18 Temmuz 2017 Salı

Ekonomik adaletsizlik!


İnsanlar moral ve korku ile güdülenir. Dünyada üretenlerin üretmeden kazananlardan daha az kazanan insanlar olduğunu düşünürsek bu dünya için pek iyi bir kazanım değil. Paylaşılmış, gasp edilmiş dünyada haklı kazanımlara da saygı göstermek gerekir, esas olan sorun oradan kaynaklı değil çünkü.

Eğer dünyadaki mülkiyet haksızlığını bitirirsek işte o zaman herkes adil bir ortam ve koşulda kendini öldürmeden, köleleşmeden çalışıp üretecek ve kazanacak, oyunun kurallarını güçlüler değil, halklar belirleyecek.

Olay kapitalist sistemin egemenliği üstüne kurulmuş. Sömürüyü ortadan kaldırmayı düşünen insanı ötekileştiriyorlar. Kapitalist sistemin açgözlülüğü ve hırsı sınıflar arasındaki mesafeyi daha çok açarak dünya üzerindeki eşitsizliklerin ve problemlerin temel kaynağı olmuştur.

Eski emperyalist ülke sömürme düzeninin yerini, yeni ve hepimizin kabul ettiği ticaret ve teknolojiye dayalı sömürü düzeni almıştır. Baş rolde Amerika'nın olduğu bu düzende hak değil hep güç karar verir. Dünya kaynaklarını adaletsiz dağıtan bu sistem terörizminde temel kaynağıdır. Bu çarkın dişlilerinden biri olmamak için özgür iradeyle bize servis edilenleri sorgulamaya ve bunları yapabilmek içinde olup biteni anlayabilecek yeterli bilgi birikimine sahip olmak gerekir. Yoksa dünyanın %90'ı kalan % 10'u rahat ettirmek için çalışmaya devam eder. Çünkü dünyanın temel sorunlarından birisi ekonomik adaletsizliktir.

HÜLYA ÇAKICI

Yalnızlaşmanın dibi!


Çok bilinmeyenli denklem gibiyiz her şey olabilir. Sanırım Nato'dan ayrılma zamanımız da geldi. Yalnızlaşmanın dibine hızla gidiyoruz. Geriye doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Dinazorlara gelmeden durabilsek bari.

Türkiye'nin Nato'da bulunması bir güvencedir. Hiçbir ülke bize savaş açamaz, açsada tüm Nato ülkeleri savaşta Türkiye’den tarafta olmak zorundadır. Ama Nato'dan ayrılırsak bu tamamen işgal güvenliğimizin bittiğini gösterir. Nato batının bize saldıramama garantisidir. Düşmanlık yapsalarda, teröristleri destekleseler de Natonun içinde olmamız doğrudan bize karşı hareketlerini engeller. Hiçbirimiz Nato çok iyiydi, dostumuzdu demiyor zaten, bu tamamen karşılıklı çıkarlara dayalı.

Nato darbe girişimine inanmıyor gibi bir söylem var. Nato böyle bir şeyi direkt olarak söylemez. Danışmanlık hizmeti aldığı kuruluş böyle bir açıklama yapmış. Ama Nato'dan da ters bir söylem yani katılmıyoruz, desteklemiyoruz gibi bir açıklama gelmedi. Nato içerisindeki üst düzey yetkililer, generaller bunun bir darbe girişimi olduğuna inanmadıklarını üstü kapalı belli etmişler ama direk olarak açıklama yapmadılar bugüne kadar.

Natoya, Avrupa'daki vatandaşlarımızı gönderin bizde Suriyelileri yollayalım ayrılsın yollarımız diyebiliriz. Ancak bunu ne yurt dışındaki Türkler kabul eder, ne de buradaki Suriyeliler.

HÜLYA ÇAKICI

17 Temmuz 2017 Pazartesi

İyi insan olmanın temeli...


İyi insan olmanın temeli insan olduğunun farkına varmaktır. Diğer detaylar sonradan gelir.

İyilikte, kötülükte görecelidir. Birinin kötü olarak nitelendirdiği bir durumu bir başkası iyi olarak nitelendirebilir. Bu kişiden kişiye, kültürden kültüre, coğrafyadan coğrafyaya değişebilir. Hırsızlık yapan birine göz yummak hırsız için iyi, mağdur için kötüdür. Hırsızı yakalamak mağdur için iyi, hırsız için kötüdür. Buradaki olay hırsızlığın iyi veya kötü olduğu değil, hırsız ile mağdurun iyi ve kötüyü nasıl algıladığıdır. Bize sayısızca iyiliği dokunan, iyi diye gördüğümüz insan başka birisine kendi değerlerine göre bir kötülük yapar, sonuç olarak bu kişi benim için iyi, kötülüğe maruz kalan için kötü bir insandır. Yani evrensel bir iyilik kavramı yoktur.

Vicdanının sesine kulak ver, sızlıyorsa kötü bir şey olmuş veya yapılmıştır. Vicdan içinde bulunduğumuz toplum, kültür, inançlar, değerler ve almış olduğumuz eğitimin toplamıdır. İyinin ve kötünün hakimini vicdan olarak belirlemek istersek onun gelişimine ve duyarlılığına katkıda bulunmamız gerekir.

İyi yoktur makul ölçüde kötü vardır. Aslında bizim iyi dediklerimiz makul ölçüde kötü olanlardır. Her iyi bildiğimiz insanın biraz daha iyisi mutlaka vardır, yani iyi insan olmanın sınırı yoktur. Düzgün yaşamaya çalışan insan vardır. Kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yapmamak için çabalayan insan vardır ve bu insan iyidir.

Kötülüklerden ve yanlışlardan yola çıkarak en iyiye ulaşırız. Biri size kötülük yaptığında canınız yanar ve üzülürsünüz ve siz başkasına bunu yapmazsınız. O acı ve üzüntüyü yaşadığınız için kötülük yerine iyilik yaparsınız. Burada da tecrübe ön plana çıkıyor.

Kimliğimizin büyük bir bölümünü gözlemlerimiz belirler. İyi ve kötüyü öğrenmek, ayrımını yapabilmek empati yapabilmeyi gerektirir. Kendimizi iyi ve kötüyle örtüştürürüz, iyi ve kötüyü ayırt edebilmek duyarlılığımızın olduğunu gösterir. İyilik taşımayan kötüler genelde benmerkezci bencillerdir, çıkarları odaklı yaşadıkları için iyinin ve kötünün ayrımını yapamazlar.

Her ne yaparsanız yapın elinizden gelenin en iyisini yapın. Dürüst, saygılı, edepli, iyi niyetli olun, insan olmanın erdemine ulaşmak olsun hedefimiz.

HÜLYA ÇAKICI

http://www.hthayat.com/blog/haber/1052076-iyi-insan-olmanin-temeli

Elin varsa başını kaşırsın!


Eski zamanlarda insanlık vardı. Adam gibi adamlar, kadın gibi kadınlar vardı. Şimdi her şey sahte, sevgisiz ve saygısız.

Yalnızlık bir nevi özgürlük, tek başınalık ise tutsaklıktır. Yalnızlık seçim, tek başınalık ise yoksunluktur. Yalnızlık insanın iç dünyasına doğru çıktığı bir keşif yolculuğu, zihinsel ve toplumsal şartlanmalardan özgürleşmek için bir arınma sürecidir.

Üçkağıtçı, ikiyüzlü, yalancı ve çıkarcı insanların rahat, huzurlu ve mutlu yaşadığı günümüzde artık dürüst olmak huzurunu kaçırabiliyor insanın. Şimdilerde ne dürüstlükten anlayan var, ne de iyi olduğun için kıymet bilen.

Her şeyi an da yaşıyoruz, devamlılığı olmayan haller. Yalnızlıkta bir tercih değil daha çok mecburiyet oluyor. Sorunlar içinde tek başına yaşaması zordur, bir yere kadar egonuzla yaşarsınız ama bir an gelir tıkanır kalırsınız. Kendi kendinize konuşmaya, yemeye, içmeye başlamışsanız yalnızlık derinleşiyor demektir.

Hevesi kırılan insanın yalnızlığa düşkünlüğü de artar ve tek tabanca olup çıkar. Küçüklüğümden beri her işimi kendim hallederim, çevrem bu durumu sindiremese de değişmeyecek bir durum bilirim, elin varsa başını kaşırsın çünkü.

Kendi içimizde siyah olmak yerine içimizi karartanları hayatımızdan çıkarabilsek dünya rengarenk olurdu. Yine de her şeyden önce kendini aydınlatmalı insan. Olduğum gibi davranıyorum çünkü kimsenin umurunda değil nasıl olduğum, kimse de benim umurumda değil. Her şey gidiyor ömür, zaman değişen sadece iklimler, yitirilen yıllar ve hatıralar.

Bencilliğimiz asıl acı olanı. Empati kurmadan yaşıyor, her şeye göz yumarak oynuyoruz ama aslında göz yumuyor gibi davranıyoruz. Hiç kimse sağır değil, gerçek sağırlar bile hissedebiliyorsa olup biteni, duyan kulaklarımızla bu umursamazlığımızın nedeni, doğru söyleyeni gerçekten de dokuz köyden kovdukları içindir.

HÜLYA ÇAKICI

http://www.hthayat.com/blog/haber/1051797-elin-varsa-basini-kasirsin

13 Temmuz 2017 Perşembe

Orantısız gayri zeka


İnandırıcı ve kendinden emin konuşanlar haksızda olsalar dinlenirler. Bir ülke iyi yönetilemiyorsa hep siyaset konuşulur. Siyaset kardeşi kardeşe düşman eden en iyi silahtır.

Ülkemizde aşırı bir kutuplaşma var, çoğu kişi çıkar ve mevki siyaseti yapıyor. İnsanları siyasi kimliklerine göre yargılamak yanlış ve kötü sonuçlar doğuruyor. Unutulmaması gereken, yobazlığın yarattığı cahil cesaretinin neler yapabileceği ve dönemsel olarak hortlamaya müsait olduğudur.

Kişisel gelişim yoksunluğu ve beraberinde getirdikleri sebepler yozlaşmaya neden oluyor, kimse kimseyi beğenmiyor, kimse iğneyi önce kendisine batırmıyor. Boş bir kendini beğenmişlik var ülkede. Bir çok kişi normal olduğunu düşündüğü için etrafındaki şiddetin boyutunun farkında bile değil. Oysa yaşamlarımızı kaosa sürükleyen sorun bu.

Cehalet ve getirisi kıskançlık, açgözlülük, üretmeden tüketme, adaletsiz paylaşımlar, yönetimler, kuralları tanımama, her şeyi rekabet üzerine temellendirmemiz, değer yargılarımız ve ifade şeklimiz genellikle acı üzerine kurulmuş durumda. Fakiriz, verilen emekle elde edilen gelirin orantısı kimseyi memnun etmiyor ve zamansızlık doğuruyor, sonuç ne evine, ne ailene, ne de kendine vakit ayıramıyorsun.

Hukuk Ceza kanunlarında suça teşvik eden ile suç işleyen aynı cezayı alır diyor. Görüp, bilip, işitip müdahale etmemekte bir suçtur. Sıkıntı insanlar kendi düşüncelerini tam olarak belirlemiyor veya belirtemiyorlar. Bağlı olduğu kişilerin, taraf olduğu kişilerin düşüncesini önemsiyorlar.

Sistemler birbirlerinden çok farklı değiller, sadece birinde merkezde tuttuğunuzu bir diğerinde başka bir yere koyuyorsunuz. Bazı şeylerin önem seviyeleri, bazılarının nitelikleri değişiyor. Yaşadığımız dünya çokluklar ve zıtlıklar dünyası, her şeyi çoğaltıyoruz çünkü herkesin farklı bir düşünce sistemi var. İnsan egosu, kişisel gelişim yoksunluğu ve beraberinde getirdikleri temel sebepler kişinin düşmanıdır ve insan için hem bir yaratıcılık, hem de felaket barındırır. İnsan çokluk içindeki hayatını dizginleyebilirse o zaman insanlık yücelir.

HÜLYA ÇAKICI

MAHATMA GANDHİ


1) En güzel gün?

Bugün

2) En kolay şey?

Yanılmak

3) En büyük engel?

Korku

4) En büyük yanlış?

Vazgeçmek

5) Bütün kötülüklerin temeli?

Bencillik

6) En güzel oyalanmak şekli?

Çalışmak

7) En büyük çöküş?

Ümitsizlik

8) En iyi eğitmenler?

Çocuklar

9)Temel olan şey?

İletişim

10)Seni en çok mutlu eden şey?

Başkalarına faydalı olmak

11) En büyük gizem?

Ölüm

12) En büyük kusur?

Huysuzluk

13) En tehlikeli kişi?

Yalancı

14) En zararlı duygu?

Kıskançlık

15) En güzel hediye?

Bağışlama

16) En kısa yol?

Düz (doğru) yol

17) En güçlü duygu?

İç huzur

18) En iyi koruyucu?

Iyimserlik

19) En büyük güç?

İman

20) En gerekli kişiler?

Ebeveyn

21) Hayattaki en güzel şey?

Sevmek

22) En büyük en güzel sığınak?

Yaradan…

MAHATMA GANDHİ

11 Temmuz 2017 Salı

Hazıra dağ dayanmaz!


Tüketim hastalığı yalnız satın alınabilen ürünlerden ibaret değildir. Türkiye'nin dış borcu 420 milyar dolar, dünya ülkelerinin borç sıralamasında yerimizi almışız. Oysa ki bir zamanlar şöyle denmişti, biz dışarıya ait bütün borçları sıfırladık, bundan sonra her yeni doğan bebek borçlu değil alacaklı olarak dünyaya gelecek. Ama buradan baktığımız zaman durum hiçte öyle gözükmüyor.

EUROSTAD verilerine göre Türkiye'nin toplam dış borcu 420 milyar $.
Kamu borç stoku 109.2 milyar.
Merkez bankası pozisyon açığı 1.8 milyar.
Kamu, özel ve yabancı bankaların sendikasyon kredileri 186 milyar.
Özel şirketlerin yatırım finansman kredileri 110.6 milyar.
Şahıslara ait borçlar 4.9 milyar.

Bu rakamlar önümüzdeki 10 yıl hiç borç almadığımız takdirde ödeyeceğimiz toplam borç ve faizler. Hazıra dağ dayanmaz derler. Borcu yaparken TC, kanun ve yasaları yaparken partili.

Ülkemizdeki ekonomik sınıfları şöyle tanımlayabiliriz; Üst sınıf bütün parayı elinde tutar ve vergi ödemez. Orta sınıf bütün vergileri öder ve bütün işleri yerine getirir. Biz fakirler de orta sınıfı ürkütmek için varızdır, işe gitmek zorundayızdır yoksa gelir sefalet ve ölüm. Bir nevi para karşılığı hayatta en değerli olan şeyi zamanımızı satıyoruz yani çalışıyoruz. Aslında çalışmakta bir kölelik şekli, çünkü maaş karşılığı zamanımızı kiralıyoruz. Özgürlükler artık zenginlere özgü bir yaşam tarzı, fakirin rüyasına bile girse sevindiği bir hayali oldu.

HÜLYA ÇAKICI