Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İlişkilerimizle Biziz

Resim
İnsanların ilişkileri menfaat üzerine kurulmuşsa bu ilişkiden bir şey beklemek fazlasıyla saflık olur. Kimi zaman çıkarlara ters düştüğü, kimi zaman araya mesafeler girdiği, kimi zamanda yeni bir aşka yelken açıldığından arkadaşlıkların hiç yaşanmamış gibi savrulduğu zamanlardayız. Her çağın insanı bir şekilde bu durumdaki yerini alıyor. Belki öncelikleri yada öncelikler kendisine sunulan güvenilirliğe karşılık veremediğinden yada altında ezileceğinin farkına varıp koşarak uzaklaştırmış insanları birbirlerinden. Samimiyetin olmadığı her ilişki eskir, yıpranır. Kendisini zamanla yenilemeyen ve kalıplara sıkışan insanlarda zaten samimi değildir. İlişkileri güncel ve kalıcı olmaktan uzak olanlar ve kalıcı olmakta iddialı olanlar olarak ayırabiliriz belki. Demiri döven çekicin her vuruşu demire şekil verip izini belli ettirirken aynı zamanda onu bir değere, bir esere dönüştürerek ölümsüzleştirir. Önemli olan sadece çekiç vuruşu değil, demire çekicin vuruşları karşısında direnme güc

Ölüm kaçınılmazsa, yaşamakta gerçek...

Resim
İstemsiz bir şekilde yaşama içgüdümüz bir yere kadar yoğun şekilde bizi hayata bağlar, bunun yanında yaşam özünde insana haz veren bir mecradır bir şekilde istemsiz de olsa umut eder istemsizce üzüldükten sonra mutlu olur, tüm duygular bir şekilde onu bulur ve yaşamı yaşanmaya değer kılar. Var olduğumuz yok olmayacağımızın delilidir. Şu an ki koşulları iyi şekilde değerlendirip yaşarsak hayatı belki fırsata çevirebiliriz ve belki hayat bir fırsatlar silsilesidir. Ölüm dediğimiz son bir anlık ve o an geldiğinde bunu anlamayacağız bile, yaşam ise her anını canlı olarak hissettiğimiz bir mucize dolayısıyla yaşama odaklanmak gerekir. Yok olmak inancında olan bir insan için yaşamak saçma gelir ve bu insan ölene kadar karamsar olur, hırsızlıktan, zinaya, haksızlıktan, öldürmeye kadar akla gelebilecek her şeyi yapabilir çünkü onun inancına göre zaten yok olacaktır. Ölümü bile insanlığın eksik ve hastalıklı bilgi birikimiyle zihnimizde canlandırıyoruz. Durum bu iken kaçınılmaz son diyo

Eğitimi neden bırakıyoruz?

Resim
Eğitimi bırakma oranından çok eğitimi terk etme nedeni daha önemli. Ülkemiz önceleri hoşgörü, doğal güzellikler, turizm, tarım, hayvancılık ve Atatürk ile anılırken şimdilerde tecavüzler, zamlar, krizler, mülteciler ve dahası kötü işlerle anılıyor. Yinede umut ediyorum silkelenip kendimize geleceğiz. Cehalet mutluluktur neden kabullenmeyip bilgiye erişim ihtiyacı duyalım. İnsan elinde beyninde ne olursa olsun içten darbe almış ve yıkılmışsa gideceği yer belirsiz, amacı da hiç olur. Eriyene, son bulana dek ne yollar, ne yolculuklar biter. Türkiye'de okumak para etmiyor, okuyunca gidip iş bilmeyen birinin önünde ceket ilikliyoruz. Okuyanlar gidip tarlada, bahçede işçi olarak çalışıp şantiyeleri dolduruyor. Okuyanlar bürokrat olur, hukukçu olur çok biliyor diye görevinden el çektirilir. Okuyan öğrenciler ülkemizde bulunduğu yerin halkı tarafından, esnafı tarafından ezilir. Okuyan bayanlar evlendirilip anne olur. Ülkemizde okumanın değeri yapılan torpil kadardır. Gerçek adalet

Kıvırtmaya gerek yok...

Resim
Bu dünya hem hoştur, hem de boştur. Konuşma balonlarının içi boşalınca, yer değiştirince fikirler, her şey alt üst olur. Dünyamız çok bilmişlerin, ben bilirimcilerin dünyası. Doğruyu söylemek en kolayı ama bunu her insan yapamaz. İnsanın soruları varoluşundan gelir bu engellenemez. İnsan sorarak, öğrenerek, yaşayarak kendini inşa eder ve sonsuzluğunu kazanır. İnsan olmak için uygulanması gerekenler bunlar kıvırtmaya gerek yok. Kabul ettiğimiz düşüncelere göre yaşıyor ve hissediyoruz. İnsan düşündüğü şeylere göre şekillenebilen bir varlık ve bu şekillenme olayı duyguları açığa çıkarabiliyor, duyguya göre düşünce şeklimiz de şekillenebilir. Çünkü düşünce ve duygu birbirinden etkilenen iki faktördür. Geri beslemeli şekilde hissettikçe düşünür, düşündükçe daha çok hissederiz. Doğru zamanda doğru hamleleri yapamazsak halimiz kalmayana kadar böyle devam eder. Olasılıklar dünyasındayız, her an her şey olabilir. En değerli şey zaman olduğuna göre ve harcama şekillerine bakılırsa, insan

Toplumun Mutluluk Standartları Değişti

Resim
Tükenen her şey ihtiyaç dürtüsünü azaltır, ihtiyaç kalmayınca mutlu da etmez. Mutluluğun bir doyum noktası, bir sınırı olmadığı için insanoğlu hep daha fazlasını ister. Yani mutluluk yüklenen anlama, zamana, mekana, kişilere, şartlara göre değişen bir kavram ölçülebilen bir tanımı yok. Her şeyin bir bitimi var, bugün sevdiğini yarın sevemeyebiliyorsun fikrimce bu yüzden içinde bulunduğumuz anı yaşayıp mutlu olmak gerekir sonuçta mutluluk bir amaç değil, mutlu olmak için bir çaba gerekmiyor, mutluluk anlık bir şey onun için çabaladığımız ve bunu bir amaç olarak gördüğümüz sürece mutsuz olmaya da mahkum oluyoruz. Yaşımız ilerledikçe bizi mutlu eden şeylerin aslında biz onlara anlam yüklediğimiz için mutlu ettiklerini anlıyoruz ve hayata bakış açımız değişiyor, sanki mutluluk bir topa benziyor biraz yuvarlandığında arkasından koşuyor durduğunda ayağımızla tekmeliyoruz. Zaman her şeyi değiştiriyor beni, seni, onu, içi, dışı, kavramları, duyguları... Önceden bizi mutlu eden şeyler

İnsan ne için yaşar?

Resim
İnsan dünyaya geldiği için istese de, istemese de yaşamla ölüm arasındaki zamanı tamamlamak zorundadır. Yaşamışken de mutlu olmak için yaşamaya çalışır, sonrasında ne için yaşadığını unutup para için yaşar. Bir insanın en büyük amacı kendini bilmektir. Herkesin bu amacın peşinde olduğunu sanmıyorum ama herkesin her şey için yaşayabileceğini biliyorum. İnsanların bir çoğu öncelikle kendi idealleri, hayalleri için yaşar. İyi bir iş, iyi bir kariyer ve iyi bir kazanç, iyi bir statü ve iyi bir eş. Hep iyi şeylere sahip olmak dürtüsüyle yaşar insanoğlu. Bir çok insanda yaşamak zorunda olduğu için yaşar, ölümden korktuğu için yaşar, amacı olduğu için yaşar, savaşmak için yaşar, devrim için yaşar, tarih yazmak için yaşar, sevmek için yaşar, aramak ve bulmak için yaşar, hayalleri için yaşar, hep güzel olacağına inandığı şeyler için yaşar. Ama bazısı onlara ya zorlu yollardan geçerek kavuşur yada kavuşamaz. Bazı insanlarda kötülere iyiliğin var olduğunu göstermek için yaşar, doğrunun

İyi Ki Çok Param Olsaydı!

Resim
Bir çok ve birbirinden farklı sektörler toplu sözleşme konusunda anlaşmazlık nedeniyle greve gitti, bu grevler hızla milli güvenliği tehdit ettiği açıklaması ile ertelendi. İnsanlar maaşına zam istiyor çünkü geçim sıkıntısı yaşıyor. Grev erteleniyor az maaş alan çalışan alışveriş yaptığı marketi terk edip daha ucuzuna yöneliyor. Sonra mahalle marketi neden iflas ediyor diye konu başlığı açılıyor. Girdi, işlem ve çıktı döngüsü her açıdan ve her anlamda planlanmalı açık, boş, askıda hiçbir yer kalmamalı. Girdi ve çıktılar şirketlerin kar maksimizasyon hesabına göre ayarlanır. Bu döngüde eğitimden üretime kadar olan her şey olmalıdır. İnsanların ihtiyacı olmayan şeylere bile ihtiyaç duyma konusunda profesyonelleşmesi kapitalizmin klasik taktiğidir. Gereksiz üretim ise dünya kaynaklarını sömürmektir. O çok beğenip gıpta ettiğimiz ülkeler bunu yapıyor ve teknoloji kirliliği ile insanları doğadan iyice uzaklaştırıp düşünemeyen toplumlara çeviriyorlar. Çin gerçeği varken ortada bir

Ekonomimiz Büyüyormuş!

Resim
Ülkem insanı on numara oyuncudur, her şeyi de bilir. Sokaktaki vatandaşa sorun ekonomistten daha çok ekonomi bilir, siyasetçiden daha çok siyaset. Hadi okumamışlar cahil cesareti diye hoş görülebilir, ya okumuş her şeyi bilenler. İşte bu her şeyi bilircilerden bize bir şey bilmek kalmıyor. Ülke ekonomisi büyüyormuş gururlandım, göğsüm kabardı ama sana, bana büyümüyor ve cebimizdeki para hiç kabarmıyor. Yirmi milyonu işsiz olan bir ülke büyümez, eksi büyüme rakamları çıkar. Büyüyorsa nerede bu paralar bende yok, sende yok, kimde var peki? İhracat yapanlara yarayan, zengini katlayan bir büyüme sıradan insana, işçiye, memura, esnafa etkisi sıfır olan bir büyüme bu. Hem kör, hem sağırız birbirimizi ağırlarız. Yüzde ellilik () blok karşısında üç beş parçaya bölünmüş yüzde ellilik blok içinden birleşim sağlanamamış ama hariçten gazel okumakta uzmanız. Her ülkenin borcu var ama Türkiye'nin borcunun karşılığı yok çünkü üretim yok. Para hareketlerinin hızlanması kar demek değildir

Geç kaldığını geç fark edenler...

Resim
Yaşamlarımız ve anılarımız hepsi birer yapbozun parçaları. Elimizden geldiğince ve çevreninde katkılarıyla o kadar çok parça ekledik ki üzerine. Ama yine de yaşamımıza dahil olan iyi ve kötülerle istersek ve pes etmeden mücadeleye devam edebilirsek bir şekilde hayatımızı da düzene sokabiliriz. Kendimize belirlediğimiz kriterlerden ve çizgimizden ödün vermeyerek bunu başarabiliriz. Kendimize göre sorumluluklarımız var, bırakalım da herkes üzerine düşeni yapsın. Herkese ve her şeye yetişmeye kalkarsak kendimize zaman ayıramayız. Her şeye yetişmeye çalışmak en büyük hatamız, bunu da çok geç fark ediyor insan ve sonra bir bakacağız yaşam bitivermiş. Bu hatayı hangimiz yapmıyoruz ki, kendimiz için yaşamayı akıl edemiyor yada çok geç akıl ediyoruz. Zorunlu şartlar bu gerçeklerden uzaklaştırıyor belki bizi, geç kalmışlık olsa da dönüm noktasındayız yine de hiçbir şeyi sığdıramadığımız hayatın. Varla yok arası bir hayat yaşadığımızın insanın kafasına en çok dank ettiği yerler mezarlıkl

Ahir zamanda dinler...

Resim
Doğru din algısını yakalayabilmek günümüzde zor. Dini alabildiğine oyuncak edip, kendi çıkarlarına göre kullanıp sonra bu yozlaşmadan çıkar elde et, buna bakanlar, dinin gerçek halini bu zannedip dinden uzaklaşıyor. Öyle bir zamanın içindeyiz ki ne kadar doğru ve dolu olursan ol sömürüp boşaltıyorlar. Artan insanların içindeki umutsuzluk ve şer, azalanlar ise umutlar ve iyilik. Doğru olmak ve doğru yaşamak bu ahir zamanda deveye hendek atlatmaktan zor. Hastalık gibi giderek yayılıyor, sadece kalp ve beyinlerimizi değil, tüm hücrelerimizi ele geçiriyor. Bazı Müslümanlarla uğraşılmaz, her kabın şeklini alırlar. Çin'de bir şey olsa Budist köpekler, Afganistan'da bir şey olsa bir kişinin yaptığını İslama mal etmeyin derler. Evrime saldırır başı sıkıştı mı, Kur'an zaten evrimi yalanlamıyor derler. Yabancıların çalışkanlığı, bilimsel çalışmaları vs. ile ilgili bir şey söylense adamlar Kuran'ı uyguluyor derler. En gelişmiş, ahlaklı toplumu göster, biz niye böyle olamıyor

Akışta olmak...

Resim
Yaşam unutmaya bedensel olarak katkı sağlarken sevgi ve özlem yaşanırsa daha rantsız duygularla gerçeği yaşarken belki doğruları da yakalarız. Akış kişinin yaptığı her hangi bir şey sırasında kendisinden ve egosundan soyutlanarak yaptığı işle bütünleşmesi. Yetenek, zaman ve becerinin tecrübe edilen zorluğun sınırlarında ve ötesinde var olması. Anı yaşamak, olduğu gibi kabul etmek, mesajını alıp devam etmek, tutunduğunuz her şeyi bırakabilmek. An da kalıp gözlem eşliğinde uyum sağlamak. Enerji sürekli değişim halindedir. Akışta olmak enerji okyanusunda kendini dalgalara bırakmaktır. Bu meditasyon halinde özüne karışmak gibidir, öz benliğin, egonun kör halidir. İnanmak değil bilmek gerekir belki de sır yok, belki de bakıp da görmemek vardır. Her şeyin şeyi, varoluşun varlığı olabilmektir belki de bütün olay. Akışta olmak, bütün olayları ve kişileri olduğu halleriyle kabul etmek, direnmeden hayatın bizi götürdüğü yolculuktan keyif almaktır fikrimce. Ama genelde ilk değiştirmeye

İnsan İlişkilerindeki Yozlaşma

Resim
İnsanlar kültürel emperyalizmin etkisi altında yaşadıkça önüne zor geçeriz fikrimce yozlaşmanın. Çünkü insanı insan yapan değerlerler değişmeye başladı. Önceleri kişilik, ahlak, daha sonraları para insanı yüceltirmiş gibi bir durum oluştu günümüzde. Körelmiş duygular, samimiyetsiz arkadaşlıklar, güvensizlik insan ilişkilerini sekteye uğrattı, sonuçları yozlaşma, uzaklaşma, yalnız kalma, içine dönme şeklinde ortaya çıktı. İnsan değerlerinin yozlaştırıldığı bir toplum da hep bana denilirse önce ben denilir, egoist olunursa yozlaşma da olur ve ben diyen bir nesil yetişir. Yozlaşmanın nedenlerinden birisi değer kaybı. Hiçbir şeye değer vermeyince ilkeli davranmak gereği de duymazsınız. Bunun eğitimli olup olmamakla da bir ilgisi yoktur. Üniversite mezunu bir çok yoz insanımız var. Zamanımızda ya yozlaşıp düzene ayak uydurmak yada yalnızlaşmak gerekiyor. Diğer nedende paradan ve teknolojiden kaynaklanıyor. Para eşittir güç yanılsaması ile insanlar paraları olduğu zaman her şeyi yapa

Kişisel Gelişim Ve Ego

Resim
Kişiliğini geliştiren birey farkındalık kazanır. İçinde bulunduğu durumda her şeyin farkındadır dolayısıyla diğer insanların göremediğini görür bu yüzden bir çok insan tarafından egolu gözükse de aslında iyi bir mantığa ve öngörüye sahiptir. Kişilik gelişimi insanın kendisini bütün detayları ile tanımasıdır, karakterin oturmasıdır. Egoist kişiler kendini ispatlama çabasındadır kişiliği gelişen kişinin ise buna ihtiyacı yoktur. Beyin gelişmediği sürece kişi gelişse ne olur gelişmese ne olur. Kişisel gelişim kendi farkına varıştır. Ego cahil insanda daha çok olur. Başkalarını küçümsedikçe kendisinin yükseldiğini sanan kişi kişisel gelişimini tamamladıkça zaten yüksekte olduğunun, birilerinin üzerine basması gerekmediğinin farkına varır. Kişisel gelişim egonun en alt düzeye çekilmesi, kişinin kendini ve insanları tanımasıdır. Kişiliği olan insan negatif davranışları pozitife çevirir. Kişisel gelişim arttıkça ego azalır. Beyni, ruhu, kalbi terbiye eder, gelişim, farkındalık, empati

İnsanın Değeri Parayla Ölçülür Mü?

Resim
Günümüzde insanların değeri parayla ölçüldüğünden ne kadar paran varsa o kadar değerli bir insan oluyorsun. Bu bağlamda insan değer görmek istiyor ve paraya ihtiyaç duyuyor. Döngüye ayak uyduran insanlar parayı güç olarak görüyor. Kapitalist sistemde paran yoksa aç kalırsın, yaşamını devam ettirebilmek için para en büyük önemi oluşturuyor. Doymayan ve tatmin olmayan ruhlarımız var. Hiçbir şeyde tam olarak kendimizi bulamıyor, arayışlarımıza sürekli devam ediyor ve hep bir eksiklik duyuyoruz. Huzuru, mutluluğu, kalplerdeki boşluk ve açlığı para ile satın alabileceğimiz şeylerle doldurmaya çalışıyoruz. Daha çok kazan, daha çok harca sisteminin birer kölesi olmaya devam ediyoruz. Ev alıyoruz daha büyüğünü daha güzelini arzu ediyoruz, araba alıyoruz marka, model, yaşını dert ediyoruz. Kıyafetleri, yiyecek içecek stoklarını konuşmaya gerek bile yok. Aldığımız ve sahip olduğumuz şeylerle benliklerimizi tatmin etmeye çalışıyoruz. Arkadaşlık ve dostluk desek o kavramları da tükettik nere

Betonlaşma Artınca Geliştik mi?

Resim
Üretmeyen, üretemeyen, gelişmekte olan ülkelerin olayı inşaat sektöründen ibarettir, bu da uzun vadede ekonomik krize zemin hazırlar. Son yıllarda Türkiye Avrupa için iyi bir pazar konumunda, üreten ülkeden tüketen ülke durumuna döndük çünkü. Önce uzun aylar vade, sonra senetle satış, tutmazsa fiyatlarda indirim. Talep olursa fiyat artar, kar etmek için reklam yaparlar. Satılamayan mal ve ürünün reklamı en çok yayınlanan reklamdır, satışları iyi giden ürün için hiçbir aklı başında tüccar reklam verip durmaz, zaten satışlardan memnundur buna gerek duymaz.  Kentsel dönüşümle ortaya çıkan yeni orta sınıfın yakaladığı rant fırsatını sürdürecek iktisadi yetiye sahip olmadığı öngörüsüne sahip olmayan firmalar yüzünden konut fazlası oluşuyor. Diğer taraftan Arap televizyonlarına verilen reklamlara bakmak gerekiyor ki, konut şatışı onlara yönelik yapılıyor uzun zamandır. Sürekli betonlaşmaya yatırım yapılıyor çünkü para oradan geliyor. Nakit sorunu ve risk faktörleri yüzünden

Yeni Nesil Depresif Mi?

Resim
Nerede yanlış yaptık? Öz güvenli yetiştirmeye çalıştığımız çocuklar depresif, narsist gençler oldular? Belkide öz güveni yanlış yorumlayıp çocuklarımıza yanlış aşıladık. Ne ektiysek onu biçiyoruz bencil bir nesil ektik, onlarda istekleri olsun istiyorlar nereden, nasıl olduğunu sorgulamadan sadece olsun. Genellikle yokluk içinde büyüyen ebeveynlerin varlık içinde büyüyen çocuklarında oluyor bu sorunlar. İstedikleri çoğu şeyden mahrum yetiştikleri için çocuklarının her istediklerini yapıyor böyle ebeveynler, kendi çektikleri çileleri çocuklarına çektirmemek için çok fazla taviz verdiklerini düşünüyorum. Çocuğun her istediği yapılıyor nesilde şımarık ve ukala olarak büyüyor, zorluk görmediği içinde hayatta küçük bir zorlukla karşılaştığında strese, bunalıma giriyor. Bu sorun eskiden tek çocuk problemi olarak biliniyorken artık günümüzde her çocuk bu şekilde ve onları memnun etmek çok zor. Aşırı ilgi narsistleştirir. Sosyo kültürel değişimle ortaya çıkan yalnızlaşma, kendi komplek

Çin Nasıl Süper Güç Oldu?

Resim
Bir emperyalist gider bir diğeri gelir, devletler arası ilişkilerde romantizm olmaz. Ezilen bağırır çağırır, ağlar sızlar güçlenince ezen o olur. Olmazsa doğa boşluk kaldırmaz bir başkası onu alt eder. Tabi ezmenin ölçüsü ve yöntemi farklı olabilir bu da ayrıca tartışılır. ABD, Çin, Rusya süper güç grubundadır, Hindistan bu yönde önemli bir yol almış durumda (dünyada yaşayan dört kişiden birinin Hintli), Almanya askeri gücünü eklediği anda süper güç olabilecek kapasitededir ekonomik gücü ve eğitimli halkı bunu bir kaç yılda yapabilir. Araplarda petrol ve para var ama Araplar süper devlet değil de sömürge devlet olurlar. Süper güçten kast askeri, ekonomik, siyasi güç olarak dünyanın başat güçleri arasında olmaktır. Geriden gelenler kopya ürünlerle başlar, kısa zamanda da özgün ürünler üretirler. Alınan kalkınma planları, ucuz iş gücü ve kopyalayarak kendini geliştirme bunu sağlar. Bilgi iki şekilde elde edilir, çalışır icat eder, kendini geliştirir yada Çin gibi kopyalama bilgi

İnsanlar Neden Paraya Fazla Değer Verir?

Resim
Para güçtür, hayatta kalma çabasıdır. Kapitalist sistem insanları paraya empoze eder, ihtiyacı olmayan şeylere ihtiyaçları varmışçasına beyinlere kazır, fakir hissetmemizi sağlar ve bunu da televizyon, internet, günlük olaylar, söylemler, reklamlarla çok rahat bir şekilde başarır. Paranın hükümdar olması ile devletlerinde bu hükümdarlığı korumaya çalıştığını bununla beraber devletlerin insanların protestolarını bastırmak için güvenlik güçlerini arttırdığını, protesto eden insanların öfkesinin doğru olduğunu ama bu doğru öfkelerini yanlış yerlere doğru yönlendirdiklerine şahit oluruz. Günümüzde her şey para üzerine kurulu, parasız nefes bile alınmıyor, peki bu durumda neye değer verilebilir ki, sadece paranın sözü geçen, parayı amaç haline dönüştüren kapitalist düzen içinde. Eskiden önemli olan paylaşmakken yeni dünya düzeninde para amaç haline gelmiş ve insani değerlerin yerini almış durumda. Bizi buna ihtiyaç durumuna getiren kapitalist bir dünyada yaşamanın tek şartının nered

Hayat tüneli...

Resim
Hepimizin iş bulmak için gayret sarf ettiği bulunca da huzursuz olduğu bir süreçteyiz. İnsanların çoğu mutsuz, umutsuz, kaygılı mecburiyet ve yaşam kavgası elini kolunu bağlamış durumda. Hayatın ne olduğu ile ilgili algılarımızı ortalama sıkıntılara denk gelecek seviyede tutarsak belki hayatımız biraz daha iyi olur. İş hayatı da insanı çalıştıkça mutlu edebilir ve insanda daha çok çalışma motivasyonu oluşturabilir. Bu da ancak insanın kendisini tanıması ve bu doğrultuda hayatını şekillendirmesi ile gerçekleşebilir. Hepimizin amacı var, hayattan beklentileri benzer. İyi bir üniversite bitireyim, iyi bir işe gireyim, fırsat olursa yüksek lisans yapayım, araba alayım, evleneyim, ev alayım, çocuk yapayım vs. üç aşağı beş yukarı aynı. Bazı insanların hayatlarında yapabilecekleri ve gerçekleştirebilecekleri sınırlı, ömürleri boyunca kazanabilecekleri para belli. Emek, stres, yaşadığı maddi, manevi, psikolojik yıpranma da çalışılan yerin rahatı ve huzuru için. Kazandığımız para is

Ekim Devrimi

Resim
Rusya'daki Ekim Devrimi biz Türklerin işine yaramıştır. Bu devrim olmasaydı ülkemizin doğu bölgesi ve pek çok yeri şimdi Türk toprağı olmazdı. Çarlık Rusya'sı devam etseydi birinci dünya savaşı Osmanlı'nın sonu olur ve Sevr'den kötü şartları olan bir barış imzalanabilirdi. Bolşevik ihtilali en çok Türklere yaradığı halde bu fikri benimsemedik. Sovyet Rusya 1921'den itibaren Türkiye ile komşuluk ilişkileri sürdürmüş, Büyük Britanya ile gizli antlaşmalar çerçevesinde hareket etmiştir. Yalta Konferansında Büyük Britanya, ABD ve Sovyet Rusya yaptıkları gizli anlaşmalarla etki alanlarını belirleyip el sıkıştılar ve sonrasında soğuk savaş başladı. Türkiye, ABD ve Büyük Britanya'nın payına düştü. Stalin Türkiye'den toprak talebinde bulunup Gürcistan için Kars, Ardahan, Doğu Karadeniz'i istedi, bu talep üzerine Gürcistan Türkiye korkusundan Moskova, Türkiye ise ABD'nin yanında oldu. Böylece dengeler oluşmaya başlamış, Türkiye soğuk savaşta Amerika'

Mutluluk Oyunu Oynuyoruz!

Resim
Sana verilen bir yaşam var, iyi yaşarsın kötü yaşarsın bu senin tercihin olur. Belki sadece gerçek sensin ve senin algılarındır, belki bir döngüyedir hizmetimiz. Egomuzdan sıyrıldığımız zaman doğal döngü içinde görevimizi yerine getirmemiz dışında yaptıklarımızın izi kalır o kadar. Keşke kalp kırılan değil, bükülen bir ey olsaydı o zaman daha kolay olurdu eski haline gelmesi. Fikrimce iyileşmenin temeli bırakmak, eski, çürük, yıpranmış şeyleri attığımızda enerji de yenilenip tazelenecek gibi geliyor. Tabi neyi, ne zaman bırakmamız gerektiğini anladığımız zaman daha da rahat olur, dolayısıyla keşkelerle yaşadığımız hayat yerini neyselere bırakır. Güçlüklere boyun eğmemek zor olsa da her umutsuzlukta bir umut, her karanlıkta bir aydınlık, her bitişte bir başlangıç vardır. Son nefese kadar umut edebilmeli ve hayallerden vazgeçilmemeli ki hayatımızda çekilir olsun. Arada yalnız kalarak kendimizle yüzleşmek iyi gelecektir. Kalabalıklar kaçıştır ama yalnızlık başlı başına bir yüzle

Bir İnsanı Tanımanın En İyi Yolu

Resim
Birini tanımak istiyorsak öncelikle parayla olan ilişkisine, kendinden üst mevkide bulunanlar ile ilişkisine ve kendinden vasıf olarak altta olan insanlara davranış şekline bakılmalı. Bir insanı tanımanın en iyi yollarından birisi de herkes tarafından sevilip sevilmediğidir, herkes tarafından sevilen bir insan yeterince dürüst ve açık sözlü değildir. Belki bir gün işime yarar diye veya tepki görmekten korktuğu için böyle davranıyor, yeri geldiğinde tepkisini dile getiremiyordur. Bir insanı tanımanın yollarından birisi de beraber yalnız kalınacak bir durum oluşturmak, tatile, seyahate çıkmaktır. Arkadaş, sevgili her kim olursa olsun en zor ve stresli anlarda, zorda kalınan durumlarda nasıl tepki verdiği görülür. Zorluklara, aksiliklere karşı çözüm üretebilme becerisi gözlenir. Otomobiller düz ve güzel yolda birbirine benzerler, yağış ve yol kalitesi düştükçe, virajlar ve rampalar başlayınca otomobiller gibi insanlarda gerçek yüzlerini gösterirler. İyiyken herkes iyidir, kötüyken

Döviz Kurlarındaki İniş Çıkışlar

Resim
80 milyon nüfus, yüzde sekseni şehir ve kasabalarda yaşıyor. Saman bile ithal edilirse, çiftçilik ve hayvancılık bittiyse ilk önce gıda enflasyonu başlar. Tüketmeye devam ederek karşılanamayan ürünlerin ithalat hacminin artışı ile kurun artmasına katkıda bulunulur. Betona yatırım yapmaktan kurtulamayan ülke ekonomisinde dış pazara yönelik üretim yapamıyorsan ve ihracatta sınıfta kalıyorsan kurun artmasına daha da katkıda bulunursun. Böylece AR-GE araştırmalarından habersiz ülke ekonomisi de sınıfta kalır. Ekonomisi dışa bağımlı olan, her ihtiyacını dışarıdan alan bir ülkeyle güç sahibi ülkeler istedikleri zaman oynarlar. Önce üretmeyi bileceksiniz ki paranız güçlü olsun. Üretime yönelik yatırım yok, doların piyasalarda bol olduğu zamanlarda aklımız, fikrimiz inşaat, rant, arabaydı, üretmeden bol keseden tüketimin sonuçları bunlar. ABD, dolarını piyasalardan yeni fed başkanıyla geri çekecek keşke parayı zamanında lüks yerine üretime yönelik yatırımlara harcamayı düşünebilseydik.

Kendine İnanmak

Resim
Kim olduğumuzun, ne yaptığımızın bir önemi yok aslında, ne yapıyorsak en iyisini yapmak, çevremize güzellik ve mutluluk katmak amaç olmalı. Yan yana tezgahı olan bir çok çiçekçiden biri farklıdır çiçekleri düzenli, kendisi güler yüzlü ve kibardır sırada bir çok insan onu bekler. Nedeni bellidir insana saygı, kendine saygı, yaptığı işe saygı. Kendine inancı sayesinde başarı elde eden her insanın mutlaka ürettiği bir ürün vardır. Bu ürün bilgi de olabilir, nesne de. Her şeye rağmen küçük bir kıvılcımı yakmayı başarabilecek, umudu olacak, tüm zorluklara rağmen düştüğü yerden kalkmayı bilecek, başarısız olduğu zamanlarda bile başarılı olduğu günlerin empatisini yaparak yeniden taşları üst üste koymayı düşünecek ve ne olursa olsun daha iyi olacak diyerek yola koyulacak insan kendine inanan insandır fikrimce. İnsan isterse, inanırsa başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Değişim kendimize inanmaktan, yüzleşmekten, tanımaktan başlar. Korkmadan istemek, düşsende kalkmayı bilmek gerekir. En bü

13 neden insanoğlunun uğursuz rakamıdır?

Resim
Tapınak şövalyelerin kalıntılarından bugünkü İsviçre oluşmuştur. 1307'den önce köylü olan bu toplum bir anda ticarette özellikle bankacılıkta ve askeriye de (papalığa özel askeri birlik vermektedir) çok usta olmuşlardır. Bayraklarında bile tapınak şövalyelerinin nişaneleri vardır. Ayrıca İsviçre bankacılık sistemi dünyanın en gizli ve kapalı sistemidir. Bir diğer neden; Meksika'daki Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi'nin duvarına kazınmış bir yazıda Mu'nun batışı şöyle anlatılıyormuş; "6 Kaan yılı Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak bir kaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket 64 Milyon insanın ölümüne sebep oldu." Mu, Zak ayının 13. Cuma günü batmıştı o günden sonra "13" insanoğlunun uğursuz rakamı oldu... İsa peygamber çarmıha gerilir havarileri ile beraber 13 kişidirler ve b

Ne Çok Ayrılıklar Yaşadık...

Resim
Önce ilk okulda başladı ayrılıklar. En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan ayrıldık. Sonra biraz serpildik ve hayatımız boyunca özlemini yaşayacağımız çocukluğumuzdan ayrıldık. Ne sevdalardan ayrıldık kimisini hala hiç kimseye söyleyemediğimiz. Anne baba evinden ayrıldık, onca anıyı, huzuru hayatımızda birdaha asla bulamayacağımız ve yaşayamayacağımız tadının damağımızda kaldığı günlerimizden ayrıldık. Uykularımızdan bile ayrıldık biz aslında, başımızı yastığa koyar koymaz uyuduğumuz uykularımızdan. Gençliğimizden ayrıldık, kıymetini bilemediğimiz gençliğimizden. Hayat öyle zor sınavlardan geçirdiki bizi, sevdiklerimizden ayrıldık hemde birdaha hiç görmemek üzere göçüp gittiler bu dünyadan bizi bırakıp. Bazende hastalıkta ve sağlıkta bir ömür beraber olacağız diye yemin ettiğimiz insanlardan ayrıldık. Ne çok ayrılıklar yaşadık ağzı, dili, sözü olmayan. Ama biz yaşadıkça yakamızı bırakmayan... HÜLYA ÇAKICI Nasıl Bir Kadın Mı... Akıllı kadın değil deli bir kadın tercih et

Atatürk Olmakta Zor!

Resim
Nasıl bir deha, nasıl bir zeka, nasıl bir karakter, nasıl bir insan devamlı şaşırtmaya, hayranlık duymaya mecbur bırakıyor. Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamak idrak meselesidir, kıt akıllara sığmaz. Devrimlerinin mahiyetini anlamak için ne ömür yeter, ne de içinde bulunduğumuz yaşantının rahatlığı anlamamızı sağlar. Atatürk bir aydınlanışın vücuda getirilmiş halidir, yeniden dirilişin yaratıcısıdır ve ebedi bir ışığın asla yitmeyecek olan kaynağıdır. Dünyada nereye giderseniz gidin Atatürk'ü modern Türkiye'nin kurucusu olarak tanırlar, yüz yılın lideri ve bizim karakterimizdir. Yabancıların bilim adamları, liderleri, beyni çalışan insanları büyük liderlere değer verip saygıda bulunurlar. Bizde daha iki kitap okumamış kişiler dünya lideri sıfatlarıyla dünya literatürlerine girmiş bir insanı kendince eleştirme hakkı bulur. 57 yıllık yaşama 11 savaş, 24 madalya, 7 nişan, 13 kitap, 1 ülke sığdır ve kendi ülkende eleştiril Atatürk olmakta zor. Osmanlı'da padişah, hane

Sistemin Kendisi En Büyük Oyun

Resim
Gelecek nelere gebedir bilmiyoruz, hayatın altının üstünden daha iyi olup olmadığını da bilmiyoruz. Sürekli değişime uğrayan bir sistemde depremlerin oluşması, doğanın şekillenmesi, iklimlerin ısınıp soğuması ile sadece dünyamız değil evrende değişime uğruyor. Biz insanlarda bu değişimin içinde gel git olayları gibi çalkalanıyoruz bir ileri, bir geri. Ama doğa insanların tersine çok akıllı, gerektiğinde neyin nasıl yapılacağını çok iyi biliyor. Cennet dediğimiz insanca yaşanan bir dünya olmalı. İnsana fazla iyi değeri yüklüyoruz aslında kötülüğün tek kaynağıdır insan ve evrime yapılmış en büyük tehdittir. Düşünmeden uzaklaştırılmış toplumların işlediği suçlar, bu suçları işleyen yapılar nasıl oluştu önce bunların üzerinde durulmalı. Kimsenin istemeyeceği türden, hangi dine mensup olursa olsun doymak bilmez hırslarıyla insanlara dehşet saçan, savunmasız insanlara saldıranlar. Günümüzde savaşların masumları savaşıp hayatını kaybeden taraf, suçluları ise savaşı başlatıp kazana

Einstein Mutlu Bir İnsan Mıydı?

Resim
Einstein büyük bir bilim adamıydı ve yaptığı bilimsel çalışmalarla yeni bir çığır açtı. Bunlar inkar edilemez bunun yanında savaş karşıtlığı, toplumsal sorunlara duyarsız kalmaması da takdire şayandır. Mutluluk formülleri yazan Einstein mutlu bir insan mıydı diye düşünmekten kendini alamıyor insan. Rivayete göre Einstein'da aile erdemi yoktur. Bilim tarihçileri Einstein'ın kendi çocuklarına hiç sahip çıkmadığını söylerler. Einstein'ın ilk evliliği kuzeniyle olmuştur ve eşini defalarca aldattığı bilinir. Amerika'ya göç ettikten sonrada karısını ve çocuklarını arayıp sormamış, sahip çıkmamıştır. Amerika'da tekrar evlenir, bu evliliğinden çocuğu olmaz. Yeni eşini de sürekli aldattığı bilinir. Eşi bu duruma isyan ettiğinde ise yaptığı tek şey eşini umursamamak olmuştur. Bu olaylar Einstein'ın yakın arkadaşları ve çevresi tarafından anlatılan, belgelenen olaylardır. Sonuç Einstein büyük bir bilim adamı ve düşünürdü ama kusursuz değildi, aynı bizler gibi. Ei

Aşkta Sorgulanmalı...

Resim
Aşkta sorgulanmalı. Sorgusuz, sualsiz hiçbir şey kalmamalı, insana dair ne varsa kurcalanmalı. Olduğu şekliyle kabul edilen her şey zamanla kısır bir döngüye dönüşür çünkü. Aşkta değişen zaman ve koşullarla değişti, bu değişimin olması da kaçınılmazdı. Geçmişten günümüze yansıyan büyük aşklar Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi geçerliliğini yitirdi ve teknolojik aşklar devreye girdi, her şey değişirken aşkın değişmesi de normalleşti. Aşk eskiden yoktan var ederken şimdilerde vardan yok ediyor, eskiden iyileştirip şifalandırırken şimdi hasta ediyor, eskiden ruhu olgunlaştırıp geliştirirken, şimdilerde egoyu arttırıyor. Teknolojiyle her şeyin olduğu gibi aşkında kimyası bozulup bir yarışa, bir metaya dönüştürüldü. Aşk zamana uyayım derken içini boşalttı kabuk oldu. Bunu bizler yaptık, aşkı kendi iç çatışmalarımıza kurban ettik. Yalnızca kalbimizi dinleyip aşkın sandalına atlamamalıyız. Atlarken aklımızın sesini aşmayı unutmamalı ve bu dengeyi oluşturmalıyız. İlk duyguların y

Kütüphanelerin Niçin Gözyaşı Dolu?

Resim
“America why are your libraries full of tears?” yani Amerika niçin kütüphanelerin gözyaşı dolu? (Ginsberg) Japonya'ya atom bombalarının atılmasının en önemli nedeni ABD'nin Japon adaları işgali sırasında verdiği ağır insan kayıplarını önlemek istemesidir. Okinawa seferberliği bunun bir örneğidir. Bombalar sayesinde Japonya, Tokyo başta olmak üzere önemli şehirlerin hedef alınmaması için kayıtsız şartsız teslim olmuştur. Coğrafi olarak bombanın atıldığı yer olan Nagazaki ve Hiroshima’yı çevreleyen dağları dikkate alarak patlama sonrası insan kaybı maksimum olacak şekilde inceden inceye hesaplanmıştır. Enola Gay isimli uçak bombayı sadece bir km ileriye atsa aradaki tepeler yüzünden blastin gücü azalım göstererek kayıpların üçte bir azalacağını hesaplıyorlar ve bilinçli olarak ölçüp, biçip karar veriyorlar. İlk bomba sabah çocuklarını okula hazırlayan annelerin evde olduğu saatte atılıyor. Adada o saatte hiç asker yok resmen sivil katliamı yapılıyor. Aynı şey ikinci dün