir hatadır. Yeri dolmayacak kimse yoktur. Hayat dediğin sensin anlamı dışarıda değil, içeride ararsan merakın azalacağına artar. İnsanlar mizacına yenik düşmemeli. Öncelikle ben demek gerekiyor gerisi boş. İnsanlar için gözlerini feda etsen zaten kördü derler. Yaptığınız her şey bir kör içinse alacağınız tek karşılık nankörlüktür. Kimseden bir beklentimiz olmamalı önemli olan biziz ve ne istediğimiz, çevrenin ne istediği değil. En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir. Karar sorunu tespit ettikten sonraki ilk adımdır, çözüm ve sorun arasındaki köprüdür. Hayat bizi büyük bir coşku ve zahmet ile yaratmış. Ama bizler o büyük anlam arayışımız sonunda çıkan, hiçbir limanın tatminkar olmamasından kaynaklanan hayata bakış açımızı sevgiden nefrete çevirmiş olabiliriz. Bunda haklı da olabiliriz çünkü hayata bakınca hatıralar mezarlığından başka bir şey görünmüyor. Yitip giden anıların yokluğu, hayatımızın her anı

Ezber Yaşamlar

Resim
Toplumları oluşturan halklar acemi birliği olduğu sürece kulanışlıdırlar. Demokrasilerin iyi işlemesi için iyi eğitilmiş bir halk, her şeyin tartışıldığı özgür bir ortam gerekir. Bizler ise yalnızlığı tercih ederek, fikir ve akıl insanlarını bulundukları yerlerde yalnız bırakarak dişliler arasında paramparça olmalarını izliyoruz. Seçimle, demokrasiyle sistemler gidip gelmez, hükumetler gidip gelir. İktidarlar ellerindeki gücü rejimi değiştirmek için değil ülkeyi yönetmek için kullanırlar. Toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun herkese eşit olanaklar sağladığı sürece seçimler demokrasiye hizmet etmiş olur. Oylar da, insanlar da ancak o zaman eşit olur. Biri dinden, milliyetçilikten yada her hangi bir ideolojiden fanatik bir şekilde bahsediyor, insanları gaza getirmeye çalışıyorsa ona güvenmemeniz gerekir. Cahil çeşidi çoktur. Hiçbir şey bilmeyen, bilmesi gerekeni bilmeyen, gereksiz bir sürü şey bilen gibi. Bizler toplum olarak örgütlenme yeteneğine sahip değiliz. Toplumu

En çok kendini sev

Resim
Hayat yol ayrımları ile düz bir yol değil, birikim ve deneyimler hedeflere, yeni hedefler yeni yollara doğru yönlendirir. Değişik evrelerde yapılan bu yollarda tecrübe getirir. Yaş ilerledikçe düşüncede, istekte değişir, insanı hayat değiştirir. Aklın ve cesaretin birleşmesiyle başlar yüzünü güneşe dönmek. Aklıyla baş edemeyenin başı aklının hükmündedir. Gördüğüne değil görüp, araştırıp, sorgulayıp, bildiğine ve sezgilerine inanmak gerekir. Önemli olan oyunun oynandığı andır sonrası değil. Sadece hayatını yaşa, hayat çok kısa bunu düşünerek yaşa, öğütlere ihtiyacın yok, zaten hayat önüne fırsatları sunacaktır, yeter ki doğru tercihleri bul, takma kafana hiçbir şeyi, kendini düşün, hata yapmaktan korkma, bırak hayat olduğu gibi gelsin. Gerçekleştirilememiş hayaller yüzünden, kendimize daha çok mutlu olma hakkı tanımadığımız için, başkalarının istediği gibi bir insan olmaya çalıştığımız için pişman olacağız bir gün. Bize sunulan hayatı değiştirme bilincine vardığımızda biraz ge

Toplumun Hiç Mi Suçu Yok?

Resim
Bir şey ağızla söyleniyor, kulakla duyuluyor ve sürülerce takip ediliyor diye gerçek olmaz. Gerçek analiz edilir, anlaşılır, doğrulanır, kanıtlanır sonra yazıyla yada formülle paylaşılır. Toplumlar layık olduğu şekilde yönetilirler diye bir söz vardır. Toplumun hiç mi suçu yok, aynı hilekarlık toplumda da varken. Savunduğu ideolojiyi akıl yoluyla edinmemiş bir insanı ideolojisinin yanlış olduğuna akla dayanan kanıtlar sunarak ikna edemezsiniz. Günümüzde zihinlerde yeni fikirlere karşı bir kalkan oluşuyor ve eskisi hep doğru geliyor. Yanıldıklarını anlamaları ise neredeyse imkansızlaşıyor. Belki bu tip insanları iradelerini kırarak ikna edebilir bir sistem oluşturur ve o sistemin içinde tüm hareketlerini kontrol altına alarak çocuklara ve çevrelerine yan etkilerini sıfıra indirebilirsiniz. Bir çok yöntem düşünülmüş ama bu cehaletle mücadele etmenin normal, toz pembe bir yolu yok. Dev bir makine yaratılmış, bu makinede cahillik ve inanç üzerine programlanmış. Çin bu haliy