Farkında Kalan Ayakta Kalandır



Hoşgörüyle kabullenmek ama farkındalığın gereğini yaparak, bu böyledir ve doğaldır da. Bir yaşam oyunu içinde anlık değişen ve yaşanan duygular gelişim, farklılaşan bakış açısı, mutlak bir doğrunun olmadığı gerçekliği ve belki de insan olmanın gereği olarak hoşgörüyle kabullenmek gerekir. Asıl olan kişinin bu durumla ilgili farkındalığıdır.

Hoşgörüyle kabullenmek bilinçsel yükseliş sürecinde bilgi ile yükseldiğimiz yani bilen olup yapabilen olamadığımız da gerçekleşir.

Gelişimin işleyişinde bu zihin oyununa düşene ve şahitlik edene fark ettiği takdirde katkı sunar. Hayatın içerisinde bildiklerimizi birer aksesuar olarak mı taşıyoruz yoksa uyguluyor muyuz derdimiz bu olmalı. Bunu kavramak ve anlamak için varlık seviyemizi eski halimize göre yükseltmiş olmalıyız. Bu yükseliş bize bilgi ile mi geldi yoksa bildiğimizi deneyimlediğimizde mi? Buradan bir veri elde ettiysek başkalarının bilgisi ile sarhoş olmayıp kendi bildiğimizle ilerlemeliyiz. Bilgi var, birikiyor ve dönüşmeyip dilde şakıyorsa bu da zihnin aydınlanma çabası içerisinde olanı farklı bir taktik ile uyutmasıdır. Yolda canlı olmalıyız ki, ne uykuda olanın arkasında kalıp durağanlaşalım ne de kendimiz bu tür bir uykuya dalalım. Sonuç nedir? Her bilen kendimizde dahil yapabilen değildir. Fark et, kendin olsanda, başkasına şahitlik ediyor olsanda, yerme eleştirme ama payına düşeni gerçekleştir. Başkalarını fark etmeden ilahlaştırırken kendini acizleştirme. Dinle, hayranlığın bilginin doğruluğuna olsun bilgiyi aktarana değil. Putlarını fark edip dönüşme yolunda iken yeni putlar yaratma. Her birimiz diğerimize bilen ya da yapabilen yanımızla bir lütuf değil sadece vesileyiz. Birilerinin zaman zaman çıkıp sadece hatırlatmak ve işaret etmek için kral çıplak demesi gerekiyor. Yoksa sistem tıkır tıkır işliyor. Bunun olması sürecin bir parçasıysa, bu da var demek sürecin diğer parçasıdır. Deneyimlediklerimizi paylaşmak her zaman bütüne hizmettir. Bu bir gerçekliktir, ruhsal bir amaca hizmet eder ama bir biz ve siz, ben ve onlar, iyiler ve kötüler olayı değildir. Önce durumu tespit sonra herkesin bundaki ortak payını ve aynalığını görmek hepimizin ortak meselesidir.

Kendimize odaklanmamız gerekiyor, zihin bilgiye doymuyor, burada kısıtlamak gerekiyor. Bilgi edinmekten ziyade bilgiyi tutabiliyor muyuz, ne kadar tuttuk? Eski ben ile yeni ben arasındaki farkı görebiliyor muyuz?

Farkındalık dışında her şey bir oyun, bir strateji. Bilinç seviyesi yükseldikçe alt bilinçlerden ister istemez uzaklaşılıyor, aradaki uçurum artıyor, bu doğal bir durum. Sonuçta her enerji kendisiyle rezone olan bir enerji grubuyla birleşiyor.

Birçok şeyi gördükten sonra bilgili insan olmanın ya da uyanmış, aydınlanmış insan olmanın kafamızda yarattığımız kalıplara uymadığını anladım. Sanırım bizim yapabileceğimiz en iyi şey mümkün olduğunca kimsenin hakkına girmeden, kimseye zarar vermeden kendi hakkımızı da gözeterek ve en önemlisi kendimize dürüst olarak yaşayabilmek. Kendimize dürüst olma noktası aslında neyi, ne amaçla yaptığımızın bilincinde olmak ve bu idraki mümkün olduğunca canlı tutmak. Her durumda öz farkındalığını diri tutan diri kalacaktır.

Zihin bize birçok şeyi temizlik için gösteriyor ki, kendini bir şey zannetme hepsi sensin diyor. Yok öyle gördüm gözlerimi kapatayım unutayım falan. Hepimiz her şekilde bütüne verdiğimiz egosal zararı görüp bağışlamalıyız çünkü hepsi biziz. Kaynağı tam yansıtan üstatlarımızı görüyoruz ki, iyileşme yönündeki sözlerini duyup gerçeği hatırlamamız için. Uyarıcılar daima gerekir zihine, unutmasın diye gerçeği.

Bütün içerisinde olup biten her şey bütünsel arınmaya hizmet eder. Önemli olan her an aynaların farkında kalabilmek ve bunların gereğini yerine getirebilmek. Farkında kalan her zaman ayakta kalandır.

Kendimizi korumaya almalı bilgiyi sonra aktarmalıyız, bugüne kadar öğrenmeye çalıştığım tüm öğretiler için bir ücret talep edildi. Dönemsel gereği olabilir belki ama işi bir ticaret ve rant kapısı haline dönüştürmek kişilerin kendileriyle, temel niyetleri konusunda hesaplaşmalarını gerektirir. Alma verme dengesi olmalı, kul hakkı diye bir şey var. Fakat ticaret olayı ve bunu görmemek evrensel yasalara uymaz gibi geliyor. Kendini kandırmak ama evren hiçbir şeyi yutmaz.

İnsan neden kendi gücünü başkasına versin? İlk aklıma gelen sorumluluktan kaçmak. Kendi gücünü vermemesi için kendi gücünde durabilmesi lazım ama bu mümkün mü? Kendi gücünde olamadığı için bir başkasına gidip başvuruyor ve orada da buna uyanana kadar tokat yiyor.

Gücünü önce fark etmesi, anlaması, görmesi ve sonra egoya bunu kabul ettirebilmesi gerekiyor. Ego kabul etmeyi reddediyor. Başka enerjiden beslenmeye alışmış çünkü kolayına geliyor. Böylece hata olunca sorumluluktan yırtıyor.

Gerçek anlamda ışığa hizmetle ve adanmışlıkla yola çıkan ruhun niyeti; kendisini iyileştirip şifalandırırken diğerlerine de o farkındalık ve istekle bir o kadarda beklentisizce dokunmak ve ışığın çoğalmasına katkıda bulunmak amacıyla kollektif bilinci de sevgiyle kutsamaktır. Bütünsel boyutta bu art niyetler ciddi sıkıntı doğurmuyor mu? Varoluş insandan ibaret değil ki, o zaman yol gösterdiğini düşünenler ve böyle niyetleri olanlar sorgulamalı kendisini, bu egoyuda aşan bir şey tüm varlığa dokunuyor.

Kendi ego sınavlarını da içeriyor bu yol göstericilik. Bir süre sonra yol göstericiliğin cazibesine ve uyutuculuğuna kanarak daha az kendilerine bakmaya başlıyorlar. Ego farkındalığın önüne geçiyor yani, bu hepimiz için geçerli bir noktada. Bir iyi çocuklar, kötü çocuklar ayrımı yapma hatasına da düşmemeliyiz, bu bana kendimde neyi yansıtıyor, kendimle ilgili neyi gösteriyor, bu soruyu sormalıyız.

Bizler bilgiyi alalım egoları onların sorunu. Bizim için önemli olan doğru bilgi. Bu zaman diliminde sadece buna ihtiyacımız var. Onların egosu için aynalar var.

Bu onlar bizler, egolular egosuzlar meselesi değil, bütünün egosudur. Bunun kendi içinizdeki kaynağını bulmak için önce aynayı ve aynadakini iyi görmek, tespit etmek gerekir, her şey bir aynadır dualite dersindeki bir varlık için. Sizde etki ve tepki uyandıran ufacık şey bile sizin bir aynanızdır, bu aynadan yola çıkarak içinizdeki parçalanmış tarafı bütünleyebilmeniz içindir.

Uyanık görünüp uyanamamışlar da bizdendir, karanlık yönlerimizdir, benlerimizdir, bu oyunda onlarda vardır ki, görüp uyanmışı, uyanmamışı fark edelim. Uyanmışın köşesi, kenarı olmaz, sonsuz sınırsız olandır, tanımlanamaz. Hiçbir şey lüzumsuz değildir, karanlık yönlerimizi, inançlarımızı yaşatmak, görmek içindir. Yaşamadan göremez içinden geçemezsin.

Kel olup kellere tarak satmaya çalışanlar yok değil. Egolarından oyunu göremiyor olabilirler. Oyunu oyunluktan çıkarmakla farkındalık başlar. Yazıp çizen, bilgiyi yayan, uyanmışlık liderliği yapan, çok yükseklere koyduğunuz ve bu anlamda köşeleri iyi tutan hatırı sayılır üstatların sandığınızdan çok daha fazla miktarlarda ve sizi şaşırtacak şekillerde egoyu, bencilliği, korkuları ve sınırlı inanç kalıplarını tuttuğunu unutmayın.

Taklit insanı tahkime götürür. Bakarsınız birine denk geliriz birden değişir her şey. Taklitte güzel aslında en azından üstatlığa, arifliğe özeniyorlar, olur mu olur her an her şey her şekle dönüşebilir. Öyle birine denk gelmek için önce kendinizle, evrenle denk gelmeniz gerekiyor. Bu niyetleriniz ve samimiyetinizle ilgili. Yani evren tümüyle açıklık prensibine göre işliyor olduğu üzere kişininde kendine bir noktada tümüyle açık ve şeffaf olması gerekiyor ki, evrenle uyumu yakalasın. Niyetin farkındalığı. Öz ve söz birliği olmadıkça bu uyumu yakalayamıyoruz ve enerjide dalgalanmalar yaratıyoruz bu da acıya sebep oluyor. Birine denk gelmeden bunu yapabiliyor olsaydık zaten yapardık. Samimiyet yani ihlas çok ileri bir level ona kendi kendine ulaşabilene pek rastlanmadı. Evren ise insanda dürülü bir nizam onu kendi kendine açabilen çok az, belki de yok. Yaşadığınız her an, her deneyim bir öğretmendir. Yeri gelir kanlı canlı bir öğretmen sizin o an ki atlama taşınız olur. Her şey o an ki ihtiyacınıza göre gelir önünüze, sizin kendinizin farkında olma kapasitenize göre. Hayatı her şekliyle, her deneyimiyle, bir öğretmen olarak görüp bunları kendi niyetlerimin saf olup olmadığı konusunda bir test fırsatı olarak alırım.

Güneşe ve parlayan yıldızlara uzanan yoldaki çakıl taşlarını işaret etmeden o güzelliklere ulaşabilmek mümkün değil. Güneş zaten hep orada ve oradaydı, sadece önünü kapatan bulutları görerek, fark ederek dağıtmak kalıyor bizlere.

HÜLYA ÇAKICI

https://hthayat.haberturk.com/farkinda-kalan-ayakta-kalandir-1077787

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Süleyman Demirel'den bir fıkra ile günümüz :)

Ayağınızdaki 6 Güçlü Nokta

Hayat Kişiye Özeldir