12 Kasım 2016 Cumartesi

İnsanları yargılarsan onları sevecek vaktin kalmaz!


Melbourne’de rahibeler, zavallı bir alkol bağımlısını yoldan aldılar. Bu adam isimsiz, işsiz, yersiz yurtsuzdu ve tam anlamıyla toplum tarafından dışlanmıştı. Rahibeler adama günlerce baktı ve onunla ilgilendiler. Aradan günler geçip de adam kendini toparladığında rahibeye giderek, “Şimdi iyiyim ve artık eve döneceğim. Bir daha da asla içmeyeceğim. Tanrının beni sevdiğini anladım.” dedi. Evine, eşine ve çocuklarına döndü, yeniden çalışmaya başladı. Bir ay sonra ilk maaşıyla geri geldi ve rahibelerden birine elindeki parayı uzatarak, “Bu paradan bana yaptığınız gibi başkalarına da, Tanrının sevgisini göstermek için faydalanın.” dedi.

Bir Çin Atasözü der ki, “Size gül veren elde, her zaman biraz gül kokusu kalır.”
İnsanları yargılarsan, sevmeye zamanın kalmaz.
Rahibe Teresa söylenebilecek olanı bir insanın anlayabileceği sadelik içinde, kısa ve öz olarak söylemiş ve yaşam döngümüz içinde, bütün insanlar olarak önemli olanın, temiz bir su damlacığı gibi saf, temiz ve kirlenmemiş olarak yaşayabilmek ve yaşamak olduğunu söylemiş, temsil ettiği Rahibelik görevini gereğine en uygun olarak, en iyi şekilde yapmış ve gereğini yerine getirmiş. Bu söylemi ile iyi bir insanmış.

Rahibe Teresanın Sözlerinden bazıları;
- Eğer insanları yargılarsan, onları sevecek vaktin kalmaz.
- Gözlerim mutlu çünkü ellerim birçok gözyaşını kuruluyor.
- Beklentisiz sevmek gerek. Sevginin kendisi için bir şeyler yapmak gerek, karşılığında alabileceklerin için değil… Eğer herhangi bir karşılık bekleyecek olursan, bu sevgi değildir. Gerçek sevgi, kayıtsız, şartsız ve beklentisizdir. Bedeli ne olursa olsun vermelisin. Sevmek kendini ölçüsüz, şartsız ve pişmanlık duymaksızın vermektir.
- Her insan, Hindu, Musevi, Müslüman, Hristiyan vs. Herkes sevmek ve sevilmek için yaratılmıştır. Hangi ırktan yada hangi dinden olduğu önemli değildir. Her adam, her kadın, her çocuk Tanrı evladıdır ve onun imgesinde, benzerliğinde yaratılmıştır. İnsan kardeşimizde gördüğümüz Tanrıdır. Tanrının sevgisi sonsuzdur, şefkat ve anlayış doludur. Tanrı dünyayı sizin ve benim aracılığımla, insanlara dokunuş biçimimiz, başkalarına bir şeyleri sunuş şeklimiz, birbirimizi sevme biçimimizle seviyor. Sevgiyi bizim aracılığımızla hayata geçirmek onun üslubudur. Sevgi eyleme geçmelidir.
- Sınırsız sevgiyle yapılan küçük şeyler değerlidir. Ne yaptığımız değil, yaparken ne kadar sevgiyle yaptığımız önemlidir. Ne verdiğimiz değil, verirken ne kadar sevgiyle verdiğimiz önemlidir ve Tanrı için hiçbir şey küçük değildir…
- Sana gelen hiç kimse yanından, eskisinden daha kötü ve daha mutsuz ayrılmasın!


RAHİBE TERESA, bugünkü Arnavut topraklarında doğdu. Ölümünden altı yıl sonra Kutsal Kişi olarak ilan edildi. Rahip arkadaşına yazdığı mektupların, ölümünden sonra ortaya çıkmasıyla Terasanın inancıyla ilgili birçok yorum yapıldı. Teresa, yoksa Tanrı’ya inanmıyor muydu? Dini inancı aslında yok muydu?

Onun hisleri yada düşünceleri, bildiğimiz kalıplar dahilinde incelenecek olduğunda belki öyleydi, belki de değildi. Ancak Teresa’nın sözlerine kulak verildiğinde ve onun tüm yaptıklarına bakıldığında şu çok iyi anlaşılır ki; Onun Tanrısı, Sevgi, inancı, Sevmek ve ibadeti. Sevgiyle yapılan her şeydi.

Rahibe Teresayı diğer rahibelerden ayıran en önemli özelliklerinden birisi şudur, Teresa diğer birçok rahibe gibi manastıra kapanarak sadece dua edip, ibadet etmemiş kendi deyimiyle İsa'nın çağrısını dinlemiştir. Bu çağrı neticesinde, neredeyse tüm dünyayı dolaşarak evsizlere, hastalara, fakirlere ve cüzamlılara yardım etmiştir.

Ben de Teresa gibi insanlığa hizmetin önemine inananlardanım. Bu dünyaya sadece aşık olmak, yemek, içmek, mal-mülk sahibi olmak, eğlenmek, kendimiz için ve sadece kendi hayatımızı yaşamak için gelmiş olduğumuzu düşünmek, sınırlı bir bakış açısıyla yaşanan, sınırlı bir yaşam gibi geliyor bana. Bunları yapmanın, dünyasal güzellikleri yaşamanın hiçbir sakıncası yok. Ancak hepimiz yapabildiğimiz oranda karanlık zamanlarında birilerinin yaşamlarına fener tutabilmeliyiz. Hiçbir şey yapmak elimizden gelmiyorsa bile en azından güzellikleri, güzel anları paylaşarak insanların yüreğine ve ruhuna dokunabilmeliyiz.

Karşılıksız sevgiyle, kimseyi ırkından, cinsiyetinden yada inancından dolayı ayırmadan, Tanrının tüm kullarına yardım elini uzatabilmek bundan daha büyük bir ibadet olabilir mi? Hepimiz zaman zaman zorluklar yaşayabiliriz. Bazen her şey üst üste gelir. Birçok üzüntü ve keder bir araya geldiğinde ve bu durum uzun sürdüğünde ister istemez kendi kendimize Acaba Tanrı beni görmüyor mu?, Yoksa Tanrı beni unuttu mu? diye sorarız.

Rahibe Teresa insanın acısının, belki de yalnızlığının en son noktasında ulaşabildiği kimsesizlere, düşkünlere el uzatmış birisidir. Onların yalnız ve sevgisiz kalmış kalplerine tekrar sıcaklık vermiştir. Uzattığı yardım eliyle bir anlamda onlara, Tanrı sizi unutmadı. Yalnız değilsiniz ve seviliyorsunuz. Benim elim aracılığıyla, Tanrı size elini uzatıyor, mesajını vermiştir.

İtalya’da bir gazeteci, Rahibe Teresa siz yetmiş yaşındasınız öldüğünüz zaman dünya aynı kalacak. Bu kadar çabanız neyi değiştirdi ki? Bu kadar yorulmaya değmiyor, dünya değişmiyor, sözüne karşılık Rahibe Teresa, gülümseyerek cevap veriyor; Bakın ben asla dünyayı değiştirebileceğimi düşünmedim, Tanrının sevgisini yansıtabilecek temiz bir su damlası olmaya çalıştım sadece. Sizce bu az mı? Siz de temiz bir su damlası olmaya çalışın, böylelikle iki kişi oluruz. Eğer evliyseniz eşinize de söyleyin, böylece üç kişi oluruz. Çocuklarınız varsa, onlara da söyleyin böylelikle çoğalırız…

1979 yılında Nobel Barış Ödülünü alan Rahibe Teresa, ödülü kendi namına kabul etmediğini bildirdi. Kendi şerefine düzenlenen şaşalı Nobel yemeğini geri çevirerek, yemek için harcanacak parayla birçok fakire Noel’de yardım yemeği düzenledi. Barış ödülüne ve Noel ruhuna uygun güzel bir davranış...

HÜLYA ÇAKICI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder