24 Ağustos 2016 Çarşamba

BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN



Evin minik faresi duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine; “İçinde hangi yiyecek var acaba?” diye düşündü. Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı. “Evde bir fare kapanı var! Evde bir fare kapanı var!” diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı. Minik fareyi telaş içinde gören tavuk umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı; “Zavallı farecik. Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın” dedi. Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu; “Evde bir fare kapanı var! Evde bir fare kapanı var!” diye adeta çırpındı. Domuz anlayışla karşıladı ama; “Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol” dedi. Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü. “Evde bir fare kapanı var! Evde bir fare kapanı var!” dedi. İnek; “Bak fare kardeş senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor.” dedi. Sonunda farecik başı önde umutsuz bir şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anlamıştı. O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü fare kapanından geliyordu. Çiftçinin karısı ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı. Çiftçi karısını apar topar doktora götürdü. Doktor zehri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir. Çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu. Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti. Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan belli ki çok zehirliydi. Bir kaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı. Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.

İste hayat böyle bir şeydir. BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN dersek bir gün mutlaka gelip bizi de sokacaktır. Birisi sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya kalmışsa, hepimizin aynı tehlike de olabileceğini hatırlayalım. Hepimiz yaşam denilen bu yolculukta yer alıyoruz. Diğerimiz için bir gözümüzü açık tutmalı ve diğerlerini de cesaretlendirmek için çaba harcamalıyız.

Hayatın içindeki en büyük eksik Adalet. Hiç bir olay karşısında adil olamıyoruz. Bir haksızlık yapılmışsa, yapan kişiler bize yakınsa ya sessiz kalıyoruz, ya iyi olmuş diyoruz. Medeni ve demokrat olmanın, huzurlu, mutlu ve başarılı bir hayat yaşamanın gereği adil olmaktır. Vicdanı insanlar kaybetti artık yerini para, mal, mülk, yalakalık aldı. Doğa çıkarlar uğruna talan ediliyor ve her türlü canlı da bundan nasibini alıyor. Dürüstlüğün olmaması, çıkar çatışmalarının enlerde olması bütün dünya toplumlarındaki samimiyetsizliklerden kaynaklanıyor ve bedelini hep birlikte ödüyoruz.

İroniyi anlamak için düşünen bir beyin, düşünen bir beyin için de insan olmak şart. Bu şartlara uyuyor muyuz? Bugün sen hangi durumda isen yarın başkaları alacak o sırayı. Madalyonun ne zaman döneceğini bilemezsin ama döner/mutlaka döner ve sende izlersin.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder