17 Nisan 2018 Salı

Mutlu olmayı seçer mutlu olursun...


Mutluluğun parayla, pulla, makamla, güçle, diplomayla, karşı cinsten biriyle olmakla alakası yok, o bir bilinç halidir. Senden başka faktörlerle ilgisi yoktur. Yalnızken mutsuzsan başka birisiyle olduğunda mutsuzluğun ikiye katlanacaktır. Eğer bir işçiyken mutsuzsan holding patronu olsanda mutsuz olacaksın. Ama bunları söylerken temel fizyolojik ihtiyaçlarımızı barınma, beslenme, cinsellik vs. gibi insanlık onuruna yakışır, sağlıklı bir şekilde gözetmemiz gerektiğini de düşünüyorum.

Bakmasını bilene her şey mutluluk verir, denizi izlemek, yürümek, oturmak. Peki siz mutluluk verebiliyor musunuz? Bir tebessüm yeterlidir bir insanı mutlu etmeye. Mutluluk bir isteği özlemi yerine geldiğinde duyumsanan sevinç gibidir, beklemediğin bir şeyin gerçekleşmesidir aniden, uğraştığın, sevdiğin bir şey ile uğraşmışsan güzel bir sonuç almak, bir işe yaradığını hissetmektir.

Elinde var olanların kıymetini bilmektir mutluluk, anı yaşamak, her şeyi değiştiremeyeceğini kabullenmek, anlamaktır, mutlu olmayı seçer mutlu olursun. Varsayışsal bir ruh halidir, mutlu olduğunu düşünürsen mutlu da olursun.

Her şeyden önce dürüstçe yaşamak, hiçbir vicdan hesaplaşması olmadan attığın adımdan emin olarak yaşamaktır. Sorumlu olduğun kişilere karşı verdiğin vd aldığın sevginin hazzını duymaktır.

Mutluluk mutlu edebilmek ve mutlu edebildiklerinle mutlu olmaktır, bu da sağlam bir sevgiden geçer, ne para ne mevki, en önemlisi samimi ve içten severek yaşamaktır. Kalbin kendisini huzurlu hissettiği bir başka kalple tanışmasıdır. Birlikte gülebilmek, birlikte üzülebilmektir, samimiyet varsa eğer her zaman mutlulukta vardır.

Mutluluk fikrimce kavram dışında varolan gerçekliktir, hissedilen değil yaşanılandır. Sahte olan her şeyden kurtulmak mutluluktur. Mutluluk istediğimde benimle olandır, yaptığın şey her ne ise ondan keyf almaktır.

Mutluluk aranacak bir şey değildir, onu inşaa etmek gerekir. Ömür bir masal gibidir ne kadar uzun değil, ne kadar güzel geçtiği önemlidir. Bize baki kalan güzellikler saygı durulacak hatıralardır.

HÜLYA ÇAKICI

https://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1061022-mutlu-olmayi-secer-mutlu-olursun

Devlet mi millet için, millet mi devlet içindir?


Devlet millet, millet devlet için yani her ikiside birbiri için vardır, birbirlerinden bağımsız değillerdir. Devleti ayakta tutan milletidir yine bir milletin yok olmaması, parçalanmaması, dağılmaması, düzeninin olması ve bu düzenin devam edebilmesi için devlet gereklidir. Devlet milletinin huzur ve güvenliği için vardır, millet de bunu sağlaması için devlet kurmuştur.

Toplum olmadan devlet olmaz. Toplum varsa devlet topluma hizmet etmek için vardır. İdareciler yönetecek insan aramaz bilinçli toplumlarda toplum kendini idare edecek kişiyi kendi arar ve seçer. Devlet olmadan da insan varlığını sürdürebilir ama insan olmadan devlet var olamaz.

Devlet bina millet kolondur, devleti millet kurar millet yıkar, milletsiz devlet olmaz devletsiz de millet olmaz, bu ikisi bir bütündür devlet sadece bir terimdir asıl olan milletin devlet anlayışı içinde olmasıdır. Devletin yönetim şekli ise milleti için olmadır. Devlet her şeyden üstün değildir, üstün olması gereken noktalarda da yine milletin menfaati için olmalıdır.

Devletin ilk oluşumu halk içindi. Bazı coğrafyalarda Orta doğu, Anadolu gibi devlet kavramı kutsallaştırılıp, semavi dinlerininde yaygınlaşmasıyla halkın etkisi azalmaya başladı. Bazı kavramlara gereksiz anlamlar yüklendi. Bunun farkına varan bazı devletler Orta çağ Avrupası seküler düşünceye önem verdi. Sekülirizm düşüncesi sayesinde Avrupa küllerinden tekrar doğdu. Reformlar ve yenilikler art arda geldi, günümüzde de en gelişmiş coğrafya olarak hala yerini koruyor.

Toplum sözleşmecilerine göre insan ne zaman cezalandırma yetkisini kendisi kullanmaya başladı düzen bozuldu. Suçluları cezalandıracak bir kurumun yokluğu insanları rahatsız ediyordu ve insanlar bir toplum sözleşmesi imzalayarak cezalandırma yetkilerini devlete bırakıp, hayat, hürriyet, mülkiyet yetkilerini kendilerine sakladılar ve böylece de devlet denen kurum oluştu. Yani devlet milletin ihtiyacı sonucu eşitliği sağlaması için oluşturuldu.

Ama geçmişten günümüze, hiçbir devlet halk için var olmamıştır. Bütün söylemler bir aldatmadır. Birey olmadığı için güçlü bir toplum, güçlü bir toplum olmadığı içinde devletler vardır. Dünyanın her yerinde bu sürü psikolojisi devam etmektedir. Devlet sadece Kapitalist sistem için millet her türlü sömürge ve sosyal köle sistemine entegre edilmek için. İnsan kurduğu her sistemin esiri olduğu gibi devletin de esiri oldu. Çünkü insan bencildi, ben'i biz'in önüne geçirdi.

HÜLYA ÇAKICI

9 Nisan 2018 Pazartesi

Her Şeyin Değişmesi Gerekiyordur Belki!


Zamana, teknolojiye ve değişime ayak uydurmak gerekiyor. Önce kendine yenilebilmeli insan hayata, yaşama daha iyi ayak uydurabilmek için. Güneş hiçbir zaman parlayıp sönmez hep aynı güçle oradadır çünkü. İlerleyeceğin yeri hedeflemek gerekir boş bir amaç uğruna ilerlemek ilerlemek değildir. Durmakta bir ilerleme şeklidir çünkü bazı insanlar vardır geriye doğru yürürler. Geliştik diyoruz ama yaptıklarımız hayatın bize sunduklarına karşı gardımızı almaktan ileri gitmiyor, içimizdeki çocuğu kirletmekten başka işe yaramıyor, ne kadar gardımızı alsakta hayat aynı yerden vurmuyor.

Değişmek, dönüşmek kişinin bilinç düzeyine bağlı biraz, mevcut kapitalist yaşam tarzı insanların değişmesine izin vermez çünkü. Özünü, doğallığını, kültürünü kaybetmiş toplumlarda kapitalist sistem mevcuttur. Bireyin ve toplumun bilinçlenmesi, kişilik özelliğinin değişime, dönüşüme uğraması için çaba harcanması, mücadele edilmesi, yaşam tarzının değişmesi gerekir. Bilinçaltındaki egoları yok ettiğimiz zaman değişmekte kolaylaşır. Ama gelinen teknoloji insanların içindeki kötülüğü daha da yükseltip bencil ve menfaatlere tutkulu hale getiriyor. Bu yüzden bazı insanlar hem mutsuz ediyor, hemde mutsuz oluyorlar.

İnsanız hepimiz, doğamız gereği iyi ve kötü davranışlarımız, huylarımız var zamanda ortaya çıkarttığımız. İnsan olmak nefsine hakim olup içimizdeki kötülük yerine iyiliği seçmektir. Bu sadece bir toplum içindeyken değil, hiç kimsenin görmediği anlarda da geçerlidir, bunu gerçekleştirebilirsek ölmeden önce cenneti yaşamış oluruz. Biraz bilinç biraz farkındalık insan olmanın gereğidir.

Biz kendimiz içinde bulunduğumuz durumu düzeltmek için direnç göstermezsek büyük çoğunluk zeka seviyemizi düşük bulup kullanmaya çalışır yada halinden memnun olduğun için ses çıkarmadığını düşünür. Gözyaşını akıtırsan göz yaşında boğmaya bile çalışırlar. Kurtuluş isteyen kişi önce kendini değiştirip geliştirmek zorunda.

Değiştirmeye gücü olan şeyler de değişimi engelleyebilir. Cehalet, hırs, aç gözlülük farklı jenerasyonlarda hep aynı tür insanların olması, iyilerin ezik, etkisiz, sinik halleri, sevgi içerikli felsefeleriyle ideolojiler üretip yozlaşmalara tanıklık etmeleri. Her şeyin değişmesi gerekiyordur belki iyiliğin şeklinin bile.

HÜLYA ÇAKICI

Duygusuz İnsan...


Varlığını nefes olarak bildiklerin kırık bir ezgiyi bıraktıklarında yüreğinde anlarsın insanın insanı israf ettiğini, kırıntılarına dahi acımadan basıp geçtiğini.

Hiç kimse duygusuz olarak dünyaya gelmez, itinayla tüm iyi niyetlerin, güzelliklerin, umutların, sevmek ve sevilmek gibi tüm insani duyguların etrafındaki insanlar tarafından hallaç pamuğuna döndürülmesiyle duygusuzluğa doğru ilerlemeye başlar.

Robot değiliz her an, her saniye aynı duygularla yaşayamayız, bugün kırmızıyı seven sonrasında sevmeyebilir bu normaldir. Bazen duygusuz olarak gördüğümüz insan aslında duygusal olabilir, güçlü görünme çabasından etrafındaki kişiler kalbinde nasır olduğunu düşünebilir. Toplumdaki duygusuz, acımasız insanlar belkide aşırı duygusal olup yaşadıkları duygusallığın, iyiliğin, kötü tecrübelerin sonrasında o hale gelmiştir. Yani duygusallığın zıt koşullanmasının, kişiler arası ilişkilerde yaşanan zincirleme tepkinin bir sonucudur böyle görünmesi belki. Kimse bana bir şey olmaz demesin, zamanla hayat koşulları insanı duygusuzluğa sürükleyip toplumdan soyutlayabilir.

Birini yermek yada yüceltmek yerine ikisinin arasında paralellik ve uyum olmalı. Bilgelik kalp ile aklın buluşmasından ortaya çıkar. Kalbinle aklın arasındaki uyumu yaratmak sanatını öğrendiğin zaman bütün sırrı avuçlarının içine alır ve bütün gizemlerin kapısını açacak anahtara sahip olabilirsin.

Duygu hissetmek insana yakın olmak demektir, insana yakın olmak acı çekmek demektir, acı çekmek düşmek demektir.

Eskiden sıkıntı ve problemlerimiz olduğunda eşin, dostun desteği ile toparlanırdık, şimdilerdeyse hastalık olarak bakıyoruz her şeye, aslında bu tarz psikolojik rahatsızlıklar yaşadığımızda hem profesyonel destek almalı, hem çevremizdeki tecrübeli insanlardan fikirler almalı, hemde ruhumuzu ve vicdanımızı doyuracak faaliyetler yapmalıyız fikrimce.

Duygular insanın doğasında yaşamdan etkilenerek akıldan öteye bir nevi düşünceyi kontrol altına almaya çalışır. Her ne kadar duygular içgüdüsel olarak tanımlanmaya çalışılsada aslında bundan bağımsızdır. Duygularının esiri olmuş bir insan mantık ile kavramlaştırılmış bir durumu kabul etmediği gibi engel olabilmek için büyük çaba harcar. Çünkü duygu dediğimiz olay aslında kendisince düşünülmüş bir yaşam kaynağıdır. Mantık duygulardan arındırılmış olan değil birey için düşünmenin aksine bireyler için düşünülendir.

HÜLYA ÇAKICI

Eğitim Şart, Peki Nasıl Olmalı?


İnsan olmak okumakla olmuyor önemli olan insan gibi davranmak, insan gibi hareket etmek, okuduğunun hakkını vermek, insan olmak aslında mayada saklı eğitim sadece etken.

İyi eğitimli sağduyulu insanlar dünyada çoğunlukta olsa çok şey değişirdi. Dinden fazla etkin olan eğitimdir. Bir insan bir insanın ne, kim olduğuna bakmaksızın değer vermeyi küçük yaşta öğrenirse ömrü boyunca bu durumunu korur.

Eğitim insanın içindeki olanakları gerçekleştirmeli. Bir meşe palamudu meşe olma imkanını barındırır ve gerekli olanaklar sağlanırsa meşe ağacı olur, sağlanamazsa olabileceği, içinde barındırdığı özü ortaya koyamaz. İnsan da hem geçmişini, hem gelecekte olabileceğini şimdide barındırır, bu da biraz imkan ve şartlara bağlıdır.

Öğrenilerin davranışa dönüşmesi, içselleşmesi ve olumlu gelişim göstermedir eğitim. Bu da ülkelerin eğitim politikaları, çevre, aile, ailenin sosyo ekonomik durumu ve kişinin kalıtımsal özellikleri vs. gibi çok yönlü etkileyici faktörleri içerir. Nitelikli eğitimde nasıl ve ne kadar okuduğundan çok ne okuduğun daha önemlidir.

Eğitim şart önermesi herkesin ortak buluştuğu tek zemin. Eğitim nasıl olmalı sorusu ise herkes için zeminin kaydığı tek konu. Eğitimden ne anlıyoruz? Çocukluğumuzda gördüğümüz ezber eğitime mi eğitim diyeceğiz yada bugün karşı karşıya kaldığımız eğitimsizliğe mi eğitim diyeceğiz? Dün ile bugün arasında ince nuasnlar dışında eğitim farklı mı? Sanmıyorum, bugün geldiğimiz noktada keşke imkanım olsaydı da çocuklarımı sosyalleşmesi dışında bu kaosun içinde biçimlendirmek zorunda kalmasaydım. Hayatın içinde bir araya getiremediğimiz, hayatın içinde kılavuzluk yapmaya yaramayan ne kadar bilgi varsa çöpe atılmasını dilerim. Ancak düşünebilen, üreten, sorgulayan beyinlerin okul denen yerlerde nasıl tırpanlandığına şahit oldukça zor olduğunu da görmekteyim.

Varlıklar olması gerektiği gibi yaratılmışlardır, hamdırlar var oldukları doğallıktadırlar. Kendi iç potansiyelleri ve yaratıcılıkları ile var olurlar. Bunları dönüştürmek, değiştirmek istiyorsanız eğitim gereklidir. Doğal olarak var olan yaratıcılık eğitimle yok olup şekil değiştirebilir.

Kafası pek çalışmayan ve düşünme alışkanlığı olmayan birinin okuma alışkanlığı bir kaç kavram olsada öğrenmesi tercih edilebilir. Ancak bu durum en tehlikeli cahil modelini ortaya çıkarır. Düşünen insanda genel itibariyle gerek gördüğü kadar okur.

HÜLYA ÇAKICI

İş Hayatına Yeni Başlayanlar


İşe yeni başlayanlar hayırlı olsun. Çabalamadan daha iyisi olmaz, daha iyisi sermaye, büyük çaba ve mücadele gerektirir, hazır değilseniz işinizi sevmeye bakın.

Patron hiçbir zaman memnun olmayacak, hep daha iyisini isteyecek onlar için bir üretim makinesisin. Eğer senden memnun olursa burnun kalkar diye hep bir eh duyacaksın. Arada övecek seni sende iltifat alma şevkiyle daha çok uğraşacak ve hep sömüreleceksin.

İşsizlik, daha iyi bir iş bulurum diyerek her işi kabul etmemek, mezuniyetten sonra beşbin lira aylık maaş hayali kurup sonra boşta kalmamak için asgari ücrete tamam diyerek bir işe girmek ve sonra bir bakmışsınız hayat bu şekilde akıp gidiyor.

İşe başlarken konuşulanlar başka yaşadıkların ve yaşayacakların bambaşkadır. Önce bir sevindirik olursun, sonra gerçeklerle yüzleşirsin, daha sonra kabuğuna çekilirsin. İşinizi seviyorsanız ne olursa olsun keyif alırsınız ama sevmediğiniz bir işi yapıyorsanız hayal kırıklığınız daha da artar. Bir kaç kişi kalır iş hayatında dostun olarak ve bir bakarsın emeklilik hayalleri kuruyorsun.

Okul ile çalışma hayatı aynı değildir. İşe başlarken pratiklerin getirdiği zorluklar büyük olacaktır. Gerçek hayat okuldan sonra başlar, başarı basamakları da buradadır. İşle mücadele ise savaşmak gibidir, bütün işlere eksiksiz başlamak, düzenleme, programlama ve uygulama önem taşır. Eğer bunlar eksiksiz yürürse yapanı, yaptıranı, patronu yani herkesi memnun edeceği gibi fayda da sağlar. İşinde kademe kademe hem tecrübe, hem rütbe, hem de para kazanır ve yaptıklarından gururlanırsın.

Kendi alanımızda iyi yetişmiş olmak, yenilikleri araştırıp takip etmek gerekiyor, zaman artık boş beleş olmayı kabul etmiyor, donanımlı olmak kendimiz için vazgeçilmezdir. Hayat boş insanlara gülmüyor.

İş yerinde çalışan insanlar bulundukları iş yerinin kurallarına, prensiplerine, ast üst arasındaki düzene uymak zorundalar. İşverenler de çalıştırdığı işçiye gereken ölçülerde saygılı ve hoş görülü olmalı, küstahlık, argo, tepeden bakma olaylarından uzak durmalıdırlar. Sonuçta herkes hayatını idame ettirmek için çalışarak yaşam mücadelesi veriyor.

HÜLYA ÇAKICI

7 Nisan 2018 Cumartesi

Yaşamak Yaşatmaktır


Dış etkenlere bağlı olmaksızın istediklerini yapabilmektir yaşamak. Kim olduğunu, ne yapmak isteyip nerelere ulaşmak istediğinin bilince ilerleyebilmek var olmaktır. Huzurlu ve vicdanlı yaşamaktır.

Hayatın bir doyumu yok, doya doya kendimize hakim olmayı ögreniriz. Mutluluk kendi içimizde, gerçekten yaşadım diyebilmek için hedeflediklerimizi gerçekleştirmek ve bu gerçeklerin bizi mutluluğa yaklaştırdığını düşünmek gerekir.

Kendimizi tanıyıp, başkasının hayatına özeneceğimize kendi hayatımızı kabul edip kendi hayatımızda bir şeyler yapmalıyız. Yaşadığımız her şeyin tatmini ve kabulü dururken yaşayamadıklarımız için kendimizi kahretmememiz yeterli.

Nasıl istiyosan o şekilde yaşa, doğru ve yalan söylemeye gerek kalmayacak şekilde dürüst yaşa o zaman ne keşkelerin olur ne de pişmanlığın, böyle bir yaşam bize mutluluğu zaten hediye olarak verecektir.

Kendini bilerek uyanmalı, yemeli, içmeli belki koşmalı, sadece kendine ait olan hayatına inançlarına, fikirlerine ters kimseyi sokmamalı, kimse için kendinden ödün vermemeli, zincirlerini kırmalı, kalan son zincir de kırdığında nihayet ben yaşıyorum diyebilmeliyiz.

Nefes almayı öğrenmeli derin derin. Özgür olmalı özgürlüğü yaşamalı. Yaşamalı. Gerçekten anlamını kavrayarak, hissederek yaşamalı.

Temel ve basit şartları yerine getirerek de güzel yaşanalabilir. Ama gününüzde taktir edilme, değer görme, toplum tarafından sevilme vs. olmadan yaşamak sıkıntılı gibi gözüküyor.

Kimseye boyun eğmeden sevmeli, sevilmeli, aşık olmalı, yardım etmeli, delilik yapmalı, egodan arınmalı, risk almalı, hata yapmalı, kitap okumalı, gezmeli, paylaşmalı, iyilik yapmalı, evlenmeli, boşanmalı, sevdiği işleri yapmalı, risk almalı, reddedilmeli, başarılı da, başarısız da olmalı, güzel izler izlenimler bırakmalı.

Mutluluğun sadece kendi çıkarlarımız için olduğunu düşünmeden, paylaştıkça çoğalan ve çoğaldıkça anlam kazanan bir süreç olduğunu bilerek yaşamak. Yaşamak yaşatmaktır. Bir insana, bir hayata anlam katmalı, emek vermeli, görmek istediğimiz değişimin parçası olmalıyız. Hayata değer katmalı, pozitif düşünmeli, ilkeli bir hayatın sahibi olmalıyız.

Giderken bulduğundan daha iyi bir dünya bırakmayı başarmışsan anlamlı bir hayat yaşamışsın demektir. Ne yaparsan yap hakkını ver. Gerçekten insan gibi hareket edilirse gerçekten yaşadım bu hayatı denilebilir.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1060965-yasamak-yasatmaktir