24 Eylül 2017 Pazar

Kanunlar Detaylarla İlgilenir!


Temeli yıkarsan inşaa olmaz. Tesadüf denen bir kavram yoktur. Toplumu topyekun imha etmek illa top ve tüfekle olmaz, zihnine ve algılarına sahip olduğunuz her birey artık kölenizdir.

Cehalet yıkılamaz, çünkü ahlakı sahiplenip ahlaksızca saldıran insanlar cahildir. Öyle bir toplum haline geldik ki kendinden olmayana hemen bir yafta yapıştırıyoruz.

Kanunlar detaylarla ilgilenmezse gerçekler nasıl ortaya çıkar? Hukuk devletlerinde yargıçlar tarafsız ve adildir o yüzden sabit kalırlar zemine göre oraya buraya oynamazlar. Bir ülkede bağımsız, tek taraflı yargı varsa her şey değişken olabilir.

Geniş milletiz mangal gibi yüreğimiz var. Acaba başka bir Türkiye daha yedekte varda bizlerin mi haberi yok. Buna gerçeklerden uzaklaşma deniliyor, kendimizi bir hayalin içinde kaybetmiş ne istediğimizi, nereye gideceğimizi şaşırmış durumdayız.

Anlatabilme kapasitesi yada karşı tarafın anlayabilme kapasitesi yetersizdir bazen. Çünkü inanç konusu algıda niyete dayalıdır. Niyetin neyse ona göre anlarsın, anlatırsın. İnsanların büyük çoğunluğu çoğu zaman gerçek olana değil inanmak istediği şeye inanır.

Çoğu insan istediği şeye sahip çıkmaz, çıkamaz. İnsanlar güçlü olduktan sonra hayatın kısa olması, görevlerinin ağır olması ve fırsatların geçici olmasının önemi de yoktur.

Cehalet mutluluktur. Zeki insanlar cahil kalamazlar, farkındalıkları arttıkça da mutsuzlaşırlar. Herkes kendisine zeki denilmesini istiyor ama başta kendisini tanımıyor. Başkasının aklı, zekası kıskanılmaz çünkü herkes kendisininkini beğenir. Bir insanın düşüncesine mantıksal, kanıtsal cevap verdiğinizde o insan hala aynı yaşamaya devam ediyorsa işte cahilliğinden korkacağımız insan o insandır.

HÜLYA ÇAKICI

22 Eylül 2017 Cuma

Soru sorabilmek?


Dokunulmazlık basamağına ulaşanlar endişe ve kaygıdan uzak her konuda rahatlıkla düşüncelerini ifade ederler. Bireyi düşünme noktasına getirebilmek için soru sormanın ne denli değerli bir olgu olduğunu gösterebilmek gerekir.

Soru sormak yıkımın başlangıcı olacaktır. Emin olmadığımız, kanıtlayamadığımız şeylerin kesinliğinden bahsedemeyiz. Kesin olmayan şeyler sonuna kadar savunulmayı hak etmez dolayısıyla soru sorarak şüpheye düşürürüz.

Kişi tarafından savunulan düşünce ve kurama karşı getirilecek sorular genellikle ezber ve basmakalıp düşüncelerdir. Hiçbir düşüncenin fanatik duygularla savunulmaması gerektiğini anlatabilme başarısını gösterebilirsek insanlığın inandığı, savunduğu düşünce ve inançların bizlere aktarılan basmakalıp düşünce yapıları olduğunu mantıksal bir şekilde ortaya koyabilirsek karşımızdaki kişide düşünme ve şüphe duyma dürtüsü oluştururuz.

Bir şeyi iyi şekilde öğretebilmek için sadece bilgi aktarımı mı önemlidir yoksa o bilgileri kendi hayatında da uyguluyor olmak mı? Sadece bilgi aktarımı yeterli değildir. Bireylere eleştirel bakış açısı kazandırmak gerekir ama eleştirel bakış açısı kazanması için kişinin eleştirel olması gerekir. Bilmeyen, duyduklarıyla yetinen bireyler için bu gerçekleşemez.

Doğru bildiğimiz yanlış çok fazla var. Bunun kalıcı olması kişiden kişiye değişiyor. İnsanlar kültürle harmanlanan kişilik süzgecinden geçirerek bilgiyi alabiliyor, beğendiği fikirleri seçip beğenmediklerini dinlemiyorlar. Beynini az çalıştıranla çok çalıştıranın farkıda burada kendini gösteriyor. Bu durumda belki ikna kabiliyeti ile ilgilidir. Acaba düşündüklerimizin, bildiklerimizin ne kadarını paylaşıyor ve aktarabiliyoruz.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1054412-soru-sorabilmek

Hayatın Anlamı


Hayatın anlamı senin hayata olan bakışında gizlidir, o anlamı senden başkası bilemez. Yaptıklarımız düşüncelerimizi belirliyor, biz neyi anlamlı görüyorsak hayatta ona göre anlamlı yada anlamsız oluyor.

Hissettiğimiz duygulara göre değişir hayatın anlamı, bazen kazandıklarımız ve değer verdiklerimizdir. Kimine göre ailesidir hayatına anlam katan, kimine göre ailesinden uzaklaşmaktır. Bazıları için yaşadığı durum, bazıları için aynı durumun aksi halidir. Genel olarak hayatın anlamı yok, herkes duygularıyla, hisleriyle hareket ediyor, mutluluk hissettiklerimizle başlıyor ve bitiyor hayatın anlamı da bunlarla belirleniyor.

Onurlu ve duyarlı yaşamak, kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak hayatı anlamlı kılar, anlamsız kılan ise amaçsız ve bencil yaşamaktır. Severek gerçekleştirebileceğin hedeflerinin ve umutlarının varlığı hayatı anlamlı kılar. Hedeflerinin ve umutlarının tükendiği yerde hayatta anlamını kaybeder. Amaçlanan şeyi hayata uyarlayarak amaç edinmek hayatı anlamlı kılar, ütopik amaçlar ise hayatı anlamsız ve saçma kılar.

Elindekilerin değerini bilmektir hayatın anlamı, insanoğlu doyumsuz olduğu için mutlu da olamıyor. İdealleriniz varsa ulaşmak için gereken çabayı göstermek ama ulaşamazsanız da fazla üzülmeyip elinizdekiler ile yetinmeyi bilmektir bazen hayatın anlamı.

Hayatın en güzel anlarıdır yaşadığımız ve mutlu olduğumuz anlar, ihanetler, yalanlar, dolanlar dışında. Ertelenmez ama bazen zamana ihtiyaç vardır. İyi ve güzel olan şeyler herkesi mutlu eder, önemli olan değerleri zamanında vermek ve kıymet bilmektir. Ömür geçer gençlik biter, anlamayız bile belkide yaşadığınız hayatı, bu yüzden hayatımıza karşı sabırlı olmalı ve emek vermeliyiz.

Hayatın hep bir şeylere benzemek olduğunu, her gidiş sonrası hep bir şeylerin içe atıldığını, kendisiyle yüzleşemeyen insanların kendi içlerinde kaybolmaya mahkum olduğunu görüyoruz. Yarın yok anı yaşayın, çünkü zaman merhametten yoksun tek gerçektir.

HÜLYA ÇAKICI

En Güzel


En güzel gün?
Bugün
En kolay şey l?
Hata yapmak
En büyük engel?
Korku, endişe
En büyük hata?
Yılgınlık
Bütün kötülüklerin kaynağı?
Bencillik
En güzel eğlence?
Çalışma
En kötü yenilgi?
Pes etme
En iyi öğretmen?
Çocuklar
En önde gelen ihtiyaç?
İletişim
İnsanı en mutlu eden şey?
Başkalarına faydalı olmak
En büyük muamma?
Ölüm
En berbat kusur?
Keyifsizlik, moralsizlik
En tehlikeli kişi?
İki yüzlü, yalancı kişi
En kötü duygu?
Öfke, hınç
En güzel armağan?
Bağışlama
En elzem gereksinim?
Aile ocağı
En kısa yol?
Emin adım
En hoş duygu?
İç huzuru
En iyi sığınak, korunma?
Tebessüm
En iyi çare?
İyimserlik
Dünyanın en büyük gücü?
Umut
En gerekli kişiler?
Anneler ve Babalar
En yüce duygu?
Sevgi

Bacasız Sanayi (!)


Bir zamanlar turizm için 'Bacasız Sanayi' derlerdi. Nedeni bir sanayi sektörü gibi para kazandırması ama baca emisyonu gibi olumsuz çevre etkilerinin olmamasıydı. Ama zamanla turizmin tanımı değişti ve değişen tanımla beraber alanı da genişledi. Özellikle doksanlı yılların başında başlatılan yatak sayısı atağı ve icat edilen 'Her şey Dahil' konsepti Avrupa ve Dünya ölçeğinde turistin yani misafirin gelir ve gider seviyesi ile beklentilerini değiştirdi.

Avrupa ve Kuzey Afrika destinasyonları Türk Turizm Sektörü ile rekabet edebilmek için ya benzer konseptleri uygulamaya koydular yada fiyat indirimi uygulamaya başladılar.

Otel ve kruvaziyer yatırımları iki binli yıllardan itibaren Avrupa çapında katlamalı olarak arttı. Borçlanarak yapılan bu yatırımlar arasındaki rekabet fiyat kırımlarını da beraberinde getirdi. Sonuç artan finansman ve girdi maliyetleri nedeniyle boş kalmaması gereken tesisler oldu. Ancak bu tesislerin kendi altyapı sorunları ortaya çıktı. Kar elde edebilmek için sadece ucuz iş gücüne güvenen bu sektörde hijyen ve düzen problemleri sadece turist grupları tarafından değil, yöresel halk tarafından da katlanılamaz hale geldi.

Bugün geldiğimiz noktada Turizm Sektörü en yoğun kimya sanayinin baca emisyonu veya atık su deşarjı kadar sorun üretir durumda. Sonuç İspanya ve Yunanistan'da halk, ülkemizdeyse Caretta Carettalar (!) kontrolsüz turist akımından muzdaripler. Kimi protesto ederek, kimi ise doğrudan ısırarak kantitatif (bir maddenin içindekilerin ne olduğunu değil, bu maddenin içinde bulunanların ne kadar olduğunu analiz etmek için kullanılan bir analiz yöntemidir) açıdan kontrolsüz ve dengesiz, kalitatif (maddenin ne olduğunu anlamaya yönelik yapılan bir analizdir) açıdan ise yetersiz turist akımını önlemeye çalışıyor.

Biz bir yerde yanlış yaptık düşüncesine nedense hemen tepki veriliyor. Yürüyerek gidebileceğimiz, havlumuzu serebileceğimiz plaj neredeyse kalmadı. Kıyı kanunu belli olmasına rağmen her otel bir plajı, bir koyu sahiplendi. Sorsanız 'o kadar yatırım yaptık' derler. Yunanistan'da neredeyse her plaja elinizi kolunuzu sallayarak girebiliyorsunuz. Bizde ise otopark değnekçisinden başlayarak kolunda görevli bandı takan biri hemen biter tepenizde. Yolda yürürken esnafı laf atar, bir yemek yersiniz maaşınızın yarısını verirsiniz. İnsanlar bunlara doydu artık yıllardır ve hala "nerede hata yaptık" diye düşünmüyor hiç kimse.

HÜLYA ÇAKICI

14 Eylül 2017 Perşembe

Önce Kendisini Sevmeli İnsan...


Kendisini sevmeyen, kıymet vermeyen insan kimseyi sevemez. Elimizdekilerin kıymetini bilmek aynı zamanda bunu hak etmek gerekir. Sevilebilmek için çabalamadan, kırmadan yaşamak gerekir yoksa huzur yavaşça uzaklaşır. Seven sevdiğini üzmez, seven sevdiği üzülür diye kırmaz, seven seveni kaybetmek istemez. Kimse kimsenin fırtınasını çekmek için gelmiyor dünyaya. Sorunluysalar gitmeli ve hatta başka hayatlara bulaşmamalılar, kimseyi mutsuz, huzursuz etmeye hakları yok.

Kıymet bilmeyenin hüznü dramatik değil tamamen adaletin gerçekleşmesidir. Hep acı çeken hangi insan iyi değildir. Acı çekmek insanı iyi biri yapar, mutluluk ise empatisiz bir canavara dönüştürür. Mutluluk acının azalmasıdır. Doğruluk, dürüstlük, iyi niyet, özgürlük, saygı, anlayış vs. bunlara önem vermeyen kimseyi sevmeyin.

Birisine verilecek en önemli şey zamandır. Geri alınması mümkün olmayan tek şeydir zaman. Sonuçta hepimiz yalnızız, perde kapanır ve herkes evine gider.

Önce kendisini sevmeli insan, kendisine değer ve önem vermeli, başkalarından sevgi beklemek diye bir şey yok, kendisine güvenen, kendisini seven sevilir de, sayılır da. Karşıdan beklediğimiz bütün güzel duyguların temelinde insanın kendisi yatar, kendinizde olmayan hiçbir güzel özelliği karşıdan bekleyemezsiniz önce kendinizi donatacaksınız.

Geçmişten ve gelecekten kendinizi kurtarıp dikkatinizi şu ana yöneltin. Sadece o gerçektir, onun haricindeki her şey hayalin nesnesidir. Dünya ebedi kalınacak bir menzil olmadığı için bu dünyada mutlu ve huzurlu yaşamak bizim elimizdedir.

HÜLYA ÇAKICI

13 Eylül 2017 Çarşamba

Hayat dersi alıyoruz sürekli birilerinden...


Hayat dersi alıyoruz sürekli birilerinden. Aklın var kullan işte. Beslenme, bilgi ve düşüncenin pek işe yaramadığı genetikten gelen bir şanssızlık olabiliyor bazen. Bazı ruhlar bilgiyle tecrübelendikçe mutluluk eksiltiyor, akıl işe yaramıyor, öngörüler yıpratıyor. Sonunu düşünen kahraman olamaz, oynamadan bilemeyiz ki, ya kazanırsak.

Hayat en büyük okuldur üniversitelerin veremediği dersleri verir, yeter ki almasını bilelim. Yine de bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. Kültürlüyüm diye ahkam kesip cehaletinin farkında olmayanlarla kaynıyor ortalık ki, klozet kullanmak bile bir kültürdür. Herkes birbirinden bir şeyler öğreniyor kimse baştan ayağa bilgisiz değil, cahil diye adlandırılan kişilerden de öğrenebileceğimiz çok şey var. Kültür sadece kitaplarda yazılanlarla oluşan bir birikim değil aynı zamanda tecrübedir, yaşanmışlıktır, hatalardır, başarılardır.

Değişim, gelişim diyoruz sonra toz bulutundan saymaya başlıyoruz. İnsanlar değişebilir, gelişebilir önemli olan şu an samimi olmaları ama geçmişte yaptığı hatalarla yüzleşip tekrarlamadan.

Bazen düşündüklerimiz ve söylediklerimiz bize çocukluğumuzda empoze edilmiş toplumsal önyargılardır. Bu tür önyargılar beynin tembelliğini körükleyen, destekleyen düşüncelerdir. Bizim gerçek düşüncelerimiz kendi bedenimizin içinden sıyrılıp, kendimizi başkalarının gözüyle gördüğümüz zaman fark edilir. Yani içimizdeki ikililiği bitirdiğimiz, dışardan gelen etkileri yendiğimiz zaman.

Her şeyin bir bedeli olduğu gibi cesaretin ve cesur olmanın da bir bedeli ve tecrübesi var. Gerçekten kazanmanın kıymetini bilmek için bazen kaybetmek gerekir böylece elindekinin kıymetini daha iyi anlarsın. Yokuşu çıkmadan inişi göremiyor bazen insan.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1054116-hayat-dersi-aliyoruz-surekli-birilerinden