Kayıtlar

Temmuz, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yükünü Tek Başına Omuzlamış İnsan...

Resim
Dalgalarla nasıl boğuştuğunun bir önemi yok, sadece sonuca bakanlardan oluşan bir milletiz. Malın değeri birinci, insanın emeği hiçtir ülkemizde. Bu, şu olmadan önce birey olabilmek önemli gerisi arkadan zaten gelir. Hayat sürekli bir tırmanıştır. Kimsenin emeğine, yüreğine basmadan tırmanmak ise insanca olandır. Güçlü biri olmayı istemedim marifet olduğunu da düşünmüyorum, güçlü olmak zorunda olmamayı daha çok isterdim. İstediğim şeyi ifade etmeme gerek kalmadan anlayabilen birileri olmasını, hayır demek zorunda bırakılmamayı, pes etmenin yapmak istediğim şeylere engel olmamasını ve vazgeçmemin gerekmemesini isterdim. Kimseleri kırmadan, incitmeden yaşamak incelik ister. Hayat her şeyi öğretir ezilmeyi, kalkmayı, sabrı, şükrü her şeyi iyisini de, kötüsünü de öğretir, içinden iyiyi, kötüyü seçmek de bizlere düşer. Yükünü tek başına omuzlamış insan kendi gücünün farkındadır diğer insanlarla boş yere muhattap olma gereği duymaz. Her şeyin kontrolü altında olduğundan emin ol

Ülkedeki Donanımlı İnsanlar

Resim
Başkalarının gösterdiği yoldan ilerleyerek sadece onların istedikleri duraklarda, onların yükünü taşımaya gerek duymadan, mücadele ve yorgunluklarla en önemlisi de karşılıklı haklara saygı duyarak edinilen yol, en doğru yoldur belki. Beyin göçü madeni işlemeden satmak sonrada yüz misli parayla geri almaktır. Bizlere de aklı kıtlarla uğraşmak kalır. Saman ithal edip, beyin ihraç ediyoruz. Donanımlı insan çok zor yetişiyor, olanı da başka ülkeler alıp her türlü imkanı sunuyorlar, bizde ise kaynaklar sınırlı kalıyor. Ülkemizde donanımlı insanlar istenmiyor. İnsan kaynakları kişisel davranıyor, işçi duvar gibidir duvarın bir tuğlası eksilirse yerine yenisini koyarız mantığıyla hareket ediliyor. Yetişen donanımlı insanlar ego sorunu olan yöneticiler, müdürler, patronlar vs. yüzünden hep yokmuş gibi lanse ediliyor. Biz iyi olanı çekiştiririz, başarı bizde hazmı zor bir duygudur. Hayırlı olsun demek bile külfet gelir. Bunun için eğitim, okumuşluk fark etmez aynı milletten olmak ye

Bir güven bin güvensizlik getirir...

Resim
Güvenin temeli yoktur zamanla oluşur. Bazen kendine bile güvenemez insan, yapmam dediklerini yapar, sevmem dediklerini sever, yemem dediklerini yer, içmem dediklerini içer ve yeri gelir bir başkasına kendisinden daha fazla güvenir. Dürüstlüğün en önemli kuralı tok gözlülüktür, insanlardan böyle bir özellik beklemek ise zoru. Çünkü değer yargıları toptan değişti, paranın her kapıyı açtığı bir dünyada yaşıyoruz artık, uyanlar başarı sağlıyor, uyamayanlar kaderine küsüp oturuyor. Gün uğursuzun olmuş her yer, herkes satılık, bir bataklık içinde debelenip duruyoruz. Bu durumun içinde aynaya bakıp kendimizle gurur duyarak mücadeleye devam etmemiz gerekiyor. Bazı insanların amacı kaos çıkartıp onunla yaşamını sürdürmek, bazılarının ise güzel şeyler peşinde olarak insanların kaliteli yaşam sürmesi için yeni tasarımlar, icatlar yapmak için uğraşmaktır. Amaca ulaşmak güzeldir böbürlenmek, büyüklenmek geldiğin yolu unutmaksa geriye dönüşümün sinyalleridir. Amacına ulaşıp insani değerlerin

Güçlülük İçinde Eşitlik...

Resim
Günümüzde güçlü olmak sağlam ayakta durabilmektir, kadın ve erkek ayrımı olmadan. Hayat bir savaş tek silahımız da aklımız ve inancımızdır. Toplum kadını ikinci plana itmeye çalışıyor, bunu değiştirmek yine kadınların elinde. Çalışacak, okuyacak, dik duracaklar. Evde kısmet bekleyip, pasta, börek, kısır ve dedikodu yapmak yerine üretecekler. Toplum erkeklerin hal ve hareketlerini benimsediği için yaptıkları her yanlışı ve hatayı görmezden geliyor. Erkektir her şeyi yapar anlayışı, erkekliğin gurur ve onur kaynağı olduğu düşünüldüğü için erkek ön plana çıkıyor. Aslında o kadarda güçlü değildir erkek, bizler onları güçlü olarak aklımıza kazıdığımız için öyle bir anlayış vardır. Aynı şekilde kadınlar zayıf, narin, kırılgan göründükleri için güçsüz oluyor toplumun gözünde. Bir şeyi kırk kere söylersen o olur derler, işte bu da ona benzer bir şey böyle benimsenmiş ve böyle devam ediyor. Buna karşılık kadınlar da güçlü olduklarını göstermiyor veya göstermek istemiyorlar, çünkü kısı

Bilemeyebiliriz Ama Öğrenebiliriz

Resim
İnsan öğrendikçe aslında ne kadar çok şeyi bilmediğinin farkına varıyor. Kendisini tamamlayan insanlar genellikle komplekssizdir. Bilgili insanlar ısrarla savunmaz konuşarak çözerler, bir çok konuda da şiddete maruz kalır. Çünkü öz güven ve sevgi eksikliği olan insanlar kendilerini ispat çabası içindedir. İnsanlar belirsizliği sevmiyor varlığına tehdit olarak algılıyor. Belirsizlikler huzursuzluk yaratıyor. Bu huzursuzlukla baş edebilmek içinde yanlış bile olsa bilgi sahibi olmayı tercih edip genellikle de yanlış bilmeyi hiç bilmemeye tercih ediyor. Böyle bir bilgi rahatlığına erişince de huzurunun bozulmaması için kendisini yeni bilgilere kapatıyor.  Gerçeğin aydınlığı şüpheyle başlar, şüphe ise insanı sarsan can yakıcı bir şey. Bu can yakan şeye ne kadar tahammül gösterebilirsek gerçeklerle ilişkimizde o kadar sağlıklı olur. Yani can yakan şüphenin getireceği doğrunun peşinden gidebilir yada bildiğini zannetmenin karanlık rahatlığı içinde uyuyabiliriz. Her yeni cevap b

Sevgi, saygı, sadakat...

Resim
İlişkilerde üç şey kesinlikle kaybedilmemeli; sevgi, saygı, sadakat. Her ilişkinin dinamikleri farklıdır ama temeli bu üç kavramdır. İlişki bitimi bazı ifadeler yersizdir. Örneğin; gereğinden fazla değer verdim böyle oldu. Bu kadar çok sevmeyecektim. Öncelikle senin için değerliydi ki, çok değer verdin. Ne yapacaktın, rol mü? Seviyordun çünkü aşıktın, bu da elinde olmadan gerçekleşen bir fiil. Sonuçta siz onun sizinle bir gelecek kurma hayalinin içerisinde, sizin onunlayken kurduğunuz kadar kalıcı değilseniz bitersiniz. Bunu anlamanın da kestirme bir yolu yoktur, yaşayıp görürsünüz. Arkadaş olabildiğiniz, birlikte her şeyi yapabilecek kadar özgür hissettiğiniz bir insanla hayat kurmak daha kalıcı olabilir ama bununda garantisi yoktur. Kimse kimseyi değiştirmeye kalkmamalı, olduğu gibi kabullenmelidir. Bu kabulleniş ister aşk ilişkilerinde olsun, ister ailesel ilişkilerde başarıyı ve mutluluğu getirecektir. Siz ne kadar karşınızdaki kişiyi değiştirdiğinizi düşünsenizde bir süre

Güçlü insan kimdir?

Resim
Kişi her işi kendinden bilmeli ki tüm iplerin elinde olduğunu anlasın. Kesilmeli mi, yoksa düğüm mü atılmalı? Bilgi arttıkça korku azalır ama bastığın yerinde sağlam olması gerekir. Sırtını kimseye dayamayan, ayakları üzerinde durabilen, kimseye muhtaç olmayan, yaşamın en zor anında bile zorlukların üstesinden gelebilen, asla pes etmeyen insandır güçlü insan, yalanın avuntusu yerine gerçeğin incitmesini göze alan insandır, yaşadığı olumsuzluklara, düş kırıklıklarına rağmen hayata mutlu bir şekilde tutunmaya çalışandır, öfkesini yenebilen, sevmesini bilen insandır. Vicdanı rahat olan herkes güçlüdür. Affetmek güçlü insanın işidir, güçlü olan affedendir. Yaşadıklarından ders çıkarabilen, kendini kontrol edebilen, ne yapılması ve yapılmaması gerektiğini bilen insandır. Zor günlerde sabreden, iyi günlerde şükreden insandır. Nefsine hakim olabilen, eline, beline, diline söz geçirebilen insandır. Kainat muazzam bir dengedir, insanda bunun merkezi. İnsanlar aydın ve bilinçli olmalı

Karakterli Olmak

Resim
Azim etmeden, emek harcamadan, risk göze almadan başarıya ulaşamazsın. Zorluklar ve engeller bizleri hayata hazırlar sorunlarla baş edebilmeyi öğretir. Her merdiven bir engel, her engel bir sabır ve başarıdır. Dünyaya nasıl geleceğimizin garantisi yok, neyle sınanacağımızı da bilemeyiz ama kendi karakterimizi belirleyebiliriz. Vicdan ve hoşgörü sahibi olmak ise iyi bir karakter gerektirir. İçinde yaşadığımız döneme bakmadan hiç kimsenin, hiçbir şeyin, hiçbir eşyanın, hiçbir canlının etkisi altında kalmadan, ne olursa olsun insani vasıfları yerine getirebilmektir karakterli olmak. İnsanların konuşmalarındaki rahatlık, kin, haset, nankörlük, gereksiz özgüven, kendini bilmezlik karşısında şok olarak ve sadece onları dinleyerek değerlendirme yapamaz hale geldik. Çirkinleşiyor insanlar, alıştıkları gibi davranmayınca, dürüst olunca hazımsızlık yaşıyor, saygıyı ihlal ediyorlar. Siz de susmayı yeğliyorsunuz, büyüsün istemiyorsunuz ve kendinize kızıyorsunuz. İnsanın sahtesi de pı

Depresyon

Resim
Depresyon insan beyninin ve zihninin yetersiz geldiği, kaldıramadığı aynı anda onlarca şüpheye, kötü düşünceye sahip olduğu dönemdir. Bilgisayarın ana işlemcisine virüs yerleşmesi gibi beynine kötü düşüncelerin girmesidir. Kimse kendiliğinden depresyona girmez etrafındaki insanlar, ön yargılar, gelenek ve görenekler, insanların aşırı eleştirisi bu duyguyu yaratır ve beynin eror vermesine neden olur, bunu da çoğunlukla toplum sağlar. İnsanlar yaşamadığı acılar için her türlü üslupla yorum yaparlar. Kimdir, nedir, neden o durumdadır bilmeden, anlamadan, hikayesini bilmediğimiz insanları bir fotoğrafın etrafında yargılamak çok gereksiz ve anlamsız demeden. İnsanların hep bir yorumda bulunma hakkı vardır ama sahneleri yoktur. Depresyon bilinçsizce ve fark ettirmeden içine çeker. Ne kadar güçlü olursan ol bazen sonunu getirmeye gücün yetmez. Bazen kızıyor kırılıyoruz, karşı tarafın yapısı karakteri diyerek susuyoruz, biz susup izin verdiğimiz sürece de bir şey değişmiyor. Ruhumuz,

Para Ve Mutluluk

Resim
Mutluluk günümüzde büyük bir sömürü aracına dönüşmüş ve her yerde sadece mutlu olmak zorundaymışız gibi bir algı yaratılmış durumda, aslında bu da bir duygu terörü. Kapitalist bir düzende yaşıyor olmanın baskısıyla tek amaç mutsuz olmamak, yani günümüzde mutlu olmanın formülü mutsuz olmamaktan geçiyor. Para mutluluğun nedeni değildir ama yokluğu mutsuzluk nedenidir. Gelir arttıkça mutluluğun kaybolması ve kendi kendimizi teselli ederken söylediklerimiz dış etmenlerden çok bakış açısı mutluluk yada mutsuzluğu belirliyor. Ben geliri arttıkça mutsuz olan biriyle karşılaşmadım. Ama gelir azaldıkça mutsuzlaşanı çok gördüm. Aslında parayla etrafına daha çok faydalı olursun, başkasını mutlu edebildikçe sende huzur bulursun ailene, çevrene, borcu olana yardım edersin, belki bir öğrenciye burs verir iyilik yaparsın ve gün gelir o iyilik sana döner, dolaşır geri gelir evrenin kanunudur bu. Para olursa kirayı nasıl denkleştireceğim derdi yok. Faturaların son günü yaklaşıyor gecikirse

Tartmak, Kıyaslamak Ve Düşünmek İçin Oku!

Resim
Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku!" Francis Bacon Okumak bizim toplumumuza uzak bir durum. Bizim milletimiz okumak yerine okuyanların kendilerine aktardığı kadarı ile yetinen ve buna razı olan bir yapıya sahip. Dolayısı ile güdülmeyi baştan kabul etmiş olan bir topluma oku demenin pek bir anlam ifade etmeyeceğini de okuyan kesimin artık kabul etmesi gerekiyor. Geleneklerimizdeki okuma aslında karşılıklı yapılan bir eylemdir. Şarkı, türkü okumak, canın okumak, meydan okumak gibi eylemler de bile genel kabul gören YAZILMIŞ OLAN bir şeyi kendi KENDİNE OKUMAK algısının aksine hep karşıda biri var ve münazara içeriyor. Türkiye 65 ülke arasında, 44. Olabildi. Fen, matematik ve OKUDUĞUNU ANLAYABİLME açısından. Sanırım bu istatistik her şeyi anlatıyor. Başka söze gerek var mı?  Bu biraz da, insanların okumaya ve hayal kurmaya üşenmesinden. Kolay

Mutlu ol, kimse senin üzgün olmanı umursamıyor...

Resim
Mutlu ol, çünkü kimse senin üzgün olmanı umursamıyor... Hayatları boyunca aşağılanmış, kötü davranışlara maruz kalmış, haksızlığa uğramış insanlar kendilerine sevgiyle yaklaşan, iyi hissetmelerini sağlayan, sevilmeye değer olduklarını hissettiren bir yaklaşım gördüklerinde ne yapacaklarını bilemezler. Belki hiç beklenmedik ilgi ve sevgi onlara mahrumiyetlerini, sevilmemişliklerini anımsattığından sevgiyle yaklaşanı kırar, kendilerinden uzaklaştırırlar. Gerçek sevgiye değer verip kızarak, kırarak değil de sevgiyle karşılık vermeyi öğrendiğimizde, kendimize olan bu yabancılaşmadan da belki kurtulabiliriz. Beklenmedik sevgi ve içtenliği neden diye sorgularız. Hiçbir çıkar olmadan sevgisini içten veren birisine şüpheyle bakar güvenmekte zorluk çekeriz. Sevgisiz yaşamdan gelmiş, insanların kötü davranışlarını deneyimlemiş birisinin verilen sevginin zarifliğini anlaması, içselleştirmesi ve uygun davranması oldukça zor bir iştir ve çoğunlukla da başarısızdır. Sevginin şifasını, empa

İnsanlar neden zalim?

Resim
Mutluluğu insanlardan beklersek sonuç hüsran olur. Hayat acımasız hepimiz dar bir boğazdan geçiyoruz. Mücadeleyi bırakmayıp her şeyden önce kendimiz için yaşayamalıyız, akrabayı, çevreyi, kimseyi mutlu etmek zorunda değiliz. Herkesin hanları, hamamları, fabrikaları yok, asgari ücretle mutlu olmaya çalışan milyonlarca insan var. Ayaklarımızın üzerine sağlam basmalıyız yoksa sonuç kaçınılmaz. İçindeyken bazı şeyleri göremiyoruz zamanımızın dışına çıkıp kendimizi izlemeye vaktimiz olmuyor. Buna rağmen bize sadece kendimiz doğruymuş gibi geliyor ve bu arada zamanda çok hızlı akıp gidiyor. Geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki, eski günler çok güzelmiş mutlu ve berabermiş insanlar, şimdi paran varsa yanındalar insanların işine geldiğin kadarsın. Özlediklerimiz, sevdiklerimiz yok artık, gelecekle birlikte hayallerimizi, insanlığımızı, duygularımızı, gülüşlerimizi, huzurumuzu, saygımızı, nefsimizi kaybediyoruz. Paranın her şey olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İnsanların çoğunun hedefi y

Her Kaos Bir Karakter Doğurur

Resim
Yapıcı öfke adaleti sağlayıp sorunu çözebilirken, miskinlik ve yeterli derecede hırsla azmin olmayışı üretememeye yol açar. Sömüren ülkelerin kolonize ettikleri ülkelerin bağımlı kalabilmesi için oturtmuş olduğu bir sistemdir bu. Fikir üreteni kendi ülkesinde boğduran bir sistem. Saygı, sevgi ve empati olmazsa kaliteli bireyler güce sahip bireylerin ellerinde telef olurlar. Ev, araba maddi imkanların sağladığı kolaylıklardır. Bunları işinde başarılı olan her insan elde edebilir. Bir insanın belki güzel bir arabası olabilir, arabasının sağladığı konfor ve kolaylıklardan dolayı hoşnut olabilir ama araba denilen şey sonuçta bir teneke parçasıdır. İnsan gerçek mutluluğa ancak onu seven ve anlayan insanların varlığında ulaşabilir. Her şeyi tamam olan insan bile sonsuz mutluluğun anahtarını bulmuş değildir, sonsuz mutluluk yoktur. İnsanlar sosyal medya aracılığıyla öyle olduğunu göstermeye çalışır veya kendini kandırır. Hepimizin hayatında hem maddi, hem manevi, hem psikolojik inişl

Pes etme, vazgeçme...

Resim
Erken olgunlaşmak zorunda kalan insanlar hayatının ileri yıllarında kayıp çocukluğundan muzdarip olarak çocuklaşıyorlar biraz. Ve yaşanamayan her zaman dilimi geri gelip mutlaka hesabını soruyor. Zamana o kadar çok şey bıraktık ki, zaman yeter mi zamana bilinmez. İnsanın önce kendisi olmaya, iç dünyasındaki savaşı yenmeye ihtiyacı var. İnsanlara hak ettikleri muameleyi yapmak gerekiyor. Hak etmeyenlere verilen sevgi de, saygı da, gösterilen hoşgörü de israftan başka bir şey olmuyor. Kimseye göre yaşama sadece kendin için yaşa. Çünkü gerçek anlamda yaşamak budur. Yanlış bildiğin yolda herkes ile beraber yürüyeceğine doğru bildiğin yolda tek başına yürü. Başkasının yolunda yürüyen kendi ayak izini bırakamaz. Değer verdiğin şeylere ulaşmak için harcadığın emeğin ne kadar mutluluk verici olduğunun farkına varabilmek, umut biraz daha acı çekmektir bu da güç gerektirir. Umut iyi bir sabah kahvaltısı, kötü bir akşam yemeğidir. Her ne kadar yıkılmış hayallerimiz olsa da yarına um

İnsanlar Yalan Söyleyerek Yaşarlar...

Resim
Yalan söylemekte bir marifettir, dürüst insanlar yalan söylediklerinde hemen anlaşılır. Yalan konuşup utanmaktansa dürüst olmak daha iyidir fikrimce, bir insanın özü ne ise sözü de o olur. Bazen yalan söylemek için illa konuşmak gerekmez haksızlığa, adaletsizliğe karşı sessiz kalmakta yalanın bir çeşididir. Yalanla doğruyu ayırt etmek ise farkındalığın zirvesidir. Çünkü doğruyu bilmeyen yalanı bilemez, neyin yalan neyin doğru olduğunu keşfetmek ise yeni bir dünyanın keşfinden daha zordur. Amaç doğruyu bulmak için çabalamak bulduktan sonrada irdelemek olmalı. Yalandan geçmek bir sınavdır, ya üzerini çizip geçersin yada içine girip geçtiğini düşünür sınavdan kalırsın. Gerçekliğe yaklaşabilmek, gerçekten mutlu olabilmek isteyenler gerçek dışılıkların getirdiği geçici sahte konforlardan yoksun kalmayı göze almak zorundadırlar. Yalanı gör doğru ol, sahteyi anla samimi ol, maskeli olanı tanı net ol, işte o zaman cam gibi olursun. Yalanlardan fayda sağlayanlar bu yalanları menfaat

Sorun anlamıyla anlamamak...

Resim
"Neden Güney Kore ekonomide bu kadar ileri?" sorusunun cevabı eğitime bağlanıyor. Öğrencilere verilen eğitim, karşı tez üretip itiraz etmek. Bu da dünyada %27 ile en üst sırada olmalarını sağlıyor, Avrupa %10-15 arası, bizde ise %1'in altında. Bizde her şey ezber üzerine. Sorun, anlamıyla anlamamak. Ülkemizde beyinler ezbercilikle donatılan ve şartlanmalarla programlanan bir biçimde eğitiliyor. Düşünmeyi ortadan kaldıran, bilgiyi dışardan alıp dışarı vermeyi hedeflemiş ezberci bir eğitim sistemimiz var. Bu yüzden insanlar düşünce becerilerini küçük yaşlarda kaybediyorlar. Her işi uzmanına bırakacaksın. Eğitim ciddi bir iştir, insan her şeyi bilemez, her şeye yetkili olamaz, her şeye de müdahale etmemelidir. Herkesin ilgisi, becerisi farklıdır, her insan matematik veya fen bilimlerinde iyi olmak zorunda değil. Kişileri çocukken testlere tabi tutarak yetenek ve isteklerine göre yönlendirmek gerekiyor. En sonunda sınav yapılacaksa bile bu KPSS gibi her şeyi bi

ANLAR

Resim
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya İkincisinde daha çok hata yapardım. Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım. Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar Çok az şeyi Ciddiyetle yapardım. Temizlik sorun bile olmazdı asla. Daha çok riske girerdim. Seyahat ederdim daha fazla. Daha çok güneş doğuşu izler, Daha çok dağa tırmanır,  Daha çok nehirde yüzerdim. Görmediğim bir çok yere giderdim. Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye. Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine. Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben. Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu. Farkında mısınız bilmem yaşam budur zaten. Anlar, sadece anlar.  Siz de anı yaşayın. Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan Gitmeyen insanlardandım ben. Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım. Eğer yeniden başlayabilseydim İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım. Ve sonbahar bitene kadar yürü

İnsan Yorulur İnsan Olmaktan!

Resim
Emile Durkheim SUICIDE kitabıyla sosyoloji biliminin kurucusu sayılır. Emile Durkheim sadece istatistiksel veriler toplayarak sosyoloji de yeni bir dönem başlamıştır. Böylece sosyoloji de alan taramaları başlamış, neden / sonuç çözümünü darbeleyen, sosyolojiyi toplum sorunlarını çözmeden uzaklaştıran bir devir başlamıştır.  Amerika kıtasının kuzeydoğusunda bulunan Grönlan'ın insanları ilkel şartlarda balıkçılık ile geçiniyorlardı. Danimarka bu insanlara içinde yaşayacakları ev verdi, intihar oranları nüfusa göre artmaya başladı. Bulunduğumuz zamandan bir örnek; BBC ilkel şartlarda yaşayan bir insan topluluğuna çağın bütün teknolojilerini veriyor, daha sonra bu insanlar hakkında gözlem yapıyor. Bu insanlar gün geçtikçe büyük şehirlerde yaşayan insanların halini sergiliyor ve depresyon gibi, stres gibi hastalıklara yakalanıyorlar. İçinde bulunduğumuz zaman yani tüketim çağı, bir insana gereğinden fazla şey yüklersen acı çeker, sığınacak yer bulamaz ve çöker diyor. Buna şö

Hipnoz Halindeyiz!

Resim
Özgürlük kavramı fikrimce bir insanın her istediğini yapması değil, belirli bir otorite tarafından yapmaya zorlandığı şeyleri yapmamasıdır. Çeperdeki bütün sahte kimliklerden, maskelerden, kendinle özdeşleştirdiğin zihinsel illüzyonlardan vazgeçtiğinde merkezini de bulursun. Hayat zaten hep bir şeylerden vazgeçmelerin öyküsü, bebeklikten, çocukluktan, sevmekten, ayrılmaktan, ağlamaktan, gülmekten, inanmaktan, inanmamaktan, yeniden aşık olmaktan, yaşlanmaktan, vazgeçmekten. Vazgeçmeyi, vazgeçip de öylesine yaşamaktan ve bu gerçeğin gerçek olmasından kuşkulanıp yaşayarak denemekten. İnsanların his duyları, gözlerin görmediği şeyleri hisleriyle görme imkanları var. Herkese kulağını aç, çok azına sesini ver. Dinlenecek çok insan, konuşmaya değer az insan var. Kendi içimizde bile öyle çok ikilemle karşılaşıyoruz ki, bir de karşınızdaki anlayamayacak kapasitedeyse iyice boğuluyoruz. Sarsıcı olan insanların samimiyetsizliği ve olaylara olan duyarsızlığı, bu da yaşam enerjimizi azalt

Kullanılmayan Akıl Beyne Yüktür...

Resim
Geçmişini bilmeyen, araştırmayan, öğrenmeyen, ülkemizde yaşamayıp halimizden anlamayan insanlarla dolu her yer. Fikri olmayan, konuşmayı bilmeyen, ezbere bir şeyler söyleyip ne dediği anlaşılmayan ama bunca cahilliğe rağmen kendisine deli gibi güvenen, insanlara saygısı olmayan, kendisinden başka kimseye konuşma fırsatı vermeyen insanlar mevcut, elle tutulur bir tane cümle kuramazlar. Mantık yok, bilgi yok, fikir yok, eğitim yok, boş laf çok. Ahlak ve insani erdemlerin seviyesi tercihleri belirler, yetiştirilme tarzı ve üstüne yapılandırdıklarımız da buna katkı sağlar. İnsan öncelikle kendi ağızdan çıkan sözü kendi kulağıyla duymalı. Ama bazılarının aklına gelenler hemen dillerinden dökülüyor, diğer organlarını kullanmayı bile bilmiyorlar. Cehalet ruhun bilinçsizliğidir, dolayısıyla kullandığımız dil ve üslup davranışlarımızı, davranışlarımız düşüncelerimizi, düşüncelerimiz algımızı ve ruhumuzu yansıtmaktadır. Türkiye'de yaşayan herkes Müslüman değil, Türkiye'

Sevgi her yere yakışır...

Resim
Destan destan mısralar yazalım her satırına sevgi ile başlayalım. Sevgi şifadır, sevgi güçtür, sevgi değişimin mucizesidir. Sevginin yakışmadığı yer var mıdır? Nereye koyarsan oraya yakışır, yeter ki sevmesini bilelim. Sevmeye başlayan yaşamaya da başlar. Bir tarafımız gökyüzüne bakıyor, bir tarafımız toprağa, sevmek sevilmek yoksa her şey boş, insanoğlu gidemiyor bir bakıştan öteye. Sevgi emek ister, altın tepside önümüze getirilmez, sevgiyi hak etmek gerekir. Sevgi hayatın özüdür, sevgisiz kalmış her canlı hastadır, ilacı ise yine üstünü örttüğü sevgidir. Sevgiyle yaklaşarak güzelliğe işaret eder, aydınlığı görürüz. Mutsuzluğun sadece sevgi eksikliği olduğunu, kaynağın ise yine bizde olduğunu gösteririz. Yaşadığımız dünyada bu pek mümkün değil. İnsanlar nefrette de, sevgide de dengeyi tutturamadıklarından kaybediyor ve mutsuz oluyorlar. Sevgimizi verdiklerimiz bizi ters düz ederken, nefreti esirgemediklerimiz bizi yine ters düz edebiliyor. Bu iki zıt kavramı hiç hak etmeyen