21 Mayıs 2018 Pazartesi

Umutsuzluğa kapılınca...


Depremler farklı farklı yerlerde olsa da enkazlar hep aynıdır. Adanış ve bozgun doğal süreçlerdir, eldeki güçlerle belirlenen amaca ulaşılamayacağını gördüğümüzde yeniden durum değerlendirmesi yapmak gerekir. Kaygıyı hissedebilen beyinler belkide hayatları boyunca bu iniş çıkışlara maruz kalacaktır.

İnsanız ve içimizdeki cevheri sıkıntılı zamanlarda dışarı çıkararak işleme gibi bir huyumuz var. Umut hep vardır, bugün olmayan umut yarın başka bir görünümde karşımıza çıkar. Çaresizliktir kötü olan, insan çaresizlikten umudunu kaybeder.

Umudumuz boşa çıkınca sayısız düşüncelerle dalgın dalgın çevreyi izleriz. Her ne kadar tinsel hali değişken varlıklar olsak da, acıyı sonuna kadar hissedip her seferinde daha güçlenerek hayatımıza devam ederiz.

Bazen biraz şanssız olduğumuzu, daha fazla çalışmak gerektiğini düşünüp zamana bırakıyoruz. Üzülmeye değmez hayata bir kere geliyoruz, umutsuzluğa itecek her şeyi hayatımızdan çıkarmak gerekiyor. Yaşam ne kadar sadeyse, yapay olana daha az bağımlı hale geliyoruz.

Dünyadaki çoğu insan mı umutsuz, yoksa ülkemizdeki insanlar mı bilmiyorum ama tanıdığım çoğu hayalperest insanın umutsuz ve mutsuz olduğunu görüyorum. Umutları sigara ateşi gibi hemen tükeniyor. Hayal kurmak güzel ama kendini kaptırmamak şartıyla.

Hep bir şeylere bağlanmaya çalışıyoruz. Bir kadına veya bir erkeğe, çocuğa, arkadaşa, oyuna, işe, hep bir umut peşinde koşuyoruz.

Ben hangi konu umutsuzluğa düşürmüşse onu tespit edip daha sakin bir zamana ertelerim. Sonra problemi yapabileceğim şartlarda çözümler geçerim, problem dış kaynaklı olursa ne kadarını düzeltebileceğimi ayarlar ve kenara çekilirim. Akışına bırakıyor, yeniden umut etmeyi öğreniyorum sonuçta olması gerekenler oluyor.

HÜLYA ÇAKICI

Değişim, Dönüşüm, Devinim


Psikolojik harp, karmaşa algısı üreterek insanların moralini bozmak ve mücadele azimlerini kırmaktır. Morali olmayan insanlar da ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolay vazgeçerler.

Devletlerin varoluş dayanağı güvenliktir. Devlet, adalet, eğitim, sağlık, ticari faaliyetler ve daha birçok faaliyetin temelidir güvenlik. Hükümetler kendi çıkar ve sığ vizyonlarıyla bu kavramı oyarlar sonrasında da suçu dış mihraklara atarlar. Kendini güvende hissetmeyen vatandaş kullanışlı vatandaştır doktirinini yıkmadan bu sorun çözülmez. Halkı hayatından bezdiren her davranış biçiminin sonucunda halk kendini ülkeye ait hissetmemeye başlar.

Dünyadaki bütün ülkeler birbirlerine dış mihraktır. Çin ABD için dış mihrak, ABD Rusya için dış mihraktır. Önemli olan bizim ne olduğumuz, Türkiye olarak bilime, sanata, adalete, eğitime ne kadar yatırım yaptığımızdır.

Her insan Türk doğmaz ama aynı topraklarda yaşayan insanlar bu topraklara yürekten bağlanmışsa o vatandaşımız ve bizim için Türk’tür kimliği ne olursa olsun. Önemli olan topraklarımızın bütünlüğü, varlığı, huzur ve refahımız için birlik olmaktır.

Çağdaş dünya din kökenli kötülüklerin egemen olduğu karanlık çağlardan çıkmayı başladı. Atatürk'ün önderliğinde bizde ulus olarak karanlıktan kurtulmayı başarabildik. Ancak günümüzde bazı aydınlar güçlü olduklarına inandıkları bazı kitlelerin ayaklanmasından korktukları için akıl ve bilimden yana net bir tavır sergileyemiyor bu da karanlık zihinlere güç, aydınlık zihinlere umutsuzluk yüklüyor. İki yüzlülükten kurtulamayan bu yığınların gerçek aydınların yok olmasında sorumlulukları oldukça fazladır.

İçinde bulunduğumuz şartlarda ülkenin başına kim gelirse gelsin bitkisel hayattaki hastayı tedavi etmeye çalışacak. Gelecek kişinin elinde sihirli değnek yok ki dokundursun ve her şey güllük gülistanlık olsun. Gelecek kişi imkanlarla bir şeyler yapmaya çalışacak. Üretim tüketimden az olduğuna göre yine zamlarla vatandaşın sırtına yüklenilecek ama düzelmeyi istiyorsak bazı şeyleri göğüslemeye hazır olmalıyız yoksa tümden biteriz.

HÜLYA ÇAKICI

15 Mayıs 2018 Salı

İstemediğiniz hiçbir şeye evet demeyin!


Var olmak, ötekilerde yok olmak yada kendi başına küllerinden doğmak cesareti arasındaki çizgi gibidir.

Kimler için kendimizden ne ödünler verdik ne kazandık, ne kaybettik, bir çok şeye evet diyerek üzmemek için hep üzüldük.

Bugün değil, şu an diyebilmeli insan yarın hiç olmayabilir. Bazen çeşitli nedenlerden istemeden evet diyoruz, hayır demeyi öğrenebilirsek daha özgür ve mutlu olur, keşkelerimiz azalır, yaşamın daha çok farkına varabiliriz.

Bir çok hata yaptık sırf hayır demediğimiz için. Kimseyi memnun edebildik mi? Hep başkaları için yaşadık değdi mi? Farkına vardığımızda ise kendimiz için yapacak fazla bir şey kalmadığını gördük. Hayat devam ediyor istemediğimiz hiçbir şeye evet dememeliyiz.

Yapılan iyilikler bir süre sonra görev haline geliyor, bunu fark ettiğiniz zaman nasıl sinsice kullanıldığınızı da görüyorsunuz, dozu iyi ayarlamak gerekiyor. İnsanların bütün hatalarını kabul ederseniz sonunda siz hatalı görünürsünüz. İnsanları mutlu etmek zordur, yağa da yatırsanız, bala da batırsanız yaranamazsınız. Kimseye fazla anlam yüklemeyin ki hayal kırıklıkları da fazla olmasın.

Bazı şeylerin farkına varmak insanın edindiği bilgilerin sonucudur. Özellikle çıkarlara ters olanların farkına çabuk varılır. Bu tersliklerin kendinden kaynaklı da olabileceğini fark edebilmek önemlidir. Krallık kendine hükmedebilmek, ilk kendini yenebilmektir.

Kendine değer vermemekten, ileri görüşlü olmamaktan kaynaklanan bir çok hata yapılıyor. Kişi gerektiğinde hayır diyebilmeli, başkalarını mutlu etmeye çalışmadan önce ben ne hissederim diye düşünmeyi öğrenebilmeli. Herkes huzur arıyor pürüzlü insanlardan uzak durmalı.

Bildiğini söyle, önemsediğini dinle kafan rahat olsun.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1061667-istemediginiz-hicbir-seye-evet-demeyin

7 Mayıs 2018 Pazartesi

Sevdiğine Alışır, Alıştığını Seversin...


Sevdiğine alışır, alıştığını seversin alışkanlık dediğimiz bir bütündür. Seven uzaklaşsa da unutmaz sadece alışır yokluğa. Önemli olan sevginin varlığıdır, azı, çoğu yoktur. Sevgi insanı içten gülümsetebilen tek şeydir. Sevgiyi göstermek için illa söze gerek yoktur, bir dokunuş, bir göz teması bile yeterli olur bazen.

İnsanın içi sevgiyle doluysa bunu etrafinada yansıtır. Her şeyde bir güzellik görür, gittiği her yere ışık saçar, sevgi çok etkili bir iksirdir. Zor yaşamlarda bile ufacık bir sevgi yaşama bağlılığın işaretidir. Dünyada ne kadar kötülük yapmak için sebep varsa güzellik yaratmak içinde bir o kadar sebebimiz var demektir.

Kalbe sığabilen güzelliklerdir sevgi. Beklemek, umut etmek, özlemek, ağlamak, gülmek, yaşamak, mutlu olmaktır içine sığdırabildiğin kadar. Abartılacak en güzel şeydir özünü bilen için eğrisiyle, doğrusuyla, koşulsuz sevgi.

Özgürlük ve cesaret bir noktada birleşir, sevdiğini söyleyebilmek bir parça olsa da mutluluğa adımdır. İnsan bazı şeyleri yaşayıp, tecrübe etmedikten sonra bir çok şeyi tanıyamaz. Bazen olaylar karşısında kendimizin bile şaşıracağı tepkiler veriyor ve böylece de kendimizi tanıyoruz.

Tabi öyle kolay değildir sevmek, kırmadan, incitmeden, üzmeden sadece sevmek, insanlara güvenmek, sevgiye inanmak, umut etmek, gülmek, hayal etmek. En çokta güvenen insan sever, güvenilen insan sevilir. Güven ve sevgi birbirini tamamlar.

Sevgi, huzur ve güven bulduğumuz en iyi sığınak aynı zamanda bizi hayata bağlayan kaynaktır. Sevmeyi bilen kişi en olumsuz durumda bile kendi çıkış yolunu bulup, kendisine huzurlu ortamı oluşturur.

Fikrimce öncelikle kendimizi sevmekten başlayarak oluşturacağımız bir sevgi ortamıyla mutluluğa da ulaşabiliriz. Ufuktaki kızıl güneşi yakalamak gibi, çoşkun sularda kaybolmak gibi, özlemi yüreğine doldurmak gibi, sevgiyi sınırsız yaşamak gibi. Yıldızları seveceksin, güneşin doğuşunu seveceksin, doğayı seveceksin, bu dünyada yaşıyorsun iyisiyle yaşamaya bakacaksın, geçmişler geçmişte kalmalı diyecek önce kendini seveceksin.

HÜLYA ÇAKICI

Mizofoni


Mizofoni, çevremizdekiler tarafından çıkarılan ve belirli aralıklarla tekrarlayan sesleri duyduğumuzda içimizde oluşan nahoş duyguları anlatmaktadır. Bu sorunu yaşayan insanlar klavye tuşlarının sesinden, cips paketinin hışırtısından ve dudak şapırtılarından dolayı kızgınlık veya öfke duymaktadırlar.

Ayrıca, sakız sesi de çok yorucu. Bozuk para sürtmek, çekirdek yemek, anahtarla oynamak, tespih çekmek, çorba içerken höpürdetmek de bunlara örnek.

Mizofoni çok fazla bilinmeyen bir rahatsızlık, ayrıca yakalanan kişinin hayatını son derece zorlaştıran da bir rahatsızlıktır. Yaşıyorum ve sosyal hayatta bazı durumlarda kendimi geri çekmek zorunda kalıyorum. Hiç kimsenin duymadığı sesler beni kötü yapıyor. Ve maalesef bu hastalığın ne bir teşhisi ne de tedavisi var.

Tekrarlanan ses bir çin işkencesi yöntemidir ve herkesi etkiler. Eğer bu bir hastalıksa hastayım. İleri seviyesi bu seslerden her hangi birine maruz kalıp beyin karıncalanması ve sanki karıncanın ayak sesini duyuyormuş gibi.

HÜLYA ÇAKICI

Finali Doğrunun Gücü Yapar


Bazıları düşünür yapar, bazıları düşünür yaşar. Herkes konuşur ama önemli olan anlaşılmaktır. Doğruyu söylemek kadar zor, boş konuşmak kadar kolay bir şeyde yoktur.

Gün bitsin ama ömür bitmesin isteriz. Kendi yarattığımız gerçekliğe inanır, kendi yazdığımız senaryolarda her zaman başrolde kendimizi oynar, her şeyi kendimiz için yapar, kendimiz için aşık olur, kendimiz için ağlarız. İnsanlar belki tam anlamıyla kötü değildir ama iyi hiç değildir.

Doğruya doğrudur diyen kim? Doğruda, güçte sürelidir, keser döner sap döner misali gider, gelir yolunu bulur. Ne tam doğru vardır, ne de tam yanlış bakış açısına göre değişkendir yani subjektiftir mekana ve zamana göre değişir.

Tek bir doğru yoktur herkesin doğrusu farklıdır. Bir çocuğa göre çikolata yemek doğruyken, doktoruna göre yanlıştır. Her güçlünün doğrusu kendine önemli olan doğrunun gücüdür.

İnsana güç veren doğru olanı yaptığından emin olmasıdır. Doğrunun güçlüsü başta galip gelsede finali doğrunun gücü oynar.

Doğrunun gücüdür asıl olan ama baskın durumların manipüle edilerek servis edildiği bir zamanda güçlünün doğrusu geçerlidir maleseff. Güçlünün doğrusu dayatma olur ve bunu kullanarak işine geleni doğru kabul edip, baskı unsuru olarak kullanırsa bu da kaçınılmaz sorunları ve tehlikeleri beraberinde getirir.

Doğrunun gücünü savunanlar güçlü olmalılar ki, doğru güçlünün doğrusu olabilsin. Kime göre, neye göre, hangisine göre doğru görecelidir, güçlü olanların doğrusu bize göre de doğruysa sorun yoktur ama bize göre doğru değilse diktatör olur, zalim olur, olur da olur, en iyisi kendi doğrularımızla mutlu olmayı başarabilmektir.

Hak güçlünün yanında ise en büyük haksızlıktır, gücü değil tarafsızlığı öne çıkarmak içinde vicdan sahibi olmak gerekir. Herkes hak ister, talep eder bu yüzdende herkes hem haklı, hemde haksızdır.

Güçlünün haklı çıkması için hangi anlamda güçlü olduğu önemli. Haksızken baskın karakter olmasıyla kendisini ön plana çıkarıyorsa bu gerçek anlamda haklı olduğunu göstermez. Er, geç adalet yerini bulur. Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz olayların altında kimbilir neler vardır.

Hak çoğunluğa bakar haksız olsada çoğunluk baskın gelir ve haksızlık hakka evrilir, tescillenir. Hakkın kifayeti yoktur kim ve kimden hak talep ettiğindir önemli olan ki, hakkı hak etmekte çok zordur. Çoğunluğun baskın gelerek haksızlıktan hakka dönüşmesi gerçek adalet olur mu? Bu durumda çoğunlukta olsa haksızsa fikrimce sonuç değişmez, önemli olan kişi doğrularından vazgeçmemeli.

HÜLYA ÇAKICI

3 Mayıs 2018 Perşembe

Kışın sonu ilkbahardır...


Kendine güvenmek iyi bir duygu ancak kendini vazgeçilmez sanmak büyük bir hatadır. Yeri dolmayacak kimse yoktur. Hayat dediğin sensin anlamı dışarıda değil, içeride ararsan merakın azalacağına artar. İnsanlar mizacına yenik düşmemeli.

Öncelikle ben demek gerekiyor gerisi boş. İnsanlar için gözlerini feda etsen zaten kördü derler. Yaptığınız her şey bir kör içinse alacağınız tek karşılık nankörlüktür. Kimseden bir beklentimiz olmamalı önemli olan biziz ve ne istediğimiz, çevrenin ne istediği değil.

En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir. Karar sorunu tespit ettikten sonraki ilk adımdır, çözüm ve sorun arasındaki köprüdür.

Hayat bizi büyük bir coşku ve zahmet ile yaratmış. Ama bizler o büyük anlam arayışımız sonunda çıkan, hiçbir limanın tatminkar olmamasından kaynaklanan hayata bakış açımızı sevgiden nefrete çevirmiş olabiliriz. Bunda haklı da olabiliriz çünkü hayata bakınca hatıralar mezarlığından başka bir şey görünmüyor.

Yitip giden anıların yokluğu, hayatımızın her anını anlamsız kılmaz mı, sevginin yada nefretin anlamı kalır mı, bu durumda büyük oranda uykuya dalmak değil de hep uykuda kalmak tercih edilmez mi? En çok anlamak yoruyor, huzur hiçliğin sessizliğindedir.

Her veda da bir parçanı bırakırsın yada her gidişte bedenin terk eder ama yüreğin orada kalır. Her gidiş kendinden biraz eksilmektir, toprağını terk eden daima eksiktir.

İnsana iyi gelenlerle olmayı ister gönül ama hayat tek renkten ibaret değil, beyazı güzelleştiren siyahın var oluşudur, kimileri şifa, kimileri dert olur, olacaktır. Akbaba kılıklı kişiler bazen en yakının, en yakınındaki olabilir. İyi veya kötü olayların yaşanması ise bu maskeleri düşürür.

Hayatın kendisi yalan insanlar yalan olmuş çok mu. Beklenen hep geç geliyor, geldiği zamanda insan başka yerlerde oluyor. Fazlasıyla sinir bozan bir durum hissizliğin en büyük nedeni, böylece bizlerde vazgeçe geçe özgürleşiyoruz.

Kışların sonunda ilkbaharın geleceğini unutmamak gerekir, ilkbahar doğanın canlanmasıdır.

HÜLYA ÇAKICI