14 Aralık 2016 Çarşamba

Bilgi kanıta, inanç korkuya dayalıdır!


Bilimi ve bilgiyi çocuklara sadece teorik olarak anlatılırsa kısıtlı öğrenilmiş olur. Bir çok şey pratik yaparak veya deneylerle daha rahat anlayarak öğrenilebilir. Heveslendirerek okumaya teşvik edecek öğretmenlere ihtiyacımız var.

Bilgi araştırma, inceleme, tartışma, deneyler ve gözlem sonucu oluşur. İnanç ise farklıdır, buyruk niteliğinde, ayrıca kutsaldır. Onun için tartışamazsın, farklı yorumlayamazsın. Yani etkisi ve gücü biraz da bilinmezliğinde saklıdır. Bilmek bizi bir yere taşır ama bildiklerimiz bir müddet sonra bize yük olur. Tek bir şey biliriz o da hiçbir şey bilmediğimizi noktasına ulaşınca yada bildiklerimizi sandıklarımızın aslında öyle olmadıklarının farkına varınca hayret sonucu aşk ile bilmemek okyanusunda haz içinde şenden şene var olmanın huzurunu yaşarız. İnançlarımızın yıkılacağından korkup zaman zaman bilgiden kaçtığımız da olur. Aslında bilgi ile inanç asla çarpışmaz. Birbirinin alternatifi de değildirler.

Bir şeyi bilmek için önce inanmak gerekir. İnanmadığın bir bilgiye ulaşmak okyanusun ortasında dalgalarla yüzmeye benzer. Para ve gücü elinde tutmak isteyenler, insanların gerçeği bilmesini istemedikleri için inanç ve din üzerine kurgulanmış programı çok yoğun acımasızca baskılı şekilde uygulamaktalar. İnsan kendinin kim olduğu bilgisine vardığında bu gezegende aç sefil, yalan dolan ve sömürü de kalmaz. İnsanlar bütünün bir parçasıdır. Bastığı toprağa, yerdeki ota taşa toprağa teşekkür edecek, kendisi için istediğini karşısındaki için de isteyecek, girdiği denize onu kabul ettiği serinlettigi için teşekkür edecek, kedi, köpek, kurda, kuşa şükran duyacak. Varoluş her saniye değişim ve genişleme içinde. Varoluşun kendisi matematiktir. Felsefe de bütünü matematiksel yaklaşımla betimler. İnanç ve dini bizi iyi insan yapmak için öğrettiler. Evrim deneyim ile olur ve deneyim akıl, mantık, şuur sarmalında gelişirse bir işe yarar. Sadece inançları ile deneyimleyen yaşam yolunda körebe oynar gibi her şeyi elle bulmaya çalışır, kısır döngü de kalır. Halbuki varoluşun kendisi gelişmedir, genişleme, her şey olabilme üzerinedir. İnsan düşünmeyi beceremesin diye yapılıyor tüm programlar. İnsan düşünmeyi öğrendiği zaman zaten akıl, mantık, şuur, bilgi boyutunda olacak. Bilmek en önemli şey. O da once kendinin kim olduğunu keşfetmek ile başlar.

Kendi benliğini bulanlar, bilgeliğe ulaşanlar, iz bırakanlar düşünmeden kalabalıkların peşine takılanlar değil, düşünüp sorgulayıp kendi benliğini aramak için yola çıkan ve o yolda istikrarla yürüyenlerdir. Cesaret bazen ayak izi olmayan bir yerde kendi ayak izini çizebilmektir. Cesaret aykırı görünme korkusunu, sürüden biri olma gibi görünme çabasını bırakıp, kendi yolunda emin adımlarla, içinden gelen sesi dinleyerek yol almaktır. Kimseye aldırmadan, arkana bakmadan gidebiliyorsan ideallerine ulaşmak için yol almışın demektir. Başkalarının izinden gitmeyenler iz bırakır hayata. Alışıla gelmişin dışına çıkmak kendi yaşamında devrim yapmak demektir.

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder