11 Aralık 2016 Pazar

Beyin göçü içindekilere anlat!


Eğitim dünyayı değiştirebilmek için kullanabilecek en güçlü silahtır. Düşünen beyin kendini her zaman yeniler. Bazen öğrendiğin cevaplar daha fazla soru isteyebilir. 

Bir gün ormandaki hayvanlar bir araya gelip okul açmaya karar verirler. Bir tavşan, bir kuş, bir sincap, bir balık ve yılan balığı yönetim kurulunu oluşturur. Tavşan, müfredatta koşmanın bulunmasını istemektedir. Kuş, uçmanın dahil olmasını, balık yüzmenin dahil olmasını ve sincap, ağaca tırmanmanın mutlaka zorunlu dersler arasında olması gerektiğini söylemektedir. Bütün bunları bir araya getirip, bir müfredat programı yaparlar ve bütün hayvanların bu dersleri görmesini isterler. Tavşan koşu dersinden A alıyor olmasına rağmen, ağaca tırmanmak onun için çok ciddi bir sorundur. Sürekli kafa üstü düşmektedir ve bir süre sonra beyni hasar görür, eskisi gibi koşamaz. Artık koşuda A almak yerine, C alır. Ağaç tırmanmada  ise her zaman zayıf alır.
Kuş, uçmada çok başarılıydı ama sıra toprak kazmaya geldiği zaman, o kadar başarılı değildi. Sürekli gagasını ve kanatlarını kırıyordu. Bir süre sonra toprak kazma notu hala F olmasına rağmen, uçma notu C'ye düşmüştü. O da ağaca tırmanmada çok zorlanıyordu. Sonuçta sınıf birincisi olan hayvan her şeyi yarım yamalak yapabilen hiç zeki olmayan yılan balığı oldu. Ancak eğitimciler çok mutluydu, çünkü herkes bütün dersleri görüyordu. Ve buna 'Geniş Tabanlı Eğitim Sistemi' dediler.

Bu müfredat metodu bana bir ülkenin eğitim sistemini anımsatıyor. Temelinde rant yatıyor heba ettiler koca bir nesli ırkçılık ve dincilik ile. Bilim ve din iki ayrı kutup. Bilim ilerledikçe din çürür. Cahil biatçı nesil yetiştirmek isteyenler din eğitimini şart koşarlar. Aslında değil, her ikisi de geçmiş yüzyıllar da gayet iyi yürümüş. Önemli olan karıştırmamak. 

Batı da meydana gelen aydınlanma ve bilimsel gelişmelerin temelinde İslam dini ve Endülüs gerçeği vardır. Endülüs İslam alimleri bilimsel çalışmaları o kadar ileri boyutlara ulaşmış ki laboratuvarlar da suni bulut ve gök gürültüsü oluşturarak deneyler yapıyorlarmış. Bunu Nobel ödüllü Fransız Fizikçi Pierre Cuirie şu şekilde anlatıyor; Endülüs'ten bize otuz kitap kaldı bunlarla atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı bugün çoktan uzayda galaksiler arasında seyahat ediyorduk. Batı yüzlerce yıl boyunca okullarında ders kitabı olarak İslam alimlerinin eserlerini okuttu. Bunu da sahte Müslümanlar değil gerçek, çalışkan Müslümanlar yaptı.

Bu acı bir durum pek çoğumuzun farkında olduğu. Eğitim kalitesinin yükseltilmesi gerektiği muhakkak ama çözüm üretmek yerine çok iyi eğitim veren okul ve öğretmenlerin başarısına göz dikildi. Proje Okulları adı altında ne kadar çok başarılı okul varsa o okulların eğitim kadroları yerinden edilip, bilinçli olarak çok büyük kısmı imam hatiplere atandı. Bazıları bunu sindiremeyip, istifa edip veya emekliye ayrılıyorsa da henüz emeklilik yaşına gelmemiş pek çoğu da kaderine razı oluyor içinde yaşadığımız günlerde. Çöl ortasına zeytin dikmeye kalkışmakla aynı mantalite bu. Ne zeytin çölde yaşar, ne meyve verir ve ne de çoraklaşan zeytin alanına dikmeye kalkıştığın hurmalardan hayır gelir.

HÜLYA ÇAKICI 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder