15 Ağustos 2017 Salı

Emperyalizm kapitalizmin ilk aşamasıdır!


Yoksulluğun kaderle bir alakası yok. Dünyadaki yoksulluğun sorumlusu emperyalizm. Emperyalistler sömürdükleri ülkelerin devamlılığı için gelişmesini istemez olabildiğince geri bırakırlar.

Emperyalizm kapitalizmin ilk aşamasıdır. Kapitalizmde hakim sınıf burjuvazi yani üretim araçlarının sahipleri zenginlerdir. İnsanlar yaşayabilmek için temel gereksinmelere ihtiyaç duyarlar. Kapitalizmde işçiler üretim araçlarından yoksundur, emeğini satarak burjuvazinin yani zenginlerin fabrikalarında çalışırlar. Temel gereksinmeleri için alın terlerini satar, sömürülürler. Kapitalistler yaşayabilmek için işsiz bir kitle bırakırlar, bütün kapitalist ülkelerde işsizlik vardır.

Para biriminin yarattığı esarette refaha ulaşmak için paranın şart koşulmasından dolayı insanlar iyi şartlar altında yaşayabilmek uğruna kapitalizmin mecbur kölesi olup vakitlerinden çaldırıyorlar. Bu durumların düzelmesi ise adil düzen ve yasalarla mümkün ama kapitalizmin ve hukuksuzluğun dibine vuran ülkelerde bu durumlar azalmadan hızla çoğalıyor.

Ülkemiz dışa bağlı ve çarpık geliştiğinden dolayı Türkiye'de de çarpık kapitalizm mevcut. Doğu bölgelerimiz de hala feodalizmin izlerini taşırlar.

Eski kölelik düzeni şu an ki kölelik düzenine göre daha insancıldı. Eskiden senin efendin olacak kişi aynı zamanda barınmanı, sağlığını, çocuklarını, güvenliğini, eğitimini sağlamakla yükümlüydü. Ama şu an bunların hepsini normal bir işçi maaşıyla karşılamak mümkün değil.

Dünya öyle bir düzen üzerine kurulmuş ki şöyle düşünüyoruz; herkesin gelir düzeyi aynı olsaydı insanlık ile insancık arasında ne fark kalır. Bazı durumlarda çoğumuz insanlığımızı yitirmiyor merhametimizi, vicdanımızı kullanıyoruz.

HÜLYA ÇAKICI

Gerçeğin analizi...


Düşünüp sorgulamak zor geldiğinden doğru bildiklerimize sarılıp savunuyoruz, çünkü inanmak düşünmekten daha kolay geliyor. Çocukluktan itibaren empoze edilmiş düşüncelerin terk edilmesi oldukça zorlu ve irade gerektiren bir işlemdir.

Bireyin yaşamındaki ilk otorite ailesidir. Ailelerde genellikle fikir, düşünce ve inançlarını tek doğru olarak bireye aktarırlar. Düşünme ve sorgulama noktasından uzak olan birey ise şüpheden uzaktır. Düşüncelerinin ve inandığı değerlerinin tek doğru olduğuna inandırılan, hayatı boyunca tek sözde gerçeklerle yaşayan birey, karşısındaki gerçek doğru olsa bile kendi düşüncelerini ölümüne savunur. Ona öğretilen, dayatılan cehalettir aslında ve değiştirmesi çok zordur. Bir insanın kendi düşüncelerinden şüphe edebilmesi için düşünebilme ve şüphe edebilme noktasında olması gerekir, bunlar ise ona öğretilmemiş olgulardır.

Savunduğu görüşler kendi bedeninden bir parçaymış gibi gelir. Güvendiği insan olmayan veya insanlar ile iletişime geçemeyen kişi savunduğu en ufak fikri bile kendisi adına tabulaştırıp ona karşı sorumluluk hissedebilir. Dindarlık, dinsizlik ve politik görüş gibi yapılar, kitlesel oldukları için duygusallık yaratır. Zaten kitlesel görüşlerin kitleler ile buluşabilmesi duygusal sömürü gerektirir bu da dogmatizm yaratır.

Bazı insanlar bir fikri benimsemek için uzun süre kendi içlerinde çatışma yaşarlar, kendilerini sürekli sorgularlar. Bu kadar uğraştan sonra başka birisinin mantıklı olsa bile kendi fikirlerine karşı bir fikir, bir düşünce öne sürmesini egoları nedeniyle aptallık olarak görürler. Çünkü bilge olmayan herkes kendini kusursuz olarak tanımlar.

En doğrunun hep kendisi olduğu düşüncesi. İnsanoğlu asla doğruya ters düşmüş olabileceği ihtimalini düşünemez. Kendi benliğiyle var olamayan bir yığın düşünceye fanatikçe sarılarak var olmaya çalışır.

Buddha belli bir yaşa kadar sarayda yaşadı, hayatı sadece saraydaki gibi sanıyordu sokağa çıkana kadar. Sokaktaki yaşamla saraydaki yaşam birbirinin zıddıydı. Buddha gerçek yaşamı seçti, yani sokaktaki yaşamı ve böylece Buddha oldu.

HÜLYA ÇAKICI

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Kanada’dan Müslüman yaşayanlarına bir mektup...


Müslüman ana, babalar, bir Montreal banliyösünün tüm okul kantinlerinde domuz etinin kaldırılmasını talep ettiler. Montreal banliyösü Dorval belediye başkanı bu talebi reddetti ve kasabada yaşayan tüm ana babalara bunun nedenini açıklamak için bir mektup gönderdi. İşte o mektup:
SAYIN...
"Müslümanlar, Kanada'ya ve Quebec'e, geleneklerine, göreneklerine ve hayat tarzlarına adapte olmaları gerektiğini anlamalıdır; çünkü göç etmeyi seçtikleri yer burasıdır.
"Quebec'teki yaşama entegre olmak ve buradaki yaşamı öğrenmek zorunda olduklarını anlamalılar.
"Yaşam biçimini değiştirmesi gereken kişilerin, onları cömertçe bağırlarına basmış olan Kanadalılar değil, kendileri olduğunu anlamak zorundalar.
"Kanadalıların ne ırkçı ne de yabancı düşmanı olmadığının farkında olmalılar. Kanadalılar müslümanlardan önce şimdiye kadar birçok göçmen kabul ettiler (ama bunun tersine, Müslüman devletler gayrimüslim göçmenleri hiçbir zaman kabul etmemektedirler).
"Kanadalılar, en az diğer devletler kadar, kendi kimliklerini ve kültürlerini bırakmaya istekli değillerdir.
"Kanada, herkesi hoş karşılayan bir toprak parçası ise, Kanada’da yabancıları hoş karşılayan Dorval Belediye Başkanı değil, bir bütün olarak Kanada ve Quebec’te yaşayan tüm halktır.”
“Son olarak, Yahudi-Hıristiyan kökleri, Noel ağaçları, kiliseleri ve dini festivalleri ile Kanada’da (Quebec) din konusunun özel yaşam alanında kalması gerektiğini anlamalıdırlar.
Dorval belediyesi, İslam'a ve Şeriat'a taviz vermemekte haklıydı.
"Laiklik ile hemfikir olmayan ve Kanada'da kendini rahat hissetmeyen Müslümanlar için, çoğunda yeterli nüfus olmayan 57 güzel müslüman ülke şeriata göre helal kollarını açmış onları beklemektedir.
"Ülkenizi Kanada'ya gelmek için bıraktıysanız ve diğer Müslüman ülkeler yerine Kanada'ya gelmeyi tercih ettiyseniz, Kanada’da yaşamın dünyanın diğer yerlerine oranla daha iyi olduğunu düşünmüş olmalısınız.
"Kendinize sadece bir kez şu soruyu sorunuz: "Kanada neden sizin geldiğiniz ülkeden daha iyidir?" 
“Domuz eti satılan kantin" bu sorunun cevabının bir parçasıdır."
(Alıntı)
Cehenneme çevirdikleri ülkelerini terk edip başka ülkeleri cehenneme çevirmek için dünyaya yayılan ölümcül bir virüs gibiler.

8 Ağustos 2017 Salı

Zaman bizi harcıyor!


Zaman geçiyor insanlar tükeniyor, bir kısır döngüde yaşıyoruz ve zaman devam ediyor sadece insanların isimleri değişiyor, zaman yaşadıklarımızdan insan ise doğum ve ölümden ibaret kalıyor.

Merhametten yoksun tek gerçektir zaman. Her an, her saniye, her dakika kaybetme korkusuyla yaşayarak kıymeti bilinir değerlerin. Çözemediğiniz şeyleri bırakın zaman çözsün en iyi çözümü o bulacaktır.

Kendi aklın ve mantığınla kararını verip, uygulayıp, sonucuna da katlanacaksın. Kimse iyi bir şeyini çekemiyor, kötü olunca da sevinenler çok oluyor. Zarar veren, verecek olan şeylerden vazgeçmek gerekiyor bazen, sonunda istediğimizi elde etsek bile harcadığımız zamana değmiyor, ne kadar zamanımız kaldığını bilmiyoruz. Olayları bir süzgeçten geçirip iyi ve kötüyü öncesinde anlamak gerekiyor, kaybederekte kazanabiliyor bazen insan, bunu anlamak için yine biraz zaman gerekiyor, yaşamın içindeki gerçeklerdir insanı tutuk yapan bazen.

Endişe duyduğumuz durumların %75'i gerçekleşmezmiş yani yaşamımızı boş yere kaygıyla geçiriyoruz. Hayat bizleri harcıyor. Aslında her şey hayatımızın tam ortasında ama göremiyor, yaşayamıyoruz. Günümüz insanı hayatı çok hızlı yaşadığı için çoğu şeyi ıskalıyor. Kendi alışkanlıklarını yaratıyor sonra bunlara kapılıp alışkanlıkları onları yönetmeye başladığı için esiri oluyor, bu da bir kısır döngü yaratıyor.

Dünyaya geldik gidiyoruz. Önemli olan ne para, ne pul, önemli olan huzur. Sevdiklerin ve sevenlerin yanında ve sağlıkları yerindeyse huzurda vardır. Huzur ve mutluluk karşılıksız yardım edip gözlerdeki mutluluğu görebilmektir bazen, bir fidanın çiçek açmasını görmek, aç bir hayvanın karnının doyurmaktır bazen de. Tanımadığınız birinin yere düştüğünü görüp elini uzatıp onu kaldırmaktır. Mutlu olmak için mutluluğa niyet etmeniz gerekir, mutluluğu seçmeniz gerekir.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1052937-zaman-bizi-harciyor

6 Ağustos 2017 Pazar

İnsanın boyu topuğundan ölçülür!


Zeki olmanın en kötü tarafı kısıtlı bir çevreyle bir şeyleri paylaşmaya çalışmaktır. Kişi kendisinde yok, yaşadığı toplumda var olmalıdır. Büyüdükçe küçülmeli, elle tutulmalı, gözle görülmeli, sırda sır olmalıdır ve unutulmamalıdır ki, ne kadar yüksekte olunursa olunsun insanın boyu topuğundan ölçülür. Başkalarını bilen zeki, kendini bilen aydınlanmıştır.

Her şeyin mahvedilmesini sükutla izliyoruz. Nasıl bir toplum olduk, ne çabuk kabulleniyoruz her şeyi. Bunca şeye ses çıkarmayan, tepkisiz kalanların, her şey yok olduktan, değerlerimiz, güzelliklerimiz yok edildikten sonra, bitirildikten sonra tepki göstermesini nasıl bekleriz. Artık toplum kör, sağır, ruhsuz, sevgisiz ve tüm güzelliklere düşman; bilime, sanata, eğlenceye, doğaya, hayvanlara en kötüsü de insanlara düşman. Ne kadar çok ezersen ve aldatırsan alışıyorlar. Aldatmadığın, ezmediğin vakitte şaşırıp aptallaşıyor ve inanamıyorlar, bir çok insan tekmeye alışmış durumda, iyi davranan kişi kötü anlaşılıyor. Yozlaşma yetişilemeyecek kadar hızlı bir döngüde gerçekleşiyor.

Hata ile yanlışı ayırt edemeyen insanlar çoğunlukta. Herkes haklı olduğunu düşünüyor ama aslında iyilerdir haklı olanlar, çünkü onlar bilerek yanlış yapmazlar. Hatalar istemeyerek, yanlışlar ise bilerek yapılır. Hayatımızı belirleyen duygular; keşke hiç yapmasak, sonra pişman olmasak. Keşkelere bırakmamak gerekiyor hayatı. Kötü olmamak iyi olmak değildir, kazanç getirmeyen iyilik iyilik değil midir, herkesin bencil olduğu dünyada kazancın dağılımı şimdikinden çok daha adil midir, adil olan hiçbir şey kötü değildir, kötü olmayan hiçbir şey iyi değildir vs. öyle bir kısır döngü işte bu yaşam.

Kendimle konuştuğum kadar kimseyle konuşmuyorum, insanı en iyi kendisi dinliyor ve anlıyor. Bazen kendime kızıyorum, mantık akıl gibi gereksiz şeyleri niye kullanıyorum, her şeye inananlardan niye olamıyorum, bunları başarabilseydim hem sallamada hem cahillikte çağ atlardım. Ne yaparsanız yapın insan olmanın hüznü çıkıyor ortaya, o yüzden çokta takmamak lazım. Boş vermeyi ve hayır demeyi öğrenmek gerek, var olmayan kaybolmaz, kayıp olması da yok olduğu manasına gelmez, düşünüyorum öyleyse varım, yoksam düşünemez miyim. Ve hayat iyilerin hevesini kırmaya kaldığı yerden devam ediyor.

HÜLYA ÇAKICI

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Bildiklerine çok güvenen geveze olur!


Kendi başarısızlıklarına çözüm bulamayanların davranışıdır yakınındaki kişinin başarısızlığından keyif almak. Karaktersizliğin bir basamak daha altı olsa gerek bu durum. İnsanların zor zamanları olabilir önemli olan düşeni kaldırmak, zor zamanlarında ona yardım etmek en azından köstek olmamaktır.

Cahil ile sohbet etmek güçtür bilene, cahil ne gelirse söyler diline. Sözün gümüş olduğunu bilmeyen sükutun altın olduğunu anlayamaz. Cehalet kadar tehlikeli hiçbir bomba yoktur, insanların başına ne gelirse cahilliği sayesinde gelmiştir, cahil toplum yöneticilerin işine gelir istedikleri gibi at oynatırlar, kandırılması, susturulması kolay olur.

Bazı insanlara düşüncesinin yanlış olduğunu anlatmak istediğimizde hemen bizi susturmak için bağırarak konuşurlar böylece haklı görüneceklerini düşünürler. Başkalarını aşağılamaya çalışırken kendilerinin konuşma ve anlama özürlü olduğunun farkında bile olmazlar. Onlara göre herkes aptal ve suçlu onlar her zaman akıllı ve bir numaradır.

Kimseyi kırmak istemesek de bunun için özen göstersek de bazen olaylar bizim kontrolümüzün dışında gelişiyor. Karşımızdakinin duygularına güvenerek hareket ettiğimiz zaman sadece kendimizi kandırdığımızı görüyoruz. Geriye dönüp bakmak; belki en güzel günlerimizden vazgeçmemize neden olacak, belki hayatta tek seferde elimize geçecek fırsatları tepmemize neden olacak, ileriye bakmak gerekiyor, belki güzel günler yakındadır.

İnsanların büyük bir kısmı hayalcidir, hep hayal ederler ama gerçek tam tersi olarak önlerine sunulur, sonra ilgi duydukları karakterleri canlandırmaya başlarlar.

Kimse gerçek benliği ile karşılaşmak istemez, kendinden kaçar çünkü dört dörtlük değildir, hataları vardır yüzleşmek istemediği, unutmak istediği, işte egoda saklı olan algı budur ve bu da iyilik algısını yok eder.

HÜLYA ÇAKICI

Işık saçan insanlar!


İyiler asla yıkılmazlar sadece bazen sallanırlar. Ama herkesin o köprüyü görmesini bekleyemeyiz. Öncelikle fikri güzel, eylemi güzel olabilmeli, kendi hayatında figüranlığa soyunanların doğruyu, yanlışı ayırt etmesi biraz zordur.

Bazı insanlar vardır ki onlar gerçek birer ışıktırlar ve o ışığı kimse görmek istemez. Görmek istemeyenlerin çoğuda negatif insanlardır, öyle suretleri vardır ki gülümseme içinde, sevimli görünürler. Işık olanın ışığını sünger gibi emerler, asla istemezler ışık saçmasını ve böylece gerçek ışık kapanır, kapattırılır.

Gerçek ışık açığa çıkmak, parlamak ister tekrar yine izin vermezler. Işık ister izin verin ışığımı yansıtayım, bakar olmuyor hiç olmayı seçer, hiçlik mertebesi boyutuna erişir, yaşar. Hiç sanılır hiç kimse, öyle görürler, görmek isterler. Bilmezler, bilemezler, bilmek istemezler, bilmemeyi seçerler, o hiç olan bir ışıktır.

İnsanın içindeki potansiyeli açığa çıkarması elinde olmuyor bazen ve kendisini insanlara teslim etmek zorunda kalıyor. Böylece insanlar tarafından yeniden dizayn ediliyor. Bunların hepsi bir süreç, gerçek ışık vardır görebilene, hissedebilene, anlayabilene, gerçekten alıp kabul edebilene.

İçimizdeki ışığı ortaya çıkarabilmek için ışık içinde kalmayı ve cesaret ile ilerlemeyi seçmemiz gerekir. Azimle, inançla kalkar yolumuza kaldığımız yerden devam ederiz. Hayallerimize kavuşabilmek için daima geriye değil ileriye bakar umudumuzu hiç yitirmeyiz.

HÜLYA ÇAKICI