13 Haziran 2018 Çarşamba

Belirsizlik Değersizliktir...


Birinin hayatının neresinde olduğunu çözemediğin zaman hiçbir yerinde olmamayı tercih etmek en iyisidir. Çünkü belirsizlik değersizliktir.

Bana verilen hayatı en iyi, en güzel biçimde yaşamaya geldim. Ne çok şeyi kendimizden daha çok önemsiyor, kıymetlendiriyor, kendimizi o şeye layık görmüyoruz. Üstelik ne zaman öleceğimizi bilmeden yaşıyorken.

Yaşamın anlamı yada anlamsızlığı. Tam başardım, ulaştım derken yeniden başlangıca dönüşlerin yaşanması. Paylaşmadan, koşulsuz sevmeden hiçbir şeyin anlamı olmaz, bunların eksikliğidir bizi boşluğa düşüren.

Karşımızdaki kişinin bizi anlaması önemli olan, anlayan insan sadece kendisini düşünmez karşısındakini de düşünür, bunu sözle yapmasa bile hissettirir.

İnsanların yaşama amacı inandıkları her neyse ona layık olmaya, ulaşmaya çalışmaktır. Kendilerinden emin olmayan insanlar korkarlar, korkuların kaynakları farklı şekillerde insanları yol ayrımına getirir, bu yol ayrımında insanların kafası karışmaya başlar, seçimlerindeki yanlışlar ve doğrular yaşamlarının sonuçları ile ilgili olaylar haline gelir. Ve kendileri ile ilgili sorularını yaşam beklentileri ile yaşadıkları arasında kalarak sormaya başlarlar. Yaşama amacım ne sorusunun cevabı inandığın şey ile ilgilidir.

Her şey yerli yerinde, dünya dönüyor, güneş doğuyor ve ısıtıyor, ay geceyi aydınlatıyor. Yani insan dışındaki sistemde bir problem yok. İnsana gelince mutluluk hakkın, gülmek hakkın, iyi bir iş, eş, ev, araba hakkın ama ölümde bize kalan haklardan ve ağlamakta, bazen aciziyette bize kalan haklardan. Asıl olan ise insanoğlu nankörleşti.

Hayat yaşandığı süre içinde anlamlıdır, doğanın verdiği bir canlılığın bilinci içinde zaman geçiriyoruz.

Yargılarsanız kesin hüküm verirsiniz, yorumlarsanız düşüncelerinizi ifade edersiniz.

HÜLYA ÇAKICI

https://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1062613-belirsizlikler-ve-insan

11 Haziran 2018 Pazartesi

Duygularımız Doğru, İnsanlar Yanlış...


Savaştıkların seni yener. Sevdiğin her şey ise amacına hizmet eder. Yaşam ve hayat tarlasına bunları ekiyoruz kendimizce ama yaşamda değişmeyen ilkeler de vardır. Birlikte yaşamak, uzlaşmak, dayanışma içinde olmak, ortak yaşama kültürü geliştirmek önemli ve gereklidir.

Gülmek beyin hücreleri tarafından salgılanan endorfin salgısını artırarak vücudumuzu rahatlatır. Hayatın en güzel eylemidir, her ne varsa sizi bundan alıkoyan onları yok edin. Gülmek için mutluluğu beklemeyin sonra belki tebessüm bile edemezsiniz. Hiç kimse bizden daha mutlu değil bunu gördüğünüz zaman şikayet etmeyi de bırakırsınız. İnsanlar çeşitli dertlerle sınanıyor, kimsenin hayatı bir diğerine benzemiyor.

Hangi kapının ardında hangi dert var görebilmek için gönül gözünle bakmak gerekiyor. Ancak gönül gözü anlar dilsiz acıları ve mutlulukları. Hayat alıştırarak öğretir insana olgunluğa erişmeyi, kimi, neyi, ne kadar ciddiye almak gerektiğini. İnsanlığa karşı yeterince nefretle dolduğun zaman ironik bir şekilde sakin tepkiler vermeye başlıyorsun patlama noktasına gelmeden önce.

Herkes kendi mutluluğunun sorumlusudur. Gurur kibrin bir yansımasıdır, kibirli insanlar genellikle yalnızdır. Kişi en büyük zararı kendisine verir kibri ve ızdıraplı zihinsel yapısı ile. İnsanız, fark etmesekte yalnızlık bir ödül ve iç konuşma fırsatıdır. Yalnızlık dağılmış kafaları toparlar, insanın kendisiyle başbaşa kalıp eğrilerine, doğrularına en iyi karar verebilme zamanıdır. Her şeyin fazlası zarar olabileceği gibi fazla yalnız kalmakta ruhu yorar, daraltır.

Günümüz insanı eskiye göre kendinin ve nasıl yaşam istediğinin daha çok farkında. Eskiden büyükler ne derse o olurdu sanki büyükler hiç yanılmazmış gibi. Şimdilerde de herkes herkesten kaçıyor, kimse kimsenin sınırlarına saygı duyup, sınır varlığını kabul etmek istemiyor. Çantada keklik düşüncesine maruz kalanlar artık dur bakalım diyebiliyor. Ne zaman insanlar birbirlerine ve yaşam alanlarına saygı duymayı öğrenir, kabullenirse birbirlerine daha yakın ve samimi olacaktırlar. Millet faydacılığı abartmış durumda, bencilliği yönetmek istiyor ve dünyayı sadece kendisine ait sanıyor.

Bugünün yaşam tarzını yaşayan gençlik, en az eski nesil kadar yanlış. Ezilen ve ezen nesilller ardışık ilerliyor. Ezilen hep ezilmeye, fırsatı bulup ezen de ezmeye devam ediyor ve akıp gidiyor dünya. Şimdinin ezilen ebeveynleri, eskinin ezilen çocukları şeklinde.

HÜLYA ÇAKICI

Bilgi Hasadı...


Tüm kalıplardan ve kurallardan arınmak için bilgi arzusunu kendi tekeline alan sistemlerde çatlaklar yaratmak zaruri bir mesele haline gelir. Bilgiye sorgulayarak ihtimalleri çoğaltarak, bağımsız bir merak dürtüsü, kalıplardan, tabulardan, kurallardan arınmış tertemiz bir vizyon sahibi olarak ulaşılır.

Herakleides döneminde anlam kazanan PHİLOSOPHİA deyiminin anlamı; durup dinlenmeden bilgiyi, doğruyu aramaktır. Düşünme, uygulama, deney vs. ile burada varılmak istenen doğru ve gerçektir. Temeli İonia'da atılan felsefenin hiç durmadan aradığı şey budur. Hedefe empirik bir yol (Sokrates) ile mi, yoksa kendi düşünce dünyamıza çevrilerek mi, ulaşırız? Kendi iç dünyamıza evrilmek ve empirik yol ile bütünleşme bu konuda yararlı olacaktır.

Platon görüşüne göre, felsefe yapmak felseficilerin, yönetmek yöneticilerin, savaşmak askerlerin göreviydi, bu da belli bir kast yapısı oluşturuyordu. Bu anlayış bugünde farklı düzeylerde devam etmektedir. Fikrimce bilgiye ulaşabilmek iki kavramlada bütünleşerek olur. Denklemin kendini eşitleme şekli olunmalı tek tarafta kalmak diğer seçenekleri anlamsızlaştıracaktır. Yani ben dediğimiz şey sınırlı kalmamalı. Bilgiye ulaşma yöntemlerinden önce bilgi arzusunun nasıl özgürleştirilebileceğini sorguluyorum. Bunun için Spinoza'nın; arzu insanın özüdür önermesinden yola çıkıyorum, bilgi arzusuna daha bir önem katarak bunu ön plana çıkarıyorum. Arzu insanın özüdür önermesinin anlamı arzunun bir varoluş çabası olarak her insanda bulunduğudur. Ama günümüzde arzu sistem eliyle tekelleştirilmesi nedeniyle esaret altına alınmıştır. Bilgi arzusu, okul, kurumlar, kendi yöntemleriyle esaret altına alınmış ve eğer bilgilenmek istiyorsanız okula gelin denilmiştir ve bu mecburi kılınmıştır. Ödül, ceza sonuçlu eğitim sistemi aptallaştırıcıdır ve özünde özgürleştirici olan bilgi arzusu bu haliyle köleleştiricidir.

Arzunun tekelleştirilmesiyle birlikte bu arzu aynı zamanda köreltilmiştir. Dolayısıyla arzuyu özgürleştirme sorununa arzuyu yaratma sorunu eklenmiştir. Bilginiz insanlığa faydalıysa ve örgütlenmişseniz özgürlükte kaçınılmazdır.

Önermeler sistem tekeline aldığı kavramların içini boşaltıp, zorunlu bir doğruluk olduğu iddiasında bulunmaktadır. Kitle, eleştirisel bakış açısını çoktan kaybedip, otoritenin dayattığı boyunduruklara dört kolla bağlanmış bulunmakta ve bu bağlanma ilişkisini ölümüne savunacaklardır. Fikrimce bilgi arzusunun özgürleştirilmesi konusuna kitle odaklı olarak bakılmamalı. Çünkü bilginin içini boşaltıp, yerini alma durumu olasılıklar arasındayken toplumsala güvenmek ve bir şeyler ummak doğru olmayacaktır.

HÜLYA ÇAKICI

Sistemlerin Temel Felsefesi...


Yaşama öyle bağlanacaksın ki, ölüm tehlikesi olsa bile korkmadan mücadele edecek, direnecek ve yaşamını kazanacaksın. Köle olarak yaşamı yok edilen insanlar yaşamlarını ancak her şeye rağmen yaşam için mücadele ettiklerinde, direndiklerinde kazanabilirler. Beynimizdeki, duygularımızdaki zincirlerden kurtulmak yaşamımızı yaşamanın tek çıkış yoludur.

Bugün çoğumuz yaşama sıkı sıkı bağlanmak adına inanılmaz mücadeleler ve çabalar içinde debelenip duruyoruz. Karşılığında ise bir kısır döngü içinde bir ömrü tüketiyor ve bunu başkaları için yaptığımızı çok geç anlıyoruz.

İnsanoğlu olan bizler öğrenilmiş acizlik denen ve bilinçaltımıza kadar işleyen yaşamın cehennemine boyun eğmek zorunda olduğumuz, çıkılamaz diye hissettiğimiz, düşündüğümüz bir sistemde yaşıyoruz. Zincirlerinin farkına varsa insan zincirlerden kurtulmanın yollarını bulacak, bunun için mücadele verecek, direnecek ve yaşamını kazanacaktır. Köle yapan insanlık dünya nüfusunun tamamını özelikle Afrika, Asya, Latin Amerika vs. gibi dünyanın belli bölgelerindeki insanları açlığa, susuzluğa mahkum ediyor. İnsanlığın bütünü zincirlerinin farkına vardığında köle yapan insanları insanlığın gücü ile yok edecektir.

Benlik oluşturmak, ortaya kendin olabilecek bir karakter koymak bunu yapanlar başarılı ve özgürdür. Yaşam mücadelesi olarak adlandırdığımız kısımda bunun tam tersidir. Kazanç için, menfaat için, mal için, statü için, ..... sahibi olmak için, yaşamın maddi kısmı için harcanan karakterler, biten değerler ve en sonunda biten insanlık. Yani tam tersi biten bir benliğin ve yok olan bir insanın tasviri. Yaşama bağlanmak deyince insanlar daha çok bu ikinci kısmı dikate alıyorlar.

Kapitalist sistemin şiddetine, ölümüne, sömürüsüne, sevgisiz, faydacı, çıkarcı, rekabetçi, insanlığın içinden iyiliği, sevgiyi yok eden şartlarına rağmen iyi olma mücadelesi vermeye devam etmekte bir başarıdır. Örneğin, iş yerinde yükselmek için birbirinin kuyusunu kazmak yerine dayanışmayı, paylaşmayı, ortak yaşamın hakları için iletişimle insanlığı insanlığa, iyi insanlığın ne olduğunu gösterebiliyor. Sistemin oluşturduğu belli bir düzen var ama bugünkü insan acımasızlığı, doyumsuzluğu sadece bir sistemle açıklanamayacak kadar kötü bir durumu, çok daha fazla etkenin geçerli olduğu ve sebep olduğunu gösteriyor.

Sistem düşüncesinin temel felsefesi kar etmek için her şeyi yapabilirsindir. Doğayı, insanlığı, bütün canlıları ve hatta dünyayı yok edebilir, doyumsuz ruhu ve egoları için rekabet eder, faydalanır, çıkarları için kullanır, sistemdeki temel hedef ve bütün çabalar bunun içindir. Sevgiden, güvenden, dayanışmadan, yardımlaşmadan uzak sadece çıkar elde etmek savaşmak. Bunun için dünyada savaşlar, salgın hastalıklar vs. yaratabilir, her şeyi satın alabilir kar ve iktidar için. Ama doğayı sevgiyi, güveni, paylaşımı, dayanışmayı, yardımlaşmayı da yaşayamazlar.

HÜLYA ÇAKICI

İpe Örülmüş Akıllar


Çırak olmayı bilmeyeni usta yaparsak olacak olandan da kaçınılmaz olur. Sonradan gelen yetkinin vermiş olduğu üstünlükle kompleksiz kişiler bile devamlı egolarını tatmin etmeye çalışan kişilere dönüşebiliyorlar. Ama her silah bir süre sonra sahibine çevrilir.

Cehaletin sebebi bilgiyi kabullenememe egosudur, cahilliği kabul etmeme ve öğrendikçe öğrenmemiz gereken daha bir çok şeyin olduğunu anlayamamadır. Bunların cahil ve basit dünyası dışında az da olsa ufkunun gelişmesi gerekir ki, bilginin düşmanı olanlar her seyi bildiğini zannetmesin. Önce cahilliğin arkasındaki nedenlere bakılmalı, haritasına bakılsa belki sebebin ne olduğu daha iyi görülebilir hayatımızın içinde sık sık karşılaştığımız ve yaşadığımız gerçekler bunlar. Görünen o ki, bir gün herkes aklını bir yerlere koymuş, sonra o akılları satılığa çıkarmışlar ve sonra herkes kendi aklını tekrar satın almış gibi. Yani cahilin cesarati kendisini kral sanmasından, bilgili insanlar mütevazidir yada öyle olmak zorundadırlar. Cahil insanlar küstah ve kıskançtır, başkasının başarısını hazmedemezler. Ömrümce bunu yaşadım ve yaşayarak, görerek de ömrüm sonlanacak.

Türkiye'deki anlaşmazlıkların temel nedeni iletişim. Ülkemizde tek mantık hakim; her zaman her şeyi ben biliyorum siz bir şey bilmiyorsunuz. Kendi hedefleri olmadığı gibi hedefi olanında yaşam enerjisini yok ediyorlar. Mantığın değil duyguların yönettiği bir dünyada önce kendimiz güvenimizi zedeliyoruz sonrada her şey. İnsan egosunu kontrol altına aldığı, başkalarını yargılamaya değil anlamaya başladığı zaman insandır.

Bazıları dün ateşli bir şekilde savunduklarının tam tersini bugün savunabilirler, yarınsa hiç yüzleri kızarmadan bugün savunduklarının tam tersini savunurlar, bunlar her şeye zarar verirler. Ülkemiz her türlü saldırıya direnmeye çalışırken içimizden hançerlenmek, geleceğimizi yok etmek isteyenlere yol açıp seyretmek böyle bir şey olsa gerek. Bu kadar ihanet ve hainlik karşısında biz bu topraklara layık mıyız?

Bir söz, başına gelecek var der, bu söz şimdileri anlatıyor. Zeytin yaprağı barışın sembolüdür ve zeytin ağacı ölmeyen ağaç olarak bilinir. Görmezden gelen, susan, korkan sadece kendini düşünen tuhaf bir millet olduk.

HÜLYA ÇAKICI

6 Haziran 2018 Çarşamba

Mutsuz Olan, Mutsuz Eden İnsanlar...



Tek başına olmadığın dünyada kendi doğrunun pek bir önemi yok. Çoğu plan yapılmak için seyir halindeyken yolda yön değiştirebiliyor. Zincirin en güçlü halkası koptuğu yeri kadar. Sanırım önemli olan haklı olmak değil mutlu olmayı bilmek.

Her gülen mutlu olmadığı gibi her ağlayanda mutsuz değil. Hayat inişleri, çıkışları ile var, en iyisi ufak şeylerden mutlu olmaya çalışmak ve yaşadıklarımızdan ders çıkartıp hayatı kolaylaştırmak.

Mutsuz insanlar genellikle başkalarını mutlu etmek için uğraşırlar, çoğu ön yargılarının ve diğer insanların düşüncelerinin kölesidirler. Gerçekte doğru gözünle görür, yüreğinle hisseder yine de inanmak istediğin için inanırsın. Kullanmadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler, kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarar.

Hatayı her zaman karşı tarafta arayan, kendini mükemmel görüp aynaya hiç bakmayanlardır. Hayatta karşılarına çıkan her şeyde bir kusur bulan, bardağın dolu tarafına bakmak istemeyen kişiler hiç mutlu olamayacaklardır.

Mutsuz olmak için tek bir şey, mutlu olmak için ise onca şey varken sadece o tek bir şeye takılı kalır ve mutsuzluğu hayatının bir parçası, hatta kaçınılmaz gerçeği olarak kabullenirler. Zaman geçtikçe mutlu olma amacından çok hayal kırıklığına uğramama, mutsuz olmama isteği ağır basar. Belki de sahip olduğumuz fiziksel yapı duygusal dünyamızı sınırlar, genleri organları müsaade etmiyorsa zorlanır insan.

Sahip olduklarının kıymetini anlayamayan insanlar, sahip olamadıklarından yakınarak bir ömrü boşa tüketirler. Genellikle başkalarının mutluluğundan kendilerine pay çıkarırlar, sokak lambasının ışığıyla etrafında mutlu şekilde dönen sivrisinek gibilerdir. Öyle mutluluğa yabancıdırlar ki mutlu olduklarında bile bunu kendilerine hak görmezler.

Sürekli kendisini başkaları ile kıyaslayanlar kendi iradeleri ile hareket etmek yerine başkalarının ne yapıp yapmadığına göre hareket ederler, her şeye negatif bakarak, ne der diye düşünür, sürekli ahlayıp, vahlarlar. Aynı zamanda kendini tanımayan, hangi duyguyu neden yaşayıp yaşadığını irdelemeyen, duygularını okuyamayan, yönetemeyen, sorumluluklarını yerine getirmeyen, yalnız kalmayı beceremeyen, kendi kendine yetinemeyen, sınrları ve prensipleri olmayan mutsuz ve negatif insanlardır bunlar.

Başarı yoktan varolmak, mutluluk varoluşundaki kazançları insanlarla paylaşmaktır. Vicdan barındıran bir el, içinde merhamet olan bir yürek, gülüşünde samimiyet taşıyan bir yüzden ise güzeli yoktur.

HÜLYA ÇAKICI

Kişisel Ve Toplumsal Ego


Ego bir nevi canlıların hayatta kalma refleksidir. Dolayısıyla bilinçaltında fark edilmeden yapılan sonuçları bile vardır. Onun için zaten empati ve saygı derdindeyiz. İnsanı egodan erdem kurtarır bunu empati ve saygı yoluyla başararak kültürü, coğrafi durumları oluşturabilir, bunlar da irade dışında şekil alan şartlardır. Empati ve saygı toplumu oluşturan egoların barışını sağlayan kural ve adaletin birlikte yaşayarak şartları uygun hale getirmesidir.

İnsanlık olarak her birimiz toplum organizmasının devamıyla hayatımızın çoğunu geçiriyoruz. Dolayısıyla her şey eskilerin bir veya sıfırlarının diziliminin değişmesidir.

Bu yüzden felsefi önermeler toplum yada insan üzerinde direkt etkisi olmadan anlamlandırma çabası içinde araç olmaktan öteye gitmiyor, nedeni ise hayata etkisi olmayan bilginin gereksiz, fazlalık olarak kendini yok etmesinden ileri geliyor. Ego ister kişisel olsun, ister toplumsal yönlendirme ile yapılan hatalara kulp aramamak gerekiyor.

Olayları önce kişisel, sonra toplumsal faydalılık açısından düşünüp ona göre reaksiyon verirsek toplumda sorunlar azalıp ilerleme, değişim, gelişim artar. Gelişen, değişen toplum organizmasının bireyleri ise saçmalıklara ihtiyaç duymaz.

İnanmak öncelikle yaşamın tesadüf olmadığını anlayıp, doğaya saygılı olarak insanlığın temeli olan merhamet ve vicdan duygularını geliştirir, bu da hayatını disipline ederek kendimizi bir çok gereksiz şeyden soyutlayıp huzur bulmamızı sağlar.

İçinde yaşadığımız dünya evrende bir nokta kadar. O noktanın içinde yaşayan varlıklarız, kendimizi dünyanın merkezine koyuyoruz, oysa bir hiçiz. İşte kendi değersizlik duygusunu kapatmak için kibirleniyor insan.

Ego olarak benliğin bencil iradesi bütünlükten kendini soyutlaması ile bölünmüş olduğu yanılgıya düştüğü bu sürecin tüm etkilerini tecrübe etmekte olan insandır. Bütünlüğü yakalayan insan içinde evrenle tanrıyla bütünleşmiştir. Sadece farklı vasıflar altında kendini ifade eden kavramlar bütünüdür. Bu noktada mutlak sevgidir, arada ikilik aşık ile maşuk kalmamıştır, bu sen sende olduğun müddetçe vardır oysa insan içinde bütünüyle kainattır. İçindeki benlik öğretmeninin anlatmaya çalıştığı ile insanın algıladığı farklı benlik çatışmasından doğar cennet ile cehennemde.

HÜLYA ÇAKICI