Acısıyla, tatlısıyla...

 

Hayat acısıyla, tatlısıyla anlamlı ve güzel. Yaşama sanatı ise acı ve tatlı arasındaki dengeyi kurmak, kurabilmektir. Hayat olduğu gibidir, her an her şey olabilir, yaşarken yaşamdan tat almaya bakmak, güzel şeyleri istemek, zevk veren şeyleri yapmak iyidir.


Acı, keder, hayalkırıklığı ve hayata dair yaşayabileceğimiz sorunlardan geçmemiş bir kişinin olgunlaşmasını bekleyemeyiz, kendisine ait hikayesi olmayanların başarısı da olamaz.

İnsan doğar, huzur ve güven ortamı arar. Sonra merak ve öğrenme başlar. Öğrenirken bazen haz duyar, bazen acı duyar. Acıdan kaçamazsa önce tahammül başlar, sonra acıdan yana olan tercihlere başlar ki, hazdan yana olan tercihleri terk ederse ruhsal kaosa kapılır. Acıdan haz duymaya başlayan bireyler yıkım ve yok oluşa zemin yaratırlar. Böyle bir yaşam kişiyi çevresine karşı duyarsızlaştırır, acımasızlaştırır, hayatındaki sorunları büyütür. Acı çekmemek için görmemezlikten gelinen sorunlar çözümsüz kalarak kişiyi daha da çıkmaza sokar. Acı, acı çekmek içinse değmez. Acı, yeni ve güzel bir yaşam içinse değer, o zaman asla vazgeçmemelidir.

Yolculuğumuz esnasında virajlar, uçurumlar, rampalar, köprüler, bozuk yollar hep olacak. Yaşamda pozitif ve negatif yaşanmışlıklar hep olacak. Önemli olan tatları da, kötü anları da yaşarken teraziyi iyi kullanarak dengede ve çözümde kalmamızdır. İyilikte, kötülükte bulaşıcıdır. Çevremizi huzurlu ve çözüm odaklı yönlendirip, sinerji yaratabilirsek o zaman daha keyifli yaşayabiliriz. Hayat kazandıkça, kazandırdıkça zenginleşir ve büyür.

Hayatın kendine has bir döngüsü, duygusu bize duyurmak istediği sesi var. Önemli olan uyum ve ahenkle, sevgi ve saygıyla dengede kalmaya özen göstermek. Her şey bir deneyim. Kaçınacak bir acı veya daimi bir tat yok yaşanılacak her şekilde yaşanıyor.

Ortada durmak gerekiyor. Tat ararken var olan acıyı yok saymak yok olduğu anlamı taşımaz, bu davranış bir kaçıştır ve sonuç olarak tadı bulsanız bile yapay ve geçici olduğu için yolun sonu yine acıya çıkacaktır.

Acıdan kaçmak, acıyı ötelemek olmaz ama farklı şekillerde bastırabiliriz. Bu fokurdayan kaynağın üstüne ağır bir taş koymaya benzer. Pınar o taşı da atar üzerinden ya da her yanından akmaya devam eder. Acıyı kamufle etmek için eğlence vs. gibi yöntemlere başvurmak yaranın üstüne pudra şekeri serpmeye benzer. Bir parçası olduğumuz toplumun gerçekleri ile yolumuz mutlaka bir gün kesişeceğinden, sırça saraylarda yaşama hayali hastalıklı bir durum olabilir.

Bilinçsiz yapılan doğru, doğru değildir. Doğrunun gerçekliğinin sağlanması ise sanki acıdan geçmekle oluyor, çünkü ertelenen her acı insana katması gereken değeri daha da büyüyerek getiriyor. Aşılan her acının mükafatı ise yaşamda daha sağlam ve dik durmak olarak beliriyor. Yani ruhun gelişimi birazda yanmaktan geçiyor.

Zordan kaçıp kolayın peşine düşmek ya da sürekli zevk aramaya odaklanmak da bir bakıma trajik. Bir şeyden kaçıp başka bir şeye tutunmak, bütün bunlar varoluş trajedisini yok sayıp hayata tutunma çabasından kaynaklı. Herkes kendi bilir ama dengeli olan en huzurlusu aynı zamanda. Çok gülünce gelen ağlama hissi gibi. Her şey karşıtıyla birlikte var ve yaşamda her şeye duyarlı olmalı dozunu kaçırmadan, fikri hür vicdanı hür özgürce yaşayıp hayatın getirdiğine kucak açıp, götürdükleri için çok üzülmemeli. Dünle çok uğraşan insanlar mutsuz insanlardır, dün ölüm gibidir, her şey anda yaşanıyor ki, aldığımız nefesi bile alıp veriyoruz.

Hayat kendi düzenini sürdürmek için canlılara yaşam ve ölümü birlikte vermiştir. Bu ikilem içindeki insan er ya da geç acıların en büyüğü olan ölümü tadacaktır. Yaşamın amacı hayattan haz almak olmalı, herkes ölümü tadacağına göre mümkün olduğunca hayatın tadını çıkarmalı.

Acı genellikle plansız programsız çıkıverir karşımıza. Hesapsız, kaçınılmaz. Keşke acısız bir dünya olsa. Tabi ki suya sabuna dokunmadan yaşamak da olası. Bir ot gibi. İliklerinize kadar hissederek yaşamak, yaşamdaki var olan bütün haz ve acıları içerir. Diyalektik bir yaşam döngüsüdür yaşam.

Hesapta kitapta olmadan gelendir başımıza acı da, tatlı da. Hayatın kendisi türlü türlü olaylarla dolu, gidiyoruz gündüz gece başımıza ne geleceğini bilmeden. İkiside kaçınılmaz insan hayatında ama bazıları çok derin acılara maruz kalırken, bazıları da hafif acılarla atlatıyor hayatı. Acılar olmasa güzelliklerin tadı anlaşılmazdı, ağlamak olmasa gülmenin tadı anlaşılmazdı, hayatta her şey zıttıyla var olmuş değeri anlaşılsın diye.

Kimseye zararınız yoksa, faydanız olup olmaması sizi bağlar. Ömür kısa, her şeyi dert edinmek tercih meseli. Tabii ki toplumun huzuru önemli. Ancak toplumun huzuru için ilk önce kendiniz huzurlu olacaksınız. Çözemeyeceğiniz sorunlar için vah etmenin anlamı var mı? Hayat bu acısıyla, tatlısıyla yaşanacak. Anların değerini bilmek gerek. Anın kıymetini bilen acıyı hissetse de, huzurda kalabilmeyi başarıyor. Ne acıdan kaçabilirsiniz, ne de mutluluktan.

HÜLYA ÇAKICI

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Süleyman Demirel'den bir fıkra ile günümüz :)

Ayağınızdaki 6 Güçlü Nokta

Hayat Kişiye Özeldir